Royal Society’nin arşivlerinde yapılan başarılı bir çalışma, bilim kadınlarının bilimin gelişmesinde önceden düşünülmüş olandan çok daha fazla rol oynadığını açığa çıkarıyor.

Bu yıl 350. doğum yılını kutluyan Royal Society'nin ilk üyeleri arasında Isaac Newton, Edmond Halley, Robert Hooke, Thomas Hobbes, Christopher Wren gibi önemli bilim insanları bulunur.
Ancak bu yılki seminerler, sergiler ve yayınlardaki kutlamalarda bir hayalet dolaşıyordu.
Bu, kurumun saflarındaki bilim kadınlarının tarihsel olarak unutulmuş hayaletiydi.

Royal Society 1660 yılında kurulmuş olmasına rağmen 1945’e kadar tüzüğünde kadınların bu kuruma üye olmasına izin verilmedi.
Sadece 30 yıl öncesinde 1918’de, 30 yaşının üzerindeki kadınlar oy kullanma hakkını kazanmıştı.
Başka yerlerde de benzer bir dışarıda tutma anlayışı yerleşikti.
Amerikan Bilimler Akademisi’ne 1925’de, Rusya Ulusal Akademisi’ne 1939’da, Fransa Bilimler Akademisi’ne ise ancak 1962’de bilim kadınları üye olmaya başlamışlardı.
Marie Curie’nin ikinci Nobel ödülünü aldığı 1911 yılındaki üyelik başvurusu Fransız Bilimler Akademisi tarafından reddedildi.

Fakat kadınların, birçok çalışma grubunun kritik bir parçası oldukları kesindi.
Daha da önemlisi, bilim eğitiminde yalnız çocuklar için değil, gençler ve genel okuyucu için de yeni yöntemler üretilmesine öncülük etmişlerdi.
Kadınlar bilimin popülerleşmesi için çeviriler, illüstrasyonlar ve başka birçok hayati katkı yaptılar.

Margaret Cavendish
Royal Society toplantılarından birine katılan ilk kadın Margaret Cavendish’di, Mayıs 1667. Bütün erkek üyeler tarafından protesto edildi ve bu tehlikeli deneyim iki yüz yıl daha tekrarlanmadı.
Fakat Margaret, İngiliz biliminin aristokrat üyelerinden birinin, William Cavendish’in ikinci karısı olması nedeniyle avantajlıydı.

Margaret Cavendish, Royal Society üyelerinin kuru, ampirik yaklaşımını alaya aldı; canlı hayvanlar üzerinde yapılan cerrahi deneylere şiddetle karşı çıktı ve kadınların bilim insanlarının üye olduğu derneklerden dışlanmasını eleştirdi.
O, Baconcı mekanik ilerleme düşüncesi yerine, Stoacı doktrin tercihini “Deneysel Felsefe Üzerine Gözlemler” (Observations on Experimental Philosophy, 1668) adlı kitabında anlatıyordu.

Caroline Herschel
lk kez bir kadın tarafından yürütülen bilimsel bir araştırma programından çıkan yayın uzayla ilgiliydi ve Royal Society'nin Philosophical Transcations isimli dergisinde yayınlandı.
Yazı, Royal Society dergisinde Ağustos 1786’da tuhaf bir başlıkla,“Yeni bir kuyruklu yıldız hesaplaması, Bayan Caroline Herschel’den Bay Charles Blagden’e bir mektup, Royal Society Sekreterliği’ne” şeklinde basıldı.
Carolin, Uranüs’ü keşfeden, Andromeda gibi galaktik sistemlerin varlığına dair fikirler öne süren büyük astronom William Herschel’in kız kardeşiydi.
Ama Carolin’in uzmanlık alanı yeni kuyruklu yıldızlar keşfetmesiydi ve bu dönemde 30’dan az bilinen yıldız varken o bir seferde sekiz tane buldu.

Jane Marcet
Kadınlar erkek arkadaşlarından daha geniş bir bağlamda, bilimin yaratacağı eğitimsel olanakları da gördüler.
Jane Marcet'in 1806’da yazdığı “Kimya Üzerine – Deneylerle” (Conversations in Chemistry, in which the elements of that science are familiarly explained and illustrated by Experiments) gerçek anlamda bir popüler bilim kitabı sayılabilecek ilk kitap olmuştu.
Bu kitabın 15. baskılarından biri ünlü fizikçi Michael Faraday için bilimin heyecan verici kapısını açtı.

Mary Fairfax Sommerville
Mary Fairfax Sommerville 1834’de tüm çağdaş fen bilimleri alanlarının (fizik, kimya, astronomi) prensip ve yöntemlerinin ortaklığına dikkat çeken “Fiziksel Bilimlerin Bağlantısı Üzerine” (On the Connexion of the Physical Sciences) adlı kitabını bitirdi.
Kitap, Türkçe'ye “bilim insanı” olarak çevirebileceğimiz “scientist” sözcüğünü de türeten William Whewell tarafından olumlu bir gözden geçirme ile yayınlandı.
Şaşırtıcı bir şekilde bu kelime 1834’den önce kullanılmıyordu.
Bu kitap kısa sürede on baskı yaptı ve yarım yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca bilimsel ilerleme fikrini biçimlendirdi.

Rosalind Elsie Franklin
Rosalind Elsie Franklin DNA, virüs, kömür vb. yapılarının anlaşılmasında büyük katkılarda bulundu.
Genç bilim kadını, öğrendiği X ışınları kırınım yöntemini kullanarak DNA'nın yoğunluğunu, sarmal biçimini ve başka önemli özelliklerini saptadı.
Fakat Rosalind’in DNA sarmalına ilişkin fotoğrafını kullanan ve bu çalışmalarıyla Nobel Ödülü alan James Watson ve Francis Crick, çalışmalarına öncülük eden kişi olan Franklin'den çok, arkadaşı Wilkins'in adını anıyorlardı.
Bilim dünyası, uzun bir süre boyunca bu bilim kadının çalışmasının görmezden gelinmesini tartıştı.

kaynak