insanının sonradan edinmediği, türünün var oluşundan beri sahip olduğu kanunlar vardır. bunlar içgüdülerdir. doğa bu içgüdülerin istediği olan şeylerin gerçekleştirilmesi için gereken şeyleri, örneğin dürtüleri, refleksleri, hormonları, mikro veya makro organizmaları insana sunmuştur. bunlar koordineli şekilde çalışarak içgüdülerin isteğini gerçekleştirir. ancak tabi bir eksiklik veya fazlalık yoksa.
örneğin insanın yaşayabilmesi için(yaşama içgüdüsü) en temel şey beslenmedir. aç olan bir insanda vücudunda var olan birtakım organizmaların etkileşimi ile açlık dürtüsü harekete geçer ve sonucunda aç olduğunu hisseder. bu dürtü açlığın nasıl giderileceği ile ilgilenmez. yani ne ile veya hangi yolla olursa olsun yeter ki doysun.. bu insanın hayvan tarafıdır.
oysa onun insanda varlığı insanın yaşaması içindir. insan başka bir tarafı bunun böyle olmadığını bilmektedir. ancak onun insanda var olma nedeni dolayısıyla ona ihtiyacı vardır ve bu nedenin hangi yolla ve neyle olacağı önemlidir. bu onun bilgi tarafıdır. insanın bu yanı sezgiyle ve realiteyle oluşur.
ayrıca açlık hissi duyan her insanda kendi ort*****, koşuluna ve her türlü kuralına göre farklı duygular açığa çıkar ve farklı davranışlara neden olur. duyguların farklı davranışlara neden olması, temel duygular diyeceğimiz soyut şeylerin farklı nesneler için kullanılmasına, bununda yine soyut olan bir kavrama dönüşmesine, bu kavramlarında birçok duygunun birleşimiyle anılmasına, bu kavramlarında her insan için kendi tanımlarının olmasından dolayıdır. bu da insanın duygusal yönüdür. burada ise içinde bulunduğu kurallar ve kişinin kendisine ait yaşamı hakimdir.
şimdi ise bir içgüdünün dürtüler nedeniyle oluşan başka sonuçlarına bakalım.insana da var olan içgüdülerden biride üreme içgüdüsüdür. cinsel dürtüler diye bildiğimiz dürtüler bu amaç için vardır. insanın üreyebilmesi için karşı cinsten bir varlığa ihtiyacı vardır. üremenin fizyolojik yasaları bellidir. üremenin temelinde türün devamlılığı esastır. bu günümüzde fiziksel temas olmadan da yapılabilmektedir. tüp bebek, kopyalama(bunun bilimsel sonuçlarını bilemiyoruz) gibi. türün devamlılığı esası günümüze gelinceye kadar birtakım evrelerden geçmiş(ırkın, milletin, kabilenin, büyük ailenin gibi) ve bireyin dev***** kadar gelmiştir. bunun yarattığı sosyolojik sonuçlar üzerinde durmayacağım. nasıl açlık dürtüsünün yarattığı istek sağlanırken bir haz duyuluyorsa, cinsel dürtünün yarattığı istekte sağlanırken bir haz duyulmaktadır. oysa bu haz bir amaç değil bir ödüldür. neden ödüldür derseniz köpekler seyredin derim. oysa dürtü için bu amaçtır, çünkü sadece onunla tatmin olur. oysa insan içgüdünün ihtiyacı olan hazzı ona vermek için bakın ne yöntemler kullanmaktadır. örneğin tecavüz ederek (bir kişinin isteği dışında olan. bu herkes olabilir(kendi moral değerlere göre uygun kabul edilen eşi olsa bile), bazı canlılarla, ölülerle, cansız nesnelerle, yakınlarla(kız kardeşe, erkek kardeşe varana kadar), aynı cinslerle, acı duyurarak, acı duyarak, fizyolojik gelişimini tamamlamamış kişilerle, çok ileri yaşlı kişilerle, anal yolla, daha bir çoklarını sayabiliriz. diyebilirsiniz ki hiçbir insan içgüdün emrini yerine getirmek için cinsel dürtülerini amaca uygun doyurmuyor. evet hiçbir insan. insan türü için dişisinin regl döneminin 5 gün öncesi ile 5 gün sonrası üremenin gerçekleşme ihtimalinin en yüksek olduğu zaman aralığıdır diğer zamanlarda çok düşük bir ihtimalle olabilir.bu bilgi insan için yeni değildir ama bu bilgiyi artık görmemektedir veya modern tıp bunu bilimsel olarak ortaya koysa bile ilgilenmemektedir. hayvanlara bakın üreme dönemlerine bakın ve dürtülerini uyaran şeylerine bakın anlarsınız. oysa böyle olduğu halde insanlar bunun dışında davranmaktadır. hatta üreme gerçekleşse bile yavru ışığa çıkana kadar bu eylemde bulunulmaktadır. inanmayacaksınız bir yavru eylem gerçekleştikten 3 saat sonra ışığa çıkmıştır.
diyebiliriz ki doğanın bize verdiği içgüdüleri gerçekleştirirken bizde var olan her şeyi sadece onlar için kullanmalıyız ve kullanıp kullandığımızı da onların isteklerine göre olup olmadığını kendimize sormalıyız.