Dahinin Akıl Labirentinde İmkansız Kadın




Evreni oluşturan görünmeyen noktalara dağılmış kadın, kendini yeniden toparlasa ve birleşmeyi başarsa, etrafa yayılmış milyarlarca parçasını yeniden bir araya getirebilse ve Ademden beri alnına yazılmış kara talihini bir gündüz düşünde yok edebilse......neler olurdu kainatta? Ahtı var kadının, Onu ÖZ’den yaratan, sonra da saklamak için binbir parçaya ayıran yaratıcısına, o mükemmel surata biçtiği hüzün için, o mükemmel şekle yüklediği ıstıraplar için ve sayıların sonsuzluğunda kaderini kara büyücü meleklere teslim ettiği için intikamını alacak! Belki bir gündüz düşünde belki yeni doğurduğu çocuğunun henüz öbür dünyanın anılarını taşıyan düşünde..... Bir gün tüm noktalar bir araya geldiğinde rüya bitecek ve kadın uyanacak.






Çöle düşen ruhun mu yoksa bedenin mi? Arkandaki kölen mi efendin mi? Gidiyor musun yoksa boynunu bükmüş geri mi dönüyorsun? Kimsin sen kadın? Neden geldiğin yere saflıkla kötülüğün tohumlarını ekiyorsun? Bu ıssız evrende sana köle olmuşlara sırtını dönüp elini kim bilir hangi yalnız taşlara dayayıyorsun ve sonra kaderin çöle dönüşmüş izlerinde kendini hep unutulmuş, hep terk edilmiş, hep kaybolmuş hissediyorsun? Neden kadın? Neden herkese verdiğin hayatı kendinden esirgiyorsun?






Uzaklara uçup gitmiş saf çocuksu balonların peşinden giden hayallerini, vahşi çığlıklar bastırıyor. Hadi dök içini, kus kusabildiğin kadar tüm şehveti ve vahşeti, akıt cansız bedenine sonra liğme liğme et kanatlanmış tutkularını, at altında kıpırtısız boşlukta çalkalanan ıssız denizine. İçinden neler çıkabileceğinden korkuyorsun ve hep çocuğun fildişi gibi kırık beyaz saflığına yapışıyorsun. Oysa o artık çok uzaklarda, sen artık dünyanın malı, dünyanın puslu uzak kadını... uzan sereperse ve düşle bereketli topraklarına düşecek kanlı tohumları!






Ne sanıyorsun kendini? Örtünmen neden? Yoksa örtünmeni ve sesini çıkartmadan varlığını devam ettirir gibi yapmanı doğal karşılamımızı ve güzelliğini destanlar yapıp nesillerden nesillere aktarmamızı çok önceden yine sen mi planlamıştın? Oysa tüm kıvrımların seni düşleyenlerin yüzünde yansıyor ve sen kıvrımında bin ıstıraba gebe bakışlar doğuruyorsun. Çırpınmak boşuna, kaçmak uzaklarda kalmış bir hayal, esaretinden kurtulmak bataklıkta yürümek kadar imkansız... Sana tutkuyla bakanları yakman neden? Tutkunun seni tüketememesi neden? Ne saklıyorsun içinde, kaç tanesin, kaç kişisin, kaç aynı kadınsın... Kaç aynı adamın gölgesini bedeninde yaşatıyorsun...