+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 Toplam: 1

Siyasal felsefenin doğuşu

Bilim ve Astronomi Kategorisi Felsefe Forum'u Forumu Siyasal felsefenin doğuşu Konusunu okuyorsunuz, Konu içeriği kısaca ->> Merhaba Hannah Arendt ve siyasal felsefenin doğuşu 80'li yılların başlarından beri, Hans Jonas’ın Hannah Arendt’i adlandırdığı gibi, “coşkulu çapraz düşünür” ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.087
    Rep Gücü
    88648

    Siyasal felsefenin doğuşu

    Merhaba

    Hannah Arendt ve siyasal felsefenin doğuşu

    80'li yılların başlarından beri, Hans Jonas’ın Hannah Arendt’i adlandırdığı gibi, “coşkulu çapraz düşünür” ün siyasal felsefesi yeniden doğuşunu yaşıyor. 0, önceleri solcular tarafindan hiç dikkate alınmadı ya da idealist olarak eleştirildi; “ yarı anarşist” likle suçlandı. Feministler de başlangıçta Arendt’i hiç fark etmediler. Çünkü Arendt, yapıtlarının hiçbir yerinde, felsefi bakımdan kadın sorunlarıyla ilgili açıkça bir şey söylemedi. Hannah Arendt ABD ve Avrupa’da yeniden keşfedildi; özellikle totalitarizm teorisi, 'The Origins of Totalitarism' yeniden incelenmeye alındı.



    Hannah (Johanna) Arendt 14 Ekim 1906’da Hannover, Linden’de doğdu. Tek çocuk olarak büyüdü; babası 1913’te öldü. Bilinçli asimile olmuş bir Yahudi olarak annesi Martha Arendt, kızına olabildiği ölçüde “normal bir gelişim” sağlamaya çalıştı. Bir süre Yahudi bir din adamı ona din dersi verdiyse de, Hannah’yı sıkı inançlı bir Yahudi gibi eğitmekten kaçındı: Hannah da erken yaşlarda Yahudi karşıtı sataşmalara karşı kendisini korumayı öğrendi.


    1918-19 devrim yıllarının olayları —o sırada annesinin evi sosyal demokrat Bernstein çevresinin bir toplanma merkezi olduğu halde— küçük kıza dokunmadı. 14 yaşındayken felsefeyle ilgilenmeye, Immanuel Kant, Karl Jaspers ve Sören Kierkegaard okumaya başladı. Liseyi bitirdikten sonra, enflasyon yıllarında, amcası Ernst Aaron’ un parasal yardımıyla teoloji ve Grekçe okumak üzere Marburg’a gitti. Marburg’da ilk aşkı Heidegger’le karşılaştı.


    O zamanlarda otuzbeş yaşındaki Heidegger, orada “felsefenin gizli kralı” sayılıyordu. Heidegger’in düşüncelerindeki dolaysızlık, Hannah Arendt’i hayran bırakmıştı. Yıllar sonra o, “Husserl’ in çağrısını yaptığı ... şeylerin, akademik olanla ilgili olmadığını, düşünen insanla ilgili olduğunu (bu şekilde) düşünmenin yeniden canlandığını, geçmişin öldü sanılan kültür değerlerinin yeniden dile geldiğini” Heidegger biliyordu diyecekti . “Coşkuyla düşünen kadın” da hareket noktasını canlı gerçeklikten aldı.

    Arendt’ in Heidegger’e duygusal bağlılığı, onun 1933’te Nasyonal Sosyalist iktidar sahipleriyle birlikte Yahudi düşmani yüksek okul siyasetini tutmasindan sonra da sürdü. Bununla birlikte, Heidegger ve felsefesini “siyasetdi$i” olarak daha ele$tirel görmeye ba$ladi. O zamandan sonra kendisini filozof degil, siyaset teorisyeni olarak gördü. Evli olan Heidegger’le kısa aşk ilişkisi son bulduktan sonra, 1928’de doktora yapmak için Heidelberg’ e, Jaspers’ in yanına gitti. 'St Augustin 'de Sevgi Kavramı' üzerine doktora yaptı. Jaspers’le olan yakın dostluğu, hayatı boyunca sürdü.

    Jaspers onu çalışmalarında önemli yer tutacak olan iki felsefi görüşle tanıştırdı: İnsanın özgürlüğünün bir biçimi, yani varoluş olarak; “insanın hazır bir sonuç olmadığı, onun kendi spontanlığının bir olanağı” olduğu; ve daha da önemlisi, insanın Heidegger’de olduğunu , “kendi varlığı”nı, yani kendi kendini, yıkan ögelerin bir varlığı olmadığını gördü. Arendt bunlardan kalkarak, kendi insan felsefesini kurmaya ve bulmaya başladı.

    Eğitimini tamamladıktan sonra, ilerde evleneceği filozof ve yazar Günther Anders’le Berlin’e gitti. Daha o zamandan 'özgür' olmak istiyordu. Bu nedenle akademik kariyer onun için söz konusu değildi; ve habilitasyon (doçentlik tezi) yapmak da. Bunun yerine 1930’da kendi 'özgün' yapıtı üzerinde —Yahudi romantik kadın filozof —Rahel Varnhagen üzerinde— çalışmaya başladı. Bu kitap onun çok kişisel bir kitabıdır. Rahel’in hayat öyküsünü, “onun kendisinin anlatabileceği gibi” anlatmaya çalışırken, Rahel onun “ikinci ben” i oldu. Rahel Varnhagen’in “Yahudi doğmuş olmak olgusu ... savaşması” , onun Alman çevreye uyma, asimile olma çabaları, 1933’e kadar kültürlü Alman Yahudilerinin tipik davranış şekliydi. Arendt, 'Rahel Varrihageri, Lebensgeschichte einer deutschen Jüdin aus der Romantik' adlı çalışmasını 1938’te Paris’te sürgündeyken tamamladı. Kitap ancak 1958’de ABD’de yayımlandı.

    Nasyonal Sosyalistlerin iktidara gelmesinden sonra, 1933’te Arendt, Gestapo tarafindan bir süre tutuklandı. Bunun üzerine aynı yılın ağustosunda kocasıyla Paris’e kaçtı. Siyonist hareketlerde etkin olarak çalıştı — ve Varnhagen’in yaşamöyküsünün sonunu değiştirdi: 'şimdi burada bir parya varoluşu kabul edilerek özümsenmenin bütün formlarına hayır dendi. Bu bir varoluş koşulu olarak sadece Yahudiler için değil, modern toplumdaki bütün bireyler için de geçerliydi. “Artık ortaya çıktı ki, parya, gerçek gerçeklikler karşısında sadece daha anlamlı olmakla kalmıyor; bu koşullarda yeni yetmelerden; kendisiyle ilgisi olmayan nesneler içinde sadece bir karnaval figürü olmaya, bir görüntü mevcudiyetine mahküm yeni yetmelerden; daha fazla gerçeklik taşıyor” .

    Hannah Arendt 1941’de, annesi ve 1936’da tanıdığı komünist olarak izlenen ikinci kocası Heinrich Blücher’ le ABD’ye göç etti. Başlangıçta New York’taki Alman-Yahudi haftalik gazetesi Auhbau’ da çalıştı. Sonra Kafka’ nın günlüğünü de yayımladığı (1946) büyük bir gazetenin şef lektörü oldu: 1948’den 1952’ye kadar Jewish Cultural Reconstruction, Inc.’da çalıştı. 1953’ten sonra Amerika’nın en önemli üniversiteleri Princeton, Harvard, Berkeley vb.’de konuk olarak konferanslar ve dersler verdi. 1963’ten 67’ ye kadar Chicago Üniversitesi’ nde profesör olarak çalıştı. 1967’den 1975’ te ölümüne kadar New York’ta New School of Social Research’de siyaset felsefesi profesörü olarak dersler verdi.

    Blücher’in etkisiyle Marksist toplum teorisiyle uğraşmaya başladı; örneğin — Luxemburg’un imperialismus-Studie’sini ele aldı. Kendisi hakkında, kocası sayesinde “siyasal düşünmeyi ve tarihsel bakmayı öğrendiğini söylüyordu.

    1951’de tarihsel-fenomenolojik yazısı 'The Origins of Totalitarism' (Alm. Elemente und Ursprünge totalitürer Herrschaft, 1955) çıktı. Zamanın ruhuna çaprazlama girerek, sonradan faşizm ve Stalinizmi, siyasal baskının yeni formları olarak damgalamak için, önce Yahudi karşıtlığı ve kapitalizmin çözümlemesini yaptı. Arendt için Auschwitz ve Gulag Takımadaları’nın ikisi de, totaliter egemenliğin özü bakımından eşanlamlıydı — ve de tarihte mutlak anlamda yeni ve örneksizdirler.

    “Öldürmemelisin’ cümlesi, hayata yararı olmayanları ve aşağı ırkları ve kişileri’ ya da ‘yok olmakta olan sınıfları’, sistemli bir şekilde, fabrika gibi yok etmek şeklindeki halk siyaseti karşısında çaresiz kalıyor. Ve bu, bir defalık bir eylem değil, sürekli olması hesaplanmış ve ortaya konmuş bir işlem”.

    Ona göre “3. Reich’in gaz odalari ve toplama kampları... Batı tarihini kesintiye -uğrattı”. Her iki terör sistemi de “insanları, onlar sanki çoğul değil de tekilmişler gibi bir örgütlenme içine sokmayı başardı”.

    Bundan sonra yazdığı, birçoklarının başyapıtı saydığı 'Vita Activa' da (1960) Arendt, daha önceki siyasal teorilere çok kökten eleştiriler getirir. Burada insanın varoluşunun koşullarını araştırır: doğum, ölüm, yaşamak, çeşitli olma (plüralite) ve dünya, aynı şekilde insanın yapıp etmeleri, çalışmak, üretmek, eylem yapmak, bunlarin olup bittiği alanlar.

    Çalışmasının hareket noktası kavramsal bir ayrımdır. Hayatta kalmak için gerekli bedensel çalışmalar, elişleri ya da bir şey meydana getiren sanat işleriyle ne birinci ne de ikinci kategoriye giren eylemde bulunmayı birbirinden ayırır. Bu ayrımı yeni yazılarda bulamadığından çözümlemesi için geriye, Grek kültürüne döner. Bu kültürde bu üç yapıp etme birbirinden ayrı tutuluyordu. İnsanın yaşayabilmesi için gerekli olan bedensel çalışma, bu ister ekmek pişirmek olsun yada çocukların doğması olsun, kölelere, barbar denen yabancılara ve kadınlara düşer. Bu çalışmalar, kamusal hayatın tamamen dışına atılmışlardı; özel hayat alanına giriyorlardı. Aristoteles için örneğin çalışma, aynı şekilde vita activa, elişçisinin bir şeyler yapması, erdem den apayrı şeylerdi . Bir sanat yapıtı meydana getirmek de Özgür bir erkeğe yakışmaz; çünkü bu da bedensel güç sarf etmeyi gerektirir. Bir şey yapmanın olumlu olanı, vita contempiativa, salt düşünme, ‘konuşma ve polis’ in kamu işleri için eylem yapmaktır. İşte bu son kavramı Arendt, insanı insan yapan antropolojik bir tanımlama olarak alır. Bu ona göre bir “çeşitli olma” olgusuyla koşulludur. İnsanlar gerçi ayni türdendirler yoksa aralarında bir anlaşma olanağı olmazdı — ama aynı zamanda birbirlerinden çok başka türlüdürler; ve bu başkalık, konuşma ve eylemi gerekli kılar. “Konuşma ve eylem, insanların biricikliğinin ortaya çıktığı yapıp etmelerdir” . Çalışmadan yaşayan bir insanın insan Olmadığı söylenemez. Fakat konuşmadan ve eylem yapmadan yaşanan bir hayat, “kelimenin tam anlamıyla, bir hayat değil, bir insanın hayatı boyunca yaşadığı bir ölümdür.”

    Arendt için insan ancak eylem yaparak ve konuşarak kendisini açıklayabilir; ancak bu şekilde “öz varlığının kişisel biricikliğini” “dünya sahnesinde” gösterebilir. “Gezegende insan değil, insanlar oturuyor. Çeşitli olma, dünyanın yasasıdır” . Jürgen Habermas, bu yüzden Vita activa’ yı “dilsel eylemin antropolojisi” olarak niteler .

    Düşünmek — İstemek — Yargılamak

    Arendt’ in manevi vasiyeti, 1979’ da arkadaşı Mary McCarthy’ nin sonradan yayımladığı Vom Leben des Geistes adlı tamamlanmamış bir üçlemedir. Tamamlanmış iki bölüm, Das Denken ve Das Wollen’ dir. Üçüncü bir kitap olarak Yargılama bunları izleyecekti, ama olmadı. 4 Aralık 1975’ te ikinci kalp kriziyle hayatı sona erdiğinde bu yazının başlığı yazı makinesinde kağıda yazılmış bulundu. Bu konuyu ele almış olduğu Kant’ ın Siyaset Felsefesi dersleri ölümünden sonra, Das Urteilen adı altında yayımlandı.

    “Yargılama” sorunu Arendt’ i, 1961’ de, Eichmann davasında New Yorker’ in muhabiri olarak haber hazırlamak için Kudüs’ te bu davayı izlediği zamandan beri uğraştırıyordu. Eichmann' in Jerusalem (1963) adlı kitabı, özellikle Eichmann’ in kişiliğini nitelemek için kullandığı “Banalitüt des Bösen” (kötünün sıradanlığı) kavramıyla büyük bir hiddet firtınası koparmıştı. Arendt, açıkça şunu söylüyordu: Yahudi soykırımı deneyimi bile, canı Eichmann’ ı insanlık dışı ilan etmeye hak kazandırmaz. Tersine insanın yargıları sadece insana karşı verilebilir.

    Bundan sonra şu soruyla uğraştı: Eğer insan sadece kendi yargı gücüne dayanabiliyorsa ve egemen ahlak haksız olanın yanındaysa, haklı ve haksızı ayırabilme gücüne nasıl sahip olabilir? Eichmann’ ın açıkça “düşünme yeteneğinden yoksun” kişiliği, Arendt’ e şu soruyu sordurmuştu: Kötü olma, “kötü davranışın” zorunlu nedeni midir? Yoksa, “iyi ve kötü ... sorunu bizim düşünme kabiliyetimizle mi ilgilidir?” . Arendt, ahlaksal yargı gücü ve düşünme arasında bir bağ olduğu ve bu yüzden düşünmede “düşünme mesleğinden” olanlara bir öncelik hakkı tanınmaması gerektiği sonucuna varmıştı. Her iki güç de, hem düşünme hem de pratik akıl, Arendt’ e göre, insan için varoluşsal bir ilgi taşır. “Çünkü akıl, hakikati değil, anlamı arar”.

    ( Toplumsal Bir Olay Olarak Doğum ve Ölüm ) Arendt’ in şimdiye kadar hiçbir felsefe tarihinde ve ansiklopedide yer almayan bir kavramı felsefe tartışmaları alanına sokması, birçok hizmeti yanında yeni bir hizmetidir. Bu kavram natalitedir. Felsefe yapmakla ölüm düşüncesi arasında sıkı bir bağ vardır: “Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmek demektir” diye yazar Michel de Montaigne; ve Martin Heidegger, bizim doğdugumuz andan itibaren ölüme yaklaştığımız tezini ileri sürer (Sein zum Tode). Heidegger’ in öğrencisi olan Arendt’ in St Augustin’ e dayanarak doğmayı ölümlülüğün karşısına koyan, karşı yönde kesin bir adım atması, herhalde bir rastlantı değildir. Bu kavram, Arendt’ in eylem kategorisiyle ilglidir: Çünkü çok geniş anlamda “eylem yapmak ve yeni bir şeye başlamak” aynı şeydir. “Çünkü her insan doğmuş olmak temeli üzerinde bir başlangıçtır, yeryüzüne yeni gelendir; insan girişebilir, bir yeni başlayan olabilir ve yeni bir şeyi harekete getirebilir” . “Natalite, umut ilkesinin antropolojik, biyolojik gerçekliğidir”.

    Hans Jonas’ ın yargısına göre, Arendt “yoğun kadındı, bu yüzden de feminist değildi.” 1953’te Princeton’ da ilk ders veren kadın, 1959’ da orada ilk profesör olan kadın olduğu ve büyük bir medya hareketi ortaya çıktığı zaman, ona tanınan “ayrıcalıklı kadın” statüsün den hoşnut olmamıştı. Arendt kadın sorunlarını ayırıp ayrıca ele almak istemiyordu; tıpkı Yahudilik sorununda hayatı boyunca yapmış olduğu gibi. 0, üniversite felsefesinin erkek ort***** girmişti; yalnız başına ve kendi gücüyle bunun sağlam teorik temellerini sarsmıştı. Tıpkı ele aldığı iki kadın, Rosa Luxemburg ve Rahel Varnhagen gibi, O da, erkekler dünyasında yalnız başına ilerleyen bir insan oldu.

    Arsen Ceyhan / İkinci Grup
    İkinci Grup

    eserleri





    .Der Liebesbegriff bei Augustin. Versuch einer philosophischen Interpretation (1929)
    Totaliterizmin Kökenleri(1951)
    .Rahel Varnhagen Bir Yahudi Kadının Hayatı (1958)
    .İnsanlık Durumu (1958)
    .Geçmişle Gelecek Arasında (1961)
    .On Revolution (1963)
    .Eichmann in Jerusalem A Report on the Banality of Evil (1963)
    .Men in Dark Times (1968)
    .Crises of the Republic: Lying in Politics; Civil Disobedience; On Violence; Thoughts on Politics and Revolution (1969)
    .The Jew as Pariah: Jewish Identity and Politics in the Modern Age (1978)
    .Life of the Mind (1978)

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Nerden
    Uzay:)
    Mesaj
    Çok:)
     

Benzer Konular

  1. Siyasal bir analiz denemesi
    mopsy Tarafından Tiyatro Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-08-2011, 12:35 AM
  2. Felsefenin Başlangıç İlkeleri
    SOSYALİST Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 23-12-2009, 03:59 PM
  3. Felsefenin tanımı
    İnci Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-11-2009, 04:30 AM
  4. Faşizm ve siyasal İslam ...
    güney Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-11-2008, 08:19 PM
  5. siyasal islam tehlikesi
    atmaca34 Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 28-02-2008, 10:59 AM