Bekir Yıldız

1933 Urfa doğumlu Bekir Yıldız’ı 8 Ağustos 1998 günü kaybetmiştik. Bekir Yıldız, Matbaacılık Okulu’nu bitirdikten sonra bir süre dizgi operatörlüğü yaptı, 1962-1966 yılları arasında basımevi fabrikalarında işçi olarak çalışmak için Almanya’ya gitti ve dönüşünde bir basımevi kurup yönetti, daha sonraki yıllarını ise Almanya yıllarının izlenimlerinden oluşan Türkler Almanya’da (1966) romanıyla başladığı yazarlıkla geçirdi. 65 yıllık ömrünün yarısını edebiyatımıza armağan eden Bekir Yıldız; öyküleri, romanları, röportajlarıyla; edebiyatçı kimliğinden ve onurundan ödün vermeyen sert kişiliğiyle; ülkesinin insanlarının sanatın aydınlığında yaşaması savaşımına kattığı yaşamı ve kavgasıyla kendini var etti. Seçip işlediği konularla toplumun nabzını tutmayı başaran; ele aldığı konuların birkaç yıl sonra ülkenin gündemine girmesiyle gerçek bir yazar olduğunu kanıtlayan bir öncü yıldızdı o.

Bekir Yıldız, edebiyat dünyasına asıl adımını memleketinin insanlarını anlattığı ve o insanlarının yaşam kavgalarını, sorunlarını ülkenin gündemine getirdiği “Güneydoğu öyküleri”yle attı. Toprak insanlarının günlük yaşam sorunlarını, topraktaki ekonomik düzenin gerekleri olan ağa-yoksul köylü ilişkilerini, kaçakçılığı, eşkıyalığı, ağalık düzenindeki sevgi ve sevgisizlik ilişkisini olanca çıplaklığı, gerçekliği, doğallığı içinde verdiği bu “Güneydoğu” öyküleriyle Bekir Yıldız, toplumcu gerçekçi öykücülüğün en başarılı yazarlarından biri olarak edebiyatımıza adını yazdırdı. Bu öykülerindeki doğa, insan, durum, davranış betimlemelerindeki olağanüstü yalınlığı ve canlılığı, çıplak gözlemciliği, çarpıcılığı, gerilimi, trajikliği, yaratıcılığıyla öykücülüğümüzdeki öncü yerine oturdu. Yeni yeni basımlarla on binlerce okuyucuya ulaşan Bekir Yıldız’ın birçoğu filme de alınan bu çizgideki öncü öykülerini Reşo Ağa (1968), Kara Vagon (1969; 1968 May Edebiyat Ödülü), Kaçakçı Şahan (1970; 1971 Sait Faik Hikâye Armağanı), Sahipsizler (1971), Beyaz Türkü (1973), Dünyadan Bir Atlı Geçti (1975), İnsan Posası (1976), Mahşerin İnsanları (1986), Bozkır Gelini (1985) adlı kitaplarında topladı. Bu kitaplarda yer alan öyküler ülkemizin bir kesimindeki egemen feodal ilişkilerin belirlediği insanların durumlarını olanca acılığı, katılığı, yabanlığı ile gözler önüne seren, edebiyatın yaşamı nasıl algılayıp sunması gerektiği konusunda da öncü bir tavır sergileyen öykülerdir. Bu öyküleriyle “Güneydoğu” gerçekliğini yıllar öncesinden toplumsal, ekonomik, kültürel ve insani çağrışımlarıyla edebiyatımıza ilk sokan yazar olan Bekir Yıldız’ın edebiyatımızdaki yerinin tartışmasız bir öncülük olduğunu da belirlemeliyiz.

Bekir Yıldız, bu öncülüğünü Almanya ile ilgili yeni öyküleriyle pekiştirdi: Alman Ekmeği (1974), Demir Bebek (1977). Ülkemizin tarihselliğinde önemli bir olgu olan ve hâlâ tartışılan Almanya gerçeğini öykülerinde estetize ederek, yoğunlaştırarak edebiyat ve toplum gündemine taşıyan Bekir Yıldız, bu öykülerinde Almanya gerçeğinin insan boyutunu, yabancılaşmayı, sevgisizliği, özveriyi anlatırken insanların değerlerinin adım adım değişimine yaptığı tanıklıkla da insan ilişkilerine asıl yön veren gerçekliğin ekonomik ilişkiler olduğunu vurguladı. Yıllar sonra Alman yetkililerinin itiraf ettiği, “Biz işçi istemiştik, karşımıza insanlar çıktı.” gerçeğinin, sanatçı duyarlılığı ve bilinciyle yıllar öncesinden saptanması anl***** gelen bu öyküler, aynı zamanda sanatın yaşama uzanmasındaki yöntemin ne olması gerektiği konusunda da kendisinden sonra gelenlere yol gösterici olmuş bir usta kalemin tavrı ve başarısıdır. Bekir Yıldız, yalınlıktan, çarpıcılıktan, ürkütse de insani tükenişten, kıvrak bir dilden bu öykülerinde de ödün vermedi ve, “Yalnızca güneydoğu öyküleri yazıyor.” biçimindeki eleştirilerin haksızlığını da kanıtlamış oldu.

Bekir Yıldız, öykücülüğünün yanı sıra, Evlilik Şirketi (1972), Halkalı Köle (1980), Aile Savaşları (1984) romanlarında evlilik ilişkilerini irdeleyerek, “kadın” gerçekliğini edebiyatımızda yeniden gündeme getirerek, üzerine düşen yazar sorumluluğu sınavını başarıyla veren usta bir romancı oldu. Onun, ekonomik, siyasal ve toplumsal ilişkilerin etkilerinden başlayarak romanlaştırdığı bu kitaplar, ülkemizde evliliğin sorunlarının tartışılmasına yol açtı. Romancılığını insanın zulme karşı direnişini simgeleştirerek anlattığı Ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela (1986) ile Alevilik ve inanç olgusunu romana taşıyarak yine bir öncü edebiyatçı kimliğiyle buluşmayı başarırken, tarihe yönelme, tarihle bugünü buluşturma, tarihi edebiyata sokma konusunda yeni bir örnek sunmuş oldu. Bir yazar olarak “dünü bugüne bağlama”yı ilke edinen Bekir Yıldız aynı zamanda, “Yalnızca yaşadıklarını yazıyor.” biçimindeki çarpık eleştirileri de yanıtlamış oldu. Bekir Yıldız, romancılığını 12 Eylül günlerinin insanlar üzerindeki etkilerini irdelediği, faşizmin insanların ruhlarına indirdiği darbeyi, insanların ruhlarının yaralanmasını anlattığı ve büyük umutlarla yayımladığı Darbe (1989; 1990 Milliyet Yayınları Roman Ödülü) ile noktaladı. Darbe’deki aydın çürümesi ve baskı düzenlerinin insan ruhlarını yaralaması tartışması da onun öncü yazar kimliğine önemli bir katkıdır. (Darbe, Bekir Yıldız’ın yayımladığı son kitap oldu. Dünyanın ve ülkenin gidişi, darbenin etkisinin korkunçluğunu ortaya çıkarmıştı ve Bekir Yıldız’ın savunduğu değerler yok edilmişti. Bu sonuç onu da yaralamıştı ve o yazmamak gibi bir tavırla karşılamıştı bu sonucu.)

Röportajları, Harran (1972), Yaman Göç (1983), Allah’ın Gölgesine Koşanlar (1991; Yunus Nadi Röportaj Ödülü) ; çocuk kitapları Şahinler Vadisi (1981), Ölümsüz Kavak (1981), Arılar Ordusu (1981) adlarıyla yayımlanan Bekir Yıldız’ın konuşmalarından, soruşturma yanıtlarından, yazılarından oluşan kitabının adı ise Yargılayan Zaman İçinden (1984).

Yazar kimliğinin kazanılmasındaki özgünlük, öncülük, yaratıcılık, etkileyicilik, zamana karşı direniş gibi özelliklere sahip olan Bekir Yıldız yapıtları, edebiyatımızın kıvanç duyulacak yapıtları arasındadır. İnsan damarıyla, insani özle, insan duygularıyla, insanlar arası ilişkilerle, insanın doğayla ilişkileriyle, insanın makinelerle ilişkileriyle dolu olan ve kendi deyişiyle, “süte su katmayan” bir yazar olan Bekir Yıldız gerçekliği, edebiyatımızın dünden gelip yarına gitmekte olan serüveninde önemli bir buluşma noktasıdır. Yaratıcı ve öncü bir yazar olarak edebiyat halkasını doğru yakalamış olan O’nun bu halkayı yakalayışının gizi, kendi deyişiyle, “yaşantı, emek ve içtenlik”ten kaynaklanmaktadır. Edebiyatımızda Bekir Yıldız gerçeği, “Gerçekleri yoğurup dinamit haline getirmeye” çalışan bir yazarın, bu doğru yaklaşımının başarısıdır. “Yeşermemiş umutların, yaşanmamış sevgilerin, verilmemiş hakların alacaklıları yanında olmak.” kaygısıyla yazan bir yazarın edebiyatımıza kattıklarıdır.

Bekir Yıldız, öykümüze ve romanımıza getirdiği yeniliklerle edebiyatımızı zenginleştirdi; toplumcu gerçekçi öykünün silinmeye yüz tutan izini derinleştirdi ve insanla sanatı buluşturdu. Bu buluşma ile edebiyatımızda, insanlık trajedisini anlatmadaki ustalıkla var olan Bekir Yıldız gerçeği doğdu. Bu gerçeklikteki anlatım ustalığı; söz cambazlıkları ve sözcük oyunlarıyla metnin anlaşılmaz kılınmasından değil; aklın ve gönlün titremesini sağlayan bir estetik yoğunluktan ve insani sıcaklıktan kaynaklanmaktadır.

Bekir Yıldız Ustayı saygıyla anıyoruz.