Merhaba!

http://www.supermeydan.net/forum/for...tml#post271391 Basligindan alinti;
1906 - Pierre Curie, Nobel Fizik Ödülü sahibi Fransız fizikçi (d. 1859) oldu



Pierre Curie 1859′da Paris’te doğar. Pierre’in kardeşiyle beraber çok küçük yaşlarından beri ilime ve fene büyük ilgileri vardır. Üniversiteyi 16 yaşında bitirir. 1883′te Paris Fizik ve Kimya Okulu’na öğretmen ve laboratuvar şefi olarak atanır. Bu görevi tam 22 yıl sürdürecektir. Kardeşiyle beraber Pizoelektrik etkiyi keşfeder. İlk defa fiziğe grup kavramını getirir. 1894′te Marie ile ilk tanıştığında iyi bir bilimsel kariyere sahiptir.
Pierre Curie ve Marie Sklodowska 1895 yılında evlenirler. Marie artık Madam Curie olmuştur. ve bundan sonra hep böyle anılacaktır.

1897′de Madam Curie ilk çocuğu İrene’yi dünyaya getirir. Daha kendisini toparlamadan iki lisans imtihanı ve su verilmiş çeliklerdeki mıknatıslanma hakkında bir etüd çalışması gerçekleştirir. Bundan sonra Madam Curie doktora tezi için konu seçimine girişir. Eşinin önerisiyle Becquerel ışınlarında karar kılar.

X-Işınları

Röntgen, 1895′in bir kasım akşamında etrafını siyah kartonla kapattığı hittorf tüpüyle katot ışınlarını araştırırken esrarengiz bir olayla karşılaşır. İçinde bulunduğu oda karanlıktır. Baştan sona kadar siyah kartonla kaplı tüpün yakınındaki boryum pilatin siyanidle İşlemiş ekranın ışıldadığını şaşkınlıkla görür. Ekranı aydınlatan bu nesneler nereden geliyordu? Katot ışınlar olamazdı. Çünkü tüp siyah kartonla kaplıydı. Röntgen, olayı incelemeye başladı. Ekranı çevirdi, fakat sonuç değişmedi. Daha sonra tüple ekran arasına çeşitli nesneler yerleştirdiğinde hepsini saydam gördü. Kendi elini uzattığında ekranda kemiklerini gördü. Ne elektrik ne de magnetik alanda sapmayan bu ışınlara x- ışınları dendi. Bu ışınların kaynağı ve ortaya çıkış nedeni ise ancak atom fiziğinin kurulmasından sonra aydınlığa kavuşacaktı.

Röntgen’den sonra Henri Becquerel bu konuya yöneldi. Becquerel’in hareket noktası x-ışınları ile floresanlanma arasındaki ilişkiydi. Başka kaynaklardan x- ışınları oluşturmaya çalıştı. Çeşitli floresanlı maddeler denedi. Ama x-ışınlan gözlemleyemedi. Daha sonra Becquerel x-ışınlarıyla görülür ışık arasındaki ilişkiyi incelemeye karar verdi.

Floresans madde olarak uranyum tuzlarını kullandığı bir dizi deney gerçekleştirir. Bir fotoğraf filmini güneş ışınlarından etkilenmeyecek şekilde siyah kağıtlarla örttü. Kağıdın üzerine uranyum tuzlarını yerleştirerek uzun süre güneş ışığında bekletti. Filmleri banyo ettiğinde foresans uranyum tuzlarının bulunduğu yerlerde siyahlıklar gördü. Deneyi karanlıkta gerçekleştirdi, sonuç değişmedi. Uranyum tuzlarından çıkan garip ışınlar her şartta fotoğraf filmine etkiyordu. Becquerel uranyumun bütün tuzlarının hatta uranyum metalinin bile fotoğraf filmi üzerinde karartılar meydana getirdiğini gördü. Becquerel x- ışınlarını araştırırken bambaşka bir hadiseyle karşılaşmıştı. Bu olay yeni birşeylerin habercisiydi. Bu yeniliği inkişaf ettirmek ise Curielere nasip olacaktı.

Radyoaktivite

Bequerel ışınları hakkında bilinenler sadece bu kadardı. Işınların cinsi ve kaynağı neydi? Tam bir muamma. Mükemmel bir araştırma konusu. Madam Curie uzun uğraşlar sonunda alabildikleri basit bir atölyede araştırmalarına başlıyor. ilk olarak uranyumdan çıkan ışınların iyonlama kuvvetini Pierre’in yaptığı elektrometreyi kullanarak tesbit etti. Madam Curie’nin ilk sonuçlarına göre ışınımın şiddetinin bileşikteki uranyum miktarı ile orantılı olduğu ve ayrıca kimyasal biçiminden, aydınlanma ve ısı gibi harici sebeplerden etkilenmediğini ortaya çıkardı. Hiç bir şeye benzemiyorlar. Hiç bir şeyden etkilenmiyorlar, çok zayıflar ama aynı zamanda çok kararlı bir yapılan var. Bunlara dayanarak Madam Curie bu ışınımların kaynağı olarak atomik seviyedeki olayları görüyordu. Buna göre uranyum dışındaki maddelerde de bu kuvvet bulunabilirdi. Hemen, başka numunelerde incelemelerine başlıyor. Netice gecikmiyor. Toryumda da uranyumun kine benzer ışımalar yaptığını keşfediyor. Curieler’in doğru düşündüğü böylece ortaya çıkmış oluyordu. Madam Curie uranyum ve toryumdaki bu özelliğe radyoaktivite ve bu elementlere de radyoaktif element adını verdi.

Curieler’in aklına maden filizlerini incelemek geliyor. Acaba maden filizlerinde bunlara benzer ışımalar elde edebilir miyiz? Bütün maden filizlerini elektrometre ile incelerler. Beklenen sonuç ortaya çıkar. Fakat bir tuhaflık sözkonusudur. Maden filizlerindeki radyoaktivite beklenenden çok kuvvetlidir. Uranyum ve toryumdan kaynaklanması mümkün değildir, inceleme defalarca tekrarlandı, ama netice değişmedi. Beklenenin çok üstünde bir ışıma. Daha önce Curieler bilinen tüm kimyasal elementleri tetkik etmişlerdi. Hiç biri bu ışımaya uymuyordu. Bu kuvvetli radyoaktifliğin kaynağı neydi? Yeni bir element olabilir miydi? Madam Curie bu soruya olumlu cevap verdi. Şimdi ise sıra bu kuvvetli radyoaktifliğin kaynağı olan, o zamana kadar duyulmamış cevheri bulmaya gelir.

Bu noktadan sonra Pierre Curieelindeki diğer işleri bırakıp eşiyle beraber çalışmaya başlıyor. Kendi geliştirdikleri bir yöntem ile maden filizleri örneklerini kimyasal çözümlemeyle bileşenlerine ayırdılar. Elde edilen her numunenin radyoaktifliğini elektrometre kullanarak tesbit ettiler. Bu ayırma sonucunda ışıma etkinliğin bazı parçalarda bulunduğunu gördüler. Buna göre yeni elementin çok çok az miktarlarda bulunacağından radyoaktifliğinin de uranyumdan çok fazla olması gerekiyordu. Curieier bunu yaklaşık 300 katı olarak hesapladılar. Fakat bu yeni maddenin numunelerde bulunma miktarı aslında bir milyonda bir oranındaydı. İkinci ilginç nokta radyoaktiflik iki parçada kendini gösteriyordu. Bu da iki yeni element demekti. 1898′in Temmuz ayında yeni elementlerin biriyle ilgili herşey hazırdı. İsmi hariç. Madam Curie bu yeni elemente polonyum adını verdi. Bundan daha tabi bir şey de zaten olamazdı. Curieler aynı ayın içinde keşiflerini ilan ve araştırmalarını açıklayan makalelerini Bilimler Akademisi’ne sundular.

Radyum

Asit içinde çözülmeyen sülfidler grubunda polonyumu keşfettikten sonra ikincisini baryum grubu bileşiklerinde tesbit ettiler. 1898 Eylül’ünde radyum adını verdikleri ikinci radyoaktif elementin keşfini gerçekleştirdiler. Curieler’in İşi bununla da bitmedi. Çünkü bu radyoaktif elementler yavaş yavaş yokoluyorlardı. Daha sonraları Rutherford’un yarı-ömür diye adlandıracağı bu olay köklü bir felsefeyi altüst ediyordu. Bu da atomun değişmez kararlı yapısıydı. Nasıl oluyor da bir element başka bir elemente dönüşebilirdi? Madam Curie bunun moleküler özelliklerin aksine atomun yapısındaki değişmelerden kaynaklandığına emindi. Yerleşik düşüncenin aksine olan bu görüşü herkes kabul etmiyordu. Hatta saf uradyum ve polonyumu görmeden, atom ağırlığı tayin edilmeden varlıklarını kabul etmeyenler vardı. Curieler haklı olduklarını göstermek için saf radyumu elde etmeye karar verirler. Bu iş kolay olmayacaktır. En başta tonlarca maden filizi gerekiyordu. Çünkü radyum cevherlerde belli belirsiz bulunuyordu. Bunun için tonlarca madenden radyumun zenginleştirilmesi gerekir. Ayrıca saflandırmayı yürütecekleri bu mekan ve masrafları karşılayacak para lazımdı.

Radyumun içinde saklandığı cevherler (Cam sanayisinde kullanılıyor.) Çekoslovakya’daki Joachomsthal ocaklarından çıkarılıyordu ve bunlardan tonlarca almak parasal yönden imkansızdı. Ama uranyum çıkarılsa da artıklarından radyum elde edilebilirdi. Pierre bir arkadaşı aracılığıyla maden artıklarını sadece yol parasını vererek getirtir. Laboratuvar olarak eski camekanlı ve bu camları avluya açılan her zamanki mekanlarında hiç kimsenin girişemeyeceği bir mücadeleye başlarlar. Tonlarca maden artığı ellerinden geçer, koca kazanlarda bunları eritmek, karıştırmak, pis kokularına dayanmak bunların tekrar ayrıştırılması, bütün bunlar o kadar zor ki. Lakin Curieler kendilerinden emin sabırla çalışırlar. Hep kafalarında saf radyumun hayali vardır. Hatta Madam Curie eşine sık sık şöyle der: “Acaba rengi nasıl olacak? Güzel bir rengi olmasını isterim.”
1899′da Curieler’in arkadaşı Adre Debierne yeni radyoaktif elementi aktinyumu keşfeder. Bundan üç yıl sonra Curieler 1898 yılında başladıkları mücadeleyi zaferle noktalarlar. Dört senelik bir uğraş sonunda 1 desigram saf radyum elde ederler. Bu yeni elementin atom ağırlığı ilk defa 225 gr olarak tayin edilir. Dört yıllık amelelik, işçilik, mühendislik ve alimlik hepsi 1 desigram radyum için. Bu radyumda insanlık için.

1903 Nobel Fizik Ödülü radyoaktivitenin mucitleri Henri Becquerel, Pierre ve Madam Curie’ye verildi. Pierre Curie Stockholm Bilimler Akademisi’nde yaptığı ödül konuşmasını çok önemli olan şu sözlerle bitirir: “Radyumun cani etlerde çok tehlikeli bir şey olabileceğini düşünmekte mümkündür. Bu noktada insan kendi kendine, acaba tabiat sırlarını bilmekte insanın bir menfaati var mı, bunlardan faydalanmak olgunluğunda mı yoksa edindiği bilgiden zarar görecek halde mi? diye de sorulabilir. Nobel’e ait keşiflerin örneği karakteristiktir. Yüksek kudretli, patlayıcılar insanların harikulade işler görmesini mümkün kıldı. Aynı zamanda bunlar milletleri harbe sürükleyen büyük canilerin elinde, müthiş bir tahrip vasıtası oldu. Fakat herşeye rağmen ben de Nobel ile beraber, beşeriyetin yeni keşiflerden şerden ziyade hayır çıkaracağını düşünenlerdenim.”

Fizikteki bu yeni oluşum büyümeye devam ediyordu. Çok geçmeden radyum ışımasının maddelere tesir ettiği ve onları radyoaktif hale geçirdiği anlaşıldı. Başka bir şaşırtıcı olayda radyumun fizyolojik tesirleriydi. Radyumdan çıkan ışınların kanserin bazı çeşitlerinde tümörleri iyi ettiği ortaya çıktı. Daha geniş çalışmalarla tıp bilmine curieterapi ismiyle geçecek olan tedavi şekli kazandırılmış oldu.

Madam Curie 1904 yılında doktora tezini yine radyum üzerine yazarak yayınladı. Yine bu yıl içinde 37 yaşında ikinci çocuğu Eve’yı dünyaya getirdi. Pierre Curie 1905 yılında Akademi’ye alınır. Fakat bu görevi çok uzun sürmedi. 19 Nisan 1906′da Pierre Curie karşıdan karşıya geçerken bir kamyonun altında kalarak feci şekilde can verdi. Madam Curie bir kere daha hayatın acımasız yüzüyle karşı karşıyadır. Yine acısını içine atar. Çocuklarını büyütmeye ve çalışmalarına devam eder Madam Curie Pierre’dan boşalan Sorbon’daki hocalık vazifesine uygun görülür. Böylece Madam Curie Sorbon’da ders veren ilk kadın olur.

Yıl 1914′ü gösterdiğinde Birinci Dünya Savaşı başlar. Madam Curie bu savaşta ikinci vatanı olarak gördüğü Fransa’ya hizmet eder. Kendi gayretleri sonucu oluşturduğu x- ışını araçlarıyla donatılmış ambulanslar hazırlayarak hastanelerin yardımına koşar. Bu gayretlerin sonucunda binlerce insanın hayatı kurtulur.

Savaş sonrasında Madam Curie yine görevinin başındadır. Hem kızlarını iyi bir şekilde yetiştirirken hem de radyoaktiviteyle ilgili araştırmalarına devam eder. Kitaplar yazar. 1921′de davet üzerine Amerikaya görkemli bir gezi yapar. Amerikalı kadınlar bu alim kadına araştırmalarına devam etmesi için satın aldıkları radyumu hediye ederler.
Yıllar ilerledikçe Madam Curie?nin sıhhati iyice bozulur. Maruz kaldığı radyoaktif ışınlar vücudunda kalıcı hastalıklar bırakmıştır. Elleri ışıma yanıklarıyla zarar görmüş ve iyice zayıflamıştır. İki katarakt ameliyatı geçirir. Ölmeden bir kaç ay önce kendi izinden giden kızı Irena’nın yapay ışıma etkinlik keşfini gördü.

Einstein’in ifadesiyle “Bütün meşhur olmuş insanlar içinde şan ve şöhretin bozmadığı tek varlık” bir tür kansızlık hastalığından Fransız Alpleri’ndeki bir sanatoryumda 1934′de 67 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Pierre Curie | Fizik Kulübü