Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Din Felsefesi..

Bilim ve Astronomi Kategorisi Felsefe Forum'u Forumunda Din Felsefesi.. Konusununun içerigi kısaca ->> DİN FELSEFESİ,DİN FELSEFESİNİN KONUSU Din felsefesi, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır. Başka bir ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Din Felsefesi..

    DİN FELSEFESİ,DİN FELSEFESİNİN KONUSU
    Din felsefesi, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır. Başka bir deyişle din felsefesi, dinin felsefe açısından ele alınması, din hakkında düşünme ve açıklamadır. Din felsefesi dine ahlak ve sanat felsefelerinde olduğu gibi rasyonel, objektif ve eleştirel olarak yaklaşır.
    Dine Felsefi Açıdan Yaklaşım:
    Dine felsefi yaklaşım her şeyden önce din gerçeğini kabul eden ve anlamladırmaya çalışan bir yaklaşımdır. Dini dinin temel kavramlarını ve inançlarını değerlendirmek, din gerçeğine eleştirel bir gözle yaklaşmakla olur. Bunu da felsefe yapabilir.
    Din felsefesi, dini tanımlamaya, açıklamaya ve anlamlandırmaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefi temeli üzerinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmalarından meydana gelir.
    Teoloji İle Din Felsefesinin Farkı:
    Teoloji (ilahiyat) de tıpkı din felsefesi gibi dini ve Tanrıyı konu alır. Teoloji, doğrudan doğruya inanca dayanır; inancın sınırları dışına çıkmaz. Teoloji açıklamalarında Tanrının gönderdiği kutsal kitaplara, peygamberlerin bildirdiklerine ve din alimlerinin yorumlarına dayanır.
    * Teoloji dogmatik ve otoriteye dayalıdır, din felsefesi özgür düşünme, nesnel olma ve sorgulamayı temel alır.
    * Teolojinin amacı inananların inançlarını güçlendirmektir, din felsefesi ise dinin ilkelerini sorgular kişilerin dindar olmalarına çalışmadığı gibi inançları sarsmaya da kalkışmaz.
    * Teoloji belli bir dini ele alırken, din felsefesi genel olarak din ya da dinleri ele alır.
    Dinin Felsefi Temellendirilmesi:
    * Felsefe dini temellendirirken dine rasyonel açıdan bakmak zorundadır. Akla dayanmalıdır. Tutarlı olmalı çelişkilere düşmemelidir.
    * Felsefe dini temellendirme çabasında nesnel olmak ve eleştirel bir tavır takınmak durumundadır.
    * Felsefe dini temellendirirken, konuya olabildiğince geniş kapsamlı ve kuşatıcı bakışla yaklaşmalıdır.
    * Din felsefesi nesnel olmak zorundadır. Nesnel olmak, dogru olana varmak amacıyla taraf tutmadan inceleme yapmak, yargıda bulunmak demektir.

    B. DİN FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

    Tanrı: Evrende var olan herşeyin yaratıcısı olduğuna ve tekliğine inanılan yüce varlık.
    Mucize: Mucize, insan aklının ölçülerini aşan, doğa yasalarının dışına çıkın, düşünce ilkelerinde değil de, dini inanca dayanan bir oluştur.
    Vahiy: Peygamberlere gelen ilahi ilham anl***** gelir. İlahi bir nitelik taşıyan ana düşünce, vahiy yoluyla peygamberlere bildirilir.
    Peygamber: Peygamber, her dinde Tanrı’nın buyruğnu insanlara bildiren elçidir.
    İman: Dinin ortaya koyduğu doğrulara inanmaya denir.
    İbadet: Tanrının buyruklarını yerine getirmeye ibadet adı verilir.
    Yüce: İncanca ölçüleri aşan, sınırlanamayan, önünde eğinilen üstün varlık anl***** gelir.
    Kutsal: Din açısından saygıya değer olan, Tanrı ya da peygamberler tarafından kutsanmış olandır.

    C. DİN FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ1. Dinin Tanımları:
    dinler kaynaklarında bulunan Tanrıya göre tanımlarınlar, tek Tanrılı (monoteist) ve çok Tanrılı (politeist) söz edilmektedir.
    2. Tanrının Varlığı Problemi: Din, Tanrının var olduğu inancına dayanır. Ban göre dinin temellendirilebilmesi için , Tanrının varlığının kanıtlanması gerekir. Din felsefesinin de temelinde Tanrının var oluşuyla ilgili kanıtlamalar bulunmaktadır. Tanrı var mıdır? Tanrının varlığını gösteren kanıtlar nelerdir?
    3. Tanrının Temel Niteliklerinin Tanımlanması Problemi: Bu konuda Tanrının evrene aşkın ya da içkin olduğu şeklinde farklı yaklaşımlar görülür. Tanrı, bir olan, yaratılmamış olan, ezeli ve ebedi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen varlık olarak tanımlanır.
    4. Vahyin İmkanı Problemi: İnsan ile Tanrı, iki ayrı kategoride varlıktırlar. İnsanın sonlu, ölümlü, bir yanıyla da maddi varlık olduğu yerde, Tanrı sonsuz, ölümsüz ve tümüyle manevi bilinen bir varlıktır. Bundan dolayı vahiy açıklamasına ihtiyaç duyulmaktadır.
    5. Tanrıyla Evren Arasındaki İlişkinin Ne Olduğu Problemi: Tanrı doğaya aşkın bir varlıkmıdır yani doğaüstü bir varlık mıdır yoksa panteistlerin (tümTanrıcılar) söylediği gibi Tanrı evrenin içinde midir?
    6. Evrenin Yaratılışı Problemi:Evren Yaratılmış Mıdır? Yoksa evren öncesiz ve sonrasız mıdır? Bazı görüşler Tanrı tarafından yaratıldığını söylerken bazıları ise yaratılmadığını ezeli ve ebedi olarak var olduğunu söylerler.
    7. Ruhun Ölümsüzlüğü Problemi: insan ruhu acaba beden yok olup gittiği zaman ortadan kalkar mı yoksa başka bir yerde var olmaya devam eder mi? Bu konuda da diğerleri gibi iki görüş ortaya çıkmıştır.

    D. TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN BAZI YAKLAŞIMLAR

    Tanrının varlığı konusunda üç temel yaklaşım bulunmaktadır.
    1. Tanrının Varlığını Kabul Edenler: Tanrının varlığını kabul eden yaklaşımlar üç tanedir. Teizm, Deizm, Panteizm.
    a) Teizm: Tanrıya inanma anl***** gelir, Tanrıya inanmama anl***** gelen Ataizm’e karşıdır. Teizm, Tanrının varlığını ve onun evrenin yaratıcısı, koruyucusu ve egemeni olduğunu kabul eden dini felsefedir. Teizme göre Tanrı öncesiz ve sonrasızdır. Dünyayla sürekli ilişki içindedir. Evrende olup biten her şey onun iradesinin ürünüdür. Tanrının varlığını akıl yoluyla kanıtlamak için kanıtlar ileri sürülmektedir bunlar;
    * Ontoloji Kanıt: Kanıtın ontolojik olması Tanrının varlığından hareket edilmesinden kaynaklanmaktadır. İlk kez öne süren St. Anselmus’tur. Tanrı tasarlanabilen en yetkin (mükemmel) varlık olarak tanımlanır. Tanrı kendisinden daha büyük ve yetkin olan bir varlığın tasarlanamayacağı varlıktır. Yetkin bir varlık, var olmadığı takdirde yetkin olamaz. İşte bu anlaşıta, Tanrının var oluşu Tanrı tanımından zorunlu olarak çıkacaktır. Descartes de bu kanıtı kullanmıştır.
    * Kozmolojik Kanıt: İlk neden kanıtı olarak da bilinen bu kanıt, aynı zamanda nedensellik ilkesine dayanır. Hiçbir şey nedensiz olamaz, var olan her şeye mutlak olarak, kendisinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Kozmos (evren) de bu şekilde dir. Evrenin var olduğunu bildiğimize gir onu bu günkü durumuna bir dizi neden ve sonucun getirmiştir. Neden sonuç ilişkisindeki sonuç ilk nedenin Tanrı olduğudur.
    * Düzen ve Amaç Kanıtı: Bu kanıt çevremizde doğal dünyaya baktığmızda, her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde, en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş ve ayarlanmış olduğunu göreceğimizi belirtir. İşte bu durum bir yaratıcının var oluşunu kanıtlar. Gözün yapısındaki düzen ve amaç bu kanıtı örneklendirir. Düzen ve amaç kendi kendine ortaya çıkmaz, belli amaca hizmet eder, irade sahibi Tanrı tarafından gerçekleştirilir.
    * Ahlak Kanıtı: Tanrı olmasaydı her şey mübah ( sevap ya da günah olmayan) olurdu. İyi ve kötünün bir anlam ifade edebilmesi için karşılıklarının görülebilmesine bağlıdır. İyi ve kötünün karşılığının teminatı ise Tanrı’dır.
    * Dini Tecrübe Kanıtı: Bir çok insan Tanrının varlığının kanıtı olarak iç duygularını ve sezgilerine başvurmaktadır. Tasavvufta da Mevlana, Yunus Emre gibi düşünürler bu gruba girerler. Tanrıyı ispat etmeye gerek yoktur. O zaten sezgiyle kavranabilir.
    b) Deizm: Deizm, Tanrının varlığına inanmakla birlikte Tanrının evrenden aşkın (transandantal) olduğunu, evrenin dışında olduğunu, bir kez yaratıp sonradan evrene müdahale etmediğini savunur. Deizm iki temel ilkeye dayanır.
    * Varlığı akılla bilinen Tanrı anlayışı
    * Evrenin yaratıldıktan sonra kendi yasalarına göre işleyişi
    Deizm dine akılcı açıdan yaklaşmıştır. Mucizelere karşıdır. Batıl inançlara ve dogmalara itiraz eder. Locke, Rousseau ve Voltaire bu görüşün savunucularıdır.
    c) Panteizm: Panteizim, Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi Tanrı olarak gören felsefi öğretidir. Tanrı evrenden ayrı değildir, tam tersine evren ile bir ve aynıdır. Tanrının doğanın dışında olması mümkün değildir. Tanrı evren ile özdeştir. En önemli temsilcisi Spinozadır. İlk panteist filozof ise Xenofanes’tir.
    2. Tanrının Varlığını Reddedenler:
    Tanrının varlığını reddeden görüşlere ateizm, kişilere de ateist adı verilir. Ateizm “Tanrıtanımazlık” olarak dilimize çevrilmiştir. Genel anlamda dini inançsızlığı ve tüm dinlere karşı olmayı ifade eder. Din felsefesinde ateizm evreni yine evrene dayanarak açıkladığından Tanrı ya da doğal güç diye birşeyi mümkün kabul etmez. Ateizmin felsefi temeli Materyalizmdir. Tanrının var olmadığını savunan kanıtlar bulmaya çalışır. Bunlar:
    * Kötülük Kanıtı: İçinde yaşadığımız dünyada kötü olarak nitelediğimiz oluşumlar vardır. Savaşlar, hastalıklar, depremler, açlık vb... Ateist bu noktada kötülüğün karşısında nasıl olup da mutlak iyi olan bir Tanrıdan bahsedileceğini sorar. Olsaydı bu kötülüklere karşı çıkardı der. Ateizmin karşısındaki filozoflar bu kanıta “Bu dünyada kötülüğün var oluşu, daha yüksek ahlaki iyiliklere yol açtığı için haklı kılınabilir. Buna göre eğer yoksulluk olmasa, yoksullara yardım etme gibi ahlaki bakımdan iyi olan eylemler temelsiz kalırlar. Savaşlar, işkence ve toplu kıyımlar vardır ama, kahramanlar, azizler ancak bunlar sayesinde ortaya çıkar.
    * Ahlaki gerekçeler Kanıtı: Bu çerçevede içinde değerlendirmemiz gereken iki düşünür vardır. Nietzsche ve Sartre. İki düşünür de felsefelerinde ahlakı ön plana çıkarmışlardır. Ahlak söz konusu olduğun da ise, insanın Tanrı tarafından önceden belirlenmiş bir özü bulunmadığını, insanın özünü kendisinin yarattığını savunmuşlardır.
    Sartre’a göre evrende kendi kendini yaratan tek varlık insandır. Her nesnenin bir özü, bir varlığı bir de varoluşu vardır. Ona göre yalnız insanda varoluş özden önce gelir. İnsan önce vardır, sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü özünü kendisi yaratır. (Varoluşculuk – Egzistansiyalizm)
    Nietzsche’ye göre insan gücünün bir değeri olacaksa, insan için bir özgürlük ve ahlaktan söz edilebilecekse, soncuzca güce sahip olan bir varlığın var olması gerekir. İnsanın kendisini özgürce yaratabilmesi için Tanrıdan vazgeçmek gerektiğini söyler.
    3. Tanrının Varlığının Bilinemeyeceğini Ya da Yokluğunun Bilinemeyeceğini Öne Süren
    Tanrıya ilişkin bilgiye sahip olunamayacağını, dolayısıyla Tanrı’nın var olduğunun da var olmadığının da kanıtlanamayacağını savunan öğretiye felsefe de agnostisizm (bilinemezlik) adı verilir. Tanrının var olduğunun ya da olmadığının ilke olarak bilinemeyeceğini öne süren bir görüştür. Bu görüşü ilk olarak Sofist Protogoras vermiştir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Üyecik fail semira - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Nerden
    konya
    Yaş
    28
    Mesaj
    27
    Rep Gücü
    11

    Cevap: Din Felsefesi..

    çok sağol.bence herkes bunları düşünmeli.önümüze konulan şeyleri düşünmeden uygulamak bana saçma gelio.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Din felsefesi

    Merhaba


    İnsanoğlu , en ilkelinden en gelişmişine kadar tüm toplumlarda, farklı biçimlerde de olsa, karşısına çıkan din olgusu üzerinde her zaman düşünmüş, dini çeşitli tartışmalara ve araştırmalara konu yapmıştır. Ancak din konusunda sürdürülen tartışma ve araştırmaların çoğu felsefenin ilgi alanına girmez. Din felsefesi yalnızca dinin kendisini konu alır, dinin kendisi ve temel savları üzerinde akılcı, nesnel ve tutarlı görüşler üretir.

    Kavram olarak ilk kez Hegel’in “Din Felsefesi Üstüne Konferanslar” isimli eserinde dile getirdiği “Din Felsefesi”, din üzerinde felsefe yapmak, yani dini felsefenin konusu olarak ele alıp, dinin hükümleri üzerinde akılcı, nesnel ve tutarlı görüşler üretmek demektir. Bunun için, hem dinin, hem de felsefenin belirli bir olgunluk düzeyine ulaşması gerekir. Örneğin, Antik Yunan’da felsefenin belirli bir düzeye ve olgunluğa ulaşmasına karşın, dinle ilgili felsefi düşüncenin aynı düzeye ulaşamadığı da ortadadır. Çünkü, Antik Yunan’da henüz üzerinde felsefe tartışma yapılabilecek olgunlukta bir din anlayışı oluşmuş değildir. Daha Hristiyanlık doğmamıştır. Sitede insanlar gibi düşünen, dövüşen, seven, kıskançlık yapan tanrılara inanma söz konusudur ve bu tanrılar daha felsefenin değil, mitolojinin ve söylencelerin konusudur.

    Bununla birlikte, Platon Tanrısızlığı bir ruh hastalığı olarak nitelemekte ve aklın temel görevinin Tanrıyı bilmek olduğunu savunmaktadır. zaten, onun “Îdealar Öğretisi” , tanrıbilimine kaynaklık etmek üzere oluşturulmuş gibidir. Maddesel ve tinsel olan her şeyin temel gerçekliği olan idealar, insanı tanrı fikrine götüren mantıksal bir kuram haline gelir. Gerçekten, Platon idealar ile Tanrıyı birbirinden ayırmaz. Zaten her şeyde akla uygun bir erek gören Platon, evreni, varlığı ve onların ereklerini önceden çizmiş olan akıllı bir istencin, tanrısal iradenin eseri saymaktadır. Platon, evrenin oluşumunu , tüm evreni kendi modeline göre daha çok benzesin diye “tek âlem” olarak yaratan “tanrısal kurucu”ya (Demiurgos) bağlamakta ve bu dünyada yaptıklarından ötürü cezalandırılacakları bir gerçek dünyadan söz etmektedir.

    Aristo da Tanrının madde gibi başlangıçsız ve bitimsiz olduğunu savunmakta ve Tanrıyı “En Yüksek Akıl/Nous” olarak nitelemektedir. Ancak, gerek Platon’un, gerekse Aristo’nun bu görüşleri Antik Yunan düşünce çağında gerçek anlamda bir din felsefesinin doğmuş olduğunu göstermez. Din felsefesinin doğuşu, tek tanrılı dinlerin doğumunu bekleyecektir.

    Din felsefesi ile ilgilenenler çeşitli sorunlarla karşılaşır. Öncelikle her filozof kendi bağlı olduğu dinin değerlerini yüceltme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Filozof bu tehlikeyi aşıp, din konusu üzerinde tamamen yansız davranmalıdır. Tanrının varlığı, ya da yokluğu, vahyin imkânı, evrenin yaradılışı, insanın evrendeki yeri, ölümden sonra bir yaşamın var olup olmadığı ve ruhun ölümsüzlüğü gibi metafafizik ve kozmolojik sorunların aşılması ancak böyle bir tarafsızlıkla mümkündür.

    Din felsefesiyle ilgilenenlerin karşılaştığı bir başka sorun, dilsel ve mantıksal sorundur. Dine ilişkin dil yapısın irdelenmesiyle, dinin kendisine özgü dili ve kavramları açıklanmış ve böylece dili mantıksal çözümlemesi yapılmış olacaktır.

    Öte yandan, din felsefesinin bir başka ilgi alanı da Tanrının var olup olmadığı sorusunu yanıtlamaktır. Kuşkusuz bu soru filozoflar tarafından çok farklı biçimlerde yanıtlanır. Örneğin, Tanrıyı başlangıçsız ve bitimsiz bir yaratıcı ve yönetici sayan görüşler “Teizm/Tanrıcılık” başlığı altında toplanır. Bu anlayışa göre, zaman ve mekandan arınmış olarak var olan Tanrı var olmak için kendisinden başka hiçbir nedene gereksinim duymaz.

    Dinin akla uygun olduğu ilkesinden yola çıkarak, aynı zamanda, akla ve bilime de güven duyarak, yalnızca evreni yaratan, fakat işleyişine karışmayan bir Tanrı anlayışı da “Deizm/Akılcı Tanrıcılık” olarak anılır. Bu anlayışa göre, evreni yaratan Tanrı, daha sonra evreni kendi doğal yasalarına göre işlemek üzere kendi başına bırakmıştır. Buna göre, deizm, vahyin yerine aklı koyar ve bilime uygun doğal bir din anlayışı önerir.

    Doğa ile Tanrıyı aynı şey sayan, Tanrıyı evrenin yaratıcısı değil, doğrudan evrenin kendisi gören anlayış “Panteizm/ Tüm Tanrıcılık” olarak adlandırılır. İslâm düşüncesinde bu anlayış “Tasavvuf” biçiminde karşımıza çıkacak ve tüm varlıkların kaynağında Tanrı olduğu düşüncesi doğacaktır.

    Tanrının varlığı ve yokluğu ile ilgili görüşlerden biri de Tanrının varlığını yadsıyan “Ateizm” ile, Tanrının bilinemezliğini öne süren “Agnostisizm” dir. Ateizm, önce dinin kaynağını, doğuşunu ve toplumsal işlevini saptamaya çalışarak, din duygusunun kaynağının ilahi değil, toplumsal olduğunu savunur. Daha sonra, evrenin bilimsel olarak açıklanmasına olanak sağlamak üzere dinin kesin buyruklarını ve açıklamalarını eleştirir. Maddeci felsefeyi de kendisine temel alarak Tanrıyı yok sayan bir sistem yaratır. Örneğin, materyalist felsefenin en güçlü temsilcisi Marx, dini sınıfsal bir temele bağlayarak, burjuva sınıfının halkı uyutmak için din duygusunu yarattığını savunur. Marx’a göre din, “halkın afyonudur ve insanları sömürüye boyun eğip, toplumsal bir ayaklanmaya kalkışmaması için ahret umuduyla uyutup durur.

    Evrenin ve nesnelerin hiçbir zaman bilinemeyeceğini savunan “Agnostisizm/ Bilinmezcilik” ise, Tanrının da ne varlığının, ne de yokluğunun bilinebileceğini ileri sürer. David Hume “Doğal Din Üzerine Söyleşiler” isimli eserinde, insan, yetilerini aşan konuları bilemeyeceğini ve insan aklının pek çok konuda yetersiz kalarak çelişkiye düştüğünü söyler. Durum böyleyken, bizim aklımızdan ve gözlem alanımızdan çok uzak olan bir Tanrı konusunda görüş bildirmenin olanağı yoktur.

    Sonuç olarak söylemek gerekirse, dini felsefenin konusu haline getirmek, dinin temel kavram ve sorunlarını sistemli bir düşünce ve akıl yürütme ile açıklamak ve aklın eleştiri süzgecinden geçirmek demektir. Böylece din, hem akılcı ve hem de bilimsel bir temel kazanmak üzere ele alınmış olmaktadır.

    Feridun ORHUNBİLGE
    Emekli Felsefe Öğretmeni

    Felsefe Evi

Benzer Konular

  1. Su Felsefesi
    İnci Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-02-2015, 04:21 PM
  2. Siyaset Felsefesi
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 07-02-2009, 09:38 PM
  3. Aşk Felsefesi.
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 13-01-2009, 03:38 PM
  4. Zihin FeLsefesi
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 28-02-2008, 12:18 AM
  5. 18. Yüzyil Felsefesi( Aydinlanma Felsefesi )
    Bay X Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-05-2007, 10:20 PM
Yukarı Çık