Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Siyaset Felsefesi

    Siyaset felsefesinin temel kavramları şunlardır:

    Birey: Bir toplumu oluşturan ve toplumun bir üyesi olan, bilinç sahibi insandır.

    Toplum: Birbirleri ile karşılıklı ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, tarihe ve kültürel temele dayanan topluluk.

    Devlet: Siyasi sınırları tespit edilmiş, belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan, egemenliğe sahip en büyük siyasi kurumdur. Görevi, toplumu dışarıya karşı korumak, içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.

    İktidar: Bir toplumda halkı yönetme gücüne sahip olma anl***** gelmektedir.

    Yönetim: İktidarı elinde bulunduranın toplumu idare etmesidir.

    Meşruiyet: Bir toplumda iktidarı elinde bulunduranların, yönetme gücünü yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.

    Egemenlik: İktidar olmaktan doğan gücü kullanmaktır.

    Hak: Bir toplumda hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.

    Hukuk: Bir toplumu oluşturan kişilerin, gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.

    Yasa: Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.

    Bürokrasi: Devlet işlerinin yapılışıyla ilgili sistemdir.

    Sivil Toplum: Devlet otoritesi ve kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk toplum kısmı.

    Siyaset Felsefesinin Temel Soruları


    İktidar kaynağını nereden alır?

    Meşruiyetin ölçütü nedir?

    Egemenliğin kullanış biçimleri nelerdir?

    Bireyin temel hakları nelerdir?

    Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?

    Sivil toplumun anlamı nedir?

    İktidar kaynağını nereden alır?

    Kimi toplumlarda iktidar, krallıklarda olduğu gibi dini kaynaklıdır. Kral, Tanrı adına toplumu yönetir ve Tanrı�nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilir.

    Kimi toplumlarda iktidar, demokratik toplumlarda özgür seçimlerle işbaşına gelirler. İktidarın kaynağı halkın özgür iradesidir.

    Kimi toplumlarda ise iktidar, toplumda bozulan düzeni tekrar sağlamak için yapılan bir ihtilâlde kaynağını bulur. Faşist yönetimlerde olduğu gibi.

    Meşruiyetin ölçütü nedir?

    Siyaset felsefesinde bu soru, iktidarı kullananların haklılık, yasaya uygunluk durumunu nereden aldıklarını araştırıp sorgular. Her iktidar kendini meşru, yani haklı bulur. O zaman meşruiyetin objektif bir ölçütü olabilir mi? Meşruiyet iktidar olmanın, yönetme biçiminin özelliklerine göre değişebilmektedir.

    İktidarın meşru olabilmesi için mevcut yasalara uyması ve onları aynen uygulamasıdır. Bir iktidar, meşru yoldan iktidara gelebilir ancak, bundan sonra da yasalara uyması gerekir. Bunu yapmadığı zaman meşruiyetini kaybedebilir. Bu nedenle bir devletin meşruluğu, halkoyuna dayanıp dayanmamasına bağlıdır. Meşruiyetin kaynağı, halkın özgür iradesi ve oyudur. Buna ulusal egemenlik denir. Halk, bu iradesini parlamenter sistemde gerçekleştirir.

    Egemenliğin kullanış biçimleri nelerdir?

    Bu soru ile, çağlar boyu egemenliğin nasıl değişik biçimlerde kullanıldığı ele alınır. Her yönetim biçimi, ortaya çıktıkları çağın koşullarından etkilenmiştir. Her çağın belli idealleri olmuştur. Devlet anlayışı da buna göre şekillenmiştir. Teokratik ve demokratik anlayışlar bunun örnekleri olmuştur.

    Teokratik yönetimlerde egemenlik dayanağını Tanrı�dan almıştır. Teokrasi, siyasal iktidarın, Tanrı�nın temsilcileri sayılan kişilerde bulunduğu düzendir. Uzunca dönemler toplumlar bu anlayışlarla yönetilmişlerdir.

    Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür. Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.

    Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır: Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı (mahkemeler).

    Böyle bir demokratik hukuk devleti içinde toplum, çağdaş bir toplum olur ve yurttaşların hakları güvence altına alınır. Maks Weber, egemenliğin kullanılış biçimiyle ilgili olarak üç kaynak belirtmiştir:

    Geleneksel anlayışa göre, iktidarın bir güç, itaat edenlerin de halk olduğu düzen. Buna feodal ve monarşik yönetimler örnektir.

    Hukuka ve yasalara uygun iktidar oluşumu. Burada iktidar gücünü yasalardan alır. Halkın iktidara uyması ise, iktidarın hukuka uygun davranması ve yönetimin bir makam olarak görülmesi nedeniyledir. Demokratik yönetimler bunun örneğidir.

    Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar.

    Bireyin temel hakları nelerdir?

    Bu soru ile bireyin doğal ve toplumsal ne gibi haklara sahip olması gerektiği irdelenir. Demokratik toplumlarda bireylerin yurttaşlık hakları vardır ve bunlar yasal güvenceler altındadır; yaşama, mülk edinme, özgürce düşünme, düşündüklerini yayınlama, istediği felsefi anlayışa bağlanma, istediği siyasal partiye girme, istediği tarzda sanat eseri yaratma gibi.

    Batı düşüncesi, siyaset felsefesinde bu birey-devlet ilişkisini "devlet bireylerin yaşama, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak için vardır (J. Locke)" sözleriyle tanımlamıştır. Doğu Felsefesi'nde de Yusuf Has Hâcip "Kutadgu Bilik" (Mutluluk veren bilgi) adlı eserinde "Hükümdarın görevi, halka hizmet etmek ve adalet dağıtmaktır." diyerek birey-devlet ilişkisini belirtmiştir.

    Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?


    Bu soru ile, devletin yapılaşması ve işleyişinde bir sistem olarak ortaya çıkan bürokrasinin olumlu ve olumsuz yönleri irdelenir. Bürokrasi, devletin yurttaşlarla iletişimini sağlayan memurlar ve bu sınıfın çalışma biçimidir. Bir devletin varlığı için siyasi kadrolar ne kadar önemli ve zorunlu ise, devlet işlerinin yürütülmesi için de bürokrasi aynı derecede önemli ve zorunludur.

    Taşıdığı özelliklerle bürokrasi çok eleştirilmiştir. Kimileri çok gerekli görürken, kimi düşünürler de bürokrasinin özgürlükleri ve demokrasiyi zorladığını düşünmüşlerdir. Ancak, bürokrasinin yerini alacak bir sistem oluşturmadan, onu ortadan kaldırmak mümkün görünmektedir.

    Sivil toplumun anlamı nedir?

    Sivil toplum, toplumu oluşturan bireylerin iktidarı elinde tutanlara karşı konumunu belirler. Demokratik toplumlarda bireyler, özgürlüklerini söz ve karar haklarını özgürce kullanabilmek için örgütlenirler. Bu örgütlenmeler, devlet etkinliği ve denetimi dışında gönüllü bireyler tarafından oluşturulur. Bunlar, mesleki örgütler olduğu gibi, belli düşünceler etrafında meydana gelen gruplar da olabilir.

    Bireylerin siyasi otoriteye karşı kendi haklarını ve özgürlüklerini savunabilmek için örgütlenmiş demokratik yapıya, sivil toplum denir. Bu nedenle sivil toplum, demokrasilerin vazgeçilmez bir parçasıdır.
    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    Süper Aktif Üye Gül@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Samsun
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    37
    Mesaj
    2.600
    Rep Gücü
    72678

    Devlet Hukuk ve Siyaset Felsefesi

    SİYASET FELSEFESİ

    Siyasetin problemlerini siyasi sistemleri, siyasal hayvanlar olarak tanımlanan insanların belli bir siyasi sistem içindeki davranışlarını felsefeye özgü yöntemlerle ele alan felsefe dalı, daha çok normatif bir nitelik arzeden kavramsal araştırma türü; felsefenin, siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerini araştıran dalı.

    Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı konular şunlardır:

    1- İnsanın gelişme süreci içinde, yönetimin ya da devletin kaynağı, doğası, amacı ve önemi.

    2- Varolan, varolmuş olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin oluşumunda etkili olan felsefe ya da görüşlerin incelenmesi.

    3- İdeal düzen arayışları.

    4- Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleşme şansları.

    5- Bireyle devlet, itaat etmeyle özgürlük arasındaki ilişki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.

    6- Adalet, eşitlik, özgürlük, haklat ve mülkiyet gibi temel kavramların analizi.

    Eski Yunan’da doğmuş olan siyaset felsefesi, günümüzde siyasi otoritenin gücünü, doğasını ve kaynağını, siyasi otoriteyle birey arasındaki ilişkileri ele alır. Siyasi kurumların ve bu arada devletle birey arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunu inceleyen siyaset felsefesi günümüzde daha çok ‘demokrasi’ kavramı üzerinde durur. Başka bir deyişle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet kavram çiftiyle, özgürlük ve eşitlik ideallerinin oluşturduğu temel üzerinde ele alan siyaset felsefesinin temel problemi, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiği problemidir.

    Siyaset felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke, Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve Engels gibi düşünürlerin önemli katkılarından söz edilebilir. Buna karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla siyasi pragmatizm, dini ve varoluşçu yaklaşım ve nihayet devrimci yaklaşım diye, kabaca üç başlık ya da yaklaşım altında toplanabilir.

    1- Dewey, Russell ve Popper gibi düşünürler tarafından temsil edilen Siyasi pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi eleştirmekle birlikte, düşüncelerini söz konusu yapının oluşturduğu genel çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan kişiliğinin geliştirilmesiyle yaşam düzeyinin en yüksek noktaya çıkartılması olduğunu savunur. Örneğin, siyaset felsefesinde aristokratik bir bireyciliğin savunuculuğunu yapan Russell, hoşgörü, cinsel özgürlük ve sağduyunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştır.

    2- Dini ve varoluşçu yaklaşım, insanlığın topyekün bir yıkıma doğru gittiğini savunurken, zaman zaman dini ya da yarı dini değerleri, zaman zaman da bireyin bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.

    3- Lenin, Gramsci, Marcuse, Lukacs gibi düşünürlerin temsil ettiği yaklaşım ise, bireyin nihai bir özgürlük ve mutluluk haline ulaşabilmesi için, kapitalizmin ve burjuva devletinin, şiddet veya demokratik yollarla yıkılmasını öngörür.

    DEVLET FELSEFESİ

    Siyaset felsefesinin bir dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları siyasi örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalı.

    Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır

    1- Doğal bir kurum veya organizma olarak. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi Platon’dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla akıl, can ve iştihadan oluşan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.

    2- Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı.

    Bu çerçeve içinde, Aristoteles’te, devletin asıl amacı, yurttaşların maddi bakımdan refaha ulaşmaları, ama daha çok ahlâki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani, ona göre, devlet yönetimleri kendi başlarına iyi ya da kötü değildir, ancak söz konusu amacı gerçekleştirebilmesine göre, iyi ya da kötü devlet vardır.

    3- Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik temsilciğini Rousseau, Hobbes ve Locke’un yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak bir özgürlük durumu içinde varolamaz.

    Mutlak bir özgürlük durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç olamayacağından, her insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar çatışmasına, hatta insanlar arasında bir savaşa yol açar. Fakat böyle bir durum, tüm insanlara zarar vereceğinden, insanlar bir araya gelerek, aralarında bir sözleşme yaparlar. İnsanlar toplum sözleşmesi adı verilen bir uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek bir gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin ederler.

    Buradan da anlaşılacağı gibi, söz konusu anlayışta devletin doğal bir temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve kendilerini geliştirmelerine imkan verecek bir araç olarak ortaya çıkar.

    4- Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneği, ve amaçları olup, bir üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş bir kişi, dünyadaki ilahi düşünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin içeriğini milli ruhun meydana getirdiğini öne süren Hegel ‘e göre, milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü özel alanlara ayrılır.

    5- Devletin, devleti kontrol edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten bir tür yönetim makinesi olduğunu, toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren Marksist devlet görüşü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüş olan topluma sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır.



    Felsefetarihi.net

  3. #3
    Acemi Üye evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    Londra
    Mesaj
    169
    Rep Gücü
    502

    Cevap: Siyasi Yontem

    Saygideger yazarlar;

    Hangi ideolojik dunya gorusune sahip olunursa olunsun; nasil bir yasam ve iliski yurutulurse yurutulsun; butun bunlarin yonunu cizmek icin, yontemler ve metodlar vardir.

    Siyasi yontem-Policy of politics- de bunlardan biridir. Siyasi yontemin; en buyuk ozelligi; yontemi uygulayacak olanin; kendi dusundugu veya yapmak istediginden ziyade; kendi cikarina veya hizmet ettigi seyin cikarina-ki bu bir ideolojik gorus, bir orgut, bir parti v.s. olabilir.-dusunmesi ve davranmasi; yani kisaca, kendi adina degilde; inandigi bir sey adina, dusunup davranmasidir.

    Her siyasi yontemin; hedefledigi bir amac-ki bu kisa ve uzun vadeli olabilir-ve bunun icinde kullandigi araclar vardir. Siyasi, yontem; elde edecegi amaci ugruna; hr turlu araci kullanmaktan cekinmez.

    Siyasi yontemin, bir baska ozelligi de; cikarsiz olamiyacagidir. Dolayisiyle; siyasi yontemin, bu en buyuk ozelligi; bu yontemin, toplumlar arasi ayristirimini ve, bolunmuslugunu getirmektedir.

    Oyuzden, siyasi yontemin dogrusu-yanlisi olmaz. Kendi inanci dogrultusunda; o an, karar verileni yapar ve uygular. Yada, yapip uygulayacaginin; planini hazirlar. Oyuzden; siyasi yontemi, uygulayanlarin uygulamalarina; toplumda, mutlaka karsi cikanlar ve elestirenler olacakken; savunanlar, destekleyenler ve alkis tutanlar da; olacaktir.

    Yontemin basarili olup olmadigi; uygulamanin hangi cikar amacina yonelik olduguna, neyi hedefledigine ve hedefine ulasip ulasmadigina baglidir. Eger, yontemi uygulayanlar acisindan; hedefe ulasilmissa; istenen saglanmis demektir. Zaten, siyasi yontem amacina ulasmissa; ona karsi gelen her turlu karsi cikisin; bertaraf edilmesi de; saglanmistir.

    Siyasi yontem, genelde iktidari ele gecirmek; guc sahibi olmak-ki buna herturlu ve her ortamda gerekli guc , silah, ekonomi, toplumsallik v.s.-belilrli bir kitleye hitap etmek; ve karsi cikislari da; ya uygulamalari, yada; dusunce ve davranislariyla; ya etkisiz-zararsiz- kilmak, ya da bertaraf etmek.

    Siyasi yontemde; kendi hedef aldigi kitleleri icin, vadedilenlerin; yerine getirilip getirilmeyecegi konusu ise; tamamen, bu yerine getirilecek vaatlerin; kendi inancinin cikariyla ortusmesine baglidir.

    Siyasi yontem; sadece siyasetcilerin uyguladigi bir yontem degildir. Her turlu meslekte, her turlu yasam ve iliskide de; kisiler tarafindan uygulanabilir.

    Bir ornek verelim. Iki cocuk dusunun, bunlardan birinin elinde elma olsun. Diger cocugunda; bu elmayi kendine almasini dusunelim. Iste, burada; elmayi elde etmek isteyen cocugun; diger cocuk uzerinde uyguladigi yontem-bilincli ya da bilincsiz- siyasi yontemdir. Amac bellidir. Elmayi elde etmek. Gerisi artik, o elmanin nasil elde edilecegine ve bu elde etme yonteminin; elde etmek isteyen adina, basariya ulasip ulasmamasina baglidir. Burada, aslinda amac ve basarinin kesin zaferi, cizilen yontemin; ayni zamanda elmayi kaybedene bile; zarar vermemesi, hatta onu mutlu kilmasi ile doruga ulasir.

    SIYASI YONTEM; HICBIR ZAMAN; NE TOPLUMUNUN, NE DE INSANLIGIN BUTUNUNE YONELIK OLMAMISTIR VE OLAMAZ. CUNKU, TEMELI; CIKARA,-ki buradaki cikar; maddi, manevi, ideolojik, zumresel, kitlesel, sosyal, bolgesel, is ortamsal, inancsal, kisisel v.s. olabilir- VE BU CIKARIN ELDE EDILMESINDE "HERSEYIN MUBAH" OLMASINA BAGLIDIR.

    Siyasi yontem ile; siyasetin kendisi, karistirilmamalidir.

    Saygilarimla;
    evrensel-insan

Benzer Konular

  1. Siyaset Bilimi
    dogangunes Tarafından Eğitim Öğretim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-12-2011, 11:18 PM
  2. Ah şu siyaset ve oy avcılığı
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 10-06-2011, 02:10 PM
  3. Said Nursi Hz. ve siyaset.
    Serdengeçti Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 29-09-2009, 07:17 PM
  4. Ilm i siyaset
    ümmi Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 15-09-2009, 04:56 PM
  5. 18. Yüzyil Felsefesi( Aydinlanma Felsefesi )
    Bay X Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-05-2007, 10:20 PM
Yukarı Çık