+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 Toplam: 1

Günlükler / Jean Paul Sartre

Bilim ve Astronomi Kategorisi Felsefe Forum'u Forumu Günlükler / Jean Paul Sartre Konusunu okuyorsunuz, Konu içeriği kısaca ->> Merhaba! GERÇEK "BEN"İM Sartre'ın "tuhaf savaş" sırasında tuttuğu 15 günlükten beşi biliniyordu. Savaşın başlarında yazdığı ilk günlük ise geçtiğimiz günlerde ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.087
    Rep Gücü
    88648

    Günlükler / Jean Paul Sartre

    Merhaba!

    GERÇEK "BEN"İM

    Sartre'ın "tuhaf savaş" sırasında tuttuğu 15 günlükten beşi biliniyordu. Savaşın başlarında yazdığı ilk günlük ise geçtiğimiz günlerde bir kitap meraklısının arşivlerini Fransa Ulusal Kütüphanesi'ne satmasıyla bulundu ve on gün önce Fransa'da yayınlandı. Bu ilk günlükte Sartre "kibirle" kendine gülüyor.

    Sene 1939. İkinci Dünya savaşı başlamış. Sartre 34 yaşında, asker. Kendisiyle 1975 yılında yapılan bir söyleşide Jean Paul Sartre, savaşın hayatını ikiye böldüğünü söylüyor: "34 yaşımdayken başladı, 40 yaşımdayken bitti ve benim için hakikaten gençlikten olgunluk çağına geçiş oldu."

    1939 yılında, Sartre ilk başarısını "Bulantı" ile yakalamış, aynı anda hem ikinci romanı hem de felsefi eser üzerinde çalışan hırslı genç bir entelektüeldir. Ve seferberlik anı gelip çatar; onu korunaklı dünyasından çekip alıp birden bambaşka bir gerçekliğe atar: "O zamana kadar, kendimi her şeye hakim sanıyordum" diyor aynı söyleşide. "Dünyanın, diğer herkesle ilişkilerimin ve diğer herkesin benimle ilişkilerinin ağırlığının bilincine varabilmem için kendi özgürlüğümün inkarı anl***** gelen seferberlikle karşı karşıya kalmam gerekiyormuş demek ki." Sartre'ın biyografisini yazan Annie Cohen-Solal, savaş öncesinde neredeyse toplumdışı yaşayan, bireyci, dünya işleriyle ilgilenmeyen, tamamen apolitik bir yazar olan Sartre'ın savaş sırasında birkaç ay içinde nasıl politikaya atıldığını uzun uzun anlatıyor.

    Sartre, bütün varlığını etkileyen bu dönüşüm sürecini yaşadığı 1939 yılının eylül ayından 1940 haziranına kadar düşüncelerini ve yaşadıklarını 15 deftere kaydediyor: "Tuhaf savaş". Bu günlüklerde, savaş, asosyal bir yazarın ölüm karşısında ve içinde bulunduğu tarihsel şartlardaki tuhaf durumu, arkadaşları, gençlik, kadınlar, ateizm konularında sayfalarca yazıyor. Günlüklerden beşi Sartre'ın evlatlık edindiği kızı Arlette Elkaim-Sartre tarafından 1983 yılında, yazarın ölümünden üç yıl sonra Fransa'da yayınlanmıştı. Diğerleriyse ortada yoktu, kim bilir belki savaş sırasında, belki daha sonraki yıllarda kaybolmuştu. İşte bu kayıp günlüklerden ilki - eylül-ekim 1939 - geçenlerde ortaya çıktı. 30 yıldır bu defteri elinde tutan bir koleksiyoncu günlüğü Fransız Ulusal Kütüphanesi'ne sattı. Ve Fransız Gallimard Yayınevi de 14 şubat günü Sartre'ın günlüğünü yayınladı.

    Bu günlükte Sartre'ı daha önce hiç görmediğimiz gibi görüyoruz. Sartre tanıdığımız, bildiğimiz yaşamının henüz eşiğinde. Görevli olduğu askeri meteoroloji biriminde yine bol bol okuyor, romanı "Akıl Çağı" üzerinde çalışıyor, mektuplar yazıyor, günlüklerine notlar alıyor ve doğal olarak en çok savaşa, savaş-öncesindeki görüşlerine, 20'li yıllardaki pasifizmine, 30'lu yıllardaki kayıtsızlığına ("Asla politika yapmak istemedim") değiniyor.

    Sartre asker kaçaklığındansa, cepheye gidip çarpışmayı tercih etmesini, içinde bulunduğu dönemi kabul etmekle açıklıyor, asker kaçağının 'bugün'ü reddettiğini, geleceğe seslendiğini söylüyor. "Ben bugüne seslenmek istiyorum. Tutucu bir insanım. Dünyayı olduğu gibi tutmak istiyorum, bana nasıl güzel görünüyorsa öyle değil - tam tersine onu kıyasıya eleştiriyorum - çünkü dünyanın içindeyim ve kendimi de onunla birlikte yıkmadan, onu yıkamayacağımı biliyorum."

    Bu yazdıklarına rağmen, kısa bir süre sonra, Simone de Beauvoir'a yazdığı bir mektupta "Kendimle ilgili olarak düşüncelerim çok net: savaştan nefret ediyorum; ama 1920-1939 arasında onu engellemek için kılımı bile kıpırdatmadım. Bugün, hiç yakınmadan, bu öngörüsüzlüğün bedelini ödüyorum. Hatayı nerede yaptım? Kesinlikle savaşın olduğu şu günlerde ya da engellenmesinin mümkün olmadığı yıllarda değil. Henüz kötü bir rüya olarak belirmeye başladığı, üzerine akıl yürütebileceğim ve politik bir yaklaşım geliştirebileceğim yıllarda hatayı yaptım."

    Bu konuda, Sartre daha sonra geliştireceği ünlü tezlerine bir giriş yapmaya başlayarak "çağı-içinde-varlık" teorisinin taslaklarını ortaya koyuyor bir anlamda: "Ben kendimi XX. yüzyılda seçtim. Heidegger gibi konuşmak gerekirse, XX. yüzyıl ve onun sorunlarıyla ben'im... Tarihsel olduğum için mutlak'ım. Söylemek istediğim şu: eğer tarih tarafından sürüklendiğim, bir anlamda ona maruz kaldığım düşünülürse, ben o zaman yalnızca göreceli olurum. Ama eğer, tam tersine, kendimi tarih içinde kurduğum anlaşılırsa, o zaman işte ben -yerimde- bir mutlak'ım."

    Buradaki Heidegger göndermesi de Sartre'ın o dönemde yaşadığı dönüşümün bir işareti aslında. Savaşın hemen öncesinde Heidegger okuması, kendi deyişiyle, Sartre için "gökten gönderilmiş gibi" olmuş. Ve savaştan sonra, Sartre artık Heidegger'in felsefesini - insanı savunmadan tabii - savunacaktır. 1943 yılında yayınlanan "Varlık ve Hiçlik" adlı yapıtının merkezini de Husserl'in düşüncesinin açmazlarından çıkmasına büyük ölçüde yardımcı olan Heidegger'in felsefesinden etkiler oluşturacaktır. Bütün bunlar Sartre'ın savaş sırasında yaşadığı derin dönüşümün sonuçlarıdır.

    Sartre 23 eylül 1939'da Simone de Beauvoir'a şöyle yazıyor: "Kendimi ölümsüz sanıyorum. Bu belki o kadar da yanlış bir düşünce değil. Ölümü hiç hesaplamıyorum. Ayrıca bir şey daha var: yazılarımı hiç birbirinden ayrı ürünler olarak görmedim, onları tek bir yapıtın parçaları olarak tasavvur ettim. Bu yapıtın sınırlarıyla aynı. Yapıtın esasını hep 60'lı yaşlarım için yazacağımı düşündüm. Yetmiş yaşından önce ölmeyeceğimi bana düşündüren saçma ama derin çocukluğa bakarsak... Hayatımın sonuyla ölümümü birbirinden ayıran bir boşluk olacağını düşünüyorum. Bir başka deyişle, ölümümden önce hayatım bitmiş olacak. (...)"

    Kehanet mi demeli? Hakikaten de Sartre, ünlü üç ciltlik "Flaubert" macerası hariç eserini 60 yaşında tamamladı. Daha sonra ise kör bir seyirci olarak kendi hayatını seyretti. Sartre özgürlüğe inanıyordu, ama aynı zamanda kadere de inanıyordu: özgürlük kaderle başedebilmenin kişisel bir yoluydu, onun varoluşçuluğunda.

    Günlükler- Jean Paul Sartre
    eXpress dergisi, sayı 582

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Nerden
    Uzay:)
    Mesaj
    Çok:)
     

Benzer Konular

  1. Paul Cézanne
    mopsy Tarafından Resim Heykel Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-12-2011, 09:39 PM
  2. Papa 2. Jean Paul
    OsmanRus Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-04-2011, 06:45 AM
  3. Nietzche ve Sartre'ın Varoluşçu Ateizmi
    kapkale Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 14-10-2010, 01:23 PM
  4. Nereye Baksak Jean!
    mopsy Tarafından Kadın Modası Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-05-2010, 07:03 AM
  5. Karl Marx'ın Paul Lafargue'a Mektubu
    mopsy Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-09-2009, 01:15 AM