1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 17

Şebnem Ferah

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Şebnem Ferah Konusununun içerigi kısaca ->> Biyografi 12 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Şebnem Ferah

    Biyografi

    12 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış. Şebnem'in müzikle tanışmasında ailesinin çok büyük rolü olmuş. İlk okulda enstrüman ve solfej dersleri almaya başlamış. Şebnem'in ailesinde hemen hemen herkes müzikle içiçe ve evin her köşesinde enstrüman olduğu için müzik konusunda bilgili ve hazır olarak atılmış piyasaya.

    İlk okul yıllarında mandolin kursu alan Şebnem okul orkestrasında da solistlik yapmış ve bugüne dek hayatını müzikle bağdaştırmış. Liseyi Bursa Gemlik'te "Özel Namık Sözeri Lisesinde " yatılı bir öğrenci olarak okumuş ve bu dönemler Şebnem'in kendisini tanımasına , tek başına ayakta kalmasına yardımcı olmuş.

    Şebnem'in okul orkestralarında başlayan bu serüveni daha sonra küçük topluluklarla devam etmiş. Lise zamanlarında " Pegasus " adlı grubuyla beraber çalışan ama kafasında bir kız grubu hayali olan Şebnem , 80'lerin ortasında Bursa'da açılan bir stüdyo sayesinde Sedat abisiyle tanışmış ve bu hayalini 1988 yılında kurduğu "Volvox" grubuyla gerçekleştirmiştir. Müzik uğruna " Odtü Ekonomi " Bölümünü 2. sınıftan terk etmiş ve daha sonra İstanbul'a gelince " İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Ve Edebiyatı " bölümüne kaydolmuş.

    1994 yılında " Volvox " grubunun dağılması sonucu Şebnem Ferah bireysel çalışmalarına başlamış. Rahmetli sanatçımız Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun keşfi sonucu Underground ortamdan daha Ferah bir ortama kavuşmuş.

    Daha sonra " 15 Kasım 1996 Cumartesi " günü " KADIN " adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu " Vazgeçtim Dünyadan " adlı parçasına çeken Şebnem , Rock müzik piyasasını yeni bir döneme soktu. Çıkışıyla büyük bir sansasyon yarattı. Gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları " Yağmurlar " , " Bu Aşk Fazla Sana " ve " Fırtına " adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini " 04 Nisan 1997 " de " İzmir Ege Üniversitesi " nde verdi ve büyük bir kalabalığa yaklaşık 6000 kişiye unutulmayacak dakikalar yaşattı. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı.

    Tabii ki Şebnem`in yaşadığı çok büyük acılar da oldu. 1998 yılında Ablası Aycan Ferah`ı yitirdi. Üzüntülü bir dönemin ardından 2.5 yıllık bir aradan sonra " 24 Haziran 1999 Perşembe Günü " ikinci albümünün ilk klibi " Bugün " müzik kanallarında boy göstermeye başladı ve tarih " 30 Haziran 1999 Çarşamba " yı gösterdiği zaman " Artık Kısa Cümleler Kuruyorum " adlı ikinci albümünü yine sansasyonlu bir şekilde bizlere sundu. İlk albümünde olduğu gibi ikinci albümünde de İskender Paydaş ve Pentagram ekibiyle çalışan Şebnem yine herkesi üzerine yoğunlaştırdı. Çok samimi sözlerin üzerine sarılmış etkileyici melodiler yine hafızamıza kazınacak ve aklımızdan asla silinmeyeceklerdi. Albümün ikinci videosu " Artık Kısa Cümleler Kuruyorum " şarkısına geldi , klibin yönetmenliğini Hakan Yonat yaptı.

    İkinci albümün ardından yine araya uzun bir stüdyo dönemi girdi. Bu arada acılar Şebnem`in peşini bırakmadı. 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminde Babası Ali Ferah`ı yitirdi. Acılarını hafifletmek ve yeni şarkılar üretmek için müziğe daha da sıkı sarılmayı tercih etti. Böylece " 03 Ekim 2001 " tarihinde " Perdeler " adlı üçüncü albümü yayınlandı ve yine büyük beğeni topladı. Bu sefer ki albümde Şebnem , İskender Paydaş ve Pentagram üyeleriyle değil de sahnede birlikte çaldığı müzisyenlerle çalışmıştı. Bu albümden ilk video , albümle aynı adı taşıyan " Perdeler " şarkısına çekildi. Klip, Türkiye standartlarının çok dışında ve oldukça güzel görüntüler barındırıyordu. Bu klipten kısa bir süre sonra " Sigara " şarkısı da , renkli cam da boy göstermeye başladı.

    "İki yıl aradan sonra , tarih " 12 Mayıs 2003 Pazartesi Günü " yeni albümünün ilk videosu " Ben Şarkımı Söylerken " müzik kanalarında dönmeye başladı. " 15 Mayıs 2003 Perşembe Günü " " Kelimeler Yetse " adlı muhteşem bir albümle Şebnem tekrar aramıza dönmüş oldu. İlk klibiyle kendinden oldukça söz ettirmeyi ve yine yeniden gündeme oturmayı başardı. Röportajlar , Tv programları derken kendini yoğun bir temponun içinde bulan Şebnem, bu yoğun temponun arasında albümünden 2 şarkıya daha video klip çekti.. Türkiye'nin bir çok şehrinde konserler verdi ve hala vermeye devam ediyor.."

    Sessiz sedasız geçen bir yılın ardından, “5 Temmuz 2005 Salı günü” bu defa Tarkan Gözübüyük prodüktörlüğünde 5. albümü “Can Kırıkları”nı yayınlayarak yeniden piyasaya damgasını vuran Şebnem Ferah, ilk klibini de albümle aynı ismi taşıyan şarkısı “Can Kırıkları”na çekti. Son albümlerine oranla sert sounduyla dikkat çeken albümünün, 29 Temmuz 2005 günü Parkorman’da gerçekleşen gala konseriyle yeniden dinleyicilerine kavuşan Şebnem’in yeni albüm konserleri de bu sayede başlamış oldu. Çok geçmeden “Çakıl Taşları”na ikinci video klip geldi. Katıldığı programlarda birçok klip ve konser müjdesi veren Şebnem’in, konser maratonu halen devam etmekte...

    Albümlerinin dışında da Şebnem Ferah'ı pek çok farklı çalışmada görmemiz mümkün. Kimi şarkıcıya geri vokalleriyle , kimisiyle düet yaparak onlara eşlik etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok sanatçıyla beraber yardım konserleri vererek pek çok faaliyette bulunmuştur..
    Geri vokal yaptığı sanatçılar ; Sezen Aksu , Sertab Erener , Levent Yüksel , Nilüfer , Demir Demirkan , Tüzmen , Yaşar Gaga , Ajda Pekkan , Özlem Tekin , Tarkan , Çelik , Teoman , Haluk Levent . Düet yaptığı sanatçılar ; Müzeyyen Senar (Sarı Kurdelem Sarı) , Polad Bülbüloğlu (Gel Ey Seher) , Kargo (Kalamış Parkı) , Teoman (iki yabancı).

    Ayrıca Bülent Ortaçgil'e saygı albümünde bir Bülent Ortaçgil klasiği olan " Değirmenler " şarkısını da yorumlamıştır.

    Bu çalışmaların dışında ; " Little Mermaid " (Küçük Denizkızı) adlı çizgi filmde seslendirme yapmış ve soundtrackinde bulunan " O Dünyada " isimli şarkıyı seslendirmiştir. Toprak Sergen Ve Aydan Şener'in Oynadığı bir filmde ise , söz ve müziği Demir Demirkan'a ait olan " Ay Işığında Saklıdır " adlı şarkıyı seslendirmiştir.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Resimler

































    Konu sheytan tarafından (20-10-2007 Saat 06:28 PM ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    BASINDA ŞEBNEM FERAH

    RÖPORTAJLAR

    Anladım "Müzik" Gibisi Yok

    Müzik, onun için hapşırmak gibi bir şey, bir kez geldi mi, tutmak mümkün değil! Üç yıldan sonra "artık kısa cümleler kurarak" müzik piyasasına dönüş yapan Şebnem Ferah ile en sevdiği mekân olan Karma Müzik Stüdyosu'nda, bu kez uzun cümleler kurarak görüştük. "Ben albüm yapacağım diye şarkı yazmıyorum, şarkı yazdığım için albüm yapıyorum," diyen birisi başka nerede olabilirdi zaten...

    Şebnem Ferah'la görüşmeden önce yazacak çok fazla şeyim vardı. Farklıydı, marjinaldi, popçu furyasının rock'çısıydı, şirindi, güzeldi... Ama yeni albümünün adının aksine "uzun cümleler kurduğumuz" sohbetimiz esnasında, bildiklerimden yola çıkarak yazacaklarımın ne kadar azaldığını farkettim. Bir de öğrendiğim yeni şeylerden dolayı onu anlatmak isteğimin, onunla konuştuklarımı paylaşmak isteğimin ne kadar arttığını...

    Müzik hapşırmak gibi, gelince tutamıyorum
    En çok bulunduğu ve artık hâliyle en sevdiği mekânlardan biri olan Karma Müzik'in stüdyosunda görüştüğümüz Şebnem Ferah için burası artık ikinci bir ev. Şebnem, çok sevdiği, müzik ile içiçe olabildiği, dilediğinde çalışıp, kayıt yaptığı ve bu arada Boğaz'ın o eşsiz manzarasını içine sindirebildiği stüdyoda, kendini son derece rahat hissettiğini söylüyor.

    * Yeni bir albüm yapmak için neden üç yıl bekledin?

    Uzun süre dinlenebilecek ve tamamı hikâye gibi olan albüm yapmaya dikkat ediyorum. Şu an Türkiye'de her şeyin çok hızlı değiştiğini biliyorum. Ama bir şekilde zaten kendimi geçimişimden aldığım tecrübelerim ve yapmak istediklerimle bunun dışında tutuyorum. Ben bundan 10 yıl sonra da insanların birden aklına gelip, dinleyebilecekleri albümler yapmaya çalışıyorum. Müziği, kendim çok tatmin olduğum için yapıyorum. Benim için albüm çıkarmak ondan sonraki aşama... Ve eğer yaptığım şarkıları bir albüm hâline getiriyorsam, bunun tek açıklaması var; insanlarla yaptığım şeyi paylaşmak. Dolayısıyla da üç kişiyle de paylaşsam, 300 bin kişiyle de paylaşsam önemli olan o ilişkinin, paylaşımın ne kadar samimi ve gerçek olduğu... Bunlar hayatımda önemli...

    * Yeni albümünde bazı farklılıklar var tabii, ama dinleyince; "Tamam bu Şebnem Ferah" diyorsun...

    Bu albümde sözlerde farklılık var. Birinci kaset ile ikinci kaset arasındaki dönemde kendimi değiştirmeye çalıştım ama değişiklik benim için çok önemli değil açıkçası. Yakınında olduğum müzik yıllardır bu... Ben bu konuda o kadar dürüst olmaya gayret ediyorum, içimden ne çıkıyorsa, onu şekillendirmeye çalışıyorum. Özellikle beste yaparken oturmuş olduğunu düşündüğüm bazı özelliklerim var, onlar ortaya çıkıyor. Neticede ilk albümden bu yana üç yıl geçti. Kişiliğine de bir şeyler yansıyor, müziğe bakış açına da yansıyor ve bunlar yaptıklarına da yansıyor. Mesela bu albümde daha sade bir alt yapı var.

    * Müzik sana ne ifade ediyor?

    Müzik benim için bir proje değil, dolayısıyla da; "Şöyle değişik bir şey yapsam iyi olur mu?" ya da; "Onun içine şöyle bir şey oturtursak daha iyi olur," gibi şeyler düşünmüyorum. Tamamen kalbimden geçtiği gibi müzik yapıyorum. Kafamda bir hikâye oluyor ve onu 10 parçaya yaymaya çalışıyorum. Ama bunu içimden gelmediği şekilde değil de kendime zaman tanıyarak yapıyorum. Beynim ve kalbim paralel çalıştığı zamanlarda dışa vuruyorum.

    * Özel yaşantında neleri yapmaktan zevk alıyorsun, neleri seviyorsun?

    Beni ilkokulu bitirdikten sonra yatılı okula gittim. Dolayısıyla 12 yaşından beri -her ne kadar ailemle ilişkilerim çok çok iyi olsa da- fikir bazında kendi kararlarımı kendim alarak yaşadım. Çok uzun süredir yalnız yaşıyorum ve yalnız yaşamayı seviyorum. Kendime yalnızken de tatmin olabileceğim bir hayat kurmaya çalıştım. Evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Okumayı, yazmayı, çizmeyi, film seyretmeyi çok seviyorum. Sosyal hayatı, dolayısıyla arkadaşlarımla birlikte olmayı da çok seviyorum. Ama onlarla da genelde ya kendi evimde, ya da onların evinde birlikte oluyorum. Play station oynamaya da bayılıyorum. Hayattan zevk almak için, neler beni mutlu ediyorsa, hepsini yapıyorum. Kendime düşünmek için çok vakit ayırırım.

    Şahane dostlarım var
    * Kendine ayırdığın vakitlerde neler yapıyorsun?

    İnsanın uyandığında bir 10 dakika olsun kendisini boş bırakabilmesinin yararına inanıyorum. Ben bunu hayatımın bir parçası yaptım ve bu şekilde yaşamaktan çok mutluyum. Bu beni besliyor. Gördüğüm, gözlemlediğim, duyduğum her şeyi bu sayede kafamda bir yerlere oturtabiliyorum.

    * Ya insanlar?

    Şahane arkadaşlarım var, onlarla vakit geçirmeyi seviyorum ve insanların ağzından çıkan her kelimeyi mutlaka değerlendiriyorum. Çünkü yaşamın başka açılarını da keşfetmek ve onların bakış açısından da bakabilmek çok hoşuma gidiyor ve bu yaptığım şeye de yansıyor. Her şeyi kendi bulunduğum yerden görmeyi değil, başkalarının da bulunduğu yerlerden nasıl göründüğüne bakmayı seviyorum. Hayatı yalnız yaşıyorsam da paylaşmayı seviyorum. Zaten bu şekilde de besleniyorum. İnsan 27 yaşına geldiğinde zaten kendine birlikte olmaktan mutlu olacağı bir çevre seçmiş oluyor ve zaman içinde her şey doğru şekilde çalışmaya başlıyor.

    * Tanınmışlık seni kısıtlamıyor mu?

    İçimden geldiği gibi yaşamaya ve istemediğim şeylerin bir parçası olmamaya gayret sarfediyorum. Bir şeylere kapılıp, onların beni sürüklemesi, hiçbir zaman benim yaşam tarzıma yakın bir şey olmadı. Türkiye'de medyatik olmakla başarılı olmak karışıyor.

    * Sen pek medyatik değilsin...

    Beni dinleyenlerle aramızdaki en büyük bağın konserler ve albüm olmasını istiyorum. Her gün gazetede benim kiminle, ne yaptığımı bilmeleri bana laçka geliyor. Ben de kendimi her gün gazete ve dergilerde görsem, durup bir; "Ben ne yapıyorum?" diye düşünürüm.

    * Seni mutlu eden şeyler neler?

    Çok küçük şeyler beni mutlu edebiliyor. Mesela hiç yemek yapmam ama arkadaşlarım geleceği zaman onlara yemekler yapıp, ağırlamak hoşuma gidiyor. Bazen iki ay boyunca canım hayatımı bu şekilde yaşamak istiyor, böyle yaşıyorum. Bazen canım iki hafta tatile çıkmak istiyor, imkânlarım el veriyorsa tatile çıkıyorum. Bazen de canım eve hiç gelmek istemiyor, gezip tozmak istiyor. Kendimi dinliyorum. Neye ihtiyacım varsa onu yapıyorum. Tamam ev ortamını tercih ediyorum, ama içimden gelenlere kulağımı kapatmıyorum.

    * Nasıl mekânlardan hoşlanıyorsun; kalabalık mı, sakin mi?

    Öyle belli bir mekânım yok; "Çok seviyorum," diyebileceğim. Adını hiç duymadığım bir yere arkadaşlarımla gidip, orada eğleniyorsam, orası benim hafızama güzel bir yer olarak kazınıyor. Aslında mekânın hiçbir önemi yok, birlikte olduğum insanlar sayesinde her yerde mutlu olabiliyorum. Son zamanlarda en mutlu olduğum anlar, doğayla başbaşa olduğum, suyun tenime dokunduğu, toprağa bastığım anlar oluyor.

    * Şehir insanı sendromu mu?..

    Doğru galiba... Şehirde o kadar hızlı yaşıyoruz ki, bunlara daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Eskiden farketmiyordum, kuma ayağımı bastığım zaman, ne kadar rahatladığımı. Bir de beni en çok mutlu ve motive eden şey, başarı. Başarılı olduğum zaman, problem olarak neyle uğraşıyorsam, onu çözer ve arkaya atarım.

    * Hayata çok yapıcı yaklaşıyorsun; nedir sırrı bunun?

    Hayatta her şey; iyi de, kötü de denge içinde. Bazen üst üste iyi şeyler olurken, bazen de kötü şeyler oluyor. Bunlar hep var, bunlara rağmen mutlu olmayı öğrenmek, zaman isteyen bir iş. Bunu ben yavaş yavaş öğrendim. Hayatımda çok ciddi bir problem yaşadığım zaman bile onu kabul edip, içimden geldiği gibi davranmaya, bir şeylerden zevk almaya devam ediyorum. Her şeyden mutlu olabiliyor, kırılabiliyorum... İkisinin arasında uzun, hızlı yolculuklar yaşıyorsun....

    Safları enayi sayıyorlar

    * Takıntıların var mı?

    İşim konusunda acayip titizim. Bir şeyler ters gidiyorsa uyku uyuyamam, en titiz ve takıntılı olduğum şey, yine müzik. Çünkü ben onu çok bireysel bir şekilde paylaştığımı düşünüyorum. Bütün çıplaklığımla kalbimi açıyorum. Hayatlarının her bölümünü açan insanlar bunun böyle olacağını savunabilirler. Ben kendi sözünü ve bestesini yapan bir kişi olarak bütün kalbimdekileri hiç tereddüt etmeden insanlarla paylaşmak üzere açığa çıkarıyorum. Bu benim bu konuda çok hassas olmam için yeterli bir neden. Yaptığım işin bir şekilde, azıcık da olsa samimiyetini yitirtecek, içtenliğini safdışı bırakabilecek herhangi bir şeyi olduğu zaman çok takıyorum.

    * Çok içten davranıyorsun; bunun zararını görmüyor musun?

    Türkiye'deki ahlâki çöküntü beni çok yıpratıyor. Kimi zaman her şeyin bitme noktasına geldiğini düşünüyorum. Biri saf olduğu zaman, enayi insan oluyor. İnsanlar ne kadar kısa vadeli planlar yapıp, köşeyi dönmeye çalışırlarsa o kadar başarılı oluyorlar. Bunları hayatına dahil etmeden ama bir açıdan da gerçekçi gözünü kaybetmeden, diğer taraftan, hayalgücünle hayatını birleştirerek, bir şeyler üretmeye çalışarak yaşamaya kalktığın zaman, zaten hayat çok problematik bir hâle bürünüyor. Bütün bunlara rağmen bir şeylerden zevk almaya ve bir şeyleri kucaklamaya çalışmak, iste ya da isteme seni takıntılı bir insan hâline getiriyor. Ben de takıntılı bir insan oldum.

    * Şarkılarda kendini anlatmak da günlük yazmak gibi bir şey. Ama insan günlüğü okunduğu zaman kendini çıplak gibi hisseder ve okunacağını bildiği zaman doğallıktan uzaklaşır. Sen bunu nasıl başarıyorsun?

    Bu çok garip ve tanımlaması olmayan bir şey... Senin bir şeyler düşünerek yazdığın bir şeye dinleyenler çok farklı bir anlam yükleyebiliyor. Sen ne anlatmaya çalışırsan çalış, ben ne kadar anlayabiliyorsam o kadar anlamlı oluyor. Kişi, ne anlamak istiyorsa, onu anlıyor... Aynı duygu, habersiz değil, sen onu okunması için yapıyorsun. Bu hastalık gibi bir şey.

    Sabah Gazetesi - 22 Temmuz 1999

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Şebnem'le Ferah Ferah...

    Sana teşekkürler Şebnem Ferah. Yeni albümün, samimiyetin için, sorumluluk addettiğin müziğin için... Ve içini döktüğün için

    Ayşe Deniz POYRAZ

    Neden 'artık kısa cümleler kuruluyor?'

    Yaşantımda kısa cümle kullandığımı söyleyemem. Arkadaşıma anlatır gibi anlatmak istedim. 24 yaşındaydım, şimdi 27. Gelişme yaşadım. Bazı şeyler anlamını kaybediyor anlatırken. Gitarı eline alıp çalmak, en saf hali, daha güzel...

    Eskiden uzun cümlelerle mi konuşurdun?

    Bu sorunun cevabı uzun... (Gülüyor.) Hayatımı netleştirdiğimi fark ettim. Ben ne kadar netsem, karşımdaki de o kadar net olur. Müziği iki şey için yapıyorum: Kendimi tatmin için ve iletişim kurmak için. İnsanların hayatlarından üç-dört dakika çalmak hoşuma gidiyor. Samimiysen müzikte, sonuç nettir; çünkü uzun bir ilişkinin başlangıcı gibidir.

    'Kadın'dan farklı bir çizgi mi izledin?
    Sahnedeki sesini duyamıyoruz dediler bana o albümde. Yumuşama söz konusu değil, daha bile çok gitar var. Boş bir odada nasıl şarkı söylüyorsam, öyle tınlamasını istedik. Altta sade müzik... Aynı çizgiyi takip bana çok ayıp geliyor! Heyecansız, aynı adamlarla yapılmış bir sürü proje var. Tabii ki benim albümüm cover çaldığım şarkılara benzemeyecek. İçinden ne çıkarsa odur. Anne olmaya karar versem, çocuk babasına da benzer!

    Çıkış şarkında bir Beth Gibbons (Portishead), Björk'vari tını var, diyebilir miyiz?

    Hayır. Beth Gibbons kim ki? (Açıklıyorum.) Ben Portishead çok az dinlerim. Skunk Anansie'yi dinlerim, mesela. Ama etkilendiğimi söyleyemem. 15 senedir sahnedeyim. Kendimi oturmuş görüyorum. Öyle bir Björk taklidi olmadığını düşünüyorum. Dinlediklerim, 'tavırlı' albümler. Müziğim de o kulvarda.

    Şarkıları nasıl yazıyorsun? Değiştim, geliştim derken, neler yansıdı yeni albümüne?

    Müzikle yaşıyorum. Üçüncü sınıf Amerikan macera filmini bile izlerken, bazen dalıp gidiyorum: bir cümle duyuyorum, onunla paralel yaşamaya başlıyorum. Bunu da müziğime yansıtıyorum.

    Rock alemine Volvox'la dalmış biri olarak, Türkiye'de rock'ın geldiği yere ne diyorsun?

    Sis, bana çok şey öğretti. Volvox iyi arkadaş grubuydu. Yıllarca kadın müzisyen zorluklarını yaşarken, kadın birer rockçu olarak feleğin çemberinden geçtik. Biz rock izleyemiyorduk bile! Yılbaşı gecesini beklerdim, izlemek için. O zaman rock'ın içinde ne var, fark edememişiz gibi geliyor. Müzik gereğinden fazla anlam yüklenmesi gereken bir şey değil. Seversin, ya da sevmezsin, o kadar.

    'Uzun cümlelerden' epey dertli gibisin...
    Yalnız başına güçlü olmaya gayret eden, doğru bildiğinden vazgeçmeyen bir kızım ben. Gerçekçi olmakla, hayal kurmak arasında gidip gelmek, beni yordu. Bazen yılıyorsun. Kendini böyle bir dünyanın dışında, yabancı gibi hissediyorsun. Bir de müzik yapıp, insanlara ulaşman lazım...Böyle zamanlarda kendime "Boşver Şebo, dürüst ol," diyorum. Hay Allah, kendimi terapide gibi hissettim. (Gülüyor..) Bu ülkenin garip bir besleme biçimi de var: ve sanırım acı çekmekten hoşlanır gibi, bundan da hoşlanıyorum. Hayat bazen insana şak diye vuruyor. Sarılacak mısın, barışacak mısın onunla; o zaman ortaya çıkıyor. Hayatla yarışmayı seviyorum. Fake atmışım gibi geliyor: Ben ölünce arkamda kalıcı bir şey, bir kayıt bırakmak geride. Öyle mutlu oluyorum...

    'Artık Kısa Cümleler Kuruyorum..'
    "Bugün resmine dokundum ben, öptüm yine. Yine... Sesini özledim özledim çok, haberim yok, dünya durmuş, niye... Aşk şarkısı değil bu, geldi içimden" Bu sözleri son günlerde sık duyuyorsunuz. Çünkü Şebnem'in son albümü 'Artık Kısa Cümleler Kuruyorum'dan ilk klip, 'Bugün'ün sözleri bunlar. Her zamanki gibi, söz müzik: Şebnem Ferah. İlk albümü 'Kadın'da olduğu gibi, yine İskender Paydaş, Demir Demirkan ve Tarkan Gözübüyük'le çalışmış. Kayıtta ve mix'te Hakan Kurşun'un parmağı var. Albümün içinde, hepimize uzunca bir teşekkür notu var Şebnem'in. "Yolculuk arkadaşlarıma, yanımda yer alan, yüreğimde olan herkese; hayatımın en güzel parçası olduğunuz için hepinize teşekkür ederim," diyor.

    Sabah Gazetesi - 25 Temmuz 1999

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Tek Takıntısı Nutella Olan Star..!

    7 Ağustos günü Şebnem Ferah konserinin provalarını izlemek üzere Rumelihisarı''ndayız. Önce grup arkadaşları çıkıyor sahneye sound check için. Yarım saat sonra Şebnem konser alanına geliyor. Heyecanlı olduğu her halinden belli. Sanki insan rock şarkıcısı olunca daha rahat, daha korkusuz olmalı diye düşünürken, Şebnem Ferah''ın gizleyemediği bir heyecanla boş koltuklara ve sahneye bakışını izliyoruz. Onun tabiriyle kalbi "Donk donk" atmış sabah uyandığında, bir şey olacak diye korkmuş. "Bir ayda 17 konser verdim, ilk kez böyle oluyor" diyor. Orkestra çalışmalarını yaparken biz de kafasını biraz dağıtmak adına sohbete başlıyoruz.

    - Pop müzik dinleyenler bile senin müziğinden çok etkileniyorlar..

    ŞF: Çok sevdiğim bir şeyi yapıyorum ve bunu da dürüst olarak yaptığım için, başka müzik türlerini dinleyenleri de etkiliyor. Yani, iyi şeyler dinlenir.

    - Son albümünde olduğu gibi daha sert bir sound''a ne zaman karar verdin..?

    ŞF: Bu bir karar değil, yaptığım şarkılar böyle, yaşam böyle, tüm geçmişim böyle. Ben bu müziği seviyorum ve çok eskiden beri yapıyorum.

    - Yaşıtların oje derdindeyken seni gitar almaa iten şey neydi peki..?

    ŞF: O zamanlarda bile koca koca gitar amfileri ve gitarlarla uğraşıyordum, tamamen ilgi alanı. İyi ki de öyle yapmışım. Balıklama daldım o yaşta, çok seviyordum, galiba ondan. Müzik benim için başka bir şey. Ben sadece işimi yapmıyorum müzik yaparken.

    - Şarkıların bir çok şarkıya göre o kadar sahici ki, senin aşkı bile şarkı yazabilmek için yaşadığını düşünüyorum bazen.

    ŞF: (gülüyor)O kadar da değil, hayatın doğal bir süreci. İçimden geldiği gibi yazıyorum. Ben yaşadım, ben söylüyorum, ben kendi gitarımla çalıyorum belki de bu yüzden sahici geliyordur. Doğal olarak bir fark yaratıyor.

    - Yazdığın şarkıları sonradan dinlerken yaşadıklarını hatırlayıp üzülür müsün..?

    ŞF: Yazdıktan ve kaydettikten sonra onlar herkes için olduğu gibi benim için de şarkı oluyor. Artık onların birer simyası oluyor. Hepsi birer kimlik kazanıyor.

    - Konsere çıkacaksın az sonra, özel isteklerin yok mu kulise..?

    ŞF: Diyet kolam var yeter.

    - Sahnede neden siyahı seçiyorsun..?

    ŞF: Siyahı hem kendime hem de formata yakıştırıyorum.

    Konuşmalarımız sırasında dönüp dönüp shaneye bakmasından heycanını yatıştırmak adına sound check''e başlaması gerektiğini anlıyoruz ve o nezaketinden bizden izin istemese de konuşmaya ara veriyoruz. Saheney inen Şebnem ilk önce Alanis Morissette''in "Your House"u eşliğinde mikrofon ayarlarına bakıyor. Aralarda da saçlarını yeni kestiren davulcu Aykan''la dalga geçiyor. Zaten şarkı söylemediği anlarda sürekli arkadaşlarına sataşıyor. Provalar sırasında kendisine su getiren klavyeci Ozan için "Gördüğünüz gibi hurilerim var benim" diyor. Prova sonrasında fotoğraf çekimi yaparken "Şimdi de rockçı pozları vermeliyim artık konser zamanı yaklaştı" diyor ve konsere kadar olacakları sıralıyor. "Bir saat içinde gözlerimin etrafı siyaha boyanacak, sonra bakışlarım sertleşecek, ardından dişlerim uzayacak ve pazularım çıkacak ve rock''çı Şebnem olacağım" diyor.

    Aslına bakılırsa bu şirin haliyle konserlerdeki Şebnem arasında çok büyük fark var tabii, ama bu asla imaj uğruna yapılan bir şey değil, içinden geldiği gibi bir değişime uğruyor Şebnem. Çekimlerden sonra kulisinde dinlenmeye çekiliyor; konsere iki saat var ve konser anında müzikal ya da görsel bir sürprizle karşılaşmamak için her şeyi kontrol edip, konuşmamak ve konsere kanalize olmak için tek başına olmayı tercih ediyor. O sırada orkestra kaldığı yerden şamataya devam ediyor. Albüm kayıtlarında ve konserlerde aynı kadro olduğu için herkes birbiriyle iş arkadaşlığının çok ötesine geçmiş. Orkestra elemanlarından en çok yorulanı şüphesiz Buket Doran oluyor.
    Çünkü Buket bir yandan Şebnem''in menajerlik işleriyle diğer yandan da bas gitarının telleriyle uğraşıyor. Ona Şebnem''i sorduğumuzda ise "Nutella''dan başka bir takıntısı olmayan bir star"''la çalışmanın zevklerinden bahsediyor.

    Aslında konser alanında yalnız değiliz, Şebnem''in sıkı fanları da provaları izlemek için oradalar. Kimi elinde telefon bir arkadaşıyla konuşuyor; "Yemin ederim o, bak duyuyor musun..?", kimi Şebnem''le dertleşiyor.

    Ve Sahne..!

    Nihayet "Korkarak Yaşıyorsan"la Şebnem sahnede. Artık siyahlar içinde ve elinde gitarıyla tam bir rocker olmuş. Bu işin kıyafetle ya da makyajla alakası olmadığını onu sahnede izlerken bir kez daha anlıyoruz. Yaptığı uzun konuşmaları hal hatır sormalarının yanında söylediği şarkılarla su gibi akıp giden zamanı durduramıyoruz ve "Ben Şarkımı Söylerken"le konser sona eriyor. İki yıldan beri verdiği ilk İstanbul konseri olduğu için Hisar''ı çimenlere kadar dolduran 1500 civarındaki dinleyici orayı terketmeye hiç de niyetli değil. Bis yapmak için sahneye döndüğünde "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum"umun son şarkı olduğu anlaşılıyor ve başka bir hüzün kaplıyor herkesin içini. Konser bitimi ekipçe Kemancı''ya doğru yola çıkılıyor ama bizim bu doyurucu konserin üzerine b bir yerde başka şarkılar dinlemeye hiç niyetimiz yok.



    Oben Budak

    Aktüel - 26 Ağustos 2003

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Can Dündar Şebo Röpörtajı

    Şebo'nun dönüşü
    'Deli kız' ilk kez 15 yaşında sahneye çıktı. Şimdi 30'ların olgunluğunu yaşıyor. "45'ime geldiğimde yine müzik yapacağım ama giderek yalınlaşacağım" diyor

    Kaldığı otelin lobisinde buluştuğumuzda başında rengarenk bir kukuleta, yüzünde muzip bir gülücük vardı. Türkiye'nin rock yıldızı olduğuna inanmakta zorlanırdınız. 1997 başında onu bir müzik şirketinin bürosunda ilk kez gördüğümde de aynı şaşkınlığı yaşamıştım. Yine başında gündelik bir bere vardı. Tanıyamadım. Oysa ilk klibi Yağmurlar çıkmış, şarkı dillerde gezer olmuştu.
    Sonraki aylar boyunca Kadın dışında albüm dinlemeyecek, nerede bir Şebnem Ferah konseri yakalarsam gidip izleyecektim.
    Adı televolelerde hiç gezinmedi ama kısa zamanda rock denince akla gelen isim oldu.
    Kemancı'da, Saklıkent'te, ODTÜ'de defalarca izledim onu…
    Ve her çıkan albümünde Kadın'ın tadını aradım.

    Siyah deriler içinde
    'Kukuletalı muzip kız', söyleşimizden üç saat sonra Saklıkent'in sahnesindeydi ve üç saat önceki çocuksu halinden eser yoktu. Dümdüz saçları asice dalgalandırılmış, vücudu adeta siyah ikinci bir deri ile kaplanmış, elindeki gitarla bir Suzy Quatro görüntüsüne bürünmüştü.
    Baş, orta ve serçe parmaklarını havada dalgalandıran, cep telefonlarıyla fotoğraf çekip, ses kaydı yapan gençlerin "Şebo sen bizim her şeyimizsin" tezahüratı ve kırmızı-mor ışıkların huzmesi altında elektro gitarının tellerine vurdu Şebnem; gitarın uğultusuna çığlığıyla eşlik etti:
    "Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar/ onlar da senin gibi çok tatlıydılar/ama canımı yakardılar, acıtırdılar."

    Kırmızı rugan ayakkabılar
    'Kırmızı rugan ayakkabılı kız', bir tatil kasabasında doğmuştu.
    Ailesi Yalova'ya Üsküp'ten gelmişti. Tam bir sokak çocuğuydu, 'deli kız'… Dersleri de iyiydi ama, okul dönüşü önlüğü atıp top peşine koşanlardandı. Öğretmen olan babası bağlama, mandolin, piyano çalar, arada annesiyle düet yapıp Rumeli türküleri söylerlerdi.
    Küçük Şebnem'i müzisyenliğe sevk eden, biraz da ailedeki müzik sevgisi oldu.
    İlkokulu bitirince Bursa kolejine yatılı kaydoldu. 13 kızla bir arada kaldığı yatakhanesinde tek mutluluğu müzik dinlemekti. Ablası evde Abba dinlerdi. Okulda volkmeninin kulaklığında ise Bon Jovi gibi popüler rockçılar vardı. Artık kararını vermişti:

    Şarkı söylemek istiyordu.
    Lise 1'de Yalova'daki bir akrabasına bisikletini verdi, gitarını aldı. Şimdi deli gibi gitar çalıyor ve İngilizce şarkı sözleri yazıyordu.
    Yatılı okuldan izinli olduğu Çarşambaları akustik gitar dersleri alıyor ve hafta sonları Yalova'daki odasında klasik gitarı ve küçük keyboard'uyla Scorpions'un Still Loving You'su gibi balatları çalmaya çalışıyordu. O yıllarda bir Londra gezisinde Soho'da bir müzik mağazasından Seth Riggs'in CD ve kitaplarını aldı. Riggs, Madonna'dan, Pavarotti'ye kadar pek çok müzisyen yetiştirmişti. Onun CD'lerinden gırtlağını nasıl kullanması gerektiğini öğrendi. Hâlâ her konser öncesi Seth Riggs'in CD'leri ile etüd yapmadan sahneye çıkmıyor.

    Volvox dönemi
    Lise 2'de Bursa'daki bir stüdyoda kiralık enstrümanlarla ilk grubunu kurdu:
    Pegasus.
    1987'de Bursa'da düzenlenen bir rock festivalinde ilk kez sahneye çıkıp şarkı söyledi. "Mükemmel bir histi."
    Henüz 15 yaşındaydı.
    Bir süre sonra Pegasus dağıldı. Şebnem, birlikte müzik yapacağı grupla arkadaş olmanın önemini keşfetmişti. O yüzden yeni grup için en yakınlarını topladı. Gitarcı Duygu, davulcu Gül, basçı Ebru bir de keyboard'cu bulup birleştiler. Bu, Türkiye'nin kadınlardan kurulu ilk rock grubuydu.
    Aradıkları ismi biyoloji dersinde buldular:
    Volvox (Latince 'Bütün Sesler')

    Mutsuz sözler
    "Hafta sonları eve gittiğimde odama kapanıyor, yemek bile yemeden çalışıyordum. Kafamda bir şeyler çalıyor, içimden sesler geliyordu. Onları mırıldanarak teybe kaydediyordum. Notist değildim henüz, teyptekileri arkadaşlarımın anlayabileceği şifrelere döküyordum. Sonra gitarımla çalıp, üzerine İngilizce söz yazıyordum. Karanlık, mutsuz sözlerdi çoğu… Ya içimden öyle geliyordu, ya da dinlediğim yabancı parçalardan kulağıma yapışmış klişelerdi. Rock raconu öyleydi yani…"
    "Yarınlar kadar yakın içimde fırtına
    Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma
    Yaslanıp gururumun kambur sırtına
    Kendime rağmen durmam basar giderim"

    ODTÜ öğrencisi
    80'lerin sonunda ODTÜ Ekonomi'yi kazanıp ablasıyla birlikte "Çok mutlu zamanlarım geçti" dediği Ankara'ya yerleşti.
    Artık yatılı okulun ancak volkmenle müzik dinleyebildiği kısıtlı ortamından kurtulmuş, teybinin sesini dilediği kadar açıp, gönlünce gitar çalabileceği bir mekâna ve sosyal faaliyeti yüksek bir okula kavuşmuştu.
    Bu arada amatör gruplarda şarkıcılık yapan konservatuarlı Özlem Tekin'le tanışmış, onu da Volvox'a katmıştı.
    Ama grubun diğer üyeleri İstanbul'daki üniversitelere gitmişti. Volvox 1,5 yıl hiçbir yerde çalamamış, dağılmaya yüz tutmuştu. Şebnem için karar vakti gelmişti:
    Ekonomist olmak istemiyordu, oysa 'şarkıcılıkta yol katetmeye müsait olduğunun farkında'ydı.
    "Hayır, sen hiç korkma/yarın senin yanında/yeniden koş yollarda/durma, durma!"
    Kararını verdi. İkinci sınıfın sonunda ODTÜ'yü bırakıp, Ankara'ya 'emekliliğinde dönmek üzere' veda etti ve İstanbul'a, müziğin kollarına koştu.

    Kemancı dönemi
    İstanbul barlarında rock furyası yeni başlamıştı. 18 yaşlarında dört kız, Sıraselviler'de Kemancı'da, Ortaköy'de Sis Bar'da, arada Ankara'da şimdiki Manhattan'da, A-Bar'da haftanın beş günü sabaha kadar çalıyorlardı. Yorgunluktan perişan, ama mutlulardı. Müzik yapıp kiralarını ödeyebiliyorlar, bir yandan da sahne performansını, disiplinini, 'dinleyiciyi ısıtmayı' öğreniyorlardı.
    Ancak, iki yıl sonra bu tempodan yoruldular. Volvox, sekiz yaşına gelmişti. Sahnede aynı (cover) şarkıları söylemekten ne kendilerini yenileyebiliyor ne beste yapıp söz yazabiliyorlardı.
    1994'te dağıldılar. Özlem Tekin ayrılıp bir albüm yaptı. Şebnem de 'artık kendi şarkısını söylemek istiyor'du.

    Sezen devrede
    Beklenen fırsat tam bu aşamada kapıyı çaldı.
    Hazırladıkları İngilizce sözlü bir demo, TRT'de Kokteyl programında yayınlandı. O klipte gitar çalıp vokal yapan Şebnem, Sezen Aksu'nun dikkatini çekti. Sezen "Bulun bu kızı bana" dedi. Kız bulundu. Sezen'in albümünde vokalistlik yaptı. Lâkin o, rock yapmak istiyordu. İyi de nasıl?
    Şebnem'in de okuduğu 'Lanet' gibi fotokopiyle çoğaltılan fanzinler aracılığıyla yeraltında üreyen bir rock kültürü varsa da, Türkçe rock bugünkü kadar popüler değildi.
    O dönem iki gelişme rockçıların önünü açtı:
    Biri Metallica'nın İstanbul'daki stadyum konserinde gördüğü muhteşem ilgiydi. Metallica'yı bile şaşırtan bu ilgi büyük bir potansiyelin işaretini verdi.
    İkinci gelişme ise Batılı dev müzik firmalarının Türkiye pazarına girmesiydi.
    Şebnem, tam bu gelişmelerin ortasında, hem de donanımını tamamlamış, çevre edinmiş olarak, çantasında bestelerle hazırdı.

    İlk albüm
    Raks'ta Sezen Aksu ve Onno Tunç'a Deli Kızım Uyan'ı dinletti.
    Bir gün odasına kapanıp yatağına oturmuş ve bu şarkıyı üç dakika içinde hem bestelemiş hem de sözünü yazmıştı. Gitarla en ilkel halinde çaldı:
    "Deli kızım uyan/Söylenenler yalan/
    Deli kızım uyan/bir tek sensin duyan."
    Harikaydı. Sezen, Şebnem'i karşısına oturtup söz yazarken teknik anlamda nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı, birkaç müdahale yaptı; işte tamamdı. Hazır olan 4-5 şarkıya hiç dokunmadan albüme giriştiler.
    "Benim müzikal anlamda aldığım ilk kıymetli hediyedir. Buna prestij albümü olarak bakıyorlardı. Ben iyi şarkı söylediğimi biliyordum. Yaptığım şeye inanıyor, güveniyordum. Ama satılır mı satılmaz mı, belli olmazdı. Yoktu hiç örneği. Benden biraz önce Özlem çıkmıştı ama benimki başka bir kulvardı. Hiç daha önce böyle bir şey yapılmamıştı, dolayısıyla maddi bir risk alıyorlardı."

    Boşuna yaşanmamış
    Çocukken harçlıklarından, sonraları konserden kalan zamanlarından kısıp çalıştıkları stüdyo emirlerindeydi artık…
    İskender, Hakan, Demir, büyük bir şevk ve enerjiyle işe koyuldular. Beş ay gece gündüz çalıştılar. "Teknik anlamda da çok başarılı bir albüm oldu. İlk kez davul ve bas sesi duydu Türkiye…"
    Sonuç, inanılmazdı:
    Kadın, 400 bin sattı.
    24 yaşında, hem de taviz vermeden hedefine ulaşmıştı Şebnem... Artık yolu açıktı. Altı yıl sonra dördüncü albümüne Deli Kızım Uyan'ın ikinci bölümünü şu sözlerle yazacaktı:
    "Çok parçalandım/ parçalandıkça çoğaldım diye inanmazsam/
    Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?
    Hiçbir şey boşuna yaşanmamıştır diye inanmazsam/
    Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?"

    Olgunluğa dair

    "Acılardan öğrendim müziğe verdim"
    Ablandan 11 ay sonra depremde babanı kaybettin. Uzun bir aradan sonra döndüğünde, sözlerin çok daha olgunlaşmış bir kadının sözleriydi.
    Deprem sonrası bomboş geldi her şey... Hiçbir şey yapmak gelmedi içimden… Babam, hayatımın çok önemli bir karakteriydi. Depremde onunla birlikte mahallem de gitti. 'Ben hangi sokakta top oynuyordum' diye gidip bakmak istesem artık yok öyle bir şey. Böyle şeyler yaşadığında tabii müziğine de yansıyor bu... Bir süre sessiz durdum. 'Ne oluyor' diye anlamaya çalıştım. Ama müzik bunu atlatmama yardımcı oldu. Sonra onu bir şekilde üretime çevirebildim. Hatta, garip bir denge ama, müziğime, insanlığıma çok şey kattığını düşünüyorum. Acı, insana kısa zamanda çok şey öğretiyor.
    "Sevgilim ve dostum; babam, oğlum…/ arkadaşım, aşkım; her şeyimdin sen" diyen sözlerle döndün. O deli kız, hızla büyümüştü sanki…
    Çok hızlı olgunlaşıyor insan… Ve yalınlaşıyor. Ablamın hastalığı çok uzun sürdü. Evde kahkaha attığım zaman kendimi kötü hissederdim. Böyle bir gençlik dönemi yaşadığın zaman sorumluluk duygun o kadar ağır basıyor ki, içinden deli doluluk gelse de yapamıyorsun; bir tarafın hep nahoş bir şey düşünüyor. Ben yeni yeni 'Ya Şebocum gül biraz' diyorum kendi kendime.



    Sessizliğe dair
    Savaşta rockçılar neredeydi?
    Rock, doğası itibarıyla dünyaya kafa tutan, protest, muhalif bir müzik… Paul Simon ırkçılığa karşı, Bruce Springsteen teröre karşı albüm yapıyor. Bizde niye mesela savaş karşıtı bir çalışma çıkmıyor?
    Aslında çok hissediyorum bunu… Kendimi eğitmeye çalışıyorum. Böyle sosyal meselelerle ilgili bir tavır içinde bulunmak ve bunu estetik bir şekilde sunabilmek de hakikaten çok zaman ve çok iyi donanım isteyen bir şey.

    Bir deprem albümü yapabilirdin mesela… Niye olmuyor bu..?
    Bence olmalı… Ama Türkiye'de zaten profesyonel şirketlerle kontratlı rock müzik yapmak o kadar yeni ki, herkes ayağını yorganına göre uzatmaya çalışıyor.

    Batılı müzik şirketleri bu türden çıkışlara sıcak bakmıyor olabilir, ama bir toplu konser de düzenlenemez mi?
    Zaten biz bu toplu tepki konularında özürlüyüzdür; sadece rock grupları için söylenecek birşey değil.

    Ama sanatçılar toplumun sinir uçlarıdır. İlk refleksin onlardan gelmesini bekliyor insan…
    Bu konuda sonuna kadar haklısın… Savaş, deprem gibi durumlarda birilerinden müzikal bir tepki bekliyorsa insanlar, bu, ilk rockçılardan gelmelidir.

    Oysa tepki bir yana, tersine belli markaların amblemi altında görüyoruz sizleri… Bu, işin özünden taviz vermenizi gerektirmiyor mu?
    O işi neden yaptığına bağlı. Benim kendi koşullarımla kendi sahnemi Erzurum'a götürme imkanım yok. Yaş ilerledikçe bazı şeyleri heyecanla değil, daha planlayarak yaparken buluyorsun kendini… 'Estetik olarak ben bunu da güzel anlatabilirim, boyumu aşmaz' diye hissettiğim gün, böyle şeyler yapma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor. Biraz daha zamanı var.

    Can Dündar Web Sayfası - 26 Aralık 2003

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Şebnem Ferah'la Söyleşi


    Düşle : Şebnem Ferah bir marka oldu artık, Türk Rock’ı denildiğinde akla gelen ya da gelmesi gereken ilk isim.. Bu nedenle bir yük alıyor musunuz omuzlarınıza albümlerinizi hazırlarken..?

    Şebnem Ferah : Albümlerimi hazırlarken ya da müzikle ilgili herhangi bir aktivitenin içindeyken; dinleyicilerin beklentilerinin yüksek olduğunu bildiğim için bazen omuzlarımda bir yük varmış gibi hissettiğim oluyor. Ama bu kötü ya da taşımak istemediğim türden bir yük değil. Bir Şeyleri iyi yapmak istediğiniz zaman ilgilenmek gereken ayrıntılar nicelik olarak da, nitelik olarak da artıyor, fazlalaşıyor. Ama diğer taraftan ben bundan büyük bir zevk de alıyorum..

    Düşle : Albümlerinizin değişkenini ne olarak görüyorsunuz..? Dinleyenler elbette sözlerde, müzik alt yapısında değişiklikler seziyorlar..

    Şebnem Ferah : Kendi müziğimi yaptığım ve kendi sözlerimi yazdığım ve prodüktörlüğünü de kendim üstlendiğim için değişiklik yaratan şey “kendimi geliştirmek” olmak durumunda kalıyor.. Müzikal olarak da, şarkıcı olarak da.. Ama bunun yanı sıra birlikte çalıştığım müzisyen arkadaşlarımın etkileri de çok büyüktür. Hepimizden çıkan şeyin ilk önce bizi mutlu etmesi için dürüst ve objektif bir şekilde kendimizi her anlamda geliştirmeye çalışıyoruz. Bunlar da her albüme değişiklikler katıyor.. Ben şuna inanırım : Çalışırsanız ve yetilerinizi aktif tutarsanız, ne yapmak istediğinizi de kafanızda hayal edebiliyorsanız hayat her anlamda kendiniz için de , etrafınız için de, tatmin edici olabilmek yolunda kolaylaşabiliyor..

    Düşle : Bu bağlamda Şebnem Ferah’ın kendini tekrarladığı konusu hiç açılmadı bile.. Özünü koruyan, ama hep farklı bir Şebnem Ferah görüyoruz. Yenilenişi söze ve müziğe yansıtırken, özünü koruyarak değişim nasıl gerçekleşiyor..?

    Şebnem Ferah : Az önce söylediklerim yine geçerli. Ben kendimi sadece müzikal açıdan değil, insan olarak da geliştirmeye çalışıyorum. Beraber müzik yaptığım arkadaşlarım da öyle. Bu da yaptığımız şeye yansıyor sanırım. Bu arada elbette stüdyoya kapandığımız zaman bir sürü detay için kafa patlatıyoruz müzikal olarak, ama işin özü bence kişisel gelişim. Buna hayatta değer verdiğimiz zaman sanki her şey kendiliğinden akması gerektiği gibi akar gibi geliyor bana..

    Düşle : Genel olarak Türkiye’de yapılan müziğin ifade ettiği şey ne sizin için..?

    Şebnem Ferah : Hiçbir tür genellemelerde bulunmuyorum. Çok değerli , özenli, işini iyi yapan şarkıcılar var Türkiye’de. Onların kişisel başarılarını ve yeteneklerini büyük bir kalabalık içinde değerlendirmeye çalışmak gereksiz.. Çünkü dünyanın her yerinde, en gelişmiş ülkelerinde bilemüzik sektörü bütün uçları, iyileri, kötüleri, kısa vadeli başarıları, uzun vadeli başarıları.. hepsini bünyesinde barındırıyor.. Ben bu kalabalıkla değil, işini yıllardır büyük bir özen ve incelikle yapan müzisyen büyüklerimi öncelikli olarak algılamayı, becerebilirsem de onların tecrübelerinden kendime pay çıkarmayı seviyorum. Bunun dışında ülkemizde üretilen her şeyi takip ettiğimi pek söyleyemem zaten..

    Düşle : Peki, Türkiye’de rock adına yapılanları ne denli başarılı görüyorsunuz..?

    Şebnem Ferah : Ülkemizde rock müzik yapmak, müzisyen olarak hayatınızı bu yolla kazanmak inanın çok kolay bir şey değil.. Bu yüzden saygı duyuyorum bütün arkadaşlarıma.

    Düşle : Sizin yaptıklarınız müzikal açıdan yabancı, sözler açısından tanıdık. MTV’nin karmasında her şarkıyı alanlar da sizin müziğinizi dinliyor, tabanda bulunan her türlü rock-alternatif-yer altı dinleyicisi de.. sizce bunun sebebi ne..?

    Şebnem Ferah : Bunu hiç oturup düşünmedim. Ama yaptığım şeyi düzgün yapmaya çalışıyorum.. Ben de müzisyen arkadaşlarım da her şeyden önce güzel müzik yapmaya çalışıyoruz.. Yazdığım sözlere gelince; ben kafamı yastığa koyunca aklıma gelen, kafamı karıştıran şeyleri yazmayı seviyorum ve yazarken de içimden geldiği gibi yazıyorum. Galiba insanların kafalarını yastığa koyduklarında düşündükleri şeyler birbirinden çok farklı değil, hepimiz yaşayıp gidiyoruz sonuçta. Bunların toplamı da benim birilerine ulaşmamı sağlıyor sanırım. Ama inanın bunlar benim de şimdi düşünürken saptadığım şeyler. Önceden bir şeyler kurgulayıp belirli bir yerlere ulaşmanın işin bütün büyüsünü, samimiyetini yok ettiğini düşünüyorum çünkü..

    Düşle : Sınıflandırmak pek hoş değil, ama siz dinleyicilerinizi nasıl görüyorsunuz peki; popülist mi, fanatik mi, rock dinleyicisi mi..?

    Şebnem Ferah : Evet sınıflandırmak pek hoş değil. Benim şimdiye kadar gözlemlediğim seçici oldukları. Yani kendi kriterlerine uygun ve özenli olduğuna inandıkları şeyleri seviyorlar. Ama bunun ötesinde bir şey söyleyemem. Zaten bu söylediklerim de daha çok hissettiğim şeyler. Somut verilerim yok.

    Düşle : Sadece vokalden ve sözden öte sağlam bir müzikal altyapı var arka planda.. Müzik yaratısının odağı siz misiniz..?

    Şebnem Ferah : Söylediğim gibi albümlerimin prodüktörlüğünü kendim yapıyorum, bu da elbette odak noktası haline getiriyor beni.. Ama arkadaşlarımın yeteneklerini ve yaratıcılıklarını, daha doğrusu bünyelerinde teknik olarak da ruhen de barındırdıkları tüm değerleri görmezden gelemeyiz.. Benim işimin en önemli bölümlerinden biri şarkılarımı doğru hissetmelerini sağlamak , bunu hayal etmelerini sağlamak. Stüdyoya girip şarkıları düzenlemeye başladığımız zaman, sinema yönetmeni gibi kafamdakileri doğru aktarmaya çalışıyorum. Çok uzun ve derin arkadaşlıklarımız olduğu için de onlar da tüm duygularını ve müzikal birikimlerini koyuyorlar ortaya.. Her şeyden öte biz beraber müzik yapmayı, çalmayı çok seviyoruz. Bu da bir şekilde yansıyor diye düşünüyorum. Yani zorunluluktan değil, severek yapmanın olumlu bir tarafı olduğunu düşünüyorum.

    Düşle : Bir okuyucumuz yeni albümünüzle ilgili tanıtımın altına şöyle bir yorum bırakmış: “Şebnem Ferah albümün adıyla, bir şekilde edebiyatın ulaşmaya çalıştığı noktayı da söylüyor: Kelimeler Yetse.. Kelimelerin yettiği gün o artık kendini tüketmiştir demek.” Kelimeler yetse.. bu söylev sanki yürekte düğümlüyor anlatılmak istenenleri.

    Şebnem Ferah : Çok doğru.. İnsan öyle bir şey ki, aklınıza gelen tüm araçlar -ki kelimeler de araç- duyguların yanında sönük kalıyor hep.. iki insanın birbirinin gözünün içine bakıp, hiç konuşmadan bir şeyler paylaşması bazen bütün kelimelerin, cümlelerin efendisi olmaz mı..? İşte işimi bu yüzden seviyorum zaten.. Duygularla ilgilenmek insana o kadar büyük bir yaşama alanı sağlıyor ki asla bitmeyecek, sonuçlandırılamayacak, hep ilgilenebileceğiniz bir dolu şey..

    Düşle : Yine bir okuyucumuzun albümünüzle ilgili tanıtımın altına bıraktığı yorumdan alıntılıyorum: “Şu bilinmeli ki Şebnem Ferah, Türkiye’ye fazla geliyor.Albümlerindeki şarkılar teker teker incelenirse onun söz yazarı değil, adeta şair olduğu söyelenebilir.” Sözler ne kadar önemli sizin için..?

    Şebnem Ferah : Benim için sadece albüm yaparken değil, günlük hayatta da iletişimin, dolayısıyla kurduğumuz cümlelerin önemi çok. Albüm için çalışırken bir kat daha önemli elbette. Bu arada ben müziğin tek başına da bir çok duyguyu anlatabildiğine inananlardanım. Enstrümantal albümler dinlemeyi de çok severim. Müzik o kadar güçlü bir şey ki başlı başına; onun yanına basma kalıp sözler koymaya çalışmak, insanları oyalamak gibi geliyor bana. Müziğe; yanına koyduğunuzda cılız kalmayacak şeyler yakışır bence.. Ben de elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum.

    Düşle : Edebiyat dergisi olarak sözlerin üzerine çok fazla düşüyoruz… Bu bakımdan neler okuyorsunuz ya da yaşadıklarınızın ötesinde yazınsal yaratılarınızdaki çağrışımları nerelerden alıyorsunuz..?

    Şebnem Ferah : Hayatı olduğu gibi kabullenerek yaşıyorum. Bu zaten o kadar büyük bir okul ki..! Duygularımı, düşüncelerimi, içimden gelen ve geçen her şeyi dinliyorum, notlar alıyorum. Kitap kurdu değilim, ama okuduğum şeyleri de gerçekten öğrenmeye, bütün gerçekliğiyle algılamaya çalışıyorum. Aynı kitabı 5 kez okuduğum olur. Hiç sıkılmam. Ama asıl malzemem sanırım kalbim, hayatım, öğrendiklerim ve öğrenmeye çalıştıklarım. Bir de konsantrasyon çok önemli. İstediğiniz kadar okuyun, film seyredin, her şeyi yapın ama konsantre olmayınca pek bir anlamı olmuyor sanırım.

    Düşle : “Kelimeler Yetse..” albümünde seslendiğiniz `bir’`i var sanki. Durumu magazinleştirmeyeceğim, `sanatın, aşkın kırgınlığıyla doğduğuna iyi bir örnek` bu albüm; peki `bir`’i imge mi yoksa realite mi..?

    Şebnem Ferah : Yazdığım her şeyde gerçeklik payı olmuştur, ama müzik yapıyorsanız hayal gücü de çok ciddi bir kaynaktır. Bu albümde daha çok dertleşir gibi bir anlatım olduğunu düşünüyorum, ama hayal gücümü kullandığım zamanlar da çok.. Her türlü duyguyu kendi hissettiğim gibi anlatmaya çalıştım.

    Düşle : “Kelimeler Yetse..” henüz tazeliğini koruyor, uzun bir müddette koruyacak gibi.. Yine de sormalı, yeni albüm şekillenmeye başladı mı..?

    Şebnem Ferah : Yeni bir şeyler karalamaya başladım ama yeni bir albüm için düşünmeden önce şiddetle dinlenmem ve biraz kendime zaman ayırmam lazım. Çünkü albüm çıktığı günden beri hayatımın en yoğun dönemini geçiriyorum.

    Düşle : Konser haberlerinizi afişlerden, sizinle ilgili haberleri de tesadüflerden öğreniyoruz genellikle. Şebnem Ferah’ın neden bir internet sitesi yok..?

    Şebnem Ferah : Benim hazırlattığım resmi bir sitem yok. Ama beni dinleyen arkadaşlarımızın hazırladığı, uzun yıllardır da var olan bir site var. Oradan her türlü etkinlik haberini almak mümkün. Birkaç site daha hazırlanmış hatta.. Ama bunun dışında konserler en çok afişleme ve basın yoluyla duyuruluyor. Şehir etkinliklerinin yer aldığı sitelerde de hep duyuruluyor..

    OKURLARIMIZDAN GELEN SORULAR

    Ercüment Adalıoğlu : Hala aşık olabiliyor mu..? (Hiç olmadım ki demesine izin vermeyin.)

    Şebnem Ferah : Olabileceğimi düşünüyorum. Aşk insanın kararlarının ötesinde bir şey çünkü..

    Semra Eroğlu : Erkan Oğur’u dinler miymiş..?

    Şebnem Ferah : Çok saygı duyduğum, sevdiğim, çok değerli olduğunu düşündüğüm müzisyenlerden bir tanesi..

    Ebru Ekmen : Onun için özel olan şarkısının adı ne..?

    Şebnem Ferah : Bütün şarkılarım benim için özel. Ayırım yapamıyorum..

    Ali Osman Ünal : Son parçalarında tabiri caizse, dişiliğin çok daha fazla ön plana çıktığını ve daha fazla temponun arttığının farkına varmış bulunuyorum. Bunun nedenini sorabiliriz.. Ayrıca adı, Türkiye’nin gizli kabilesi adlı bir sitede, gizli Yahudiler başlığı altında yer alıyor bununla ilgili yorumlarını öğrenmek isterim, gerçekliği söz konusu mu..?

    Şebnem Ferah : Kastettiğiniz şey şarkı sözlerimdeki bazı keskin cümleler ise, bunları dişilik değil, daha çok insani duygularla yazdım. Yani bir erkek de benzer yoğunluklar yaşayabilir diye düşünüyorum.. Gizli Yahudiler konusunu hayatımda ilk kez duyduğumu söyleyebilirim..!!!

    Adem Bayraklı : Yanlış bilmiyorsam Volvox’un yaptığı kayıtlar hala mevcut kendisinde; zor biliyorum ama bir şekilde paylaşıma sunmayı düşünüyor mu..? yoksa o’da “gençtik yaptık bir şeyler ancak o eskide kaldı..” diyenlerden mi..?

    Şebnem Ferah : Volvox döneminde profesyonel koşullarda tek parçalık bir kayıt yaptık ama paylaşmak için değil kendimiz için..

    Ercüment Adalıoğlu : En son okuduğu üç kitabı ve en son aldığı üç albümü merak ediyorum. Çok absürd ise hiç sormayalım da derim. Fakat en azından kimleri okuyor ya da etkilendiği yazarlar kim bilmek isterdim..

    Şebnem Ferah : Şu anda “12. Gezegen” adlı kitabı okuyorum. Zecharia Sitchin’in kitabı. Son aldığım albüm ise Sertab Erener’in yurt dışı için çıkardığı albüm.

    Şebnem Ferah : O kadar güzel Sorular hazırlamışsınız ki, keşke sohbet edebilseydik. Umarım bu yolla da olsa tatminkar olur. Çok teşekkür ederim. Başka bir zaman görüşmek üzere.. Kendinize iyi bakın.. sevgiler.. Şebnem.

    Düşle : Bizde Düşle Edebiyat dergisi olarak, röportajın gerçekleşmesine yardımcı olan Buket Doran’a ve sorularımıza vakit ayırıp, yanıt veren Şebnem Ferah’a çok teşekkür ediyoruz..


    Düşle Edebiyt Ve Kültür Dergisi - 02 Mart 2004

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Şebnem Ferah'ın Tüylerini Diken Diken Eden Şarkı...

    Şebnem Ferah uzun bir aradan sonra ilk kez Billboard'a konuştu. Eğer bir gün Şebo için şarkı isterseniz önce bu röportajı okuyun. Bu arada Şebnem Ferah'ın senfoni orkestrası eşliğinde verdiği "Şebnem Ferah Senfonik" konserlerini kaçıranlar üzülmesin. Yaz aylarında bu konserlerin DVD'si çıkıyor.

    - Sizin için özel bir anlamı olan, "İşte hayatımı kaydıran şarkı bu" dediğiniz bir şarkı var mı?


    Hayatımı kaydıran değil ama hayatım boyunca nerede duyarsam duyayım tüylerimi diken diken eden, özleyip tekrar tekrar dinlediğim, dinleyip tekrar özlediğim bir şarkım var. Joe Satriani benim en favori müzisyenlerimdendir ve onun "The Forgotten" adlı parçası da hissedebildiğim her şeyi daha da derinleştiren bir parça. Elbette böyle çok sevdiğim bir sürü şarkı ve albüm var, ama sanırım bu şarkıyı bir başka seviyorum.

    - Yeni albüm için çalışmalara başladınız mı?

    Şu sıralar aklıma gelen şeyleri karaladığım ya da kaydettiğim bir dönemdeyim. Ama tam konsantre olarak çalışmaya başlayacağım dönem, konser çalışmalarımı bitirdikten sonra olacak. Çünkü ben aynı anda birkaç ana konuya tam arzu ettiğim verimlilikte yoğunlaşamıyorum. Yeni şarkılar için eve kapanmışsam neredeyse dış dünyayla ilişkimi kesiyorum. Çünkü zaman mevhumum tamamen yok oluyor o dönemlerde.

    - Şebnem Ferah günün müzikle ilgilenmediği saatlerini nasıl geçirir?

    Film seyretmek benim en çok sevdiğim şeylerden ama çoğu zaman sinemaya gitmek yerine DVD'lerini alıp seyrediyorum. Çünkü turne ve stüdyo dönemlerinde filmleri kaçırıyorum. En son "What the Bleep Do We Know?" adlı filmi izledim. Şu sıralar en çok dinlediğim albümler; King's X'in Ogre Tones ve The Mob'un aynı adlı albümü. Görmediğim ülkelere ya da çok sevdiğim yerlere tekrar tekrar gitmeyi, oralarda konserler izlemeyi seviyorum. Bir de arkadaşlarıma yemek yapmaktan, onlarla beraber vakit geçirmekten hoşlanıyorum.

    Billboard Dergisi - 11 Mart 2007

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Ben De Her Kadın Gibiyim

    Şebnem Ferah, 24 Ağustos Cuma günü Bodrum Antik Tiyatro’da vereceği unplugged (akustik) konserde şarkılarını yazdığı ilk günkü heyecanla izleyenleriyle paylaşacak. Ferah, şarkılarına duyulan büyük ilgiyi şöyle özetliyor: "Ben de her kadının yaşadıklarını yaşadım. Ama onları başkalarının süzgecinden çıkan sözlerle değil, içimden gelen kelimelerle anlattığım için müziğimi dinleyenlere ’Ben de böyle hissetmiştim’ dedirtebiliyorum.

    Bu konser için ne zamandan beri hazırlanıyorsunuz?

    - Unplugged konseri için şu an dördüncü provamızı yapıyoruz. Aklımızda akustik bir konser verme fikri vardı. Bodrum Antik Tiyatro’nun tarihi dokusuyla uyuşacağını düşündük. Sanırım iyi olacak.

    "Senfonik Hareketler" gibi devamı gelecek bir konser serisinin başlangıcı mı olacak bu konser?

    - Amacımız bu projeyi mini konser serisi haline getirmek. 8 Eylül’de Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde akustik olarak sahne alacağız. Ama bunu da kaydedip bir materyal haline getirmek gibi bir fikrimiz yok.

    Şarkılarınızın yaratım sürecinizi iyi yansıtması için mi unplugged konserleri tercih ettiniz?

    - Evet... Ben şarkılarımın neredeyse tamamını akustik gitarla çalıp kaydediyorum. Şarkının en ilkel hali ve benim için en gerçek hali o oluyor. Onun üzerine stüdyoya girip bir şekilde kreatif çalışmalarda bulunuyoruz.

    DVD ne zaman raflarda olacak?

    - Sonuna yaklaştıysak da kayıtlar ve montajlar devam ediyor. Tarih veremem ama az kaldı.

    Dinleyicileriniz gerçek anlamda birer "fan". Yine bir izdiham mı yaratacaklar?

    - İnşallah... Aslında ben olsam onlara fanatik demem. Bizim onlarla kemikleşmiş bir ilişkimiz var. Karşılıklı seviyoruz birbirimizi. Çünkü aramızdaki ortak payda müzik ve şarkılar. Ben o şarkıları yaparken olabildiğince özenli olmaya çalışıyorum. Çünkü şarkılarımla kalbimi paylaşıyorum. Onlar da bu paylaşıma karşılık vererek beni çok mutlu ediyorlar.

    Bu yola çıkarken gün gelip böylesine büyük bir ilgiyle karşılaşabileceğinizi düşündünüz mü hiç?

    - Düşünmedim. Yıllar önce kafayı müziğe takmış, bütün gün deli gibi gitar çalmak ve şarkı söylemek için çalışan bir kızdım. Beni şanslı kılan o heyecanımı hálá kaybetmemiş olmam.

    Alternatif bir müzikte ortaya çıkan ve kalıcı olan güçlü bir bayan vokalsiniz. Sizden sonra piyasaya açılan genç bayan rock vokalleri nasıl buluyorsunuz?

    - Bir sürü genç arkadaşımın albüm yapmalarını ve konser vermeleri beni çok mutlu ediyor. Müzik bir ülkenin kültürüne ait önemli bir sanat dalıdır. Hiç üretim olamayan yerden korkmak gerekir. Ben rock müzikteki gelişimi çok olumlu buluyorum. Bundan 20 yıl önce ’Her akşam hangi bara giderseniz gidin farklı bir rock grubu çalacak’ deseydiniz buna asla inanmazdım!

    Ufukta düet projeleri görünüyor mu?

    - Hazırda bir proje yok. Ama arkadaşlarım rica ettiği zaman mutlaka yardımcı olurum çünkü ben de düetlerden keyif alıyorum. Tek sorun zaman. Bütün konsantrasyonumu başka bir projeye verdiysem bu tür projeleri hayata geçirmek zor oluyor. Elimden geldiğince herkese yardım etmeye çalışıyorum.

    Peki, bu konserde bizi neler bekliyor?

    - Bana beraber çalıştığım arkadaşlarım Ozan Tügen, Buket Doran, Metin Türkcan, Aykan İlkan ve Ceren Tügen ve Can Şengün eşlik edecek. Sahnede ayrıca bir çello, bir viyola ve iki kemandan oluşan bir ’quartet’ olacak. Umarım dinleyenler de sever.

    Ünzile’ye ruhumu kattım

    Onno Tunç şarkılarından "Ünzile"yi seslendirdiniz ve büyük ilgi gördünüz...

    - O şarkının her bir sözünü her bir notasını söylemekten zevk aldım. Hayatım boyunca yazmak istediğim sözler bütününü içeriyordu. Parçayı kaydederken de elimizden geldiği kadar iyi bir şekilde yorumlamaya çalıştık. Orijinaline
    Röportaj: Sinem VURAL



    sağdık ama ruhlarımızı katarak...

    Aşk şarkılarınız seviliyor, kabulleniliyor ve benimseniyor. Siz de herkes gibi mi yaşıyorsunuz ilişkilerinizi?

    - Her kadının yaşadıklarını yaşadım. Ama onları başkalarının süzgecinden çıkan sözlerle değil, kendi içimden gelen kelimelerle anlattığım için belki biraz daha "Ben de böyle hissetmiştim" dedirtebiliyordur.

    Hürriyet Gazetesi - 05 Ağustos 2007

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Beni Ancak Ben Mahvedebilirim

    'İki buçuk senedir ortalıkta yoktu. Acılar
    yaşadı, hatalarıyla barıştı, ferahlayıp
    döndü Şebnem Ferah. Fanta Kayseri
    konseri öncesi, içine akıttığı son albümü
    Kelimeler Yetse üzerine konuştuk.

    Diyelim ceza kanununu öyle bir şekle sokmuşlar ki, işlediğiniz bir suçun cezası bundan sonra asla müzik yapmamak...

    Ay çok fena olur, düşünemiyorum bile. Belki albüm yapmaktan vazgeçerim, ama müzikten asla; imkanı yok! Beynim öyle çalışıyor çünkü.

    .Bir Şebnem Ferah şarkısını başka biri hakkıyla söyleyebilir mi?

    Zor soru.Elbette ki söyleyebilecek birileri vardır, ama ben hiçbir zaman sadece sesiyle şarkı söyleyen insanları sevmedim. Teknik anlamda iyi şarkıcı olmanın çok anlamı yok. Üç dakika terleyeceksin, başka bir şey olacaksın yani. Bu da kendi hayatını söylüyor olmaktan geçiyor. Birinin senin için yazdığı ısmarlama bir şarkıyı söylemiyorsun da, odanda kapanıp içini akıtıyorsun. Hayal gücü geniş biri olur, benim yaşadıklarımı anlar ve hakkıyla söyleyebilir belki. Türkiye`de dinlediğimizde tüylerimizi diken diken edecek az şeyin bulunmasının nedeni de bu. Herkes kapasitesinin çok altında yaşıyor.

    .Albümün adı Kelimeler Yetse. Kelimeler kifayetsiz de, şarkılar nasıl?

    Yazarken, stüdyoda, konserde; müzik her haliyle bana yetiyor. Zor olan kısmı içinde büyüttüklerini, onlara güçlü bir form bulduktan sonra başkalarıyla paylaşmak. Bunu yaparken çok şey beklemiyorum, hayatımı kolaylaştırıyor olması yeter.

    .Bir şarkınızda 30 yaşında ve hayatın ortasında olmaktan bahsediyorsunuz. Hayatın ortasında manzara nasıl görünüyor?

    Bunun yaşla değil, tecrübeyle ilgisi var. Müziği sahne üzerinde yapmaya başladığım 18, 19 yaşımdan beri hep müzik düşündüm. Öyle ki bazı şeyleri yaşıtlarımdan daha geç öğrendim. Kadın olmayı da daha geç hissettim, bazı iletişim parametrelerini de geç öğrendim. Birdenbire büyüdüm ve kendimi ifade edebilmeyi de öğrendim aslında. Geçen zamana şöyle bir baktım, aynadaki halimden memnun oldum, kendimi sevdim, hatalarımı sevdim. Daha gençken mutlak mutluluğu arıyor insan. Bir şey var olunca herşey çok güzel olacak sanıyorsun. Yaş ilerledikçe önemli olanın güzel yaşamak olduğunu anlıyorsun. Çimene ayağını bastığında başka bir tür basıyorsun.
    .Albümün açılış cümlesi: Biriyle fena halde konuşmaya ihtiyacım var. Albüm bu ihtiyacı tıkadı mı biraz olsun?

    Gerçekten çok ihtiyacım vardı. Üstelik hayatımda hiç kimseye kalbimi bu kadar açmadım. İçimden ne geliyorsa onu yazdım. Benim çok tatlı dostlarım var, ama galiba günlük hayat dertleşmelerini beceren bir insan değilim. Çok söz etmem kendimden. İnsan evladıyız, bir yerden patlıyor işte. Bu da benim akıtma biçimim.

    .Albüm sonrasında tam da bu yüzden bir takım ahlak tartışmaları, magazinel göndermeler yapıldı. Siz konuşuyorsunuz da insanlar mı dinlemeyi becermiyor?

    Ben pat diye ünlü olmadım, adım adım gelişti herşey. Yaptığım şeyde müzik dışında insanları ilgilendiren bir yan olduğunu farketmem çok vaktimi aldı. Tamam, kendini o kadar açarsan konuşulur, ama aleyhime işleyeceğini zannetmiyorum. Müzik yapan insanlar ancak kendi kendilerini mahvedebilir. Ben etrafımın ve kendimin farkındayım; beni ancak ben mahvedebilirim. Bir insanın tüyleri diken diken dinlediği bir şarkı için gidip albüm satın alması çok özel bir ilişki. Bunu gazetelerde yazılmış iki satırla sağlayamazsınız da bozamazsınız da. Belki de çok safça düşünüyorumdur.

    .Bu, zaman içinde gayri ihtiyari bir otosansüre yol açabilir mi?

    Ben zaten yıllardır otosansürle yaşadım. İlk üç albümüm boyunca, içimden geldiği halde kendimi tuttuğum çok oldu. Albüm çıkarmanın tam anlatamayacağım başka bir havası var, kemancı`da müzik yapmaya benzemiyor, kendini bir şekle sokuyorsun. İşte bu samimiyetsizliği farkettim ve bunu kırabilmek için uğraştım o kadar zaman. Benim içimde ateş yanıyor. İnsanlara bunu haber vermem lazım. Tam tersine, kendim için yeni bir dönem oluşturduğuma inanıyorum. İnsanlar bu yüzden küstüler bu sektöre. 70 milyonluk ülkede fırtınalar koparan bir albümün bir milyon satıyor olduğuna ben inanmıyorum. Bir yerlerde bir hata var. Ben bu hatanın bana ait kısmıyla ilgileniyorum, bir şeyler yapıyorum, her türlü sonucuna da katlanırım.

    DAHA BURALARDAYIM; SADECE KISA BİR ARA...

    .İki buçuk yıl boyunca hayranlarınız bir türlü canlı canlı dinleyemedi sizi. Uzun süre konsere çıkmayınca insan neye benziyor?

    En önemli beslenme kaynağından eksik yaşıyorsun en başta. Sahne benim kendimi en mutlu hissettiğim, performansımı en beğendiğim ve en fazla doyduğum yer. Böyle bir araya ihtiyacım varmış. Üst üste çok fazla şey yaşadım. Dahası hiçbirini de yaşamamış gibi davrandım. İnsan yoruluyor bir yerden sonra, durmak ve kendini dinlemek istiyor. Bir de müziğimde enerjiye ihtiyacım vardı. Perdeleri yapıp bitirdikten sonra benim daha fazla beslenmem lazım, dedim kendi kendime. İki buçuk yıl şimdi bize uzun görünüyor, ben çok uzun yıllar sahnede olmak istediğim için, aslında gayet kısa bir ara bile sayılabilir.

    .İlk kavuşma Fanta turnesinin birinci ayağında İzmir`de vuku buldu. O güne dair nasıl şeyler yazılabilir bir günlüğe?

    Çok güzel... Dinleyicilerimin kurduğu bir internet sitesi var ve kurucuları da İzmirli. Yani İzmir benim beklendiğim bir yerdi. İki buçuk yıl görmediğim arkadaşlarımla buluşmuşum gibi oldu biraz. Bana üç dakika sürmüş gibi geliyor, o kadar süperdi. Konserlerde zaten ben kendimi şarkı söylüyor gibi değil, yukarıdan aşağıda olup biteni seyrediyormuş gibi hissediyorum.

    Vatan Gazetesi - 20 Ağustos 2007

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Evinizi Ferah Göstermenin Yolları!
    mopsy Tarafından Ev Dekorasyonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2010, 12:31 AM
  2. Şebnem Pişkinle Röportaj
    mopsy Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-06-2010, 05:38 PM
  3. Yorum: 0
    Son mesaj: 20-05-2010, 04:37 PM
  4. Şebnem Özbek Makaleleri
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-04-2010, 01:39 PM
Yukarı Çık