Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Jules Verne-röportaj

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Jules Verne-röportaj Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! JULES VERNE KENDİNİ ANLATIYOR Bugüne dek Jules Verne'i hep başkalarından dinledik, büyük ustayı bu kez kendi ağzından dinlemeye ne ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Jules Verne-röportaj

    Merhaba!


    JULES VERNE KENDİNİ ANLATIYOR



    Bugüne dek Jules Verne'i hep başkalarından dinledik, büyük ustayı bu kez kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz?

    Büyük usta 1894 yılında, yani bundan tam 108 yıl önce kendisiyle yapılan röportajda şaşkınlıkla takdir ettiğimiz edebiyat serüvenini bakın nasıl anlatıyor.

    �Hayatta en büyük üzüntüm Fransız edebiyatında bir yer edinememiş olmamdır.� İhtiyar adam bunu boynu bükük bir tavırla söylerken, neşeli ve içten sesine hüzün karışmıştı.

    �Je ne compte pas dans la littérature française,� diye yineledi. Kimdi neşeli sesinde hüznün tınısıyla konuşan bu boynu bükük adam? Bayağı dergilere ucuz ama popüler tefrikalar yazan biri miydi? Yoksa kalemini para getiren bir unsur olarak gördüğünü vicdanı sızlamadan söyleyen, Fransız Edebiyat Topluluğu'nda gösterişli bir mevkiyi şan ve şerefe yeğ tutan bir edebiyatçı mıydı? Hayır; durum her ne kadar tuhaf ve yakışıksız görünse de bu kişi Jules Verne'den başkası değildi. Evet ya, Jules Verne, hani şu bildiğimiz Jules Verne, dünyaya bunca yıldır keyif veren ve gelecek nesillere de keyif vermeyi sürdürecek olan.

    Usta, bu sözleri Amiens'deki Société Industrielle'nin soğuk misafir odasında söylemişti ve sesindeki o hüznü asla unutmayacağım. Âdeta harcanmış bir yaşamın itirafı, bir daha kimsenin hatırlamayacağı bir ihtiyarın iç çekişi gibiydi. Onun böyle konuştuğunu işitmek beni derinden yaralamıştı. Elimden tüm gelen, yapmacıksız bir hevesle, ona, kendisinin, benim ve milyonlarca insanın gözünde büyük bir usta olduğunu, bizlere eli kalem tutan romancıların çoğundan daha fazla haz verdiğini söylemek oldu. O ise yalnızca başını iki yana sallamakla yetindi ve �Fransız edebiyatında yerim yok benim,� dedi.

    Altmış altı yaşında olmasına rağmen hâlâ dinç ve sıhhatli, yüzünde akla Victor Hugo'nunkini getiren birşeyler var; tıpkı eski bir kaptan gibi, al yanaklı, hayat dolu. Bir gözkapağı hafifçe sarkmış, ama bakışları net ve kararlı. Uzun yıllar önce hakkında Hector Malot'un �dostların en iyisi� diye yazdığı, soğuk ve mesafeli Alexandre Dumas'nın kardeş gibi sevdiği, parlak başarısına karşın tek bir gerçek düşmanı bile bulunmayan o kişinin kendine has özelliklerinden biri olan iyilik ve şefkat tüm gövdesinden yayılıyor etrafa. Ne yazık ki son günlerde sağlığı pek yerinde değil. Bir süredir gözleri zayıflamış, o yüzden ara sıra kalem tutamadığı oluyor. Bazen de karın ağrısından ölüyor. Ama her zamanki kadar cesur.

    �Altmış altı kitap yazdım,� diyor, �Tanrı izin verirse seksene tamamlayacağım.�

    Çalışma yönteminden bahsederken, şöyle diyor Mösyö Verne: �Her sabah beşten evvel kalkarım �kışın biraz daha geç� saat beşte masamın başındayımdır ve saat on bire kadar oturur, her bir cümleyi, arzuladığım biçimi alıncaya kadar ağır ağır ve büyük bir özenle tekrar tekrar yazarım. Kafamda her zaman için sıradaki on kitap vardır, konuları ve olay örgüleri belirlenmiştir. Bu yüzden, eğer ömrüm yeterse söylediğim seksen kitabı tamamlamakta hiçbir güçlük çekmeyeceğim. Ama müsveddelerin başında çok vakit geçiririm. Yedi sekiz taslaktan aşağısı memnun etmez beni, son taslakta ilkinden neredeyse hiç iz kalmayıncaya kadar düzeltirim. Bu, zaman bakımından olduğu kadar maddi bakımdan da büyük bir fedakârlık demek, ama biçime ve biçeme hep çok önem vermişimdir, gerçi bu konuda hiç takdir edilmedim.�

    Société Industrielle'deki odada beraberce oturuyorduk. Mösyö Verne'in bir yanında bir müsvedde yığını vardı. �Altıncı set,� dedi. Diğer yanındaysa benim merakla süzdüğüm bir elyazması metin. �Ama,� dedi romancı şen gülümsemesiyle, �üyesi olduğum Amiens belediye meclisine sunulacak bir rapor sadece. Kasaba meseleleriyle yakından ilgiliyim.� �

    �Sanırım macera ve deniz tutkumdan, hayatıma sonraki yıllarda şekil verecek şeyleri anlamak mümkün. O günlerde sahip olduğum çalışma yöntemlerim hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Özensiz tek bir iş yaptığımı bile sanmıyorum��

    �Yazmaya on iki yaşımda başladım. O zaman yalnızca şiir yazardım, basbayağı kötüydü bu şiirler. Yine de babamın doğumgünü için hazırladığım bir konuşmayı �Fransa'da �kompliman' dediklerimizden� anımsıyorum da, herkes güzel bulmuştu ve göğsüm gururla kabarmıştı. O zaman bile yazılarımı düzeltmek için uzun saatler harcadığımı ve yaptıklarımın beni asla tatmin etmediğini hatırlıyorum.

    �Sanırım macera ve deniz tutkumdan, hayatıma sonraki yıllarda şekil verecek şeyleri anlamak mümkün. O günlerde sahip olduğum çalışma yöntemlerim hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Özensiz tek bir iş yaptığımı bile sanmıyorum.

    �Bilim eğitimi almadım ve deneyimim olmadı. Ama daha küçük bir çocukken, işleyen makineleri izler dururdum. Babamın Chantenay'da, Loire'ın ağzında bir köy evi vardı ve devlete ait Indret fabrikası oraya yakındı. Chanteneay'a o fabrikaya girmeden ve saatler boyu makinelerin işleyişini seyretmeden bir kez bile gitmedim. Bu zevk, yaşamım boyunca sürdü ve bugün bile güzel bir lokomotifin buhar kazanını izlemekten, Raphael'in ya da Correggio'nun tablosuna bakıyormuşçasına keyif alırım. Endüstriye karşı ilgim her zaman kişiliğimin ayırt edici yönlerinden biri oldu, tıpkı edebiyata, güzel sanatlara karşı duyduğum ilgi gibi. Güzel sanatlara tutkum beni Avrupa'nın bütün önemli müzelerine ve resim sergilerine götürdü. Indret'deki bu fabrika, Loire Nehri'ndeki gezintiler ve karaladığım şiirler, gençliğimin üç önemli zevki ve meşgalesiydi.�

    �İlk bilimsel romanımı yazdığımda yaşım yirmi beşti. Roman, Balonla Beş Hafta'ydı. Hetzel Yayınevi tarafından 1861'de yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.�

    Bu noktada Mösyö Verne'in sözünü böldüm ve sordum: �O romanı nasıl ve neden yazdığınızı, bunun için yaptığınız hazırlıkları öğrenmek istiyorum. Balonculuğa dair bilginiz, herhangi bir deneyiminiz var mıydı?�

    �Hiç yoktu,� diye yanıtladı Mösyö Verne, �Balonla Beş Hafta'yı balonculuk değil, Afrika üzerine bir hikâye olarak yazdım. Coğrafyaya ve seyahat etmeye karşı hep büyük bir ilgim olmuştu ve Afrika'nın romantik bir betimlemesini yapmak istiyordum. Yolcularımı Afrika'da gezdirmenin balondan başka bir yolu yoktu, o yüzden balonu seçtim. O sıralar hiç balona binmemiştim. İşin doğrusu, hayatımda bir kez bindim balona. O da Amiens'de, roman yayımlandıktan çok sonraydı. Sadece �Balonda Kırk beş Dakika' idi ve daha başından birşeyler yanlış gitmişti. Tam kalktığımız sırada baloncu Godard küçük oğlunu öpüyordu ve çocuğu da yanımıza almak zorunda kaldık. Balon o kadar ağırlaştı ki, uzağa gidemedi. Buraya gelirken geçtiğiniz Longeau kavşağına kadar gidebildik. Romanı yazdığım sırada balonların, tıpkı bu odadaki gibi tümüyle durgun bir atmosfer haricinde yönlendirilebileceğine hiç ihtimal vermiyordum, hâlâ da vermiyorum. Bir balonun saniyede altı, yedi ya da sekiz metrelik hava akıntılarının karşısında durması nasıl beklenebilir? Bu bir düşten ibaret, gerçi inanıyorum ki, bu soru bir gün yanıt bulacaksa, yer değiştirdiği havadan daha ağır olan kuşların uçuş prensibine uygun bir makine sayesinde olacak.� �

    �Ben bir edebiyatçı ve sanatçıyım, idealin peşinde koşar, coşku saçarım ve işim bittiğinde eseri bir kenara bırakır, onun hakkında her şeyi unuturum; öyle ki, sık sık çalışma odamda oturup elime bir Jules Verne romanı alır ve keyifle okurum��

    Sonra, Mösyö Verne'e düşüncesizce de olsa, gerekli görünen bir soru yöneltiyorum. Onun harikulade kitaplarından kazandığı paranın sıradan bir gazetecinin kazancından daha az olduğunu duymuştum. Jules Verne'in eline geçenin en iyi ihtimalle yılda beş bin dolardan fazla olmadığı söylenmişti. Mösyö Verne, şöyle dedi: �Bu konuda hiç konuşmamayı yeğlerim. En ünlü olanları da dahil ilk kitaplarımın değerlerinin onda birine satıldığı doğrudur; ama 1875'ten, yani Michel Strogoff'tan sonra sözleşme şartlarım değişti ve kitaplarımın kârından iyi bir pay almaya başladım. Eserlerim için daha iyi anlaşmalara varamamış olmaktan kesinlikle üzüntü duyuyorum. Ay'ın Çevresinde Seyahat yalnızca Fransa'da on milyon frank, Michel Strogoff ise yedi milyon frank getirdi ve bunlardan hak ettiğimin çok daha azını alabildim. Ama paragöz değilim, hiç de olmadım. Ben bir edebiyatçı ve sanatçıyım, idealin peşinde koşar, bir düşünce üzerinde serbestçe çalışır, coşku saçarım ve işim bittiğinde eseri bir kenara bırakır, onun hakkında her şeyi unuturum; öyle ki, sık sık çalışma odamda oturup elime bir Jules Verne romanı alır ve keyifle okurum. Benim gözümde, vatandaşlarımın beni takdir etmesi, kitaplarımın her sene kazandırması gereken binlerce dolardan çok daha önemli olacaktı. Üzüldüğüm ve hep üzüleceğim şey, budur.�

    Ustanın mavi ceketinin iliğine takılı kırmızı Légion d' honneur rozetine takıldı gözüm.

    �Evet,� dedi, �bu bir şeref derecesi sayılır.� Sonra bir tebessümle ekledi. �İmparatorluğun nişan verdiği son kişi bendim. İmzalanışından iki saat sonra imparatorluk sona erdi. Memurluğa terfim geçen senenin Temmuz ayında imzalandı. Ama nişanlar da altın gibi, benim gözümde değersiz. Önemli olan, insanların yaptıklarımı ya da yapmaya çalıştıklarımı anlaması ve öykücünün ardında yatan sanatçıyı görmeleri. Ben bir sanatçıyım,� diye yineledi Jules Verne, sırtını dikleştirip ayağını yere, halının üstüne sıkıca basarak.

    �Ben bir sanatçıyım.�

    R. H. Sherard-Çeviren: Barış E. Alkım
    Mc Clure's Magazine, January, 1894.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Teşekkürler. Zamanında kitaplarını büyük zevkle okumuştum.

    Ayrıca anlamam demesine rağmen bilim ile ilgili ortalamanın üstünde bilgisi varmış bence. Ayrıca o konuda ileri görüşlüymüş de.
    Bir balonun saniyede altı, yedi ya da sekiz metrelik hava akıntılarının karşısında durması nasıl beklenebilir? Bu bir düşten ibaret, gerçi inanıyorum ki, bu soru bir gün yanıt bulacaksa, yer değiştirdiği havadan daha ağır olan kuşların uçuş prensibine uygun bir makine sayesinde olacak.

Benzer Konular

  1. Hayatla Röportaj
    Venhar Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 26-02-2010, 09:00 PM
  2. Kafka İle Röportaj
    İnci Tarafından Üyeler ile Röportaj Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 22-10-2009, 04:13 PM
  3. Güney İle Röportaj
    YukseLL Tarafından Üyeler ile Röportaj Foruma
    Yorum: 40
    Son mesaj: 10-12-2008, 05:14 PM
  4. carpediemcan ile röportaj
    YukseLL Tarafından Üyeler ile Röportaj Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 20-11-2008, 11:35 AM
  5. SAHARAY ile Röportaj
    YukseLL Tarafından Üyeler ile Röportaj Foruma
    Yorum: 23
    Son mesaj: 14-08-2008, 06:08 PM
Yukarı Çık