Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917

    İçimizdeki Araf

    Bazı duygular var, insanın temel özelliği kabul edilen, sadakat, ihanet, unutmak ya da korkunun pençesinde var olmak. Sığınmak yalanların en ücrasındaki karanlığa, kendinde yaşanan ben ile dışında ki var olan ben arasında, acımasızca katlanmak kendine. Bazen utanmak kendinden, bildiğin kendinin yalanlarına katlanmak, katlana bildiğin yere kadar. Farkındalık başladığı anda, Araf yanında belirir ve kalırsın iki dünyanın ortasında.

    Bu iki kişilik bir oyun ve tek aktör sensin yaşamın orta oyununda, hangi yöne dönsen sen ve kaça bilmek imkansız bu rolden. İşin zor olanı ise oynayan sensin ve senaryoyu yazan sen, rol kapan ve başrol için kavga veren de sensin. Tanrılar yaratırsın, idoller, elinden gelirse sen soyunursun o role, senin rolün gibi ancak sen değilsin, oynarsın bilerek.

    Yetmez olan iç benliğinin çaresizliği, uç verir yaşamının penceresinde. Aynada ki senle yabancısın, işte o anda kırılmanın başladığı yerdesin, sağ yanında uçurum, sol yanında kendinle yüzleşmen gereken sen. Tanrıların terk ettiği anlardan birisidir yaşanan, orda sensin ve tek başına yaşarsın Araf’ının cehennemini ve sonrasında görürsen hesabını kendinde, yaşadığın tek kişilik cennetindir aslında. Bütün mistik düşüncelerde buna ’’ölmeden ölmek’’ denir. İnsanın, insan olduğu, ya da farkındalığın başladığı yeri keşif etmektir. Yaşamda, açmaya çalıştığımız penceremizdir ilk yaptığımız, içimizde kendimizin kurduğu hapishanenin, göğe açılan tavanının üstüne açtığımız ilk gedik.

    Bıkmadan, usanmadan kurduğumuz bu dünyayı, aslında ilk andan beri, daha ilk nefesle, sevdiklerimizle birlikte inşa etmişiz, kah farkında, kah olmadan. Ben olmak için, öğrenilen her yaşam öğretine sıkıştırılmış itaat ta, senden kaçışın gizli olmasına rağmen, sen olmanın yüceliği anlatılır. Ailen için, akraban, aşiretin, inancın, devletin için yaşamalısın. Onların varlığı en büyük değer ve o değerin içinde sen hiçsin. Farkında olma eylemin; ilk Araf’ındır aslında. Yalnızlığın başlar gecelerinde, içindeki ben baş kaldırır ve başlar seninle kavgaya. Sorgulamaya başlarsın, sorgusuz ihanetinin şafağında, acıtır sol yanını, anlamadığın karanlık. İlk yol kavşağına gelmişsin ve kavşakta içsel gardiyanın bekler seni, acımasız bir korkaklıkla. Belki de büyümeye çalışan bedenin ile çocuk kalmaya çalışan sensin, buda yaşadığın ilksel fırtına. Yaşadığın aşk, senin yüzleşmen olmuşsa ve acı düşmüşse hissene, büyüdün işte çocuk derler sana.
    Başkaldırı en büyük direniş olsada, kurulu kuralların acımasız baskısına, baş eğmeden yaşamak, bedel gerektirir ve hazır değilsen buna, dönersin ret etmeye çalıştığın karanlığına. Burada, senin ile senin, ilk büyük meydan savaşıdır ve kazanan özgürlük veya içsel köleliğindir yaşanan. Ya uyarsın kurallara, ya da yaşarsın yalnızlığının Araf’ında. İhanetin sorgulanmaya, vicdanın ile duygularının çatışması yaşatılmaya çalışılır. Ailene; kendine, umut bekleyenlerin umuduna ihanet ettin ve katlin vacip olmuştur aslında.

    Artık Araf’tasın ve hep savaşmakla geçen başkaldırının sınırlarında yaşamak zorunda olan, hep ileriye giderken, yalnızlığın tüm limanlarını keşif etmek zorunda olan sana, katlanmak zorundasın. Orada yaşamak zorunda olduğun, ihanettir aslında, kimi kendine rağmen kendine, kimi çevrende yaşadığın tüm beklentilerinde ki kendinle, yaşanan tüm kirlenmişlikte söylenen, sahtelikte yaşanan, gölgelerdeki ihanet. Kim hain, varmak isterken farkına, ihanet kol, kanat gerer, gerçeğin zannettiğin gerçeğinin ortasına. Kendi gerçeğini yaratmaya çalışırsın ve gerçeğin nerede. Geldiğin ikinci Araf’ındasın aslında ve ihanetin mayın tarlasında, ikincil izini takip eden acemi izci olduğunun farkına vararak, kendinde dahil, her düşünce gelir oturur, kuşkularının tam ortasına.

    Yaşanan zamanın artık farkında olmak yetmez sana, açıklanan gerçek, sorgunun açmazında her sözcükle delik deşik olmakta, inaçsızlığın inaçlı saldırılarında, tek başınasın. İnanmaya hazır sen, inanmazlığın gayya kuyularında boğulmakta, bilmenin uçsuz bucaksız denizinde kulaç atar ve sığınacak tek liman bulamazsın. Bu Araf’ının kendinde yaşanan büyük patlamasıdır, ya sen olmaya devam için geçici mola kavşağı, ya da büyük çöküşünün görkemli teslimiyetidir. Artık varılacak son sınırının ilk adımındasın, ya da dönüşünün son adımındasın. Keşif edeceğin dünyaların büyüsüne kapılmış ve yaşananlardan sonra geldiğin noktada, tükenmiş hissederken kendini, acıyanların ve hayranlıkla seni gözlemleyen insanların ortasında bir başınasın.

    Artık tanrılar katında salındığın söylenir, her inanan için saatli bombasın ve tüm nefretlerin kaynağı. Yalnızlığının her limanı sensin, içsel korkuların büyüdükçe büyür. Teslimiyet ve direniş aynı anda çiçeğe durmaktadır içinde. Mısır da ’’insan ölümlü tanrıdır ve tanrı ise ölümsüz insadır’’ der, tanrımı olmak istersin yoksa inanmanın o eski günlerinde salınmak mı istersin sorgusu başlar, dipten gelen dalgaların suskun seslenişinde. İçinde ki Araf’ının keskin virajında, savrulmaların başlamış dır çatışmalı yalnızlığında. Araf’ının fırtınalarında, ne yol kalmıştır, nede iz. Yolunu bulmaya çalışırsın, beklemekse içsel ölümündür, bir kez daha teslimiyet ve direniş pusu atmıştır yoluna.

    Sen Araf’ta ve bir başınasın. Hoş geldin güzel dost, yalnız ve o ölçüde özgür dünyanın son sınırında ancak son ana kadar Araf’ta yaşamaya mahkumsun ve unutma daha yolunun başındasın.

    İçimizdeki Araf 1 - Fatih Mehmet Yıldırım

  2. #2
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    İnsanın kendisini sorgulamasında ki temel güdü, var olan gerçekle, kendi gerçeği arasında yaşadığı uyumsal olmayan çatışmada, farkındalıktır. İnsanın temel güdüsü olan farkındalık ve sorgulamak, insansı Araf’ın duraklarında ki arayıştır. Bu anlamda insan, ilksel olan ben egosu ile sorguda darbelendikçe, farkına vardığı arayışı çeşitlenir.

    Aileden başlayarak, toplum içindeki temel öğretiden koptukça, sorgusunda neden, niçin’ler çoğalarak büyür. Önce kendi Kabe’sini oluşturur, bu karşıt cephede yer almak olsa da, yine de sistemin, sistemli varlığını kabullenmedir aslında. Var olanın farkına varmak, karşıt ta kendi varlığını yaratmak, eskiyi ise kendinde sorgulamak olsada, yinede bu Araf’ın ilk basamağında yolculuğa başlamaktır.

    Sistemle var olan ve olmayan tüm bağlar kopmadıkça, kişisel Araf başlamıyor. Ben neden var oldum ve niçin varlığımı bu kadar önemsiyorum. Hiç olmak ile hiçlikte var olmanın görkemli azameti tezat olarak gözükse de, farkında olmak bu tezadı ortadan kaldırır. Ben egosu içinde, var olan biz egosu, bütünsel yaşamın ilk köşebendidir. İnsan olarak dışında olan ”tüm”, bütünsel köleliği dayatırken, içindeki biz egosu ise özgürlüğü yaratır. Tüm olarak, yetişmeden başlayan dayatmalar olarak adiyat duygusu her ana damgasını vurur. Bir yerlere ait olmak zorunluluğu, o çerçevenin dışında verilen yaşam alanın sığlığı, bireyi sınırlandırıp, farkında lığın önüne çekilen set işlevi görür. Bu işlev ile tanımlanan, geleneksel yaşam tarzının dışına çıkmadan var olma koşuludur. İlk orada aykırı olan ve geleneği sorgulayan yapının ipuçları gizlidir.
    Toplumun gelenekçi düşünce sistemi, kendi karşıtı içinde var olurken, karşıt inanılmaz cazibesi ile çağrısını sunar, kişi ilk tercihinin kapısını çalmaktadır, ya kapıyı açıp girecek, ya da dönecektir. Dönüş kabulleniş olsada, orada kişisel korku var, kaybetmek korkusu, insanı var eden, var oluşun temel öğelerden biriside KORKU’DUR. İnsan karanlıktan korkarak ışığı, ölümden korkarak tanrıyı, yalnızlıktan korkarak toplumsal organizasyonunu yaratmıştır.

    Korku, toplumsal var oluş ve yok oluşun temel öğesidir. İçinde yaşanan korku, bireysel anlamda da aynı sonucu oluşturur, ancak farklı tarzda. Birey yalnızlık korkusunu duyumsadığı an, sistemle ve kendisiyle Arafının sınırlarında kalarak, var olanı sorgulasa da bilinçle kabullenişle olumlar. Burada olumlamanın ana ekseni; yalnızlık, farkında lığın reddiyesi ve yeninin bilinmezliği, sınırsız sorumluluk olur. Yine aynı noktada takılı kalınmıştır, KORKU insanın ilk farkında lığından itibaren onunla birlikte gölgesi olarak takip etmiştir. Karanlıktan korktuğundan ışığa gereksinim duymuş, aç kalmak korkusu ile av aletlerini geliştirmiş, ölmek korkusu ile savaş aletlerini geliştirmiş. Korku bu anlamda da içimizdeki Araf’ın iki ayrı yüzü olmuştur. Pozitif ve negatif olumlu lama anlamında işlevsel açılım yaratmıştır.

    İçindeki ben egosu, arayışın temel kavram olur, insan hep kendisini konuşturur, kendisi için yaşar, bu anlamda ben olmanın arayışı ile kabullenişin arasında sıkışır. Var olan temel öğelerle, ben egosu arasında çatışma olmadıkça, kişisel arayışı başlatan anahtar bir türlü keşif edilemez. Bu noktada yaşanan değerlerin sorgulanması ben ile dışarıdaki tanımlanan adiyatta ki ben arasında yaşanan çatışkıdır.

    Varlık bilincini oluşturan farkındalık ve korkuya, birde içsel çatışma eklenmiş olur. Bu Araf’ının ilk farkında lığıdır, hemen arkasından korkular eklenir içsel yolculuğunda. Ne derler benim için, acaba benim bu dünyamı kabul ederler mi, ben onlarsız ne yaparım. Bütün bu sorular yumağında parçalanmış kişiliğin izdüşümleri, bir ÇIĞLIK olur yaşamının ortasında. Hangi yana baksan, egonun çatışmaları hamak kurmuştur bilincinin ortasına. O vakit anlarsın içsel çatışmaların labirentlerinde, kayıp olmayı. Sende seni sorgulamak, aslında en zorlu kavgadır içsel çatışmanda. Araf’ın en zorlu ancak ilk dönemecidir aslında yaşanan.

    Korkular taht kurmuştur insanın içinde, en büyük korkusu ölüm olsa bile, ikincil ancak o ölçüde büyük korkusuda, ret edilmek korkusudur. İnsansı var oluşun sebepleri, kabul edilmek egosu üzerine şekillenmiştir, aileden, topluma, devletten, inanca, hepsinde temel güdü, kabul ve ret edilmek korkusu üzerine şekillenmiştir. Ret edilmek korkusu, insanın temel olan ikincil korkusudur. Bunun için, yaşam karşısında oynamak zorunda his eder kendisini, cinsel anlamla ilgisini çeken kadına her türlü çekimle gelirken, ret edilmek korkusu ile yöntemler geliştirir.

    Bu kavgasının temel güdüsü ise tercih edilen olmaktır. Ret edilmek işlevi, içsel anlamda bir başka Araf’ın ilk kıvılcımıdır. “Neden” sorusu, tercihin sorgulanmasının ilk oyununu yaratır. İçindeki ben, dışarda ki ben çatışkısıdır. Beğenilmek ve ret edilmemek için, karşıya uygun kimlik geliştirilmeye çalışılır. Onun istek ve arzularına uygun kimlik, bu içinde ki ben ile fark etmeden yaşanan çatışkıdır. Bastırılan içsel ben direnmeye, kendini kabul ettirmeye çalışırken, dışsal ben bu dayatmalar karşısında uzlaşıcı olmaya çalışır. Artık teslimiyet ile direniş, kabul ediş ile ihanet çatışkısıdır bu. Oysa bu ilk kıvılcımın en önemli kavı, tutuşmak üzeredir, ihanet kişisel Arafın ikincil köşebendidir.

    Kişi önce, ilksel öğretilerinin tam***** İHANET ederek başlar, içsel Araf yolculuğuna. Kendine, içindeki bene, dışındaki bensel bene, sonrası sorguladığı her düşünce, eylem ve zamansal yolculuğun beklentilerine ihanet, tek yaşam gerçeği olarak oluşur. Bütün dışında ki ve içinde ki her düşünce ve eylemi sorgulayarak, karşıtını geliştirme çabası, ihanetin bütün duraklarının keşif edilmesi ile sonuçlanır. Burada yaşanan en büyük ihanet, dışsal bene karşıdır. İçsel ben, yaşanan ihanet sorgusunda gelişirken, dışsal ben ve yansıması olan dışsal yaşam güdükleşerek, körelmeye başlar. İhanet yapacağını yapmıştır

    Araf yolculuğunun bu durağında, çatışkılı kavga yeni bir kimlik kazanmıştır. Güvenilmez kişilik yargısı, artık onun belirgin kimliğidir. Eski yol arkadaşları, ailesi, dostları ve daha ilerde toplumsal yaşam içinde, güvenilmez kişiliktir. Her kesi ve her kesimi sorgulayan, tabuları yıkmak kavgasında olan bu kişilik, güvenilmez, korkulan ve tüm bunlara rağmen saygı duyulan, merak edilen, izlenen kişilik olur. Bu dışarıda ki izleyicinin gözüdür, ya içeride rol alan oyuncu için bu durak, nasıl sonuç vermekte.

    Yalnızlık duygusu giderek kök salmıştır içinde, bir yerlere ait olamamak, dayanak noktası olarak sadece kendisini yaşamak, hep araştırmak, incelemek, sorgulamak zorunda kalmak, kişisel güvenini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla mücadele etmek zorundadır. Her kese rağmen yolunda yürümenin kaygısına, birde geçmişine ait engeller sıralanır, sırtına kambur olur çekilmez diyerek, yük gördüğü acıları. ’’Dün böyle düşünüyordun, daha önce kabul ettiğine, bu gün yanlış dersen, doğrun nerede’’

    Yeniden eski yaş***** çekilmeye çalışılır, her türlü yöntem denenir, baskıdan, dostça yaklaşıma ve fiili tehditlere varıncaya kadar, ince veya kaba yöntemler uygulanır. Yalnızlığına birde güvensizlik eklenmiştir, neden sorusu şekillenir, bu tepkilerin, tavrın kökeni nedir? Kişisel Araf’ın en zorlu dönemecinde yapayalnız senin, teslimiyet ve direniş durağındasın artık ve sadece senin başkaldırının hükmü onaylanacak veya döneceksin başladığın başlangıç noktana. Geride hüzün dolu bir yalnızlık bırakarak, girersin kişisel hücrene.

  3. #3
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    İnsanın, içsel yolculuğunun her durağında, yüzleştiği kendisinde yaşanan içsel çatışma, teslimiyet ile direniş, kabulleniş ile ihanet arasında ki çizgiyi belirler. Dönemsel tutumlarda ağırlık, alışkanlıkların çizgisine takılsa da, her döneme damgasını vuran, geçmişe karşı verilen tavizsiz saldırıdır. Duygular ihanete alışmıştır, her kabullenişte bile ihanet pusudadır. Gerçeği aramanın kavgasında, sabırsızca kabullenişi yaşamak ister, aynı sabırsızlıkla ihanet etmeyi de ister. Bu arayışın öznesi olan ihanet, farkındalığın en üst düzeyde yaşanmasını sağlar. Gecikmiş cevapların bulunması, ilksel olan kölesel düşünme boyutunu aşarak, özgür düşünce boyutunda salınmaya, gerçek soru ve cevap aşamasına gelmiştir. Bu Araf’ın gerçek tanışma merasimidir.

    Araf ta’sın artık, önünde bekleyen tek engel sen olsan da, yolculuğun sence, en zorlu durağını terk ettiğini düşünürsün. Yanılıyorsun yolcu, başlangıcın her kesçe, hayatında bir kez olsa bile denenen, ilk durağını aşmış olduğunu sonraları anlarsın. Bu duygunun sana kattığı tek olumluluk, sende yeşermeye başlayan güvendir. Korkularının yanı sıra, kendine güvende seni yaşatmaya başlar. İlk durağa gelinceye kadar, ne kadar yorulduğunu fark edersin. Yaşadığın korkularının sonrası, Araf’ın sana verdiği armağanıdır güven. Bu aşamanın tuzağı da, Araf’da kurulmuş dur. Güvenle, savrulmanın ve Araf’a ihanetin de, ilk ciddi sınavını önüne koymuş dur.
    Güven duygusunu yaşayan benlik, varlığını önemsemeye başladığı andan itibaren, savrulmaya da başlamıştır. Korku, kuşku ve sorgulamak olmazsa, yolcunun kılavuzsuz kalacağı gerçeğini inkara yönelerek, kendini Araf’ın hakimi sanması sonucunu yaratır. Bu andan itibaren, dışarıdaki yaşamda sıkıştırmaya başlar, sana güvendiğini, fikirlerine değer verdiğini anlatmaya başlar. Senin önemsenmen, kendini değerli görmen, hiçliğin durağından, benliğin durağına geçişi başlatmıştır ve sen farkında olmadan, kendinin Arafı’ na ihaneti öğreniyorsun. Bu aslında, senin Araf yolculuğunu bitirerek, bir başka yolculuğunun başlamasını sağlayacak yol ayrımıdır. İçimizde var olan ihanet, Araf keşifi için mutlaka yaşaması gerekirken, onu kayıp etme koşulunu da yarata bilir. Bu anlamda yol ayrımı olarak, hep gölgemiz olup, tüm yolculuk boyunca bizimledir.

    Araf maceranı bitirmiş sen, farkında olmadan başladığın ve hala kendini orda sandığın için, çevrende biriken kalabalığın hayranlıkları ile oyalanırsın bir zaman. Önemli insan sen, tanrısal katta salınmaktasın. Her kes senin içsel yolculuğunu önemsemekte. Sende, hikmet dolu sözlerinle, coşkuyu büyütürken, birden içinde ki boşluk da büyür. Daha önce, seni vaz geçirme telaşına düşmüşlerin, seni desteklemesi ilk sinyalin olur. Bir yerde hata yapmaktasın ama nerede, arama cesareti ile korkusu içinde büyür. Korku ile dolusun, kalabalığın terk etmesi ile yalnız kalma korkusu. Başka dünyalar ararken, eski dünyanın yeni yüzünde yaşamak, eski dünyadan koparak, yenidünyalar yarattığını sanarken, sınırların tam başladığı noktada asılı kalmak olur kaderi.

    İşte bu noktada, tekrar eski dost devreye girmekte. Farkındalık, bu boşluğu büyüterek, kişinin tekrar eski kavgasını hatırlatmaya çalışır. Kişinin kimlik kavgasında ki, bu dönemeçte alacağı tutum, onun bu içsel dönüşümünün de hesaplaşmasıdır aslında. Başladığı noktaya göre çok ilerde olan kimlik, var olduğu noktaya göre, başladığı noktaya göre oldukça geridedir. Bu bir çelişki değimli, hayır, ilk başlangıca göre, bilgi, deneyimde ilerde olmasına rağmen, ilksel başlangıcın önemli kazanımlarından mahrum kalınmıştır. Cesaret, korku, bilgi için sorgulama, farkındalık, bilinmezliğin cazibesi ve ihanet. Bu anlamda geridir, direnişçi görülen teslimiyet esir almıştır bireysel iradeyi.

    Kuşatılan benliğin ayaklanması, farkındalığın doğrudan müdahalesine, ihanetçi benliğinde baş kaldırısına bağlıdır. Tüm kılıçlar bir kez daha çekilmiştir, ya teslimiyet, ya da belki zafer, artık yolcu korkmaya başlar. Bunca çabadan sonra geldiği nokta, az gittik uz gittik, arpa boyu yol gittik, tekerlemesine dönmüştür. Oysa ilk başta ret ettiği yaşam, tüm cazibesi ve vaat ları ile kapıda beklemektedir. İşte gerçek Araf yolculuğu başlamıştır.

  4. #4
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    İçimizde yaşanan savruluşlarda, dur, durak bilmeyen Araf yolculuğunda, hep ileriye doğru gitmek zorunluluğu, insanın bütün güven duygusunun zedelenmesine, neden olduğu gibi, içsel güveni yaratmak için, ayrıksı duyguların oluşumuna da neden olur. Tüm her kese kuşku ile yaklaşması, kalıcı veya geçici paranoyalara neden olabilir. Burada temel, korku güdüsü, insanın güvensizlik karşısında, oluşturduğu güvenli alan oluşumunu, var etmek çabası ile şekillenerek, paranoya sayrılarını çoğaltır. Korku burada, temel ayrım olarak şekillenmesi ile yalnızlık ve inziva (içinde yaşamanın tercih edilmesi) kültünün oluşumunun bize anahtarını sunar. Psikolojik travmaların çoğalması, yalnızlık ve inziva ile çoğalarak artması, üst ben kimliğini öne çıkartarak, kişide yeni güvenli alan oluşturma çabalarını çoğaltır. Kehanet kültüne doğru, hızlı bir ivme kazandırarak, insan ve kutsallık kavramları ile abdal, kahin, derviş, veli gibi kimliklerin yaratılmasına doğru, hızla geçiş yapmaya başlar. Tarihten günümüze, bu kimliklerin öncesi incelendiğinde, bu geçişleri görmekte, hiç zorlanılmadığı tespit edilir. Burada temel olay, alt kimlikte var olmakta zorlanan ve daha önceki var olan üst kimliği ret eden ben’in, bu yapıya alternatif olacağını düşündüğü, yeni bir üst kimlik, kutsal üst kimlik yaratması kavgasıdır.
    Bu gelinen aşamada, Araf’ta yaşanan yeni bir kimlik bunalımı ile sonuçlanır. Yeni kimliğin cazibesi ve sunduğu toplumsal itibar, inanılmaz derecede cazip imkanlar sunmaktadır. Var olmanın anahtarı ve gerçeğin temel ana halkası yakalanmıştır. Bu kişide, ikinci defa, temel güven duygusunu yaratmış ve kişi, herkesin güvendiği, itibar ettiği insan haline gelmiştir. Her kesin ve özellikle, kopmaya çalıştığı üst kimliklerin ayrıcalık sunarak, itibar gösterdiği kimlik haline gelmek, ikinci kez, büyük güveni içinde yaratmıştır. Üst kurum tekrar, eski yeminli muhalifini, kazanma imkanına ulaşmıştır. Bu nedenle, var olanının kabul edilmesi, yeni bir adla varlığını koruması yadırganmaz, bilakis yaygın kabul görür, ancak sistemin içinde yer almayı ret etmezse. Ret etmek, sistem içinde kalınsa bile, inkarı veya sorgulamayı oluşturması nedeniyle, kabul görmez.

    Böylesi koşulların oluşması sonrası, kişi kendi yeni yapısını, dinini, tarikatını, felsefesini veya ideolojisini oluşturması ve güç yaratmayı başarması sonrası, kıssa zamanda yıktığı yapının, olumsuz tüm yaptırımcı baskısını, kendine mal etmekte gecikmez. Dün özgürlük adına mücadele ederken, o veya sonrası devamcıları en büyük baskı gücünü oluşturur. Bu, neden böyle olmuştur? Her düşünce ve eylem, kendini yaratırken, kimliğinde hangi gücü, üst kimlik olarak yaratırsa yaratsın, sonuçta kendine güvensiz ve alternatifinin oluşmasını engellemek zorunda his eder. Buda sonuçta baskı ve şiddetin yaratılmasını ve dışında ki tüm düşünce veya sistemin toptan ret edilmesini oluşturur.

    İnkarın inkarını oluşturmak zorunda lığı, tüm inkarların toptan olarak ret edilmesini oluşturmuş ve sonuçta tek doğru veya tek inkarın, kendi inkarı olduğunu, hem kendine, hem de dışındaki tüm güçlere dayatmak zorundadır veya zorunda kalmıştır. Dinlerin uzlaşmacı tavrından, daha sonrası şiddetin kaynağı olmasında ki temel nedeni budur ve bu neden, kişinin tek güç olduğu, tüm düşünce ve felsefelerde de, tek doğru kabul edilmesi için, kendi varlığını tartışmasız hale getirmeye çalışır. Ve bu uğurda, ölçüsüz şiddet kullanmaktan, tanrısal katın katmanlarında, yer seçmeye kadar, çeşitli yöntem geliştirir. Tartışılmasının cezası şiddet ve af olarak, devamlı yer değiştirir. Bunu oluşturanda, sadece o kişinin, kişisel gelişmişlik derecesidir.

    Var oluş nedenini, varlığı ile bütünleştiren düşünce, kendisi dışında ki tüm düşüncenin inkarına adadığından, her soruya cevap vermek adına, zorunlu olarak, inanılmaz bir eylemlilik göstermek zorundadır. Burada ki iddia, inanılmaz derecede büyüktür. Burada felsefe, ideoloji veya tanrısallık adına, iddia da bulunulmasının da hiç bir önemi yok, sorun cevap bulmak konusunda samimi, inkarcı veya ret edişteki kararlılık ve bu konuda yönelimdeki katılık ve şiddet temelidir. Bu yapının kişiliği, var olan Araf’ının geldiği noktada, savrulmasını yaşamakta olmasıdır. Güç ve iktidar cazibesi, bir kez daha sınamaktadır bireysel Araf’ı.

    Güç ve iktidar sorunu, yolculuğumuz boyunca hep karşımıza çıkan, temel sorun olarak beliriyor. İlk insandan veya bilinen yazılı tarihten beri, güç ve iktidar sorunu, tüm insanlığın ve kişisel Araf’ın temel sorunu olarak mevcut oldu. Bilginin yasaklanması ve bilginin kurumların içine hapis edilmesinin nedeni de bu idi. Bilginin her türü, insanın güç ve iktidarında, hem gerekli, hemde en büyük tehlike gördüğü, temel güç olarak kalmıştır. Tarih boyunca kitapların yasaklanmasından, bilgelerin öldürülmelerine kadar, tüm neden, bilme eyleminin, güç ve iktidar sorunu ile iç içe olmasıdır.

Benzer Konular

  1. Hristiyanlarda Araf-Berzah İnancı
    mopsy Tarafından Diger Dinler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-01-2015, 12:37 AM
  2. İçimizdeki düşman
    görünmezadam Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 17-07-2012, 01:55 PM
  3. Araf 170. ayetin düşündürdükleri.
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-02-2012, 02:01 PM
  4. Araf suresi 33. Ayet bizlere neler anlatıyor?
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 05-04-2010, 01:30 AM
  5. İçimizdeki Şeytan
    diojen Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 04-02-2010, 11:10 PM
Yukarı Çık