Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Tikhvin Mezarlığı – Dusunceler!

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Tikhvin Mezarlığı – Dusunceler! Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! Insani dunya vatandasi yapan dogmasi/olmesi degildir. Aslolan;Varoldugunun belgesini sunmasidir. Bunu cok cesitli sekillerde yapabilir. Ben SAN’AT bakisiyla bakmak istiyorum. ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Tikhvin Mezarlığı – Dusunceler!

    Merhaba!

    Insani dunya vatandasi yapan dogmasi/olmesi degildir.
    Aslolan;Varoldugunun belgesini sunmasidir.
    Bunu cok cesitli sekillerde yapabilir.
    Ben SAN’AT bakisiyla bakmak istiyorum.
    Nereye mi?
    Tikhvin Mezarlığı’na!
    Tikhvin........................

    Tikhvin Mezarlığı St. Petersburg, Rusya 'da Aleksander Nevsky manastırının yanındadır.
    1823'te kurulmuştur, mezarlıkta gömülü ünlülerden bazıları şöyledir:

    Aleksandre Borodin - (1833-1887), Besteci
    Anatoly Sobchak - (1937 - 2000), Saint Petersburg'un ilk belediye başkanı
    Anton Rubinstein - (1835 - 1881), Piyanist, Orkestra Şefi ve Besteci
    César Cui - (1835-1918), Besteci
    Fyodor Dostoyevski - (1821-1881), Yazar
    Fyodor Stravinsky - 1843 - 1902, Şarkıcı, Besteci Igor Stravinsky'nin babası.
    Ivan Krylov - (1769-1844), Yazar
    Mikhail Glinka - (1804-1857), Besteci
    Mily Balakirev - (1836-1910), Besteci
    Modest Mussorgsky - (1839-1881), Besteci,Rus opera bestecisi.
    Nikolai Rimsky-Korsakov - (1844-1908), Besteci
    Peter İlyiç Çaykovski - (1840-1893), Besteci
    Vera Komissarzhevskaya (1864-1910), Aktris

    Bu insanlari ayricalikli kilan neydi?
    Bizler gibi insanlardi.

    Ama asil soru su!
    Biz onlar gibimiydik?

    Onlari tanimadan,onlarin hayatlarimiza katkilarini,
    Entellektuelligimizi olusturmalarindaki etkilerini,
    Bizi costurmalarindaki durtuklemelerini gormemiz acisindan,
    Ezberlenmis sloganlasmis yasamin ezberinden kurulmak adina

    Ilk olarak:

    RİMSKİY-KORSAKOV (Nikolay Andreyeviç), rus bestecisi (Tihvin, Novgorod 1844-Lyubensk, Petersburg yakınları 1908).
    St. Petersburg'un 200 kilometre uzağındaki küçük Tikhvin kasabasında dünyaya geldi. Doğduğunda babası 60, annesi 42, erkek kardeşi ise 22 yaşındaydı.

    Küçük Nikolay, piyano çalmayı Tikhvin'de öğrendi. Yeteneğini ve kulağının iyi olduğunu farkeden ailesi, bunun pek üzerinde durmadı. Çünkü Nikolay'ı, ağabeyi gibi ülke donanmasının başarılı bir denizcisi olarak görmek istiyorlardı. Ve genç adam, 12 yaşında St. Petersburg'daki donanma okuluna girdi. Petersburg Deniz Harp okulunda okudu (1856-1862). Müzik çalışmalarına bu sıra¬larda başladı. Balakirev ve grubuyle dost¬luk kurdu,. Bu arada Balakirev’ten ders alması onun Beşler’in diğer üyeleriyle tanışmasına sebep olur. Rus beşlerinin en genç üyesidir. Donanmadaki görevinden ayrılıp bandoları denetleme görevine geçer. Ve ölümüne kadar kadar St. Petersburg’daki konservatuvarda öğretmenlik yapar.
    Beşlerin bestelerinde insan aşkı da önemli bir yer tutar. Ama bu aşk artık ulusların ve imparatorlukların yazgısına hükmetmez. Brodin’in Prens İgor’u, Mussorgski’nin Boris Godunov’u ve Kovançina’sı gibi eserler tarihi gerçekliği bir şekliyle dinleleyenlerine sunar. Boris’te dramin en güçlü baş oyuncusu bizzat halktır.

    Balakirev'le Tanışma ve Hayaller...

    O dönemden itibaren Nikolay, operaları ve senfoni orkestralarını izlemeye başladı. Müzik tutkusu, onu her geçen gün daha derinden etkiliyor, adeta iliklerine işliyordu. Yeteneğini ailesinden sonra ilk hisseden kişi, müzik öğretmeni Canille oldu. Canille, genç Nikolay'a kendi müziğini yapmaya çalışmasını önerdi, verdiği önemli bilgiler ve ödevlerle yeteneğini geliştirmesine yardımcı oldu. Kısa süre sonra bu yetenekli küçük adamı, St. Petersburg müzik camiasının başındaki ünlü besteci Mily Balakirev ile tanıştırdı. Nikolay, donanma okulundaki son iki senesi olan 1861-62 döneminde bir senfoni yazmaya başladı. Besteci olmanın hayallerini kuruyor, büyük bir mutluluk yaşıyordu.

    Ancak annesi ve erkek kardeşi (babası 1862 Mart'ında yaşamını yitirmişti) onu, müzikal kariyerin yeterli gelir getirmeyeceğine, dolayısıyla donanmada memur olarak çalışmasının daha doğru olacağına ikna ettiler. Bunu gerçekleştirmek için bir gemi yolculuğu yapması gerekiyordu. 1862 Ekim'inde Nikolay Rimsky-Korsakov, 'Almaz' isimli gemiyle yola çıktı. Bu bir okul gemisiydi ve onunla dün¬ya gezisine çıkınca bu ilişkilere ara veril¬di (1862-1865).

    Gemide Müzik Yapmak...

    Genç besteci, ailesinin istediğini yapmayı kabul ederken gemide beste yapabileceğini düşünüyordu. Ancak atmosfer buna hiç de uygun değildi. Resmi görevler, müziğe boş zaman ayırmayı mümkün kılmıyordu. Gemide piyano veya herhangi bir enstrüman yoktu. Hatta tayfadan müzikle ilgilenen kimse bile yoktu... Yine de yolculuğun ilk aylarında senfonisi için Andante'yi besteledi. Fakat sonrasında müzik tutkusu yavaş yavaş ölmeye başladı... Artık müziğin hayatında yeri olmayacağını düşünmeye başlamıştı. Yolculuk tam 2 yıl 8 ay sürdü. Bu dönemde Rimsky-Korsakov, Almanya, İngiltere, Amerika, Brezilya, Fransa ve İspanya'da bulundu, çok çeşitli doğa manzaralarını, kuzeyin, güneyin ve ekvatorun denizini, dalgalı ve sakin okyanusu ve güney yarımkürenin yıldızlı gökyüzünü gördü...

    Yaşama Döndüren İlham Kaynağı: Doğa!

    Ilk eserlerinde (Petersburg konservatuvarında serbest beste öğretmenliğine getirilmiş olmasına rağmen) kendi kendini yetiştirenlerin acemiliği görülür; o da bunu sezmiş olacak ki Çaykovski’nin yönetiminde füg ve konrapunto çalışmağa karar verdi. Böylelikle tam bir ustalığa u-laştı ve gençlik eserlerini yeniden elden geçirmek zorunluğunu duydu. Bundan son¬ra hiç bir rus bestecisinin erişemediği sa¬yıda eser verdi.

    Korsakov, tüm bu doğal resimlerin yarattığı güçlü etkilenimleri hafızasına kazıdı ve muhteşem yeteneğiyle birleştirerek müziğe yansıtmayı başardı. " Sadko", " The Tale of The Tsar Saltan" ve " Sheherazade"da denizin eşsiz güzellikteki müzikal resimlerini yaptı, " The Snowmaiden" ve " The Legend of The Invisible Town Kitez"de yemyeşil ormanların duru seslerini sergiledi, " The Christmas Night" ve " Kashtshey Immortal"da ise gökyüzünün ve havanın özgürlüğünü hissettirdi ustalıkla...

    Rusya'ya Dönüş ve Büyülü Konser...

    1865 Mayıs'ında Rusya'ya geri döndü ve St. Petersburg'da Sahil Hizmet'te çalışmaya başladı. Donanma Akademisi'ne girmeyi düşünüyordu. Ancak burada karşılaştığı, geçmişte müziği paylaştığı eski dostları, Korsakov'u, müziğe geri dönmesi ve senfonisini tamamlaması konusunda zorladılar. Ona can veren bu önemli yönlendirme sonucunda aynı yılın 19 Aralık gününde bitirdiği ilk senfonisini, Mily Balakirev'in yönetimindeki bir konserde sergileme şansı buldu. İnanılmaz bir başarı yakalamıştı. İzleyenler şaşkınlığa uğramış, bestecinin gencecik bir donanma memuru olduğunu görünce gözlerine inanamamışlardı. İşte Korsakov'un müzikal kariyeri, o büyülü konserdeki alkışlarla başlamıştır...

    64 Yaşında Veda...

    Korsakov, o günden sonra müzikal çalışmalarına hız verse de geçinebilmek için donanmadaki işini de sürdürmüş ve ancak 8 yıl sonra aktif işinden ayrılabilmiştir. Bestecinin müzikal alandaki çalışmaları, yalnız yaratıcı işleriyle sınırlı değildir. 1871'den yaşamının sonuna kadar St. Petersburg Konservatuarı'nda profesörlük yapmıştır. 27 yaşında bu onurlu mesleği icra etmeye başlayan Korsakov, donanmanın brass grubunda on yıl çalışmış, Müzik Okulu'nda yedi yıl müdürlük, Imperial Capella'da ise 10 yıl müdür yardımcılığı yapmıştır. 1883′te Mitrofan Byelayev ile birlikte bir dernek kurdu ve yeni bir besteci neslinin (Glanuzov v.d.) yetişme¬sine imkân hazırladı. 1889′da Paris’e gitti, Ed. Colonne, Massenet, A. Thomas, A. Messager gibi bestecilerle tanıştı. Haya¬tının en önemli olayları yazdığı eserlerdir. Rimskiy-Korsakov rus halk şarkılarıyle, daha doğ¬rusu bu şarkıların ruhuyle, batı malı olan füg sanatını bağdaştırarak Glinka’nın ta¬sarladığı şeyi gerçekleştirdi; orkestralama sanatında kullandığı usuller, zaman zaman Prokofyev ve Stravinskiy’de de sezilir.
    1874-1907 tarihleri arasında St. Petersburg, Moskova, Kiev, Brüksel ve Paris'te çok sayıda senfonik konser yöneten besteci, 64 yaşında Yaz tatilini geçirmek üzere gittiği Lyubensk’te göğüs anjininden öldü.

    11 senfoni, 15 opera, 3 enstrümental ve orkestral çalışma, 79 romans eseri, 2 koleksiyon ve çok sayıda piyano çalışması üreten büyük besteci, " Armoni Üzerine Yazılar", " Orkestrasyonun İlkeleri" ve " Müzikal Yaşamımın Efsanesi" adlı üç de kitap yazmıştır.
    Her şeyden önce bir lirik besteci olan Rimskiy-Korsakov on beş opera yazdı; ancak bun¬lardan üçü (Mozart ve Saîieri [1897-1898]; Servilia [1901-1902]; Pan Voyvoda [1903-1904]), üstünde durmağa değmez; geri ka-. lan on iki operasının hepsi bestecinin ki¬şiliğini yansıtır: Korkunç İvan (1873-1894); Mayıs Gecesi (1878-1880); Sneguroçka (1881 -1882); Miada (1890-1892); Noel Gecesi (1895); Sadko (1896-1897); Vera Şeloga (1898); Çarın Nişanlısı (1898-1899); Çar Sal¬tan (1900); ölümsüz Koşçey (1902); Kitej, Görünmeyen Şehrin Hikmeti (1904-1907); Altın Horoz (1907-1909). Rimskiy – Korsakov, pagan Rusya’nın mitlerine, fantastik konulara bağlı olduğu kadar «halk gerçe¬ğinden ve gerçekçi bir müzikten yanay¬dı; bunu kendine has renkli bir orkestralama ve zengin bir şekilde süslediği me¬lodilerle gerçekleştirdi.

    Rimskiy-Korsakov’un lirik eserlerinden baş¬ka senfonik eserleri de önemlidir: iki sen¬foni (mi minör, do majör), Üç Rus Tema’-sı Üstüne Uvertür (1886); Sırp Fantezisi
    (1867) ; Sadko senfonik şiiri (1867); Antar (1868) ; Sinfonietta (1879); Masal (1879 -1880); piyano konçertosu (1882-1883); Rus Fantezisi (1886); İspanyol Capriccio’su (1887); Şehrazat (1888); Büyük Rus Pas¬kalyası (1888);
    Epitaf (Mezar Kitabesi, 1904); Dubinuska (1905). Oda müziği: bir fa dörtlüsü (1875); bir la altılısı (1876); ne¬fesli çalgılar ve piyano için bir beşli (1876); bir sol dörtlüsü (basılmadı, 1897); klarinet ve nefesli çalgılar için bir konçerto (1878, basılmadı). Ayrıca nazarî eserler de yazdı: Praktiçeskiy Uçebnik Garmonii (Armoni Dersleri) [1884]; Letopis Moyey Muzıykalnoy Zizni 1876-1908 (Müzik Hayatımdan Hatıralar, 1876-1908) [1909]; Osnovıy Or-kestrovki (Orkestralama İlkeleri) [1913].

    En çok bilinen eseri Binbir Gece Masalları'ndan esinlenilmiş olan Şehrazad'tır.
    Kendisi Romantik donem san’atcisidir.Kisaca bu donemi hatirliyalim.
    Romantik Dönem (1820–1900)

    Müziğin kilise ve saraydan taşıp halka yayıldığı dönemdir. Kalıpların ve düzenin yıkılıp yerine daha özgür, daha özgün olan romantizmin geldiği dönemdir. Kendi içinde 3 döneme ayrılır:

    Erken Romantik Dönem: Romantik anlatımın Klasik dönem içinde doğduğu, ilk dönemidir. Bu anlatımın öncüsü Ludwig van Beethoven olarak kabul edilir. Bu dönemin diğer ünlü bestecileri de Franz Schubert, Carl Maria von Weber ve Gioacchino Rossini'dir.
    Orta Romantik Dönem: Romantizmin tüm avrupada egemen olduğu dönemdir. İlk ışığı yakan da, programlı senfonisi Symphonie fantastique ile Hector Berlioz olmuştur. Ardından Franz Liszt, Felix Mendelssohn Bartholdy, Niccolo Paganini, Robert Schumann, Frederic Chopin, Johannes Brahms gelmiştir. Giuseppe Verdi ve Richard Wagner'in opera alanındaki çalışmalarıyla doruğa ulaşmıştır.
    Geç Romantik Dönem: Müziğin denetiminin "Almanya-İtalya-Fransa" üçgeninden çıktığı dönemdir. Milliyetçilik akımı ile birlikte Mikhail Glinka, Aleksandr Borodin, Modest Musorgski, Nikolay Rimski-Korsakov, Peter İlyiç Çaykovski gibi Rus; Bedrich Smetana, Antonin Dvorak gibi Çek; Edvard Grieg, Jean Sibelius gibi İskandinav besteciler "Klasik Batı müziği"ne dahil olmuşlardır.

    Unlu Rus beslerinin en genc uyesiydi.Bu bes unluyu hatirliyalim!
    Rus Beşleri
    Milly Balakirev: Beşler’in müzik eğitimini genç yaşlardan hiç aksatmadan sürdüren tek üyesidir. “Rusya” adlı senfonik şiirinde ve “İslamey” adlı piyano fantezisinde ülkenin her yöresinden halk ezgilerini etkin bir şekilde kullandığını görürüz. Eserleri arasında bulunan Do Majör Senfonisi’ni tamamlaması tam otuz yılını almıştır.
    Cesar Cui: Askeri mühendislik profesörüdür. Mesleğinde generallik rütbesine kadar yükselmiştir. Gençliğinde öğrendiği fakat daha sonra askeri eğitimden dolayı tali plana ittiği müzik öğrenimiyle şarkılar, piyano parçaları ve Victor Hugo’nun oyununa dayalı “Angela” adlı bir opera bestelemiştir.
    Alexander Borodin: St. Petersburg’da tıp ve kimya okumuş askeri doktorluk yapmış ve profesör olarak akademik kariyerini sürdürmüştür. Müzik bilgisini Balakiref’in yardımıyla geliştirmiştir. İlk gençlik yıllarında Mendelssohn’a karşı ilgi duymuşsa da daha sonraki yıllar Rus halk müziği onu bu tutkusundan kolayca uzaklaştırmıştır.
    Modest Mussorgsky: Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Müziğe karşı ilgisi destek bulmuşsa da O, ordu hizmetine oradan da kamu hizmetine geçmiştir: Fakat müziğe karşı ilgisi Harp okulunu bitirip muhafız alayına subay olarak atanmasıyla tekrar canlanır. Ve Balakiref’in etkisiyle besteciliğe başlar. Eserlerindeki modal (makamsal) karakter zamanının ve sonraki kuşakların Avrupa bestecilerini etkilemiştir.
    Nikolay Rimsky-Korsakov: Rus beşlerinin en genç üyesidir. St. Petersburg Deniz Harp Akademisi’nde öğrenim görürken kendini bir müzikçi olarak eğitmeyi ihmal etmemiştir. Bu arada Balakirev’ten ders alması onun Beşler’in diğer üyeleriyle tanışmasına sebep olur. Donanmadaki görevinden ayrılıp bandoları denetleme görevine geçer. Ve ölümüne kadar kadar St. Petersburg’daki konservatuvarda öğretmenlik yapar.
    Beşlerin bestelerinde insan aşkı da önemli bir yer tutar. Ama bu aşk artık ulusların ve imparatorlukların yazgısına hükmetmez. Brodin’in Prens İgor’u, Mussorgski’nin Boris Godunov’u ve Kovançina’sı gibi eserler tarihi gerçekliği bir şekliyle dinleleyenlerine sunar. Boris’te dramin en güçlü baş oyuncusu bizzat halktır.
    Klasik Batı müziği beste biçimleri: Sonat, Kantat, Madrigal, Oratoryo, Konçerto, Süit, Senfoni, Opera, Şarkı
    Simdide ensturmanlara kisa bir goz atalim!
    Once PIANO. Bestecinin en buyuk silahi,ardindan
    Klasik Batı müziği çalgıları

    Yaylı çalgılar :Yaylı çalgılar bir orkestranın belkemiğidir. Yayla sürtündüğünde titreşen tellerden oluşan tahta çalgılardır. Diğer bir adı da "keman ailesi"dir.

    Keman: Yaylı çalgıların en küçüğüdür. Soprano ses verir.
    Viyola:Keman biraz daha büyük tınısı daha lirik bir çalgıdır. Koroda alto sese karşılık gelir.
    Çello (Viyolonsel):İnsan sesine en yakın çalgı olarak ta bilinir.Mükemmel bir tınısı vardır.Asi ve özgür bir yapısı vardır. Bir ucu yere dayanarak çalınır. Tenor ses verir.
    Kontrbas (veya sadece Bas):Yaylı çalgılar arasında en büyük olanıdır (Boyu bir insan boyuna ulaşır). Bas ses verir.
    Avrupa'da yaylı çalgılar "telli çalgılar" olarak adlandırılır ve böylece bu aileye arp (harp) da eklenir. Arp, çok sayıda tele ve pedala sahip olan bir çalgıdır ve telleri parmakla çekilerek titreştirilir. Keman ailesinin üyeleri de buna benzeyen bir biçimde çalınmaya müsaittir (pizzicato).

    Üflemeli çalgılar :İçlerine üflenen nefes sayesinde titreşen çalgılardır. İki gruba ayrılırlar: Tahta üflemeliler ve Bakır üflemeliler. Bu gruplar çalgıların imal edildikleri maddeye göre ayrılmaz, çalışma stillerine göre ayrılır.

    Flüt: Bir tahta üflemelidir. 19. yüzyılda tahtadan imal edilirken günümüzde metalden imal edilmekte olan konser flütü (yanflüt), tatlı ve sakinleştirici bir ses çıkarır. Orkestralarda flütün yanısıra kısaca pikolo diye adlandırılan pikolo flüt de kullanılır. Pikolo, küçük anl***** gelir. Pikolo flüt, normal flütten daha kısadır ve daha ince ses çıkarır.
    Klarinet: Tek kamışlı tahta üflemelidir. 19. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Hafif boğukça fakat parlak bir ses çıkarır. Orkestrada normal klarinetten daha kalın ses çıkaran basklarinet de kullanılır.
    Saksofon: 20. yüzyıl klasik müzik eserlerinde yer alan (örneğin Ravel ve Gershwin'in eserlerinde) tek kamışlı tahta üflemelidir. Bir klarinet alt-türü de denebilir.
    Obua: Çift kamışlı tahta üflemelidir. Barok dönemden beri orkestraların en popüler çalgılarındandır. Keskin ve acıklı bir sesi vardır. Orkestralarda obuanın yanısıra biraz daha kalın ses veren korangle (İngiliz kornosu) da kullanılır.
    Fagot: Çift kamışlı tahta üflemelidir. Gizemli ve kadifemsi bir sesi vardır. Orkestralarda fagotun yanısıra, normal fagottan bir oktav daha kalın ses çıkarabilen kontrfagot da kullanılır.
    Trompet: Pistonlu bakır üflemelidir. Parlak ve coşkulu bir sesi vardır.
    Trombon: Sürgülü bakır üflemelidir. Trompetten daha kalın ses çıkarır. Sesi biraz daha boğuktur.
    Korno: Pek çok yerinden bükülmüş çok uzun bir borudan oluşur. Dairesel bir şekle, boğuk bir sese sahiptir.
    Tuba: En kalın sesli bakır üflemelidir. Kornonun daha büyüğü sayılabilir. Pistonludur.

    Vurmalı çalgılar (Perküsyon) :Tokmak, baget veya fırça gibi cisimlerle vurularak titreştirilen çalgılardır. Orkestranın en arkasında bulunurlar.

    Timpani: Küçük orkestra davullarıdır. Yarım küre biçimindedirler. Çıkaracakları nota, derileri gerilerek ayarlanabilir.
    Zil: İki dairesel bakır levhadan oluşur, birbirlerine çarpılarak ses çıkarır.
    Üçgen: Bir metal çubuğun üçgen şekli oluşturacak şekilde bükülmesiyle yapılır. Küçük bir sopayla vurularak kısa ama etkili bir çın sesi verir.
    Kastanyet: İspanyol kökenlidir. İki küçük tahta parçasından oluşur, bunların birbirine vurulmasıyla ses çıkarır.
    Çıngırak: Metalden yapılmış konik biçimli bir çalgıdır. İçinde yine metalden küçük bir tokmak asılıdır, çıngırak sallandıkça koninin iç yüzeyine çarparak ses verir.
    Tef: Yuvarlak bir tahta kasnağın bir veya iki yanına deriden bir örtü geçirilerek yapılır ve parmak vuruşlarıyla çalınır. Her vuruşta, kasnaktaki ince pirinçten 4-8 çift küçük zil tınlar.
    Trampet: Dairesel bir metal gövdenin iki tarafına gerilmiş deriden ve bir derinin hemen altındaki gerili kirişlerden oluşur. Bagetle vurulduğunda deriler kirişlerle titreşir ve güçlü, keskin bir pat sesi çıkar.

    DERLEME

    -Vikipedia
    -vikipedi
    -Nikolay Rimsky-Korsakov hakkında ansiklopedik bilgi - Türkçe Bilgi'den

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Peter İlyiç Çaykovski....

    MERHABA!

    Tikhvin Mezarlığı – Dusunceler!
    BASLIGININ IKINCI KONUGU
    Efsane Çaykovski....

    1868'de Rimski-Korsakof ile arkadaşlığa başlar,ve
    Bu gun RİMSKİY-KORSAKOV la ayni mezarligi paylasmaktadir!

    DEDIKODU TADINDA BIR HAYAT HIKAYESI.....

    (Doğumu 1840 – Ölümü 1893)

    18. ve 19. yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa Rusya’sında, müzikteki yenileme eğilimleri Batı Avrupa’yı taklit etmeye başlamıştır. Kökü Çar Büyük Petro ve Çariçe II. Katerina zamanında başlayarak güzel sanat dallarındaki ilerleme, sanat ve sanatçılara verilen büyük değerle noktalanmış, müziğe ve müzisyene gereksinim duyularak, ön planda müziğin gelişmesine büyük ölçüde olanak sağlanmıştır.

    18. yüzyılın yarısında, uygar ve saygıdeğer bir vatandaş ve ailesi, bugünkü Birleşik Rusya’da Tataristan bölgesinin başkenti Kazak’ın yakınındaki Wotkinsk ilinde yerleşmişti. Oğulları İljitsch Tschaikovsky, (İlyiç Çaykovski) öğrenimini bu ilde tamamlamış ve maden mühendisi çıktıktan sonra Petersburg Teknoloji Enstitüsüne müdür olarak atanmıştı. Daha önce tanıştığı Fransız asıllı Larina adındaki müzikden anlayan bir kızla 1836 yılında evlenmiş ve bu mutlu evliliklerinden dört yıl sonra oğulları PETER TSCHAİKOVSKY, 7 Mayıs 1840’ta gözlerini dünyaya açmıştır.

    Mini mini Peter, dört kız kardeşi arasında büyüyor, Küçük Çaykovski ile dört kız kardeşine, Alman asıllı güzel şarkı söyleyen bir bayan çocuk eğiticisinden, özellikle Fransızca olarak dersler aldırmaya başladılar. O zaman öğretmen tutmak, bir yandan soylu aile olmanın bir gereği sayılırken, diğer yandan da resmî okullarda hüküm süren bozuk-düzen eğitim ve öğretim nedeniyle kaçınılmaz bir zorunluk olmuştu.

    Çaykovski ailesinin, müzik merkezi olan Petersburg iline taşındığı 1848 yılında Rus halkının 4/5’i okuma-yazma bilmez durumdaydı. Soylu Rus ailelerinde töre gereği olduğu üzere, küçük Çaykovski, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve müzik öğreniyor ve daha 8 yaşındayken çoşku dolu Fransızca şiirler yazıyor ve bunları şarkı olarak söylüyordu. Bu dönemde küçük Çaykovski, kendi içine kapanan duygulu bir çocuktu. Zira, sıcak bir sevgiyle bağlandığı annesini pek erken yaşlarda kaybetmişti. Her zaman kalbinde onun sevgisini, kulaklarında onun sesini duyarcasına, hiç unutmadan yaşamını sürdürüyordu.

    1855’te lise çağındayken öğretmenleri müzik çalıştığını gördükleri halde ondaki olağanüstü yeteneği bir türlü sezememişlerdir. Ancak Tschaikovsky’nin müzik alanındaki üstün başarısını araştıran, bulup meydana çıkaran, bestecinin müziği meslek olarak seçmesinde önemli rolü olan zamanın tanınmış şairi Apuchlin olmuştur; ve müzikle hiç bir ilgisi olmayan baba Çaykovski’yi de bu konuya inandıran yine bu şairdir.

    Böyle olmakla birlikte Tschaikovsky, lise öğreniminden sonra müzik çalışmalarını büyük bir hevesle sürdürürken Petersburg Hukuk Fakültesine de yazılmıştı. 1859 yılında fakülteyi bitirerek Maliye Bakanlığında bir göreve atanmıştı. Burada çalışırken, bütün kalbiyle bağlı olduğu müziğe dönmek istemiş, 1863 de Devlet görevinden ayrılarak, henüz kurulmak üzere olan Petersburg Konservatuarına girmiş ve zamanın ünlü profesörlerinden Zaremba’dan müzik bilimi, Anton Rubinstein’den bestecilik, Ciardi’den flüt, H. Stiehl’den org öğretimi görmüştür. Bu arada Tschaikovsky’nin bestecilik alanındaki gelişmesine, yakın dostu ve konservatuar arkaadşı, ünlü eleştirici ve müzik eğitimcisi H.A. Larocbe’un büyük katkısı olmuştur.

    Tschaikovsky, 1865 Petersburg Konservatuarının Bestecilik Bölümünü Bitirme sırasına F. Schiller’in (Daha önce Beethoven’in 9. Senfonisinin sonunda kullandığı “Leid an die Freude” (Neşeye Şarkı) adlı şiirini koro ve orkestra için besteleyerek girmiş ve bu eserden ötürü ödül de kazanarak mezun olmuştur. 1866 da A. Rubinstein, bu değerli öğrencisinin Moskova Konservatuvarına müzik bilimi öğretmeni olarak atanmasını sağlamış, ayrıca Belçikalı ünlü besteci ve müzik bilgini F. A. Gevaeri’nin “Yeni Enstrumantasyon bilimi” adlı kitabını Rusçaya çevirmekle görevlendirmiş, yaratılarının ilk olarak konser programlarında yer almasını sağlamıştır.

    Daha 12 yaşındayken çok sevdiği annesi Larina’yı kaybeten Tschaikovsky, bu kaybın acısını çok çekiyor ve beklenmedik bu olay onu büsbütün müziğe itiyor, “Müzik olmasaydı, hiç kuşkusuz çıldırırdım” diyordu. İşte bu sıralarda sanatçıyı görmeden yalnız duygulu bestelerinin içtenliğine hayran, birkaç çocuk annesi zengin bir dul olan Bayan von Meck, mektup yazarak o’nunla tanıştı.

    Bu zengin bayanın besteci hakkında o kadar çok bilgisi yoktu. Sadece bir mühendis oğlu olduğunu, 12 yaşındayken yitirdiği annesini çok sevdiğini, ondan ayrı kalmamak içni yatılı okula gitmek istemediğini ve konservatuvarı çok iyi derecede bitirdiğini biliyordu. Şimdi bütün düşüncesi, ona annesini aratmayacak şekilde şefkat göstermek, onu korumak ve her bakımdan yardım etmekti. Bu içten yakınlığı gören genç Tschaikovsky, özlemini çektiği anne sevgisini, kendisini her bakımdan koruyan Bayan von Meck’te bulur gibi olmuş, fakat bu ilişki de özleminin dinmesine pek o kadar yardımcı olmamıştı.

    Bu tarihten başlayarak 11 yıl süreyle Moskova Konservatuvarında Prof. olarak çalışmış bulunan Tschaikovsky, birçok öğrenci ve bunların arasında en tanınmış olanları Sergey Tanayef; A. Arenski, N. İvanof gibi ünlü sanatçılar yetiştirmiştir. Bu devrede “op. 1 Rus Marşı”, “sol minör uvertür”, “Kış Hülyası” adlı 1. Senfonisi, “Küçük Rusya” adlı 2. Senfonisini besteledikten sonra ilk operası “Voyvoda”yı tamamlamıştır.

    Yine 1868’de öğretmeni A. Rubinstein’ın yardımıyla, genç besteci, yaratılarının P. Jürgenson Matbaacılık Kurumu tarafından basılması olanağını elde etmiştir. Bundan sonra 1869’da Shakespeare’den esinlenerek Dünyaca tanınan “Romeo ve Juliet” uvertürünü bestelemiş ve 1872-74 yılları arasında kendini gitgide çoğalan bir ilgiyle tamamen besteciliğe vermiştir.

    Bu ana kadar, birçok dedikodular yüzünden sosyal durumunda bir değişiklik yapamayan ve ruhu hâlâ, erken yaşamını yitiren annesinin sevgisi ve özlemiyle yaşayan Tschaikovsky, kız kardeşlerinin ve yakınlarının çabasıyla, biraz daha heveslenerek, kendisini seven konservatuvar öğrencisi güzel şarkı söyleyen ve piyano çalan Antonia adında bir kızla 1877’de evlendi. Düğünden sonra balayına çift, 3 hafta sonar Moskova’ya döndüler ve bir daha görüşmediler.

    Bu zoraki evlenme, Tschaikovsky’nin üzüntülerini ve para sıkıntısını azaltacak yerde tersine sinirlerinin daha çok bozulmasına ve azap dolu günler yaşamasına neden oldu. Yeni evlileri bir arada göremeyen halk, yeniden dedikodulara başladı. Bir ara hayatına kıymayı bile düşünmüş, 48 saatlik bir baygınlıktan sonra kurtarılmıştır. İşte bu dönemde yardımına koşan, önemli bir sana dostu Bayan von Meck, çok takdir ettiği, mutsuzluk içerisinde bulunan Tschaikovsky’nin acılarını dindirmek, sanat atılımlarını korumak, daha rahat bir ortamda eser verebilmesini sağlamak için genç bestecinin bütün giderlerini üzerine almış, ona yılda 6.000 Ruble (Türk parası karşılığı 1 milyon) ödenek vermiş ve bu parayı düzenli bir şekilde her yıl ödemiştir.

    Bunun üzerine Tschaikovsky, özgür yaşamak ve besteler yapmak için 1877’den sonra Moskova Konservatuvarındaki görevinden ayrılarak yabancı ülkelerden İsviçre ve İtalya’da inceleme gezisine çıkmış Cenevre, Roma ve Floransa’da bulunduğu sıralarda düzenli olarak von Meck ile mektuplaşmış ve von Meck de ona her zaman moral vermiş, gönderdiği mektuplarda “Seni kurtaracak tek şey müziktir. Tekrar eskisi gibi eser bestelemeye başlarsan dertlerini unutabilirsin. Böylece sinirlerin düzelecek, müzik sana her şeyi unutturacak ve yaşantını dolduracaktır.” Diye yazıyordu. Buna karşı Tschaikovsky, ilk 3 senfonisinden sonra 1877 yılı sonlarında tamamladığı op. 36 4. fa minör Senfonisini sadık koruyucusu, müzik dostu Bayan von Meck’e adamış ve çalınması için Moskova’ya göndermiştir.

    Bundan sonra 1879’da şair Puşkin’in romanından esinlenerek ünlü “Eugen Onegin” operasının yeni şeklini bu gezilerde tamamlamıştır. Tschaikovsky, uzun süre İtalya’da ve batının bazı önemli kentlerinde yaşadıktan ve yabancı müzik üstadlarıyla ilişki kurduktan sonradır ki, doğuştan gelen utangaçlığı oldukça yenmiş ve önce Moskova ile Petersburg’da orkestra şefi olarak görünmeye başlamıştır.

    Günün birinde von Meck’in büyük kızı Milocha, annesinin daima övdüğü Peter amcayı görmeyi çok istiyordu. Bu istek bir mektupla Tschaikovsky’ye iletildi ve kızının gönlünü kırmaması rica edildiyse de, ilk günlerde bunu olumlu karşılayan Tschaikovsky, sonradan özür dileyerek evlerine gitmedi. Ancak bir kez sanatçının konser gezileri sırasında her ikisinin de arabası yan yana giderken karşılaştılar ve birbirine gülümseyerek selâm vermekle yetindiler.

    Tschaikovsky, henüz eşinden mahkeme yoluyla ayrılmamıştı. Antonia, kocasından durmadan para alıyor, hakaret dolu mektuplarıyla onu üzüyor ve hasta ediyordu. Bayan von Meck’e gönderdiği mektuplarda üzüntüsünden değil, sadece yeni bestelediği yaratılardan söz ediyor, “Artık bestelerim beni bambaşka bir Dünyaya gödürüyor.” diyordu. Bu durumda Tschaikovsky, Mozart’a taparcasına bağlanmış ve onu müziğin “İsa’sı” olarak nitelemiştir. Sanatçı, von Meck’e yazdığı mektupta Mozart’a duyduğu aşırı sevgiyi şu sözlerle dile getirmişti: “Ben, daha küçükken kırılmış, ruhen hırpalanmış bir insan olarak aradığım teselliyi, huzuru ancak kalbe işleyen saf, temiz Mozart müziğinde buluyorum.” Diyordu.

    1880 yılına kadar Tschaikovsky, 40 yaşına basmış, ünü her yere yayılmış, oldukça güzel eserler meydana getirmiş, bunların kazancıyla varlıklı ve neşeli bir hava içine girmişti. Moskova’daki yoksul müzisyenlere para yardımında bulunuyordu. Bir ara Paris’te parası tükenmiş, Berlin’e zorlukla gitmişti. Hemen Bayan von Meck’e mektup yazıp durumu anlatmıştı. Bayan von Meck de oradaki ve Rusya’ya dönüş harcamalarını karşılayacak kadar para göndermişti.

    Artık her yerde müzikseverler, onun değerini anlıyor, Amerika’da bile eserleri çalınıyor, besteciye Dünyanın dört köşesinden kutlamalar yağıyordu. Yaratılarının sayısı da günden güne artmaktaydı. Daha şimdiden 11 uvertür, yüksek virtioz literatürüne geçen 1 piyano, 1 keman konçertosu, 1 keman ve orkestra için Rococo Çeşitlemeleri ile İtalyan Kapriçyosu ve Kuğu Gölü Balesi gibi en güzel yaratılarını vermişti. Daha sonraki yıllarda: Leipzig, Hamburg, Berlin, Prag, Paris, Londra, Tiflis, Köln, Frankfurt, Dresden, Cenevre gibi kentlerde senfoni konserleri yönetmiştir.

    1890 yılında bir süre Floransa’ya yerleşen Tschaikovsky, önemli sahne yaratılarından biri olan “Maça Kızı” operasının tamamını bu kentte bitirmiştir. Bu sıralarda sanat dostu Bayan von Meck’in gönderdiği paralarla bütün gereksinimlerini karşılayan Tschaikovsky, Floransa’da kaldığı sıralarda Sayın koruyucusu Von Meck, besteciyi görmeye gitmişti. Floransa’da kaldığı bir hafta birlikte oturan bu çiftin hiç konuşmadıkları Dünya tarihine görülmemiş bir olay olarak geçmiştir.

    Tschaikovsky, 1890 yılında Amerika’ya davet edilmişti. Gitmeden önce, Paris’ten von Meck’e yazdığı mektuplara yanıt alamadığı gibi, Amerika’dan da yazdığı halde yine bir haber çıkmadı. Amerika’da New York, Baltimore ve Philadelphia’da coşkuyla karşılanan sanatçı orkestralar yönetmiş, yaratılarını dinletmiş ve bütün müzikseverlerin kalbine girmeyi başarmıştı. Kısa bir süre sonra von Meck’in bir akrabasının aldığı mektupta koruyucusu von Meck’in artık hayatta olmadığını yazıyordu. Bu olaya çok üzülen koca sanatçının bütün ümitleri kırıldı ve vaktinden önce çökmesine ve ihtiyarlamasına neden oldu.

    Tschaikovsky, 1890,91 yıllarında Paris ve New York’ta, 1891-92 yıllarında Kiew, Varşova ve Hamburg’da, 1892-93 yıllarında da Viyana, Prag, Paris, Brüksel, Odesa, Harkof ve Londra’da konserler yönetmiştir. Yine aynı dönem içinde Cambridge Üniversitesinde verilen bir konseri yöneten sanatçıya bu üniversite tarafından “Fahri doktorluk” payesi verilmiştir.

    Tschaikovsky, 1893’te tamamladığı op. 74 si mebol minör 6. Senfonisini, o güne kadar bestelerinin hepsinden daha güzel olduğunu söylüyor, fakat koyu mistik havasına uygun bir ad arıyordu. Bir kaç tanesi şöyleydi: “Gözyaşı Senfonisi” ya da “Trajik Senfoni”, “Requem”, “Vasiyetim” gibi deyimlerden birisini koyacaktı, ama kız kardeşi Modia, bu senfoniye daha güzel bir ad buldu, “Patetik Senfoni” (Acıklı Senfoni) denildi.

    Bu çok görkemli ve son derece hisli 6. Senfonisinde Tschaikovsky, ustaca nüanslar kullanarak, koyu bir uyum karakteri içinde, kendini sonsuzluğa dek Tanrıya adama (Mistik) havasına girerek büyük bir anlatım kudreti gösterir. 3. bölümde hafif PP’deyken, birden FF çift kuvvetle zafer marşına girer, 4. bölüm Adagio’da çok acıklı, en nafif ve yavaş yavaş dönüp giden PPPP’li seslerle eser son bulur.

    6. Senfonisini ilk kez 28.10.1893 gecesi Petersburg’daki İmparatorluk Müzik Derneğince düzenlenen konserde yönetmiş olan Tschaikovsky, 9 gün sonra Rusya’da başgösteren koleradan, henüz 53 yaşındayken 6.11.1893 günü gözlerini Dünyaya kapamıştır. İki hafta sonra “Patetik Senfoni” tekrar konser salonunda dinlenirken halk gözyaşlarını tutamamış, bu eşsiz romantik besteci Tschaikovsky’nin ruhunda esmiş olan fırtınalar ve acıları, az da olsa, kavramışlardı. Anısına Petersburg opera tiyatrosu ile Leipzig’deki Gewandhaus konser salonunda birer büstü konmuştur. Sanatçının Klind’deki evi olduğu gibi korunmuş ve bina bir Tschaikovsky arşivi ile müzesinin kurulması yolunda değerlendirilmiştir.

    Tschaikovsky, romantik yaradılışı ile gerçekten müzisyen bir sanatçı, aynı zamanda iyi bir ulusçudur. Onun içindir ki, yaratılarında tam bir genç kız inceliği ve duygusallığı yanında, bir yarım Asyalılıktan gelen sertlik ve haşinlik ed yer almaktadır. Tschaikovsky, yaratıları oranında duygulu ve müziksel yetenek bakımlarından olağanüstü güçte bir bestecidir. Sanatta gerçek anlamda yaratıcı olduğunu yaratılarıyla kanıtlamıştır ve bu nedenle, ruhsal yaşantısına müzikle biçim vermede eşsizdir.

    Onda çılgınlık derecesine varan bir ruhsal patlayış, çoğu kez büyük çapta bir yaratıya ortam olurdu. Aile üzüntüleri ve çok küçük yaşlarda, koleradan yaşantısını yitiren annesiyle olan nazik durumun ortaya koyduğu sorunlar, sanatçıyı müziğe büsbütün bağlamış ve Tschaikovsky, aradığı huzuru yalnız müziğe sığınmada bulunmuştu. Onun içindir ki, çeşitli heyecan etkileri arasında önemle yeralan anne sevgisi özlemi, sanatçının acıyla tükenen ömrünün sönmez bir volkanı imiş gibi sürüp gitti.

    Tschaikovsky, ulusal Rus müziğini yenileme çabasına girmiş olan çağdaşları gibi çocukken halk şarkılarını, gençlik korolarında dinleye dinleye müziği sevmiştir. Ona göre halk şarkısı, kesinlikle kişiye özgü anlam taşırdı. Bu şarkları, çocukluğunu, annesiyle, kız kardeşleri ve yuvaya duyduğu inancı anımsattığı için severdi. Bunun için sanatta daha çok Batı Avrupa’ya dönük olan Tschaikovsky, Batıyı taklitle hiç ilgisi olmayan orijinal kapsamlı yaratılarından ötürü, önce Batının, sonra da Rus müziğinin simgesidir. Rus halk müziğinin yenileyicileri “Beşler” gibi o da rustur ve Batının uluslararası nitelikteki ortak bilim ve teknikten yararlanarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış ve Beşler’den daha usta bir besteci olmuştur.

    Beşler’e göre, yeter derecede Rus olmadığı için aralarına almadıkları Tschaikovsky, bütün Dünya haklı ve sürekli bir başarıya ulaşmıştır. Bale müziğiyle oyunsu, melodileriyle duygulu ve ateşli Tschaikovsky’nin müziği bütün konser salonlarında yeralmıştır. Kendisini eleştiren ulusal Rus müzik okulunun “Beşler” denilen (Brodine, C. Cui, Balakirew, Maussorgsky, R. Korsakow) bestecilerini alkışlamakla beraber Tschaikovsky, şu yolda yayın yapmıştı: “Her Rus bestecisinin eseri, Beşler’den olmasa da, Rus müziğidir ve Rus sayılır.” Demişti.

    Şunu da söyleyelim ki, Tschaikovsky’nin acıklı yaşantısı, filmlere bile konu olmuş, birtakım uydurmalara yolaçmış, tarihsel bir gizlilik altındaymış gibi gösterilmek istenmiştir. Halbuki, o da tıpkı Berlioz, Schumann, Brahms, Drovak ve C. Frank gibi çağının senfoni çapında yaratma zevgine ermiştir. O zaman Rus miziği henüz genç olduğu için Batıdaki geniş kapsamıl ve kudretli anlatımdan yoksundu. Tschaikovsky, güzel olan müzik yaratmaya koyulmuş, idealı olan Mozart’a bağlanmış, diğer yönden romantik benliğini anlatmak isteğiyle Schumann’a bağlanmıştır.

    Özellikle orkestra yaratılarındaki üstün güzellik, dinleyicileri hayran bırakmakta, bu güzellik içinde Tschaikovsky, Batı etkisinde Doğu renklerini olağanüstü zarafet ve incelikle birleştirmiş seçkin bir bestecidir. Orkestra yaratılarındaki parlak buluşlar, derin ve içli bir ruhun yankısı olan melodileri ona sanat tarihinde özel bir yer sağlamıştır.

    Eserlerine gelince: 9 opera, 7 senfoni, 3 piyano ve 1 keman konçertosu, 1 keman ve orkestra için Rococo teması üzerine çeşitlemeler, 11 uvertür, İtalyan Kapriçyosu, 3 yaylı çalgılar kuarteti, piyano trio’su, piyano sonatları, piyanoda dört el için 50 halk şarkısı, çocuk albümü, vals, serenad, bale’ler (Kuğu gölü, Fındık Kıran, Uyuyan Güzel) Mozartiyana, sözsüz şarkılar, ses ikilisi, Lied’ler, salon şarkıları gibi ölmez eserler bırakmıştır.

    Tschaikovsky, ayrıca bilimsel alanda da çalışmış, müzik üzerine çok sayıda eleştiri yazılarıyla, 2 armoni, 1 genel müzik bilgisi kitabı yazmış ve Mozart’ın Figaro’nun Düğünü operasının Librettosunu Rusçaya çevirmiştir.

    ÇAYKOVSKİ'NİN SANATI VE ETKİLERİ

    Genç besteciler Çaykovski'yi örnek almaya başlayıp, onun sunduğu öz ve yapı birleşiminden bir akım oluştururlar. Bunlardan bazıları: Sergey Taneyef, Anton Arenski, Mikhail Ippolitov-Ivanof ve sonradan, Sergey Rahmaninof tur. Bestecinin Rusya içinde ve dışında büyük üne kavuşması, ve sonraki kuşaklara öncülük eden yönü, Fransız, İtalyan ve Alman müzik geleneğini bir Rus olarak tümleştirmesidir. Mutlaka ulusal olmak gerekliliğinden yola koyulmaz; bestecinin uluslararası alana kendi rengini katması önemlidir. Rus halk ezgisi temasından yola çıkıp onu lirik bir şekilde işlediği yapıtları da vardır.

    Örneğin: Birinci Piyano Konçertosu, ikinci ve Dördüncü Senfoni'leri, Yaylı Çalgılar Serenadı gibi. Üstelik halk ezgileri ona kişisel çağrışımlar getirir. Annesi, kız kardeşi, dadısı, çocukluğunun geçtiği Ural dağlarındaki evi gibi sıcacık anıları, halk ezgilerinin yalınlığı içinde müziğine yansır. Bu nedenle Beşler gibi sistematik bir çerçeve çizip halk ezgisini temel özdek olarak ele almaz; o ezgiler doğal olarak Çaykovski'nin hamurunda yoğrulmuştur, bir yerlerde patlayıp ortaya çıkmaları kaçınılmazdır. Örneğin, Keman Konçertosu'nün her teması, bir başka halk ezgisinden üremiştir.

    Çaykovski, zaman zaman doğrudan bildik halk şarkısı değil de kendi yarattığı, halk şarkısı benzeri temalar üretmiştir. Örneğin: Birinci Senfoni'sinde, İkinci Yaylı Çalgılar Kuvarteti'nde olduğu gibi. Ayrıca yalnız Rus halk ezgileri değil, zamanın popüler Rus müziğini de yapıtlarına katmıştır. Örneğin: Yevgeni Onyegin'de, ya da Beşinci ve Altıncı Senfoni'lerin temalarında 19. yüzyıl Rus salon şarkıları ve romansların ezgileri duyulur. Yevgeni Onyegin'in giriş düetinde Rus sanat müziğini de Glinka'nın yöntemiyle kullanmıştır. Tema karakterlerindeki anlatım gücü her zaman gerilim ve beklenti dolu, aynı zamanda zengin armonilerle yüklüdür.

    Tarihte Çaykovski kadar dinleyicisi ile barışık çok az besteci vardır. Her şeyden önce güzel melodileri, zengin ve renkli orkestrasıyla, doğrudan insanın kalbine seslenen doğal coşkusuyla, yapısal kaygılarla dinleyicinin kulağını zorlamadan, gönlünden geldiği gibi seslenmesiyle, ruhsal yapısındaki iniş çıkışları, mutlu mutsuz anlarını müziğine yansıtması, neredeyse dinleyicisiyle dertlerini paylaşır gibidir. Yaşamındaki her mutlu olayı büyük bir bunalım izlemiştir. Her bunalımın ardından da yeni bir başyapıt besteleyerek çıldırmamak için müziğine sığınmıştır.

    On dört yaşında annesini yitirmesi, yaşamı boyu onu etkilemiş, annesine olan aşırı bağlılığından ötürü kendini hep korunmaya muhtaç, acınacak bir çocuk olarak duyumsamıştır. Bu duyumsama da zaman zaman kocaman bir fırtınanın ortasında yalın, çocuksu seslenişiyle dinleyiciyi avucuna alan bir başka niteliğidir. Yapıtlarını yönetmek için ya da yeni bir çalışmaya yoğunlaşmak için sık sık yurtdışına gitmiş ve kısa sürede dahi olsa yaşadığı her kentte sıla özlemi duymuştur. Bu özlemle Rusya dışında yazdığı hemen her yapıt ülkesinin yerel renklerini mutlaka taşır. Floransa Anıları'nda olduğu gibi.

    Çaykovski, nice çağdaşı gibi Wagner veya Brahms etkisinde değil de Mozart hayranlığında ve Fransız bestecileri etkisinde gelişmiştir. Mozart gibi J. S. Bach'ı da örnek alması bir bakıma 19. yüzyılın öznel romantizmine karşı çıkma, bir önceki çağın yalın biçim anlayışındaki sağlam dokuyu geri getirme özleminin belirtisidir. Ona göre Wagner baştan sona bir sıkıntıdır. Beethoven'a zoraki saygı duyar. Mozart ise müziğin ilahıdır. Bellini, Rossini ve Verdi dramatik anlatımda; Delibes, Bizet ve Saint-Saens, bale ve operalarındaki sahne coşkusunda Çaykovski'ye öncülük etmiş bestecilerdir.

    Yazdığı birçok operadan ancak Onyegin veya Maça Kızı gibi birkaçı, geleneksel dağarcığa girmiştir. Çaykovski'nin gerçek, dramatik sahne müziği, bale yapıtlarında kendini gösterir. Melodik buluşları, sürekli tazeliği ve görkemli bir eşlik, bale yapıtlarını benzersiz kılar. Şarkıları, minyatür müzikleri bir yana, Çaykovski'nin yüceliği, büyük senfonik yapıtlarındadır: Senfoniler, konçertolar, oda orkestrası yapıtları gibi. Kış Düşleri başlıklı Birinci Senfonisi'nden Patetik başlıklı Altıncı Senfoni'sine kadar her birinde halk ezgilerinin renklerini bir yerlerde kullanmıştır.

    Piyano solo için yazdığı Sol Majör Sonat, ağır karakterinden ötürü Batı ülkelerinde pek tutulmamış; 50 Rus halk ezgisinin iki-piyano uyarlaması, sevimli havasıyla yorumcu ve dinleyicilerin ilgisini çekmiştir.

    Rus Beşleri'nin eleştirisini alan Batı tipi yapıtlarının başında, İtalyan popüler müziği havasında yazılmış fantezi, İtalyan Kapriçyosu gelir. Manfred Senfonisi ise Dördüncü ve Beşinci Senfonileri arasında yer alan, besteci tarafından sıra numarası verilmemiş, Lord Byron'ın şiiri üstüne yazılmış, Batı tipi bir başka senfonidir.

    BIYOGRAFISI:

    Babası devlet madenlerinde müfettiş, annesi yarı Fransız olan ailenin oğlu olarak 1840 yılında Rusya’nın Votkinsk şehrinde doğdu.Çaykovski’nin müzik yeteneği aileden gelme değildi.
    Fransız mürebbiyesi Fanny Dürbach müzik yeteneğini küçük yaşta fark ettiyse de, ailesi bu yeteneğini doğrudan desteklemedi.
    Çaykovski 1850’de Petersburg’daki Hukuk Okulu’nun hazırlık bölümüne yazıldı.1859’da bu okulu bitirdi ve Adalet Bakanlığı’nda birinci sınıf memur olarak görev aldı.
    Okul yıllarında ünlü koro şefi Lomakin’in öğrencisi oldu ve onun yanında koro dersleri aldı.Piyano çalışmalarını ise Kündinger ile sürdürdü ancak olağanüstü yeteneği keşfedilemedi.
    20 yaşındayken doğaçtan vals’ler ve polka’lar besteliyor fakat bu deneyleri kağıda geçirecek cesareti kendinde bulamıyordu.Kısa bir süre sonra benliğindeki boşluğu hissetti ve yanlış bir meslek seçtiğini anladı.
    1862’de yeni kurulmuş olan Petersburg Müzik Konservatuarı’na girdi.Daha sonra da memurluktan ayrıldı.
    Çaykovski, konservatuarı 1865’de bitirdi ve diploma çalışmasına gümüş madalya verildi.1866’da Nicholas Rubinstein, Moskova Konservatuarı’nı kurdu.Çaykovski burada armoni öğretmenliği yaptı ve Koshkin, Albrecht ve Klindworth gibi müzikçilerin dostluğunu kazandı.
    Çaykovski ilk operası “Voyvoda” da dahil olmak üzere tüm çalışmalarını Rus Müzik Kurumundaki konserlerde icra etti, şefliğini de Nicholas Rubinstein yaptı.
    Çaykovski, “Kış Rüyaları” adlı eserinin üzerindeki aşırı çalışması sonucunda ruhsal bunalıma girdi.
    1870lerin başlarındaki besteleri Petersburg’daki ulusalcı bestecilerin müziğine belirgin bir yakınlık gösterdi.Romeo ve Juilet fantezi uvertürünü yazdı.
    1872’de Russky Viedomosti adlı yayın organının müzik eleştirmenliği görevine getirildi ve 1876 yılına kadar bu organa yazı yazdı.
    Bestecilik, eleştirmenlik ve öğretmenlik görevlerinin yoğun stresi sonucunda 1875 yılında bir depresyon geçirdi.
    1876’da Vchy’de tedavi gördükten sonra Russky Viedomosti tarafından Bayreuth Festivali’ne gönderildi.
    1877’de dokuz hafta süren ve çevresi tarafından büyük bir hata olarak nitelendirilen evliliği yaptı.
    Sağlığı ve ruhsal durumu bozuk olarak Moskova’dan Petersburg’a döndü.Beyin ummasının eşiğine gelen besteci doktorlar tarafından yurt dışına gönderildi.
    Varlıklı bir dul olan Nadejdavon Meck’le dostluğu ilerdedi.Ancak bu dost kadınla hiç karşılaşmadı, dostlukları mektuplaşmayla oluştu.
    Meck, Çaykovski’ye öğretim görevini bırakarak yalnızca besteyle uğraşma olanağını saplayan yıllık bir maaş bağladı.Bu cömetlik karşısında Çaykovski birkaç yıl aşırı üretken oldu.
    Çaykovski 1885’de Moskova yakınlarında Maidanovo’da bir ev satın aldı.Bu dönemde Rusya’yı daha çok gezdi; 1889’da önemli bir yurt dışı turnesine daha çıktı.Hamburg, Berlin, Prag, Parisve Londra’da kendi yapıtlarını yönetti.Müziği her yerde takdirle karşılandı.
    Çaykovski son ve kendisinin baş yapıtı olarak saydığı “Pathetque” senfonisini Ağustos 1893’de tamamladı.İlk Petersburg’da çalınışınıda kendi yönetti ama yapıtın fazla alkış almaması onu düş kırıklığına uğrattı.
    Yaşamının son günlerinde oldukça düzgün ve ılımlı bir ruh hali içinde olan Çaykovski, çok sevdiği yeğeni Vladimir Dovidov ve kardeşi Modeste ile birlikteydi.
    Kaynamamış su içmesi yüzünden koleraya yakalandı.Bu arada yeni bir depresyona girdi, tedavi olmayı kabul etmedi ve 6 Kasım 1893’te hayatını kaybetti.

    ÇAYKOVSKİ'NİN BAŞLICA YAPITLARI

    Operaları: Volga Nehrinde Düş (Voyevoda) (1869); Op-richnik (1874); Vakula (1876); Eugene Onegin (Yevgeni Onyegin) (1879); Mazeppa (1884); Maça Kızı (Piquedame) (1890), Yolanla (1892).

    Bale Yapıtları: Kuğu Gölü (The Swan Lake) (1875); Uyuyan Güzel (The Sleeping Beauty) (1890); Fındıkkıran (The Nutcracker)(1892).

    Orkestra Müziği: Senfoniler - No.1,"Kış Düşleri", Sol Minör (1866); No.2 "Küçük Rus", Do Minör (1872); No.3 "Polonyalı", Re Majör (1875); No.4, Fa Minör (1878); No.5, Mi Minör (1888); No.6, "Patetik", Si Minör (1893); Manfred (1885).

    Konçertolar: Piyano Konçertosu No.1, Si Bemol Minör (1875); Piyano Konçertosu No.2, Sol Majör (1880); Keman Konçertosu, Re Majör (1878); Keman ve orkestra için Vals-Scherzo (1877); Çello ve orkestra için Bir Rokoko Temi Üstüne Çeşitlemeler (1876).

    Senfonik Fanteziler: Fırtına (The Tempest) (1873); Francesca da Rimini (1876); Slav Marşı (1876) Yaylı Çalgılar Serenadı (1880); 1812 Uvertürü (1880); Kader Senfonik Şiiri (Fate)(1868).

    Fantezi Uvertürleri: Hamlet (1888); Romeo ve Jülyet (1880); İtalyan Kapriçyosu (1880); Senfonik Balad, Voyevoda (1891).

    Orkestra Süitleri: No.1, Re Majör (1879); No.2, Do Majör (1883); No.3 Sol Majör (1884); No.4 "Mozartiana" (1887); Fındıkkıran (The Nutcracker) (1892).

    Oda Müziği: Yaylı Çalgılar Kuvartetleri- No.1, Re Majör (Andante Cantabile konser programlarında ayrı olarak da çalınır); No.2, Fa Majör (1874); No.3, Mi Bemol Minör (1876); Piyanolu Trio, La Minör (1882); Floransa Anıları (Souvenir de Florence) -sextet için- (1892).

    Piyano solo: Vals Kapriçyosu (1868); Kapriçyo (1870); Noktürn ve Humoresk (1871); Sonat, Sol Majör (1878); Mevsimler (The Seasons) (12 parça) (1876); Gençlik Albümü (Children's Albüm) (1878).

    Koro: Aziz Chrysostomus ayini; 55 eşliksiz dinsel şarkı.

    1812 Overture (311k) Maurizio Salvi
    Ballets
    Romeo and Juliet
    Overture (239k) Maurizio Salvi
    Swan Lake Jean-François Lucarelli
    Act1
    Introduction - Scene (127k)
    Valse (126k)
    Scene (49k)
    Pas de trois (136k)
    Pas de deux (144k)
    Pas d'action (22k)
    Sujet - Danse des coupes (154k)
    Finale (45k)
    Act II.
    Scene (56k)
    Scene (93k)
    Scene (42k)
    Danse des cygnes (190k)
    Scene (56k)
    Act III.
    Introduction (71k)
    Danse du corps de ballet et des nains (58k)
    Scene : la sortie des invites et la valse (104k)
    Scene (32k)
    Pas de six (164k)
    Pas de deux (114k)
    Danse hongroise : Czardas (49k)
    Danse russe (44k)
    Danse espagnole (48k)
    Danse napolitaine (58k)
    Mazurka (110k)
    Scene (98k)
    Act IV.
    Entracte (13k)
    Scene (34k)
    Danse des petits cygnes (36k)
    Scene - Scene finale (197k)
    Swan Lake
    Swan Lake "Prelude" (22k) Frankie Ho
    Barcarolle (Op. 37a, No. 6) (13k)Katsuhiro Oguri
    The Nutcracker Suite (for piano) (Op.71a) Complete (146k) Bunji Hisamori
    The Nutcracker Suite
    1. Miniature Overture (57k) George Pollen
    2. March (45k) Jack Sirulnikoff NEW ...thanks Mister Sirulnikoff
    3. Dance of the Sugar Plum Fairy (12k) George Pollen
    4. Russian Dance - Trepak (48k) George Pollen
    5. Arabian Dance (22k) Jack Sirulnikoff NEW
    6. Chinese Dance (15k) George Pollen
    7. Dance of the Reed Flutes (25k) John G. Mayer
    8. Waltz of the Flowers (115k) George Pollen
    Capriccio Italien (Op. 45) (209k) Andre de Brandt
    Chant sans paroles (Op.40, No. 6) (8k) Oscar Comazzetto
    Eugen Onegin
    Act III., scene I. - Polonaise (86k) Petr Cvikl
    No. 13 Antrakt and Waltz with Chorus (92k) Petr Cvikl
    No. 19 Polonaise (123k) Petr Cvikl
    Old French Song (3.8k) Arthur F. Eisele
    Piano Concertos
    No. 1 in Bmin (Op. 23)
    1st Mov't. "Andante non troppo e molto maestoso" (175k) Robert Finley
    2nd Mov't. "Andantino semplice" (50k) Hiroshi Suzuki
    3rd Mov't. "Allegro con fuoco" (132k) Hiroshi Suzuki
    No.2 in G (Op.44)
    3rd. Movement (127k) David Siu, M.D.
    Reverie (5k) Edgar W Cox, III
    Rococo Variations (Op.33) (arr. for for Cello and Piano) (70k) Yuriy Leonovich
    SYMPHONIES
    Symphony No.1 in Gmin. (Op.13)
    4th. Mov't. (129k) Robert Goodyear
    Symphony No.3 in D (Op.29) Sharon Zurflieh
    1st Mov't. (208k)
    2nd Mov't. (45k)
    3rd Mov't. (57k)
    4th Mov't. (49k)
    5th Mov't. (178k)
    Symphony No.4 in F-, Op.36
    1.Andante sostenuto; moderato con anima (259k);
    2.Andantino in modo di canzone (50k);
    3.Allegro (61k);
    4.Allegro con fuoco (230k). (S.Vitalich)
    Symphony No.5 in E-, Op.64
    1.Andante - Allegro con anima (344k);
    2.Andante cantabile, con alcuna licenza (197k);
    3.Valse. Allegro moderato (124k);
    4.Finale. Andante maestoso - Allegro vivace (395k) (J.Knowles)
    Symphony No.6 in B- 'Pathétique' Op.74
    1.Adagio (148k);
    2.Allegro con grazia (59k);
    3.Allegro molto vivace (169k);
    4.Finale (44k). (M.Knezevic)
    The Seasons (Op.37a) Toru Yaskawa
    No. 1 "January: At the Fireside" (23k)
    No. 2 "February: Carnival" (27k)
    6. "June" (13k) Jeff Abrams
    String Quartet No.1 in D, Op.11
    1.Moderato e semplice (51k);
    2.Andante cantabile;
    3.Scherzo & Trio;
    4.Finale (54k). (M.Knezevic)
    Violin Concerto in Dmaj (Op. 35) Bob Fisher
    1st Mov't. "Allegro moderato" (116k)
    2nd and 3rd movements "Canzonetta: Andante, Allegro vivacissimo (93k)

    SANATCIYA BIR YORUM!

    Çaykovski’nin acıklı hayatının filmcilere konu olması birtesadüf değildir. Çünkü yazdığı bir çok eserler arasında yedi senfoniden ikisi, doğru bir değerlendirmeye engel teşkil edecek derecede popüler olmuştur. Diğer taraftan hayatı birtakım uydurmalara yol açacak bir esrar perdesi altında kalmaktadır. Fıkra tarzındaki herşeyi bir kenara bırakarak Çaykovski’nin şahsiyetini tarihin çerçevesi içinde ciddiyetle incelemeye çalışmamız gerektir.

    Sadece Glinka ile başlayan Rus müziğinin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda senfoni besteci olarak da tarihi bir mevkii vardır. Tıpkı Berlioz, Schumann, Brahms, Bruckner, Dvorak ve Cesar Franck’ta olduğu gibi Çaykovski’de asrın senfoni çapında eser yaratma zevki tecelli etmiştir. Ancak bunu anladıktan sonra Çaykovski’nin bu alandaki payını ölçmek mümkündür.

    Çaykovski, zamanın bu yarışına ve gelişme cereyanlarına katılmayı hiç düşünmemişse de payı az değildir. Fakat şu iki noktayı hesaba katmalıyız: Birincisi, bu suretle ortaya çıkan Rus müziğinin henüz GENÇ olup batıdaki şümullü ve kesif ifade kudretini haiz olmaması, ikinsicisi ise daha MODERN yönlerde çabalıyan vatandaşlarının teşebbüslerine yanaşmayan Çaykovski’nin mutlaka GÜZEL olan müzikten başka birşey vermek istememesidir. Bu hususta kendi benliğini ifade etmek isteğiyle Schumann’a yakındı ve ancak ilhamın nuru ile heyecan duyan sanatkar ruhunun derinliğinden doğan müzik yazmaya gayter etti. Puşkin’in EUGEN ONEGİN’inden lirik bir opera yapan Çaykovski bu şairin güzellik idealini seslerle aksettirdi. Fakat tsil ve ifade bakımından yeni tesirler ilave ederek ona romantizmin itirafçı ruhunun heyecanını verdi ve Rus hususiyetlerini de katarak diğer Rus bestecilerine yaklaştı. Çaykovski’nin şiddetli ve gürültülü hamlelerinden, geniş bir saha toplayan şehvetli hislerle dolu kısımlara anş olarak geçmek itiyatından korkmamalıdır. Eser bir bütün olarak yine mükemmel bir formun güzelliğine bürünmüştür. Bilhassa orkestra eserlerinde fevkalade olan bu güzelliğin sihirine dinleyici meftun kalmaktadır. Bu güzellik, Çaykovski’nin kendi kendini anlattığı ve sonsuz yalnızlığını ifade ettiği yerlerde en çok belirmektedir.

    Yedi senfonisinden beşincisi ve kendisinin vasiyetnamesi ve REQUİEM’I denilen PATHETİQUE adlı altıncı senfonisi müzik dünyasının benimsediği eserlerdendir. Dördüncü senfoni de buna layık olabilirdi. Bu yedi senfoni ile dokuz operasını, iki balesini, konçertolarıyla oda müziği eserlerini armoni ve yapılış bakımından tetkik etmek zamanı gelmiştir. Bu yapıldığı takdirde umulmayan sonuçlar elde edilebilir.

    Fakat şimdilik dünyanın meraklı rivayetler halinde devam ettirdiği ve eserlerinden okumaya çalıştığı hayat hikayesiyle iktifa etmek zorundayız. Bu hikayede, Çaykovski’nin kendini tamamen müziğe vermeden önce memur olduğu, sonra Moskova konservatuarında öğretmenlik yaptığı ve bir zaman da müzik tenkitleri yazdığı şeklindeki olaylardan çok, evlilikteki bedbahtlığına dair esrarlı şaiyalar, Nadjeshda von Meck ile olan dosrluğu ve çeşitli tahminler zikredilmektedir. Hatta Çaykovski’nin intihar ettiği bile söylendi. Fakat ispat edilemedi. (Ölümünün intihardan mı yoksa koleradan mı olduğu konumuz dışındadır).

    Dünya realitesi Çaykovski’yi korkutuyordu. Bu yüzden inzivaya çekildi ve kendi içine kapandı. Hayatının son yılları huzursuzluk içinde geçti. Moskova ile Floransa, Simaki ile Bayreuth arasında mekik dokudu. (Bayreuth’da iken bütün iyi niyetlerine rağmen Wagner’in alemine intibak edemedi.) Mektuplarında ve yazılarında yeni bir devrin habercileri olan Debussy ve Busoni gibi iki ismin geçmesi ilgi çekici bir olaydı.

    DERLEME



    Peter Tschaikovsky 0 Sevdimseni.Net
    Pyotr Ilyich Tschaikovsky hakkında ansiklopedik bilgi - Türkçe Bilgi'den
    Peter Ilyich Tchaikovsky Eserleri ve Notaları
    Peter Ilyich Tschaikovsky(1840-1893)[Besteci]... - "|| TCD™ || Full indir,Program,indir,Oyun indir,Cep Telefonu indir, Youtube indir, Komik Video indir, Rapidshare |"

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Mikhail Glinka (1804–1857)

    Mehaba!

    Denilebilir ki Rus ulusal müziğinin ilk bestecisi Mikhail Glinka’dır. Glinka’nın yazdığı Çar Uğruna (İvan Susanin) adlı operası saray ve çevresi tarafından büyük bir tepkiyle karşılanır. Öyleki operanın kahramanının köylü oluşu yüzünden bu esere aristokrasi “arabacı müziği” demeye kadar işi vardırır. Bu saldırıların özünde, kendi şaşalı ve yoz ilişkilerinin dışında sıradan bir insanın bir besteci tarafından öne çıkarılışı yatmaktadır.

    En başında Rus milliyetçiliğinin esin kaynağı ve kolayca ayırt edilebilir bir Rus müziği tarzının kurucusu olan Mikhail Glinka 19.yüzyıl müziğinin önemli şahsiyetlerindendir. Onun zengin orkestrasyonu Alman ve Fransız bestecilerininkinden çok farklıdır. Örneğin insan kulağına ani bir pizzicato ile dinleyeni şaşırtıverir ve armonisini egzotik seslerle tatlandırır. Glinka'nın Ruslan ve Ludmilla Uvertürü herhangi bir Rus müziği bestecilerinin ilk parçası olacak niteliktedir.

    Glinka'nın önünü açtığı o büyük yaratıcı deha,19.yüzyılın ikinci yarısında adeta mükemmel besteler bolluğu yarattı. Bu tür müzik adeta özgün Rus sesleri üzerine kuruludur. Ağır bölümlerin duygu yüklü niteliği tipik Rus özelliğidir. Glinka'nın Ruslan uvertüründen sonra ortaya çıkmış olan Borodin'in orkestral tarzı Glinka ile ilintilidir. Bu nedenledir ki başka bir ülkenin müziği ile karıştırmak mümkün değildir.

    Sovyet Rusya'da Bolşevik rejiminin müziği halka indirme isteği birçok Sovyet bestecisinin araştırmacı çalışmalarını engellemiştir. Her türlü deneyci çalışmalara set çekilmiştir. Çarlık rejiminin romantizmine sırt çevirmeleri istenmiş, yeni deneyci yaratıcı çalışmalara boyunduruk takılmıştır. Ülkenin yöneticileri ileri gelen Sovyet bestecilerini çökmekte olan burjuva biçimciliğine uyan müzikler yazdıkları için suçlarlar. Devrimin büyük ozanı Vladimir Mayakovski 1930 Yılında dayanamayıp kendini öldürmesi Sovyet Rusya'da öncü ve ilerici bir devrim sanatının geliştirilmesi yolundaki çabaların sona ermesini belirten mutsuz bir olaydır.

    1917 Ekiminde Bolşevik Devrimi sırasında daha küçük bir çocuk olan Şostakoviç hiçbir zaman özgür bir insan olamamıştır. Komünizm dışında bir politik sistemi hiçbir zaman tanıyamamıştır. Ülkeyi terk etmek de -Rahmaninof gibi-onun için bir seçenek olamamıştır. Genelde bütün totaliter rejimler özelde ise Bolşevik Rusyasında sanatın önemini, toplumsal değerini hiçbir zaman göz ardı etmediler. Yazarlar, sanatçılar, besteciler olabildiğince ayrıcalıklı bir konumun devlet ve parti desteğinin tadını çıkardılar. Yaptıkları şeyler devlet için üst düzeyde öneme sahipti. Bir de madalyonun öbür yüzü vardı. Devletin de üretilen sanata müdahale edebilme yetkisine sahip olduğunun düşünülmesi ve felaketle sonuçlanan müdahalelerde bulunulması. Besteciler halk şarkıları, aranjmanları ve Lenin kantatları dışında herhangi bir şey yazdıklarında başlarını neyin belaya sokup neyin sokmayacağından emin olamıyorlardı.

    Rusya'nın özgün müzikal sesi, folk şarkıları ve ilahiler sayesinde öyle gürdü ki ne zaman ortaya bu mirasa duyarlı deha sahibi bir besteci çıksa bir furyadır başlıyordu. Mikhail Glinka ulusal Rus besteciler okulu kurdu ve Çaykovski'yi derinden etkiledi. Popüler Avrupa üslubuna oldukça aşinaydı ve Beethoven ile Rossini'yi enstrümantal ve vokal müziğini de yansıtıyordu. Egzotik olana duyduğu sevgi ve fantastik renk onu çok daha zengin diyarlara, zirvesi iki tane Rus folk ezgisini kullanan bir senfonik şiir olan orkestral eseri Kamarinskaya'ya doğru sürükledi. Kamarinskaya'da folk ezgileri sürekli değişen eşliğin üzerine tekrar edilir. Bu Rus müziğinde 19.yüzyıldan 20.yüzyıla dek önemli bir rol oynaması kaçınılmaz olan yeni bir geliştirim metoduydu. Rus besteciler Kamarinskaya'da olduğu kadar, Glinka'nın operalarında da müthiş zenginlikte bir melodi keşfettiler.

    Yine müziğe yeni bir soluk vermesiyle kimi zaman, Glinka’nın Rus müziğine olan katkısını anımsatan Azerbaycanlı Üzeyir Hacıbeyli de Sovyetlerdeki en önemli müzik adamlarından biriydi. Onun birçok operası çeşitli zamanlarda Rus salonlarında gösterildi. Stalin’in de izleyip ayakta alkışladığı “Köroğlu” operası Sovyetlerdeki Türkler için önemli olaylardan biridir.

    Glinka ilk Rus ulusal müziğinin tohumlarını attıktan sonra onu Rus Beşleri izler. Sarayın görmek istemediğini bu beş besteci görmüş ve yüzyıllar boyunca çeşitli milliyetlerden halkların birleşik kültüründen oluşan zengin halk müziği hak ettiği yere bu besteciler sayesinde emin adımlarla yürümeyi sürdürmüştür. Yenilikçi ulusal okulun temeli olan beşler, Alman, İtalyan ve Fransız okullarının kurallarını ve batının teknik bakışını reddederek müzik çalışmalarına başlamışlardır.

    Kısaca tek tek bu beşliyi tanıtacak olursak:
    Milly Balakiref: Beşler’in müzik eğitimini genç yaşlardan hiç aksatmadan sürdüren tek üyesidir. “Rusya” adlı senfonik şiirinde ve “İslamey” adlı piyano fantezisinde ülkenin her yöresinden halk ezgilerini etkin bir şekilde kullandığını görürüz. Eserleri arasında bulunan Do Majör Senfonisi’ni tamamlaması tam otuz yılını almıştır.
    Cesar Cui: Askeri mühendislik profesörüdür. Mesleğinde generallik rütbesine kadar yükselmiştir. Gençliğinde öğrendiği fakat daha sonra askeri eğitimden dolayı tali plana ittiği müzik öğrenimiyle şarkılar, piyano parçaları ve Victor Hugo’nun oyununa dayalı “Angela” adlı bir opera bestelemiştir.
    Aleksandr Borodin: St. Petersburg’da tıp ve kimya okumuş askeri doktorluk yapmış ve profesör olarak akademik kariyerini sürdürmüştür. Müzik bilgisini Balakiref’in yardımıyla geliştirmiştir. İlk gençlik yıllarında Mendelssohn’a karşı ilgi duymuşsa da daha sonraki yıllar Rus halk müziği onu bu tutkusundan kolayca uzaklaştırmıştır.
    Modest Mussorgski: Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Müziğe karşı ilgisi destek bulmuşsa da O, ordu hizmetine oradan da kamu hizmetine geçmiştir: Fakat müziğe karşı ilgisi Harp okulunu bitirip muhafız alayına subay olarak atanmasıyla tekrar canlanır. Ve Balakiref’in etkisiyle besteciliğe başlar. Eserlerindeki modal (makamsal) karakter zamanının ve sonraki kuşakların Avrupa bestecilerini etkilemiştir.
    Rimski Korsakof: Rus beşlerinin en genç üyesidir. St. Petersburg Deniz Harp Akademisi’nde öğrenim görürken kendini bir müzikçi olarak eğitmeyi ihmal etmemiştir. Bu arada Balakiref’ten ders alması onun Beşler’in diğer üyeleriyle tanışmasına sebep olur. Donanmadaki görevinden ayrılıp bandoları denetleme görevine geçer. Ve ölümüne kadar kadar St. Petersburg’daki konservatuvarda öğretmenlik yapar.
    Beşlerin bestelerinde insan aşkı da önemli bir yer tutar. Ama bu aşk artık ulusların ve imparatorlukların yazgısına hükmetmez. Brodin’in Prens İgor’u, Mussorgski’nin Boris Godunov’u ve Kovançina’sı gibi eserler tarihi gerçekliği bir şekliyle dinleleyenlerine sunar. Boris’te dramin en güçlü baş oyuncusu bizzat halktır.
    Peri Masalı’nda dahi vurgu folk üzerinde ve eski öykülerin toplumsal anlamındadır. Rimski Korsakof’un kralın savaşa gidişini anlatan fantazisi “Altın Horoz” Çar’ın Japonlarla 1904-1905 savasındaki ayıbını sezinletmesi yüzünden sansüre uğramıştır.
    Sonuç olarak: Glinka’dan Rus Beşleri’ne onlardan da Rahmaninof’a uzanan Rus ulusal müziğinin öne çıkan bestecileri bunlardan ibarettir. Kuşkusuz Rus ulusal müziği Sovyet Devrimi’yle bağrında taşıdığı diğer milliyetlerden halkların müziğiyle harmanlanarak proletarya kültür haznesine değeri biçilemeyecek eserler ve deneyimler bırakmıştır.

    DERLEME!
    Kültür - Sanat [07.03.00]
    ...::: MAVİ-NOTA - e-Müzik Gazeteniz :::...

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Aleksandr Borodin

    merhaba!

    Rus Beşleri’nden Aleksandr Porfiriy Borodin, aslında Luka Semyonoviç Gedeanişvili adlı bir Gürcü prensin gayrimeşru oğluydu. Ancak asilzade babası onu nüfusa, işçisi Porfiriy Borodin’in oğlu olarak kaydettirdi. Borodin, bilimsel literatüre girecek kadar ünlü bir kimyacıydı. Arkadaşı Rimsky Korsakov, O’nun için şöyle der: “Müzik çalışırken, aniden yan dairedeki laboratuarına koşup ‘bir şeyler yanmış mı?’ diye kontrol ederdi...”

    Aleksandr Borodin, Orta Asya Steplerinde
    İlk yorumu: 1880, Petersburg. Bu pek tanınmış orkestra parçası, Çar İkinci Aleksandr'ın 25'inci saltanat yıldönümü nedeniyle düzenlenen törenlerdeki “canlı tablolar” dizisi için bestelenmiş, Avrupa'ya yayılmıştır.

    Aleksandr Borodin ertesi yıl Weimar'da Franz Liszt'i ziyarete gitmiş, çağın büyük müzik adamı tarafından kutlanmış, “Orta Asya Steplerinde” bu nedenle Liszt'e adanmıştır.

    Eserin programı şudur: “Orta Asya'nın ıssız çöllerinde doğu karakterli, sakin, melankolik bir Rus türküsü yansır. Askerlerin koruduğu bir kervan bitip tükenmez çölü aşmaktadır. Kervan
    Besteciler arasında pek çok dalgını varmış ama rekor şüphesiz Alexander Borodin'in galiba. 19'uncu yüzyılda yaşayan ve Rus müziğinin gelişmesinde büyük payı olan Borodin, Bilim adamı ve askerdi. Evet, hem besteciydi hem de general rütbesinde askeri kimyeger. Eh bu kadar karpuzun bir koltuğa sığması kolay olamadığına göre Borodin'in dalgınlığını hoşgörmek gerekir. Bir sabah üniformasını giyip kapıya yönelir,uşak ve hizmetçilerin kendisini görür görmez kaışmaya başlamaları üzerine duraklar, birde bakar ki pantalonunu giymeyi unutmuştur.Bir arkadaş toplantısında yerinden fırlayıp şapka ve paltosunu istemesi üzerine toplantıdakilerden biri nereye gideceğini sorar, Borodin cevap verir: <Eve dostum, uzun bir yolum var ancak giderim.> Herkes birbirinin yüzüne bakar,sonra müthiş bir kahkaha kopar, çünkü Borodin kendi evindedir o anda..

    Borodin deyince Prens İgor gelir akla.... Büyük bir sahne eseri, pera sanatı alanında lirik, tatlı bir anıttır Prens İgor, Günlük işleri arasında güçlükle yazabilmiştir, eserini Borodin. Ozan Stassov'la metni tamamlayabilmiş, sonra dura yürüye, düşe kalka müziklendirmeye koyulmuştur. 1877'de 44 yaşındadır. O yıl yazdığı bir mektuptan satırlar... <Yaşlandıkça meslek görevleri, bilim ve sanatın girdabı büyüyor. Beri yanda zaman bir ekspres gibi geçip gitmekte Sakaldaki ak teller çoğalıyor, Yüzdeki çizgiler derinleşiyor. Ve yüzlerce işe sarılıyoruz durmadan. Bitirip bitiremeyeceğimizi düşünmeden. ruhumda daimabir ozan yön var. Ona güvenip opera bestelemeye kalktım. Ne yapayım ki ağır ilerliyor. Üstelik bitmiş olan bazı partilerini, bu arada bir koro bölümünü bir konser progr***** aldılar. Şimdi herkes bir operaya alıştığımı biliyor ve ben kendimi bekareti kaybolmuş bir kıza benziyorum....>

    Prens İgor'un yazılışı başlıbaşına bir serüvendir.Ve bu serüvenin başkahramlarından biri de Rimsky-Korsakof'dur.Bu kabiliyetli sanatçı, bu vefalı dost, bu büyük öğretmen eserin doğumu konusunda hem Borodin'e baskı yaparak, hem kalemiyle yardımcı olmaya çalışmış fakat tamamlanmasını sağlayamamıştır. Prens İgor'un eksik bölümleri Borodin'in genç sayılacak yaşta ölümünden sonra gene rimsky-korsakof ve Liyadov'un çabalarını gerektirecek, eser ancak üç yıl sonra sahneye konabilecektir.orta Çağda Rus başbuğu Prens İgor, Peçenek Türkleriyle savaşa girer. Peçenekler tarafından tutsak edilir, ordugahta başbuğ Konçak Han tutsak onuruna bir şölen düzenler. İşte ünlü Poloveç veya Peçenek dansları bu renkli gösterinin sesidir.


    HAYATI

    Alexander Porfiryeviç Borodin (31.Ekim/12.Kasım-1833 ;15-27 Şubat1887) Rus besteci ve kimyacı. Rus beşleri olarak anılan besteci grubunun üyesi.

    Yaşamı

    1833’de St.Petersburg’da Luka Semyonovich Gedeanishvili adında bir Gürcü prensin gayrimeşru oğlu olarak doğdu. Babası onu kendi yerine serflerinden Porfiry Borodin’in evladı olarak kaydettirdi. Piyano derslerini de kapsayan iyi bir eğitim aldı .Erken yaşta hem bilim hem de müzikte kabiliyet gösterdi. Daha sonraları her iki alanda yoğun bir yaşam sürdü ve 54 yaşında katılığı bir balo sırasında ani bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti.

    Kimya çalışmaları

    24 yaşında kimya doktorasını tamamladıktan sonra Almanya’da Heidelberg’de Emil Erlenmeyer’in Laboratuvarında üç sene benzen türevleri üzerine çalıştı. Bu dönemde bir süre de Pisa’da organik halojen bileşikleri üzerine çalışma yapan Borodin 1862’de yayınlanan bir deneyde benzilklorid’de flor’un klor’la nükleofil yer değişmesini ilk olarak ele alan kişiydi. 1939’da Hunsdiecker tarafından yayınlanan ve Batı ülkelerinde Hunsdiecker reaksiyonu olarak bilinen benzer bir reaksiyon Sovyetler Birliği tarafından Borodin reaksiyonu olarak adlandırıldı. Rusya’ya döndükten sonra küçük aldehidlerin self-kondansasyonu üzerine çalışmaları 1864 ve 1869’da yayınlandı ve bu alanda August Kekule rekabet etti. Aldol reaksiyonunun keşfi Charles-Adolf Wurtz ile birlikle Borodin’e atfedilir. 1872’de Rus Kimya Cemiyetine aldehid reaksiyonlarında alkole benzer özellikleri olan bir yan ürünün ortaya çıktığını bildirdi ve aynı yıl yayınlanan Wurtz’un makalesindeki bileşiklerle olan benzerliğine işaret etti. 1872’de yayınlalan son bilimsel makalesinde amid reaksiyonları ve hayvan idrarından üre elde edilmesi yöntemleri konu edildi.

    İkili mesleki yaşam

    Almanya’da bulunduğu sırada daha sonra eşi olacak Yekaterina Sergeyevna Protopopova ile tanıştı ve yetenekli bir piyanist olan eşi onun müzik beğenisinin Mendelsson’dan Schumann Chopin ve Liszt’e yönelmesinde etkili oldu. 1862’de St.Petersburg’a dönerek Tıp-Cerrahi Akademisinde hocalık yapmaya başladı. 1887’deki ölümüne kadar bestecilik ve kimyacı olarak yoğun vaktini alan uğraşıları - ki bunlar araştırma hocalık öğrencilerine tez danışmanlığı yapma Akademi dışında ders verme ve bilimsel yayınları tercüme etmeyi de kapsamaktaydı - arasında adeta cambazlık yaptı. Bir keresinde “kışın sadece derslere gidemeyecek kadar bitkin olduğumda beste yapabiliyorum” diye yazmıştı. “Böylece dostlarım alışılmış şekilde sağlıklı olmamı değil hasta olmamı temenni ediyorlardı.”

    Özel yaşamındaki karmaşa

    Bu ikili mesleki yaşamı Borodin’in evinde sevimli bir karmaşaya yol açıyordu. Besteci Rimsky-Korsakov hatıralarında bu durumu şöyle naklettl: ”Onu ziyaret ettiğimde sıklıkla yan dairedeki laboratuvarında çalışmakta olur işini bitirip benimle birlikte evine geçip müzik işlerine sohbetlerine dalardı. Aniden fırlar birşeylerin kaynayıp yanmadığını kontrol amacıyla laboratuvara koşardı. Bu sırada koridorlar inanılmaz bir sesle söylediği yedili sekizli melodi sekanslarıyla dolardı.” Bunların yanısıra Arkadaşlarına öğrencilerine ve özellikle akrabalarına karşı iyi huylu cömertliği evinin 1960’larda moda olan şekilde ücretsiz han gibi dolmasına yol açıyordu. Tarihçi Richard Anthony Leonard’a göre: “. İnsanlar günün veya gecenin her saatinde evin içinde ordan oraya oğul veren arılar gibi dolanıyordu. Tüm yataklar dolduğunda koltuklar koridorlar veya sandalyelerde kestiriyorlardı ; pek seyrek olmayarak Borodin’in yatağında yatanlara da rastlanıyordu. Ev genellikle bir karışıklık ve düzensizlik yuvasıydı. Buraya taşındıktan beş yıl sonra bile karı koca Borodin’ler kitap ve müzik materyali kümeleri tamamen yerleştirilmemiş eşya paketleri arasında yollarını arıyorlardı. Borodin en son ne zaman yemek yediğini hiçbir zaman hatırlamış gibi görünmediği için öğünler -akşam saat 11’de başlayan öğle yemekleri- gibi aklın almayacağı biçimde düzensizdi. Geçici misafirler akrabalar ve kısmen yabancıların yanısıra bir kedi kolonisi de -bir kedi özgürlüğü salonu olarak algıladıkları Borodin konağında- sofradaki yerini alırdı. Tüm bu nedenlerle Borodin müzikde çağdaşları kadar verimli olamadı.

    Müzik çalışmaları

    1862’de tanıştığı Mily Balakirev’den bestecilik dersleri aldı ve bestelediği ilk senfoni 1869’da onun yönetiminda icra edildi. Aynı yıl başladığı ikinci senfoni 1877’de Eduard Napravnik yönetiminde icra edildi ve dikkate değer bir beğeni sağlamadı. Ancak Rimsky-Korsakov’un yaptığı küçük orkestrasyon değişiklikleri sonrası 1879’da yine onun yönetiminde başarı kazandı. 1869’da ilk başladığı eser olan 2.Senfoni’nin yanısıra bazılarınca en başarılı yapıtı olarak kabul edilen aynı zamanda en iyi Rus tarihsel operaları arasında sayılan Prens İgor’a başladı. Bugün konserlerde ayrı bir parça olarak da çalınan ve Borodin’in en tanınan eseri olan ‘Poloveç Dansları’ bu opera içinde yer alır. Maalesef Prens İgor Borodin tarafından yarım kalmış ve ölümünden sonra Rimsky-Korsakov ile Alexander Glazunov tarafından tamamlanmıştır. Çok tanınan diğer eserlerleri arasında Orta Asya Steplerinde adlı senfonik şiiri ile iki tane yaylı çalgılar dörtlüsü de vardır. Bu dörtlülerin ikincisindeki “nocturne” adlı bölüm bestecinin güçlü lirisizmini gösterir. 1882’de başladığı üçüncü senfoni ölümünden sonra Glazunov tarafından tamamlanmıştır. Eserleri lirik gücü ve zengin armonileriyle tanınır. Batılı bazı bestecilerin etkilerinin yanısıra bestelerinde Rusya’ya has tadlar de inkar edilmeyecek biçimde hissedilir. Tutkulu ve alışılmadık armoniler içeren müziği Claude Debussy ile Maurice Ravel üzerinde güçlü tesir bırakmış Ravel 1913’de "À la manière de Borodine" isimli bir beste yapmıştır.

    Derleme
    Vikipedi

Benzer Konular

  1. Hayvan mezarlığı
    dogangunes Tarafından Evcil Hayvanlar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-12-2011, 07:51 AM
  2. Bülbülderesi Mezarlığı
    mopsy Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-09-2010, 04:11 PM
  3. Dinozor mezarlığı
    mopsy Tarafından Evcil Hayvanlar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-06-2010, 07:50 PM
  4. Beden mezarlığı
    Kafka Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-10-2009, 04:31 PM
  5. Vazgeçilmezler mezarlığı
    blueice Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 27-04-2009, 02:12 PM
Yukarı Çık