Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Ingeborg Bachmann

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Ingeborg Bachmann Konusununun içerigi kısaca ->> Servus! Ingeborg Bachmann (1926 – 1973) Ingeborg Bachmann, 25 Haziran 1926’da üç kardeşin en büyüğü olarak Avusturya'nın Klagenfurt kentinde doğdu. ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Ingeborg Bachmann

    Servus!

    Ingeborg Bachmann (1926 – 1973)

    Ingeborg Bachmann, 25 Haziran 1926’da üç kardeşin en büyüğü olarak Avusturya'nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945’te Innsbruck Üniversitesi'nde felsefe öğrenimine başladı. Graz Üniversitesi'nde bir yarıyıl felsefe ve hukuk öğrenimi gördü. İlk öyküsü Sal, Kaemtner Illustrierte dergisinde yayımlandı. İlk şiirleri, Viyana'da Hermann Hakel tarafından yayımlanan Lynkeus, Dichtung, Kunst, Kritik dergisinin ilk sayısında çıktı. Doktora tezi "Martin Heidegger'in Varoluşçuluk Felsefesinin Eleştirel İncelemesi" başlığını taşıyordu. 28 Şubat 1952’de Bir Düş Alışverişi adlı radyo oyunu Viyana Radyosu'nda yayınlandı. Çıkış adını taşıyan bir dizi şiiri, Stimmen der Gegenwart (Günümüzün Sesleri) adlı yıllıkta yayımlandı. Mayıs ayında Hans Werner Richter tarafından Gruppe 47'nin Niendorf'da düzenlenen 10. toplantısına davet edildi. Orada, sonradan yaşamında önemli yer tutacak olan ünlü orkestra şefi ve besteci Hans Werner Henze'yle ilk kez karşılaştı. İlk şiir kitabı olan Ertelenmiş Zaman Frankfurt'ta yayımlandı. 1954’te Alman Endüstri Birliği Teşvik Ödülü’nü aldı. Şiirleri, Marguerite Caetani'nin Roma'da birkaç dilde yayımlamakta olduğu Botteghe Oscure dergisinde çıktı. 25 Mart 1955’te Ağustos Böcekleri adlı radyo oyunu, Hans Werner Henze'nin müziği eşliğinde Hamburg Kuzeybatı Almanya Radyosu'nda yayımlandı. Harvard Üniversitesi'nin daveti üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Bachmann, Harvard Summer School of Arts and Sciences and of Education'da, Henry Kissinger'in yönetimindeki uluslararası seminere katıldı. Bir yıl sonra Büyük Ayinin Çağrısı adlı ikinci şiir kitabı yayımlandı. Bu kitabıyla Bremen Kenti Rudolf Alexander Schröder Vakfı Yazın Ödülü'nü Gerd Oelschlegel'le paylaştı. Güllerin Fırtınasında ve Serbest Geçiş adlı şiirleri Hans Werner Henze tarafından Gece Parçaları ve Aryalar adlı eserin bütünü içerisinde bestelendi. Manhattan'ın İyi Tanrısı adlı radyo oyunu, Bavyera ve Kuzey Almanya Radyoları'nın ortak yapımı olarak yayımlandı. Bu dönemde dört yılı Roma ve Zürih’te geçti. Bu oyun Bachmann’a, ‘savaşta görme yetilerini yitirenler adına’ konulan Radyo Oyunu Ödülü’nü getirdi. 1961’de Otuzuncu Yaş adlı ilk öykü kitabı Münih'te yayımlandı. Bu kitapla Berlin Eleştirmenler Ödülü’nü aldı. 1963 ilkbaharında Ford Vakfı tarafından Berlin'e çağrıldı. Bachmann bir yıllığına gittiği Berlin’e daha sonra yerleşti. 17 Ekim 1964 tarihinde Alman Dil ve Edebiyat Akademisi, Bachmann’a Georg Büchner Ödülü'nü verdi. 1968’de Avusturya Büyük Devlet Edebiyat Ödülü’nü aldı. Malina adlı romanı 1971’de yayımlandı. Malina, Ölüm Türleri başlığını taşıyacak romanlar dizisinin ilk kitabıydı. Bu romanı Simultan adlı öykü kitabı izledi. Yazara Anton Wildgans Ödülü verildi. 26 Eylül 1973’te akşam saatlerinde Roma'da, Sacchetti Sarayı'ndaki dairesinde aşırı dozda uyku ilacı alan Ingeborg Bachmann, elinde yanık sigarayla uyuya kalınca çıkan yangında ağır yaralandı ve 17 Ekim günü Roma'da öldü.

    Ingeborg Bachmann şiirleriyle Yerebatan’da - BasınBülteni


    Beim Hufschlag der Nacht

    Gecenin, büyük kapının önündeki kara beygirin
    nal sesleri arasında,

    yüreğim hala titriyor bir zamanlarki gibi ve
    uzatıyor eğeri uçarcasına,

    Diomedes'in bana ödünç verdiği yular gibi,
    kıpkırmızı.

    Güçlü rüzgar öncülüğümü yapmakta
    karanlık yollarda

    uyuyan ağaçların kara örgüsünü
    iki yana ayırarak,

    öyle ki, ay ışığında yıkanan meyvalar
    korkuyla sırtlara ve kılıçlara atlamaktalar,

    ve ben kırbacımı
    sönmüş bir yıldızın sırtına indiriyorum.

    Yalnızca bir kez yavaşlatıyorum adımlarımı,

    senin nankör dudaklarını
    öpmek için, saçların dizginlere takılmış bile,

    ve pabuçların kumda sürüklenmekte.
    Ve hala duymaktayım nefesini

    bir de bana sapladığın sözcüğü.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Curriculum Vitae

    Merhaba!

    Uzundur gece,
    uzundur, ölemeyen
    adam için, uzun süre
    yalpa vurur çıplak bakışları
    sokak lambalarının altında,
    içkili soluğuyla körleşen gözleri
    ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
    kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
    uzundur gece.

    Beyazlaşmıyor saçlarım,
    çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
    sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
    çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
    saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
    büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
    ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
    onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
    deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
    kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
    meleklerin huzurunu istedim kendime,
    bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
    dolmuş av bölgelerini.

    Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
    herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
    kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
    uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
    şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
    kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
    kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
    uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
    düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
    saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.

    Annelerimiz de düşlemişlerdi
    erkeklerinin geleceğini,
    pek etkileyiciydi gördükleri,
    her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
    ama bahçede, duanın ardından,
    yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
    aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
    Söyle, benim kederli babacığım, neden
    susmuştunuz o zamanlar,
    düşünmeyi sürdürecek yerde?

    Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
    ateş etmeyen bir topun yanında
    ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
    kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
    ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
    iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
    fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
    içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
    Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
    buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
    eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
    ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
    yıkıntıları aklaştırdım.
    Kutladım büyük bayramları,
    ve ancak müjdelendikten sonra,
    ekmeği ikiye ayırdım.

    Büyük izler bırakan bir zamanda,
    çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
    ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
    gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
    odak noktası alınan ise, gece.
    Alabildiğine açık. Dağlardan
    göller, göllerin içinde dağlar görünür,
    ve bulutların arasında, çalar
    birinin dünyasının çanları.
    Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
    bana yasaklanmıştır.

    Bir Cuma günü oldu
    -oruçluydum yaşamım adına,
    havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
    ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
    o sırada bir yüzük çıkardım
    açılan balığın içinden, doğumumda
    gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
    Onu geceye geri verdim.

    Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
    Bulabilseydim sözcükleri,
    (kaçırmasaydım),
    dikenler olmasaydı yüreğimde,
    (güneşi vurabilseydim),
    olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
    (vahşi suları içmeseydim),
    açmasaydım kirpiklerimi,
    (sicimi görmeseydim).

    Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
    Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
    çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
    çoktan yatardım, gecenin
    olmamı istediği yerde,
    daha kabartmadan burun deliklerini,
    ve ayağını kaldırmadan
    yeni darbeler için,
    hep peşinde yeni darbelerin.
    Hep gece.
    Ve gün, hiç yok.

    Ingeborg Bachmann

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Bu Tufandan Sonra
    Bu tufandan sonra, isterim ki
    yalnızca güvercin,
    ama tek bir güvercin
    kurtulsun bir kez daha.

    Boğulurum çünkü bu denizde,
    uçup gitmese güvercin
    ve getirmese son anda
    o yaprağı.
    Ingeborg Bachmann

Yukarı Çık