Merhaba!



Makro felsefe en küçükten/mikro, en büyüğe/makro
kadar her şeyi birbirine bağlayan bir sistemdir.
Temel öğretisi, her şeyin sadece birbirine bağlı olduğu
değil, aynı zamanda makrokozmik bir bütün oluşturduğu
yolundadır ve bu oluşan her neyse o mükemmeldir.
Ancak mikro açıdan bakıldığında her şey birbirinden ayrı
ve bölünebilir görünür.

Makro felsefe, mikro ve Makrokozmik bir süreç varsayar;
bu süreç içinde nötronlar, protonlar ve elektronlar, insan
bedeni gibi daha büyük fiziksel bedenlerin bölünmez
parçalarıdır.

Düşünmeyi sürdürürsek, insanın da Dünya denen üçüncü
gezegenin bölünmez bir parçası olduğunu kavrarız.
Bu sıra ile düşündüğümüzde, güneş sistemi bir galaksinin
bölünmez parçasıdır; galaksi de.. ve bu hep böyle sürüp
gider.

İnsan;
1- Kendini kendinden, başkalarından, evrenden ve
Tanrı'dan/Makrokozmos'dan ayrı ve bölünmüş hissettiği,
2- Olan neyse onun mükemmelliğini yadsıdığı,
3-Başına gelenlerden sadece kendisinin sorumlu olduğu
gerçeğini kabulden kaçındığı ölçüde acı ve yalnızlık duyar,
hastalık ve ölümü deneyimler.

Farklılık/ayrılık duygusu neden kaygı uyandırır?
Çünkü bizden ayrı, yabancı, farklı olarak algıladığımız her
hangi bir şey, kimse bizim için olası bir tehlike, olası
bir endişe kaynağıdır.

Bir şeyle ya da bir kimseyle kendimizi ne kadar birlik ve
bütünlük içinde hissedebiliyorsak, o ölçüde endişeden
uzaklaşır, rahatlama, kabullenme ve sevgi duyabiliriz.

Makro bakış açısından tüm acılar, korkular, hastalıklar,
nefret, ıstırap her şeyin bir olduğunu, her şeyin sevgi
olduğunu, her şeyin Tanrı'yı oluşturduğunu, her şeyin
mükemmel olduğunu bilmemenin sonucu olarak görülür.
Bu, olumsuz düşünce, duygu ve eylemlerin var olmadığı
anl***** gelmez, ancak olumsuzlukların dengesiz mikro
düşüncenin ürünü olduğunu gösterir.

Dünyadaki tüm büyük dinler "Ne ekersen onu biçersin"
derler. Makro felsefeye göre bu deyişin anlamı olumlu
ve olumsuz düşünce kalıplarının/önermelerin yarattığı
sonuçlarda aranmalıdır.
Eğer gerçekleşmesinden korktuğunuz bir şeyler varsa,
genelde gerçekleşir; çünkü, düşünce enerjinizi böylesi
korkulu olaya harcar, dolayısıyla onu kendi düşüncenizin
enerjisiyle yaratmış olursunuz.

İki bin yılı aşkın bir süre önce, bilge kişi, mesellerinin
23:7 nci bölümünde: "Bir insanın kalbinde ne varsa,
kendisi de 'o' dur" demiş.

Makro felsefeye göre olumsuz düşünce, olumsuz duygu
ve olumsuz deneyim üretir; oysa, olumlu düşünceler ve
olumlu duygular ve olumlu deneyimlere kaynak olur.
Tek bir düşünce bile kaybolmaz. Düşüncelerimizin tümü,
eskilerin "kalb" dedikleri bilinçaltımıza kaydolur. Burada
her olumsuz düşünce aynı yoğunlukta veya güçte olumlu
bir düşünceyle dengelenene ya da yok edilene kadar
olumsuz duygular üretmeyi sürdürür (+ ve - = 0).

Olumsuz düşünceler; korku, öfke, düş kırıklığı, suçluluk
duygusu, bunalım, üzüntüler ve benzeri huzursuzluklar
üretir. Olumsuz olan duygularımızı, onları yadsıyarak
gidermeye çalışırız. Yani, olumsuz duygularımızı kendi
olumsuz düşüncelerimizle yarattığımızı kabul etmek
yerine, bu duygulardan onları bastırmak, başkalarına
yansıtmak ya da mantıklı kılacak bahaneler bulmak gibi
psikolojik savunma yöntemlerini devreye sokarak
kurtulmaya çalışırız.

Bu savunma yöntemlerinin tamamı, bizi rahatsız eden
duygularla ilgili farkındalığımızı azaltma ya da ortadan
kaldırma yoluyla psikolojik acıyı azaltacak ya da ortadan
kaldıracak biçimde düzenlenmiştir.

Böylece kendi farkındalığımızı kendimiz azaltıyor, bakış
açımızı daraltarak mikro bakış açısı düzeyine indiriyoruz.
İçinde bulunduğumuz rahatsızlığın sorumluluğunu
üstlenmek yerine bu sorumluluğu başka birine ya da
başka bir şeye yüklemek de çok alışılmış tekniklerden
biridir.

Thea ALEXANDER- 2150 AD