Merhaba


Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi (1865 – 1914)

Ahmed Hilmi, 1281/1865 yılında şimdi Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe’de doğdu. Babası Şehbender (konsolos) Süleyman Bey, annesi Şükriye Hanım’dır. İlk tahsilini Filibe’de yaptıktan sonra İstanbul’a gelerek Galatasaray Sultanisi’nden mezun oldu. Ailesiyle birlikte bir müddet İzmir’de bulundu. Daha sonra Duyun-u Umumiye İdaresi’ne girerek memuriyet hayatına başladı (1890). Vazifeli olarak Beyrut’a gönderildi. Burada Jöntürkler’le ilgi kurdu, büyük ölçüde onların etkisiyle Mısır’a kaçtı. Mısır’da iken Terakki-i Osmani Cemiyeti’ne girdi. Yine Mısır’da “Çaylak” adlı bir mizah dergisi çıkardı. 1901′de İstanbul’a döndüyse de siyasi suçlu olarak yakalanıp Fizan’a sürüldü. Fizan’da iken, belki sürgün hayatının etkisiyle tasavvufa merak sardı, Arusi tarikatına girdi. Bu intisabın etkileri daha sonra yazacağı eserlere yansıyacaktır.

“Allah’ı İnkar Mümkün müdür?” isimli eserinde bütün felsefe tarihini gözden geçirir ve filozofların düşüncelerini tahlil ve tenkit eder. Ahmed Hilmi materyalistlerin aksine ruhun bedenden bağımsız varlığını, mahiyetinin bilinmez olduğunu kabul ediyor. Onu duyarlılık, zeka, irade gibi eserleri ile anlıyoruz ve bütün güçlük onca beden çözüldükten sonra ruhun devam edip etmediği noktasındadır.

Muhyiddin Arabi, ruhun manevi âlemde (Ahiret’te) yeni bir “mazhar” (substratum) bulacağını söylüyor ki, Şehbenderzade’ye göre bu konuda söylenebileceklerin en mükemmeli budur. Yok olmak, parçalanmak dağılmakla aynıdır. Tek olan ve bileşik olmayan şey ise dağılmaz ve parçalanmaz. Ruh, tek yapıdır ve bileşik değildir, öyleyse o dağılmaz yani yok olmaz.

Şehbenderzade’nin bütün felsefi fikirlerini özetlediği eseri, “Amak-ı Hayal” adlı felsefî ve tasavvufî romanıdır. Bu eser de materyalist görüşe karşı kaleme alınmış bir eserdir. Bütün eser boyunca ruh ve kainatın sırrı, yaratılışı gayesi araştırılarak maddeci görüşün sığlığı ve insanı saadete ulaştırmakta yetersiz kaldığı ortaya konur. Buna göre kainatta olan birini anlamak ve hadiseleri doğru değerlendirmek için “Vahdet-i Vücud” fikrinin iyi bilinmesi lazımdır. Bu yüzden birçok defa basılan eser, tasavvufa meraklı olanlarca çok okunmuştur. Kitap yazarın, muhayyile zenginliği yanında tasavvuf ve felsefedeki vukufunu ve bunu ifade etmedeki kabiliyetini de ortaya koymakta, bir takım teşhisler ve ruhi hallerle tasavvufun, evliyanın, enbiyanın sırları ve çeşitli halleri hayaller içinde anlatılmaktadır. Yazarın bütün fikirleri “Raci’nin Hatıraları” ve “Manisa Tımarhanesi” adlı iki başlık altında ve çoğunlukla birbiriyle organik bağları bulunmayan çeşitli bölümler halinde ifade edilmiştir.

Yorumsuz BLOG