Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6
  1. #1
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591

    Vicdan rahatsızsa itiraf kaçınılmaz olur...

    Şunu ifade etmek istiyorum:
    Yitirilmiş bir yoksulluğa -duygusallığa kapılmadan- özlem duyulabilir. Yoksulluk içinde yaşanmış yıllar bir duyarlık oluşturmaya yeter. Bu özel durumda, oğulun anneye duyduğu tuhaf sevgi, onun tüm duyarlığını oluşturur. Bu duyarlığın çok çeşitli alanlardaki belirtileri, çocukluğundaki maddi durumun, gizli kalmış anısı ile açıklanabilir (ruha takılıp kalan bir ökse).

    Bunları farkeden kişide bir minnet ve vicdani rahatsızlık ortaya çıkar. Yine bunlardan dolayı bir kıyaslama yapınca, kişi çevre de değiştirmişse, yitirilmiş zenginlikleri duyumsamaya başlar. Zenginlere gökyüzü, fazladan verilen, doğal bir armağan gibi gelir. Yoksullar için, gökyüzü, sonsuz lütfuna yeniden kavuşur.

    Vicdan rahatsızsa, itiraf kaçınılmaz olur. Kitap bir itiraftır, tanıklık etmem için gereklidir. Söyleyeceğim, apaçık göreceğim yalnızca tek bir şey var. Alçakgönüllü ya da gururlu insanlar arasında geçen bu yoksul yaşamda, bana yaşamın gerçek anlamı gibi gelen şeyi yakaladığıma eminim. Sanat yapıtları bunu ifade etmeye asla yetmeyecek. Sanat bana göre her şey demek değildir. Ama, en azından bir araçtır.

    Rahatsız eden utançlar, küçük korkaklıklar, öteki dünyaya (paranın dünyasına) duyulan bilinçsiz saygı da önemli. Yoksulların dünyasının tek değilse de, kendi içine kapalı, toplum içinde bir ada oluşturan ender dünyalardan biri olduğuna inanıyorum. Az bir çabayla, Robinson"culuk oynanabilir. Böyle bir yaşama gömülene, iki adım ötede bulunan doktorun dairesinden söz ederken, "orada" demek gerekir.

    * * *
    10 Ekim.
    Değerli olmak ya da olmamak. Yaratmak ya da yaratamamak. Birinci durumda, her şey kanıtlanmıştır. İstisnasız, her şey. İkinci durum, tam bir Anlamsızlık"tır. Geriye en güzel intiharı seçmek kalır: Evlilik + 40 iş saati ya da tabanca.
    * * *
    Kendimiz olacak zamanımız yok. Yalnızca mutlu olmaya zamanımız var.
    * * *
    Devrimci düşünce, tam anlamıyla insanın, insanlık durumuna karşı çıkışıdır. Bu anlamda, çeşitli görünümler altında, sanatın ve dinin süregiden tek temasıdır. Bir devrim her zaman Tanrılara karşı gerçekleştirilir -Prometheus"tan başlayarak. Bu, insanın yazgısının üstünde hak iddia etmesidir, zorbalar ve soytarı burjuvalar bunun bahanesinden başka bir şey değildir.
    ***
    Kuşku yok ki bu düşünce, tarihsel eylemi içinde kavranabilir. Bunu kanıtlama iradesini göstermek, boyun eğmemek için Malraux"nun coşkusu gerekir. O coşkuyu kendi özünde ve kendi yazgısında bulmak çok basittir. Bu anlamda, mutluluğun fethini dile getiren bir sanat yapıtı devrimci bir yapıt olabilir.
    ***

    "Papaz. - Neden insanlarla yaşanmasın, onlarla birlikte hareket edilmesin?
    Manfred. - Ruhum onların varlığından tiksiniyor."
    ***
    Bir kalp, neyle yönetilir? Sevmekle mi? Bu hiç de kesin değil. Aşk acısının ne olduğu bilinebilir, aşkın ne olduğu bilinemez. Aşk bu durumda, yoksunluk, özlem, boş kalmış ellerdir. Coşku duyamıyorum; bana iç sıkıntısı kalıyor. Cennet olduğu sanılan bir cehennem. Oysa, bu bir cehennem. Beni boşluğa terkeden yaşam ve aşk diyorum. Hareket, zorlama, ayrılık, içimde paramparça olmuş bu ışıksız kalp, göz yaşlarının ve aşkın tuzlu tadı.

    Albert Camus

    Kaynak

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Yaziya bir dip not duseyim:

    4 Ocak 1960 tarihinde bir trafik kazasında ölen Camus’yü ve eserlerini anlayabilmek için onun hayatını,
    yaşadığı dönemi, dönemin siyasi ve askeri olaylarını göz önünde bulundurmak gerekir.
    İki dünya savaşı, faşizm ve komünizm, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği, tabiatına hayran olduğu,
    sık sık geri döndüğü Cezayir, Cezayir’in kanlı ayaklanmaları ve özgürlük mücadelesi, ayrıca
    gençlik yıllarında yakalandığı tüberküloz Camus’nün eserlerine damgasını vurmuştur.
    Bir umut olarak gördüğü komünizm onun en büyük hayal kırıklığıdır.
    O, insan ve tabiat sevgisine inanmış, bu yaşamda insanın hak ettiği mutluluğa ve barışa ulaşabilmesi için
    inancının temeline herkes için görece bir özgürlük, adalet ve ahlak fikrini yerleştirmiştir.
    Bu bakımdan Camus, tam bir hümanist ve tam bir ahlakçıdır.

  3. #3
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591
    Bak sen şu hain "komünizm" e nasılda kocaman bir hayal kırıklığı yaratmış ve yanı sıra bu kadar eser...

    Sevgili Mopsyciğim o komünizim dirki saydığın tüm özellikleri yaratan..
    Yani ahlakı,
    yani sevgiyi
    yani özgürlük tutkusunu...

    bak 1 mayıs geliyor hazırlık yapıyorum ona göre...:))

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Ben sadece elciyim
    Elciye zeval olmaz.
    Konuyu acmak adina
    Mosyo.Albert Camus....

    Camus’nün tarihsel başkaldırısının asıl hedefi komünizmdir. Faşizme de yer vermesinin nedeni, hem Mussolini hem de Hitler’in Nietzsche ve Hegel’e dayandırdıkları görüşleridir. Onlar, dünyanın hiçbir anlamı olmadığı, tarihin gücün rastlantısallığından başka bir şey olmadığı görüşünden hareket ederler. Devlet terörünü meşrulaştırırlar. Ancak, nihilist ahlak üzerine kurulu faşizm ve nazizm evrensel değildir, bu bakımdan komünizmden ayrılır. Komünizm, dünya imparatorluğu fikrinden hareket eder.
    Camus’ye göre, Marks tarihsel diyalektik konusundaki görüşlerini Hegel’in tarih felsefesinden alır. Hegel’in köle-efendi toplumu, Marks’ın proletarya diktatörlüğüyle sonuçlanır. Tanrının yerini tarih almış; eşitlik ve özgürlük kavramlarıyla, tarihin sonundaki cennet vaadiyle ortaya çıkan komünizm, tümlüğü gerçekleştirmek adına özgürlüğü askıya almış ve insanları kölelikte eşitliğe götürmüştür. Sonucu, Tanrı egemenliği yerine diktatörlerin egemenliği ve devlet terörüdür.

  5. #5
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591
    Elçiyi öyle bir "zeval" edeceğim ki ....:))

    Siz yazın hocam biz okuruz....
    ne yapalım "elçiye zeval olmaz" mış...

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı Guney´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Elçiyi öyle bir "zeval" edeceğim ki ....:))

    Siz yazın hocam biz okuruz....
    ne yapalım "elçiye zeval olmaz" mış...


    Merhaba

    Ben bir bukle daha yazayim.
    Sizi fazla uzmeyecek bir konudaki bir bukle!

    İnsanın evreni kavrayabilmesi olanaksızdır.
    Bir baska deyişle, evren İnsan for saçmadır, uyumsuzdur.
    Dolayısıyla İnsan da evren for uyumsuzdur.

    Ama
    Insanla evrenin karşılaşmasından doğan met uyumsuzluğun bilincine varmak
    Bir oğlu degil, Bir başlangıçtır aradığım kayıp.

    En kati gerçekler safra, met gerçekleri kararlı olarak tanıdığımız ve
    Kabil ettiğimiz Perpetually
    Birdenbire üzerimizdeki güçlerini yitirirler.

    Her türlü felakete karşın
    Yaşama Dört elle sarılıp uyumsuza direnmeli ...
    Albert Camus

Benzer Konular

  1. 35 yaş krizi kaçınılmaz
    mopsy Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 03-07-2010, 09:22 PM
  2. Büyük Savaş Kaçınılmaz
    SOSYALİST Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 03-03-2010, 10:16 AM
  3. PKK'lı teröristten şok itiraf
    yusolis Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 14-07-2009, 01:17 PM
  4. Ülkelerin kaçınılmaz kaderi var mı?
    pandura Tarafından Rüya tabirleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-09-2007, 12:41 PM
  5. türkiyenin kaçınılmaz gerçeği
    Go[rk]eM Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-08-2007, 08:00 PM
Yukarı Çık