En alttan en üste çıkışın öyküsü, Bizans İmparatoriçesi

Theodora yabani hayvan bakımı ile uğraşan Kıbrıslı bir babanın üç kızından biri olan, dar gelirli bir ailenin çocuğudur. Babası küçük yaşta ölmüş ve annesi başka birisi ile evlenmiş. Üvey baba işsizmiş ve çocuklar küçük yaşta para kazanmak zorunda bırakılmış. Anne, önce kızlarını bayramlarda sokaklarda yalvartmaya çalışmış, sonra Theodora bir tiyatroda pandomim yaparak, soytarı rollerine çıkmaya başlamış. İlerleyen zaman içinde güzelliği dillerde dolaşmaya başlayan Theodora cinselliğini de kullanarak, alkış almaya başlamış. Mutlu bir yuva kurabilmek için gittiği İskenderiye’de uygunsuz davranışları nedeniyle, yoksul ve yüzüstü bırakılmış. Oradan döndüğünde kendini değiştirmek için çaba sarfetmiş ve kendine çekidüzen vermiş. Bu sırada imparator Justinianos bu güzel kızı görmüş ve ondan başka kimseyi gözü görmemiş. O dönemlerde yasalar üst düzey yetkililerin geçmişi uygunsuz kadınlarla evlenmelerini yasaklamaktaymış. Ancak Justinianos bir yasa çıkararak bu yasağı kaldırarak onunla evlenmiş.

Evlenmeden önceki davranışlarına karşın, tahta geçer geçmez bir imparatoriçenin görev bilincine çabucak varmış. Kötü yollara düşen kadınlar için bir sarayı manastır haline getirip, sokaklardan toplattığı beş yüz kadının ücretsiz olarak burada hayatını doğru bir biçimde sürdürmesini sağlamış. Hastane ve dini yapılara büyük parasal yardımlarda bulunmuş. Evliliğinden kısa bir süre sonra Istanbul’da M.S. 532 yılı Ocak ayında “Nika” (yen) adında büyük isyan patlamış . Hastaneler, arasında imparatorluk sarayı ve Ayasofya’nın da olduğu güzel yapılar alevler içinde kalmış. Justinianos kaçmayı düşünürken, Theodora gerçek büyüklüğünü göstermiş. “Başka hiçbir ümit kalmasa bile ben yine kaçmaktan nefret ederim.Hepimiz doğuştan, ölüme mahkum bulunuyoruz. Ne var ki başlarında taç taşıyanlar, saygınlıklarını ve güçlülüklerini yitirdikten sonra yaşamamalıdır. Tek bir gün bile, kimsenin beni taçsız ve erguvansız ( imparatorluk makamı giysisinin rengi) olarak görmemesi için Tanrı’ya yalvarıyorum. Beni kraliçe adıyla selamlamanın sona erdiği gün yaşam ışığım sönmüş olmalıdır. İmparator! Kaçmaya karar verdiyseniz, hazineler sizindir.İşte deniz, işte gemileriniz! Ama can kaygısının sizi sefalet içinde bir yaşama ve aşağılık koşullarda bir ölüme uğratmasından korkunuz. Ben tahtın şanlı bir mezar olduğuna inanıyorum”. Onun bu sözleri Justinianos’a cesaret vermiş ve kendine bağlı askerler başarılı bir girişimle kalabalığı dağıtmış. İsyan bastırılmış ve Justinianos’un tahtı güvenceye alınmış. Bundan sonra da eşi imparator Justinianos’un yanında olan ve onu destekleyen imparatoriçe, evliliğinin yirmidördüncü yılında kanserden ölmüş. En soylu kadınlarla evlenebilecek olan imparator, eskiden uygunsuz bir hayatı olan ama evlendikten sonra namusu lekesiz olarak yaşayan bu kadının ardından kanlı gözyaşları dökmüş.