2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 17 Toplam: 17

Şebnem Ferah

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Şebnem Ferah Konusununun içerigi kısaca ->> "artık Aile Kurmak İstiyorum" Şebnem Ferah, 24 Ağustos'ta Bodrum Antik Tiyatro'da çok özel bir konser verecek. Senfoni orkestrası ile verdiği ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    "artık Aile Kurmak İstiyorum"

    Şebnem Ferah, 24 Ağustos'ta Bodrum Antik Tiyatro'da çok özel bir konser verecek. Senfoni orkestrası ile verdiği konserin albüm ve DVD'si ise yolda. 35 yaşında zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anladığını söyleyen Ferah, dünyayı gezmek, sağlıklı, eğlenceli ve verimli bir ömür geçirmek istiyor


    1988 yılında kurduğu Volvox’la rock müziğin en önemli sesi olmaya doğru ilk adımını attı Şebnem Ferah. Kadınlardan oluşan ilk rock grubuydu Volvox, ki o günün koşullarında bu inanılmaz bir şeydi! Ferah’ın azmi ve inancı bu beş kadını bir araya getirmişti. O günden bu yana çizgisinden hiç sapmadan devam ediyor yolculuğuna. Her albümüyle ‘sadık’ dinleyicisinin gönlünü bir kez daha kazanıyor.
    Şebnem Ferah şu sıralar çok heyecanlı. Çünkü 24 Ağustos’ta Bodrum Antik Tiyatro’da bambaşka bir konser sunacak. Ferah, tam beş albümünden en sevilen şarkıları akustik olarak yani ‘en gerçek’ halleriyle sunacak. Konserin provasında, Maslak Oto Sanayi Sitesi’ndeki küçücük stüdyoda yakaladık Şebnem Ferah’ı. Etrafımızı saran oto tamirhanelerinden yükselen seslerin arasında hayli eğlenceli bir röportaj yaptık. Sahnedekinden bambaşka bir Şebnem Ferah’tı karşımızdaki. Sıcak, sevecen, esprili ve daima gülümseyen biri… Gözlerinde samimiyetin pırıldadığı, mutevazı biri! Belki beylik sözler gibi gelecek bunlar size ama gerçekten de öyle biri Şebnem Ferah. Ve şarkılarını söylemeye başladığında ise o ufak tefek kadının nasıl devleştiğine şahit olduk. Dinleyiciyi, büyülü sözlerle işlediği şarkılarıyla nasıl sarıp sarmaladığına… O küçücük stüdyoyu sesiyle nasıl doldurduğuna…
    Hemen bir not ekleyelim, Şebnem Ferah’ın sevenlerine bir başka hediyesi ise 10 Mart 2007’de Orhan Şallıel yönetimindeki 50 kişilik senfoni orkestrası ile verdiği konserin kayıtlarından oluşan albüm ve DVD. Sahne performansı dillere destan olan Şebnem Ferah’ın bu 2 CD’den oluşan albümü ve DVD’si kaçırılmamalı. Bu arada Bodrum konseri 8 Eylül’de de İstanbul Açıkhava’ya taşınacak.

    * Bodrum Antik Tiyatro’da nasıl bir konser sunacaksınız?
    Bodrum’da unplugged bir konser yapacağız. Şarkıları hep albümlerde dinleyicilerin dinlemeye alışkın oldukları versiyonla çalıyorduk. Yıllar önce iki tane akustik konser yapmıştık ve tadı damağımızda kalmıştı. Bir de Antik Tiyatro’nun atmosferine çok uyacağını düşünüyorum, unplugged konserin. Bütün bunların birleşmesiyle bu konser doğdu.

    Şarkıları nasıl belirlediniz?
    Seçtiğimiz konsepte en uygun sonuç verecek olanları saptayabilmek için yaklaşık 30 parçalık bir repertuvar oluşturuyoruz. Sonra şarkıları belirlediğimiz formda çalıp, hangisi uygunsa onları seçiyoruz. Ama bu arada müzikseverlerin çok alışkın olduğu parçalar var. Onları çalmamak mümkün olmuyor. Elimizden geldiği kadarıyla dinleyicilerin daha çok sevdiklerini bildiğimiz parçalara ağırlık veriyoruz.

    Bir de yeni albümünüz yayımlanıyor.
    Onun neredeyse sonlarına geldik.

    Nasıl bir albüm olacak?
    Senfoni orkestrasıyla 2 konser yapmıştık. Bunlardan birini işitsel ve görsel olarak kaydettik. Bu kaydı hem DVD hem CD formatında dinleyicilerimizle paylaşacağız. Neredeyse 2 küsur saatlik bir materyal. Sahne, müziğin en sevdiğim taraflarından biri. Bu durumu ve dinleyicilerin herhangi bir konseri ne kadar güzelleştirebildiğini gösterebilmek için bunu belgeleme ihtiyacı içimizden geldi. Ama daha bitirmiş değiliz.

    Sizin sahne performanslarınız hep konuşulur. Sahne performansınıza güvendiğiniz için mi özellikle böyle bir albüm DVD hazırlamak istediniz?
    Doğrusunu söylemek gerekirse dünya müzik sektöründe müzikal anlamda başarılı olmuş birinin ilk yapacağı şeylerden biridir canlı performansı albüm haline getirmek. Fakat Türkiye’de bu pek gelenekselleşmiş bir şey değil. İnsanların tercih ettiği ya da koşulların izin verdiği bir şey haline gelmemiş. Biz de yapınca gördük, o oluşumu sağlamak zormuş. Hele hele bunu DVD haline getirmek biraz daha zor. Ama benim hep böyle bir arzum vardı. Şarkıları stüdyoda bir şekilde kaydediyoruz ama yıllar boyunca sahnede çala çala başka bir forma bürünüyorlar. Şarkıların bakir haline ayrıca binlerce dinleyicinin duyguları da katılıyor. Sahnedeki kişi olarak bunu hissedebiliyorum ve hissedebildiğim kadarını da bir konser albümü ve DVD eşliğinde paylaşmaya karar verdik.

    Sizin için Türkiye’nin en sağlam kadın vokallerinden tanımlaması yapılır. Ne düşünüyorsunuz bu tanımla ilgili?
    Kendimi bildim bileli iyi şarkıcı olmaya çalışıyorum. Ama bunun ötesinde söyleyebilecek bir şeyim yok. İyi bir müzisyen olmaya gayret ediyorum. İyi şarkıcılık da iyi müzisyenliğin parçalarından biri.

    Kadın müzisyen olarak rock müzik içinde var olma zorlukları yaşadınız mı?
    Volvox’un kurulduğu dönemler sadece bir kadın için değil erkekler için de zor dönemlerdi. Uzun saçlı erkek arkadaşlarımızın yolda yürürken şiddetle karşılaşabildiği bir dönemdi. Bugünkü gibi değildi şartlar. Gerçekten zordu. Ama tüm dürüstlüğümle söylemeliyim ki ben meselelere kadın olmak bunu daha ne kadar zorlaştırıyor diye hiç bakmadım. O kadar büyük bir aşkım ve sevdam vardı ki kadın olmam bunu daha da mı zorlaştırıyor acaba diye düşünecek fırsatım olmadı. Neredeyse deli gibi bütün gün çalışıyordum. Bir şeye bu kadar çok yoğunlaştığınız zaman zaten onun negatif taraflarından ziyade size kattıklarına ve sizin de o alan için yapabildiğiniz şeylere odaklanmaya başlıyorsunuz. Yoksa zor değil miydi? Zordu tabii. Bir kere fiziksel olarak bile zordur. Koca koca amfiler, gitarlar…

    Çevrenizdeki müzisyenler sizi nasıl karşılıyordu?
    Elbette ‘hımm bakalım çalabiliyorlar mı?’ diye kontrol edenler oluyordu. Ama biz belki de şanslıydık. Aynı dönemde müzik yaptığımız erkek arkadaşlarımız bizim bu müzikle ilgilenmemizi destekliyorlardı. Destek veren arkadaşlarımızın varlığıyla karşılaştık genel olarak.

    Peki siz neden kendinizi rockla ifade etmeyi seçtiniz?
    Tamamen bu müziğe duyduğum aşkla ilgili. Rock müzikle ilişkimin başlaması neredeyse çocukluk yıllarıma rastlıyor. Dolayısıyla bu bilinçli bir tercih olmaktansa, daha çok kendiliğinden oluşan, düşünerek değil içimden geldiği gibi ortaya çıkan bir şey bence. Müziğin farklı türlerinden zevk alabilen biriyim ama söz konusu mikrofonu elime alıp şarkı söylemek olduğunda içimdeki adrenalinle, duygularımla, tansiyonumla ve fikirlerimle en iyi paslaşan şey bu.

    Sizce Türkiye’de gerçekten bir rock kültürü var mı?
    Müzik herkesin kendi duygularına ve doğrularına göre yaptığı bir şeydir, başkalarınınkine göre değil. Elbette ülkemizde başka müzik türleri kadar geniş bir coğrafya kaplamıyor ya da var olan halinin de içeriği tartışılabiliyor ama bence insanların duygularıyla ilgili bazı şeyleri ne kadar konuşursak konuşalım boş konuşmuş oluruz. Benim hoşuma giden şey eskiye oranla çok daha fazla şey üretiliyor ve üretmek sadece tüketmekten daha olumlu geliyor bana. Yapılan şeylerle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak için biraz daha zamana ihtiyacımız var.

    Şarkılarınızda hep acı çeken bir kadın var. Aşkı ızdırap veren bir şey olarak mı görüyor ve yaşıyorsunuz?
    Hayır, kesinlikle öyle değil. Aşık olmak dünyanın en güzel şeyi, çok eğlenceli tarafları da var. Hatta eğlenceli tarafları çok daha fazla. Ben yapı olarak üzüntülerimi, sıkıntılarımı günlük hayatıma, çevreme pek yansıtmam. Belki de içimde tuttuğum için bunlar daha sonra şarkı sözü olarak ortaya çıkıyor. Gerçi şu da var. Mesela ''Kelimeler Yetse'', hakikaten bir kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi kadın tarafından anlatan bir albümdür. Ama ''Can Kırıkları''nda hiç oturup da aşk şarkısı diye yazdığım bir şarkı yok. Bazen de dinleyiciler öyle bir anlam yüklüyorlar. Ama bence bu da güzel ve kontrol edemeyeceğimiz bir şey. Ben de kim bilir kimin ne şekilde yazdığı bir parçaya ne anlamlar yüklüyorumdur. Müziğin güzel tarafı bu bence.

    Neden ''Kelimeler Yetse''de bu durum söz konusu oldu peki?
    O zaman içimdeki en baskın şey buymuş demek ki. Üzgündüm, yorgundum, bunları haykırmak istemişim. ''Can Kırıkları'' albümümdeyse odak noktası kendim değilim. Bir de aslında ben bir şarkı yaparken hiçbir zaman önce söz yazmam. Hep müziği düşünürüm önce. Buna eşlik edecek sözlerse benim için bir film setindeki objeler gibidir. Dün olmayan bir şarkı yapmaya oturuyorsunuz ve beyninizden değil, kalbinizden çıksın istiyorsunuz. Kafamda bir konu oluşturup ille de ona uygun bir şey yapmak açıkçası bana pek samimi gelmiyor. Daha doğrusu bu güdüyle yazılmış hiçbir şarkının derinden etkileyici olduğuna tanık olmadım. Oysa benim en önemsediğim şey şarkının kendisinin de etkisinin de bir derinliğinin olabilmesi. Bunun asla her müzisyene uyacak tek bir formülü yok.

    30 yaşını aşmışken artık nasıl bakıyorsunuz hayata ve aşka?
    İnsan her zaman bir sürü yeni deneyimler yaşıyor, tecrübeler ediniyor. Bu tecrübeler kimi insanı daha olgun daha sakin, kimi insanı ise daha fazla hayatla kavga eder bir hale getiriyor. Ben de hayatı mümkün olduğu kadar dolu dolu, içimden geldiği gibi yaşamaya gayret eden biriyim. Müzik odaklı bir hayatım var. Şu çok önemli bir şey: Benim yaşımda sevdiğiniz bir şeyi yaparak bir hayat oluşturmak sürekli bir mutluluk kaynağı veriyor.

    Bu tecrübeler sizi nasıl biri haline getirdi?
    Ben her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Bir şey üretmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan en çarpıcı gerçek zamanın ne kadar kıymetli olduğu. Eskiden müzik yaparken hissetmediğim şeyler de hissediyorum. Bizim jenerasyonumuzun çok garip bir geçiş sürecine denk geldiğini ve bazı görevlerimiz olduğunu düşünüyorum. Bunların toplamı beni daha fazla sorumluluk sahibi biri haline getirdi.

    Bunu pek çok kişi merak ediyor. Şarkılarınız otobiyografik mi?
    Her zaman değil. Ben iyi bir gözlemciyimdir. Kimi zaman şarkı yaparken birincil olarak dikkate aldığım benim ne söylemek istediğim değil, melodiler oluyor. Bu kadar çıkış noktanız belirli olduğu zaman da şarkı sözleri her ne kadar çok önemli olsa da onlara eşlik edecek birer enstrüman benim için. Dolayısıyla bana ne ilham veriyorsa ondan yola çıkıyorum.

    Kendi şarkılarını yazan kadın şarkıcılar arttı son dönemde. Bunu neye bağlıyorsunuz? Kadınların kendilerini ifade etmesinin zamanı ancak mı geldi?
    Bu tamamen ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullarla alakalı. Tahmin edemezdim 20 yıl önce herhangi bir rock grubunun konser verebileceğini, albümler çıkarabileceğini. Biz hala kadınlarla ilgili eğitimin ya da kendi bildikleri gibi yaşamalarının zaman zaman tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Hala bazı kesimlerinde kız çocuklarının çok bastırılarak büyütüldüğünü göz önünde bulundurursak üreten kadınların yavaş, uzun aralıklarla ve çok sonra ortaya çıkması normal. Bir kız çocuğu büyürken herhalde en çok ''Yapma ayıp baban kızar'' gibi şeyler duyuyordur. Bu eğitimin sonrasında ne bekleyebiliriz ki? Kendi şarkılarını yazan kadınların sayılarının artması mutluluk verici.

    Neler yaparsınız kendinizi beslemek için?
    Mümkün olduğu kadar çok konsere giderim. Dinlemeyi sevdiğim, düzenli olarak etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler vardır. Onları mutlaka dinlerim. Artık eskiden olduğu kadar her çıkan şeyi dinlediğimi söyleyemem.

    Çok mu bombardımana maruz kalınıyor?
    Artık ucu yok. Yani o kadar çok şey çıkıyor ki. Biraz hayat ritmiyle de alakalı insanın. Ben de bir sürü boş vakti olan biri değilim. O yüzden daha beğenilerinize yakın olanları seçiyorsunuz. Müzik yapmak için sadece müzikle beslenmiyorum ama. Bana ilham veren şeylerden uzak durmamaya gayret ediyorum.

    Düzenli etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler var dediniz. Hangi albümlerdir bunlar?
    Beş bininci kez de dinlesem sıkılmadığım albümler var. Deep Purple, Pink Floyd, Heart gibi eski grupların eskimeyen müzikleri. Performans açısından da içerik açısından da genel şarkı formları açısından da her biri benim için ders niteliğinde. Herhangi bir konsere çıkmadan önce de Heart'ın unplugged albümünü dinlerim, daha dinlerken şarkı söylemek açısından herhangi bir şan dersinde belki asla edinilemeyecek bir motivasyon kazanırım.

    Bunca yıl sonra dönüp baktığınızda nasıl bir çizgide ilerlediğinizi görüyorsunuz?
    Yapmaya çalıştığım şeylerin toplamını, bana ifade ettiği mutlak değeri seviyorum. Ama daha yapmak istediğim çok şey var. Önümde de hala uzun yıllar var. Bazen elbette keşke şöyle yapsaymışım dediğim oluyor ama olumsuz yaklaşmak yerine daha dört elle sarılıyorum böyle zamanlarda da.

    Sizin bir fan sitenizde forum açılmış ve şunu sormuşlar ''Şebnem Ferah’ın hayatınızı değiştiren şarkısı hangisidir?'' Bir insanın hayatına etkisi olan, hayatına dokunabilen bir şey yazmak nasıl bir his? Bunun farkında mısınız?
    Böyle bir hisle yapmıyorum. Sonucu bu oluyor. Ve inanın ben de şaşırıyorum. Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Yani bu o kadar mucizevi bir şey ki ve bunu konuşabildiğim için o kadar mutluyum ki. Benim de hayatımda dinlediğim zaman ne şarkı diye şaşırdığım ve hayatımın bir dönemine tanıklık etmiş bir sürü şarkılar var. Müzik o kadar güçlü bir şeydir ki. Hızmalı, baş örtülü, gelir düzeyi çok yüksek ya da düşük tüm insanları politikacının bir arada tutmasını bekleyemezsiniz. Ama müzik herhangi bir hiyerarşik düzenleme olmadan bir sürü insanı aynı konser alanında bir araya getirir. Müzik birleştirici ve insanların birbirlerine olan duygularını belki birazcık daha yoğunlukla aktarabilmelerine müsaade eden, zemin hazırlayan bir şey. Hal böyle olunca dinleyiciler için herhangi bir şarkı sözündeki satır ya da melodi bir şeyler ifade edebiliyor. Ben de hayranlıkla bu duruma tanık oluyorum. Bazı konularda çok özenli olma çabamı sürdürme gayretim de bu yüzdendir. İsteseniz de istemeseniz de birilerinin hayatına arkadaşlık ediyorsunuz ve bunun yüklediği bir sorumluluk var. Ben de bu sorumluluklarımı güzel yapmaya çalışıyorum ve bu arada da eğlenmeye gayret ediyorum. Ancak bu ikisi birleştiğinde insanlara yoğun bir şeyler sunabileceğimi düşünüyorum.

    Plak şirketi kurmak istediğinize dair haberler duymuştuk. Böyle bir niyetiniz var mı? Çalıştığınız şirketlerle özgürce müzik yapabiliyor musunuz?
    Bir aralar niyetlenmiştim. Ancak hızlıca karar değiştirdim çünkü bir şirket yönetmek bir müzisyenin işi değil. Tüm zamanımı müziğe ayırmak, gelişmek ve üretmek istiyorum. Çalıştığım şirketlere gelince hiç kısıtlamayla ya da bir takım diretmelerle karşılaşmadım. Çünkü bu konularda net bir tavrım vardır.

    Müzik dışında ne yapmak istiyorsunuz hayatta?
    Bütün dünyayı görmek istiyorum, en büyük hayalim bu. Daha önce görmediğim yerlere gidip farklı kültürleri tanımaktan çok hoşlanıyorum. 35 yaşında bir kadın olarak aile kurmak da istiyorum. Sağlıklı ve eğlenceli, verimli bir ömür geçirmek istiyorum.

    Hayattaki can kırıklarınız neler?
    Kendime ait üzüntülerim de var herkes adına içimi acıtan şeyler de. Ablamı gencecik yaşında kaybetmek, depremde babamı kaybetmek, bunlar olurken ailece içinden geçtiğimiz süreç, üzerimdeki izleri... Bunlar kişisel üzüntülerim. Diğer taraftan ekonomik güçsüzlüğün ve dengesizliğin birilerinin hayatını daha başlarken bitirmesi, ağır hastalıklarla, engellerle boğuşarak yaşayan insanlar, cehalet ve sonuçları, konuştuğumuz sırada birilerinin açlıktan, hastalıktan ya da bir bomba yüzünden hayatını kaybetmesi, dünyanın her geçen saniye doğal dengesinin bozulması ve hepsinin sorumlusunun da insan olması...


    *Yasemin Bay*

    Milliyet Gazetesi/cafe - 21 Ağustos 2007

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Müzikal Tavrım Çok Net

    Bir koç burcu olarak kendini nasıl tanımlarsın..?

    ŞF: Burçlarla aslında hiç bir ilgim yok. Koç burcu olmaya dair ortak özellikleri zaten bilmiyorum. Ortak özellik taşıyor muyum onu bile bilmiyorum bu nedenle

    -"Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı albümünde biraz daha sanki pop müziğe yakın olduğuna dair eleştiri aldın..

    ŞF: Aslında o albüm benim en sert albümlerimden bir tanesidir. İnsanların "pop" diye algıladığı şey çok değişti herhalde. Benim müzikal tavrım ve tercihlerim son derece nettir. İnsanlar bunu anlamakta zorluk çekiyorsa yapabileceğim bir şey yok. Bir pop şarkıcısı düşünün yanına da beni koyun, ortak bir nokta bulursanız bana da söyleyin

    -Her albüm çıkışında kendinde değişiklik yapıyorsun..?

    ŞF: Tamamen bir tesadüf aslında. Ben albüm yapıp, konser vermediğim dönemlerde çok dışarıda gözükmediğim için, albümden önce saçımı değiştirmiş oluyorum ama o sırada görenlere sanki imaj çalışması gibi görülüyor. Mesela bir buçuk yıldır benim saçım böyle ama, belki de insanlar albüm için yaptığımı zannediyor. Sıkılınca saçıyla oynayan herkes gibi bende saçımla oynuyorum ama, bunun dış görüntüyü değiştirmekle ilgisi yok.

    -Türkiye'de kimleri dinliyorsun..?

    ŞF: Türkiye'de rock yapan insanların çoğu benim arkadaşım olduğu için onların nasıl müzikler yaptığını zaten hep takip ediyorum ve sempatiyle yaklaşıyorum. İnsanların beğenisine sunulmuş şeyler hakkında konuşmayı prensip olarak doğru bulmuyorum zaten. Hepimiz kendimizi eğiterek bu işi yapıyoruz. Rock müzik yapmaya çalışanlar her ne yapıyorlarsa, bilerek, isteyerk ve bilinçle yaptıkları için öyle bir eleştiri hakkı görmüyorum kendimde. Her zaman %90 sempatiyle yaklaşmayı tercih ediyorum.

    -Hayranlarınla ilgili en ilginç anın ne..?

    ŞF: Bugün Beni dinleyen insanlarla kurmaya gayret ettiğim ilişki, sanatçı-hayran ilişkisinden çok, arkadaşlık ilişkisine dayanıyor. Tavırlarım alışagelmiş star tavırlarına paralel değil, dinleyicilerim de.. Ben öyle olmadığım için aramızda uzak ve süslü püslü bir ilişki yok. Onun için ilginç şeyler değil çok güzel şeyler yaşarım genelde. Ben samimi olmayı tercih ettiğim için, onlar da samimi, dolayısıyla ortaya arkadaşlık çıkıyor.

    -Bir yerde sahne alıyor musun..?

    ŞF: Şimdi önceliği olan konserler var. Konser vermeyi çok özledim. Kışa doğru uygun bir yer olursa belki canlı müzik yapabileceğim öyle bir ihtimali de değerlendirebiliriz.

    -Şimdi başka neler yapıyorsun..?

    ŞF: Turneden döneli bir ay oldu, albüm çıktıktan sonra tanıtımlar başlamıştı ama turne nedeniyle ara vermiştik, şimdi ona devam ediyorum. Provalarımız var çünkü konserler devam edecek. Yurt dışıyla ilgili bazı gelişmeler var, onun için yoğun bir çalışma temposu içerisindeyim.

    -Sabah kalkar kalkmaz yaptığın özel bir şey var mı..?

    ŞF: Özel yaaptığım bir şey yok, evimin bahçesinde oturup kendime gelmeyi seviyorum. Geceleri genelde çalıştığım için geç saatlerde yatıyorum bu aralar. Ama günü kaybetmek istemediğim için çok geç kalkanlardan değilim. Bahçede kendime geliyorum ve günlük işlerimi yapmaya başlıyorum. Bu aralar zamanım sürekli çalışmakla geçiyor.

    -Bu albüm için kendini fazla açtığına dair eleştiriler oldu..

    ŞF: Kendi sözünü, kendi müziğini yapan biriyim, neden bahsedebilirim ki tabii ki kendimden bahsedeceğim. İlk günden dediğim gibi; müzik yapıyorsanız samimi olmak zorundasınız. Yazdıklarınız gözlem bile olsa, çok gerçekçi ve dürüst olmalı bana göre. Beni dinleyen insanlarla samimi bir ilişki kurmaya çalıştığım için, bunun ilk ayağının benim samimi olmam gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, insanların birbirine kalplerini açmasında sorun görmüyorum. İnsanlar birbirlerine kendilerini açmadıkları için göstermelik ve sahte ilişkiler söz konusu. Tabii ki anı yazmış değilim, öyle olsa otobiyografi kitabı yazardım. Ben hislerimi paylaşıyorum insanlarla, bu da bence çok önemli bir şey. Eğer algıları açık bir insan olarak yaşamaya gayret ederseniz ki benim ahlaktaki anlayışım budur; herkesin hisleri çok kıymetli. Ben sadece iç dünyamı yansıttım, keşke herkes böyle yapsa, o zaman hiç bir şeyin altında bir şeyler aranmaz, her şey zaten açık ve net olur.

    -Belki çok nettin o yüzden..

    ŞF: Evet öyle bir farkı var bu albümün. Diğer albümlerimde daha masalsı bir dil kullanıyordum, burada biraz daha net ifadeler var. Bazı şeyler bir araya geldi, o benim söz yazmak konusundaki değişimim ve kendimce gelişimim. Anlatmak istediğim şeyi, daha net ifade edebilmek benim için bir başarı. Ama insanlar birbirine benzer o kadar çok şey dinliyorlar ki, çok hafif değişik bir şey gördüklerinde algılamakta zorluk çekiyorlar. Bende bilirim insanların eleştirmeyeceği bir şey yapmayı ama ben insanlara servis sunmuyorum, duygularımı sunuyorum.

    -Şarkı yapmak için illa aşık olmak gerekiyor mu mesela..?

    ŞF: Aşk çok ortada varolan bir duygu olduğu için, herkesin ilk anlamda algıladığı bir konu. Herkes yastığa başını koyduğunda aşkıyla ilgili şeyler düşünür. İlişkiler sadece aşk değil, tüm insan ilişkileri hayatta çok önemli, ben de böyle şeylere önem verdiğimden olsa gerek ki aşk ana tema.

    -Son zamanlarda aşık oldun mu..?

    ŞF: Hayır.

    -Aşk acın var gibi aslında şarkılarında. Geçti mi..?

    ŞF: Belli olmuyor mu..? Duygulara dair her şey çok zor geçiyor, iz bırakıyor.

    -Unutamadığın bir aşkın var mı..?

    ŞF: Hiç bir şeyi unutmazsın ki Hafızan doğru çalıştığı sürece, unutmazsın. "Ben her şeyi unuturum" diyen varsa, o anlık bir kızgınlık içinde söylenen bir şey olur. Ama duyguların etkileri elbette ki zaman içinde yok olur. Zaman gerçekten bir çok şeyi halletmeye yardımcı oluyor.

    -Nereden alışveriş yapıyorsun..?

    ŞF: Genelde yurtdışından alıyorum. İkinci el mağazalara bayılıyorum. Burada da beğendiğim bir şey olunca alıyorum ama moda şekliyle değil de kendi tarzıma uydurmayı seviyorum. Tezatlardan hoşlanıyorum.

    -Kendi kendine kaldığında neler yaparsın..?

    ŞF: Bahçemle uğraşıyorum, ahşap boyuyorum, elektronik aletleri kurcalıyorum. Sinemaya çok düşkünüm. Vaktimin çoğunu zaten evimde geçiriyorum.

    Trendy - 24 Ağustos 2007

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    1999-2007 arasıda birsürü röportaj var ama hepsini geçiremicem kaynağı en alta yazıcağım :)

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    MAKALELER

    Saç, Ter, Reçine Ve Perdeler

    Şebnem Ferah yeni şarkısı "Perdeler"e çello solo uygun görmüş, Apocalyptica grubu da eyvallah demiş. Baltık Denizi'ne kadar gidip bilgi ve görgümüzü arttırmamız bundandır. Helsinki bunalımının sırrını ve ilacını da çözmüş bulunuyoruz
    Björk'un başrolünde oynayıp Altın Palmiye bile aldığı "Dancer in the Dark-Karanlıkta Dans"ı gördüyseniz, mutlaka ağlamış, kahrolmuş, içiniz ezilmiştir. Darmaduman bir filmdi kendisi. Finlandiya seyahatimizde bunun sebebini idrak ettik. "Konuyla ne ilgisi var; Björk Finlandiyalı bile değil, film de orada geçmiyor?" diyeceksiniz ama nafile, biz olayı çözdük bir kere. 'Kuzey' olayı. Eminim Norveç, İsveç ve Danimarka -hatta daha da ileri gidip Belçika da diyebilirim- 'bet' ülkelerdir. Bizi oraya götüren Universal'dan Bige Hanım iki günde intiharın eşiğine geldi dersek, umarım sizin için yeterli olacaktır. Veya Helsinki city guide'da "Evet, intihar oranı en yüksek ülke Finlandiya'dır, ama votkamız ve Nokia'mız meşhurdur" gibi şeyler yazıyor dersek...

    'KENDİNİ YENİLEME' MEVZUU
    "E, madem öyle niye gittin" diyecek olursanız, enteresan bir buluşmaya tanıklık etmeye gittik: Şebnem Ferah'ın canı Apocalyptica'yla düet yapmak istemişti. Bizi de çağırdı. Kısaca. Apocalyptica'yı hatırlarsınız; şu Metallica'nın parçalarını çelloyla çalan çocuklar. Bir iki defa Türkiye'ye gelmişlerdi.

    Şebnem'e sorduk: Nereden çıktı bu düet? "Daha önceden beri müziğin her iki albümümde de benim müziğe bakışaçımı yansıtan albümler yapmaya çalışıyordum ve her zaman da o ana kadar öğrendiklerimin yanı sıra yeni bir şeyler de eklemeye çalışıyordum kendimce" dedi. "Efendim?" diye cevap verdik. Apocalyptica üyeleri hiç oralı değildi; Türkçe konuşuyorduk ve onlar kendi dillerine feci benzettikleri bu dili, fıçılarca bira eşliğinde keyifle takip etmekle meşgullerdi. Şebnem'i anlamamıştık. Ama bu normaldi, zira Helsinki'deydik ve güneş vardı ve sabahtan beri ısınmak için votkaların tadına bakmıştık ve... "Nasıl yani?" dedik, Şebnem bu sefer "Yeni bir vizyon açacak bir şey" diye açıkladı. Sonra da "Albümün başından beri kendim için yeni ne yapabilirim diye düşünüyordum. Dünyada denenmeyen bir şey kalmadı, bütün türler birbirine karışmış ve birbirinden faydalanıyor vaziyetinde. İlkel bir tarafı olan bir müzik yapmak istedim, ilkel derken daha saf, bu da net enstrümanlarla mümkün. Bu fikir oluştu, aynı company'de olduğumuz için uluslararası boyutunu da çözdük. Her şeyden önemlisi kendimi yeni bir şey yapıyormuş gibi hissedeceğim. Motivasyon olacak" dedi.

    Çaresiz peki dedik. Arkadaşlar böyle bir proje düşünmüşler, iyi de olmuş, kızımız güzel, sesi güzel malum, eh çocuklar da fena çalmamış; sorun yok. Şarkının ismi "Perdeler". Şebnem'in en yeni şarkısı. Sözler-müzik ona ait. "Yarın güneş doğar elbet, yeter ki açılsın şu perdeler..." diyor. Yakında çıkacak yeni albümün de habercisi tabii. Biz sound'u bir önceki "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum"a benzettik, ama belli olmaz, albüm çıkana dek beklemek lazım.

    Allahın işi; Danimarkalı bir arkadaşım dinlemişti o albümü tesadüfen ve Şebnem'in sesine hayran kalmıştı. Bunu Apocalyptica'lı arkadaşlar Max ve Paavo'ya da anlattım. Vay canına, dediler. Yanımızda oturan Hürriyet'çi arkadaşımız Yeşim Çobankent biraz dedikodu yapmaya karar verdi ve aynen şöyle sordu: "Şebnem'in sesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz?" Çocuklar da harbi çıktı: "Bilmem, yarın stüdyoda görürüz!" Şebnem kikirdemeye başlayınca ona çello da çaldırmaya karar verdiler.

    KARANLIKTA DÜET
    Apocalyptica'cılar Şebnem'in geçmişinden bihaberler. Ortalığı karıştırayım dedim ve "Biliyor musunuz, o eskiden hızlı bir rock grubu solistiydi" diye yumurtladım. Max ve Paavo bu işe sevindi, ama tehditkar ifadeyle "Asıl siz bizim geçmişimizi bilmiyorsunuz" dediler.

    Geçmişleri hakikaten şahane: Adamlar Sibelius Akademisi mezunu, "Oraya girmek için çok yetenekli olman lazım" diye caka satıyorlar; ama çellolara "eziyet" çektirmeye karar vermişler bir kere: "Enstrümanlarımızın saç, ter ve reçine ile dolması hoşumuza gidiyor" diyorlar. Sonra efendim, dünyadan çok sevdikleri ve ünlü olmalarının müsebbibi Metallica abileri, onları San Francisco Senfoni Orkestrası'yla verdikleri konsere davet etmiş, kendi limuzinlerini göndermiş... CV iyi yani. Aferin Şebnem.

    KEMANCI'NIN SIRRI
    Türkiye'yi sevmişler, ama Mimar Sinan'ın rıhtımındaki konserde mideleri bulanmış: "Kabus gibiydi. Büyük gemiler geçiyor, dalgalar geliyor, sahne sallanıyor, sen solo atmaya çalışıyorsun. Verdiğimiz en tuhaf konserdi" diye anıyorlar.

    Tuhaf buldukları şey yalnızca o değil: "Club kapasiteniz inanılmaz. Kemancı bin kişi alıyor! Burada en fazla 200 kişi alır bir yer. Türkler de ufak insanlar değil ki, hadi Koreliler olsa neyse..."

    Biz de onlara "Neden Helsinki'de bütün otellerin adı Sokos ve bütün restoranların adı Cabana?" diye soracaktık ki... Votkalar geldi.

    Sabah Gazetesi - 23 Nisan 2001

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Bu Aşk Az Bile Sana

    *Naim Dilmener*

    Şebnem Ferah yazdığı-söylediği her şarkı ile dinleyicisinin ruhuna sızabilmiş bir ozan. Bu nedenle de dinleyicisi her zaman olduğu gibi Açıkhava’daki unplugged konserde de Ferah’ın peşindeydi. Şebo’ları, her şarkısında onların yüreğine dokunabiliyordu...


    Rock dünyamızın önemli ve güçlü isimlerinden Şebnem Ferah, geçtiğimiz cumartesi akşamı, ‘unplugged’, yani fişsiz-mişsiz bir biçimde çıktı hayranlarının karşısına, Açıkhava’da. Ferah’a canlı performanslarında eşlik eden ve Ozan Tügen, Buket Doran, Metin Türkcan (ki, genç kızlar çığlık çığlığa ismini haykırıp durdu konser boyu), Aykan İlkan (ki, öğrencileri müzisyeni muhtemelen çok memnun eden koca bir pankart açtı konser sırasında), Ceren Tügen’den oluşan gruba, sıkı gitaristlerimizden Can Şengün de eklenmişti. Bir de, keman-viyola-çellodan oluşan bir yaylılar grubu, yani quartet ile desteklenmişti grup; yani fişin-elektriğin açığı, has enstrümanlarla, doğalın doğalı seslerle kapatılmıştı.
    Böyle yapıldığı için de, tamamen elektriğe mahkûm olmuş herhangi bir konser, herhangi bir sahne performansından çok daha başka, çok daha samimi bir grup ve yorumcu vardı o gece Açıkhava’da.
    Hiç şüphe yok ki, Ferah 90’lı genç kuşağın önde gelen isimlerinden biri. Bugüne kadar, hemen hemen yazdığı-söylediği her şarkı ile dinleyicisinin ruhuna sızabilmiş bir ozan. Ve bu nedenle de dinleyicisi Ferah’ın daima peşinde. O neredeyse, onlar da orada. Geliyorlar, dev pankartlar açıyorlar, tezahürat yapıyorlar ve klibi çekilmiş olsun olmasın, radyoların bile öne çektiği bir şarkı olsun olmasın, her ama her şarkıya haykırırcasına eşlik ediyorlar, sıkıntılarını-bunalımlarını Şebo adını taktıkları star’larıyla paylaşıyorlar ve bir nebze ferahlamış-hafiflemiş bir biçimde evlerinin yolunu tutuyorlar.
    Ferah’ı, yaşı çok ama çok genç bu binlerce insanın kraliçesi yapan nedenlerin en önemlisi, her biri bir çeşit olmalarına rağmen, hepsinin bir biçimde, bir Ferah şarkısında kendini görüyor-okuyor olması. Şebo’ları, ne yapıyor ediyor, her ama her şarkısında mutlaka onların yüreğine dokunabiliyor. Dokunuyor ve şöyle diyor: ''Yalnız değilsiniz, ben yanınızdayım. Ve ben de tıpkı sizin gibiyim; sıkıntılı, çoğunlukla mutsuz, yorgun, hatta bezgin. Gelin birbirimize tutunalım ve su yüzeyine çıkmaya çalışalım. Gelin birlikte deneyelim.

    Kibritin yanan ucunda
    (Ömür Göksel’in ''Sevemem Artık'' şarkısının makamında) ''I love you Şebo-I love you Şebo...'' tezahüratları eşliğinde başladı konser. Çekilen fişin açığı nasıl kapatılacak diye telaşlananlar-merak edenler, hemen konserin başlarında, ''Can Kırıkları'' seslendirilirken aldılar cevabı. Quartet’imiz, cam kırıkları üzerinde yürüye yürüye canlarını tuz buz etmişlerin bu şarkısının orta yerine, öyle bir yaylı pasaj döşedi ki, merak ya da telaş o saniye kayboldu. Ve Açıkhava’daki herkes anladı ki, Ferah da, şarkıları da ''bu akşam daha zengin'' olacaktı.
    ''Çakıl Taşları'', ''Mayın Tarlası'' ve ardından gelen diğer şarkılar, bu zenginlik hissi ve heyecanı içinde söylendi, seslendirildi. Açıkhava’nın tamamı, Ferah onlara ''şimdi sıra sizde'' dese de, demese de, her şarkıya eşlik etmekteydi. Bir kısmı ayaktaydı; ayakta ve yumruklar havada. Bir kısmı ise oturduğu yerden basıyordu çığlığı: ''Aşk filmlerinde olur ya, işte öyle sevmişim; sonunda bedenim sağlam bulunmuş, yüreğim paramparça...''


    Nasıl inanmayız biz sana ?
    Sıra ''Ben Şarkımı Söylerken''e geldiğinde ise kıyamet koptu resmen; hele hele ''içine girdiğin küçük kaygan delik...'' dizelerine sıra geldiğinde, herkes infial halindeydi. Kim olduğu, ne olduğu bir zamanlar konuşulmuş ve bilinmiş olsa da, artık unutulmuş ve hafızlarımızın çöp kutusunu boylamış bir ‘ilişki’den geriye, böyle bir şarkının miras kalmış olması, herhalde müziğin mucizevi özelliklerinden biri. Şebo’nun bir zamanlar yüreğini kanatmış bir ‘durum’ sonrası yazılmış bu şarkı, artık kalbi kırıkların marşı haline gelmiş: Yaşasın müzik!
    ''Sigara'', ''Yağmurlar'' ve ''Deli Kızım Uyan'' da, bir kulağı olduğu ve müzik dinleyebildiği için herkesi, ''Hayat, sana teşekkür ederim,'' ruh haline getirdi. Ferah şarkılarını söylerken, (laf aramızda; ‘kitsch’ demenin çok az, çok hafif kalacağı o siyah ve parlak ve çok fazla her şeyli çizmeleri ile) sahnede adım atılmadık yer bırakmadı, hem seyircisini hem de grup arkadaşlarını bir ‘antrenör’ gibi motive etti, gaza getirdi.
    Ferah’ı geniş yığınlara tanıtmış (ki, şarkı hâlâ gelinlikli, bebekli, yani düğünlü-dernekli; eh, yapacak bir şey yok, şarkılar kendi kendilerine pek değişmezler, birilerinin el atması gerekir değişmek-değiştirmek için) ''Vazgeçtim''den sonraysa, ''Hoşçakal'' dedi Ferah, ve grubu ile birlikte sahneden çekildi.
    Ama öyle güçlü bir alkış, ''öyle âdet yerini bulsun diye'' olmayan bir ''bi-da-ha-bi-da-ha'' çığlıkları koptu ki, Ferah ve ekibi çok da bekletmeden, kimseleri gereksiz yere oyalamadan geri geldi ve geceyi ''Bu Aşk Fazla Sana'' ile noktaladı; rock’umuzun en güzel beş on şarkısından biriyle yani.
    Ferah ve arkadaşları mutlu bir biçimde ayrıldı sahneden. Seyirciler de öyleydi. Açıkhava’nın merdivenlerini tırmanan herkesin ama herkesin ağzında, son şarkının muhtelif dizeleri vardı; kimse doymamıştı şarkıya. Konser sonrası trafik içinden çıkılamaz bir biçimde kilitlenip kaldığı için, Ferah hayranlarının büyük bir bölümü Taksim istikametine yürümeye başladı. Ağızda yine Ferah şarkılarıyla. Ama bu sefer herkes farklı bir şarkıya yaslamıştı başını.

    GECENİN TAVAN NOKTASI

    Gruptan Can Şengün ve Metin Türkcan’ın, ellerinde gitarları, kırmızı kadife koltukların üzerine fırlamaları; simgesel bir ''alın kadifelerinizi de-koltuklarınızı da...'' hareketi çekmeleri.


    GECENİN TABAN NOKTASI

    Sahne dekoru... Bütün o kırmızı kadifeden ağır perdeler, gösterişli abajurlar, kanepeler-koltuklar-sehpalar; ‘aile’ ve ‘düzen’ sözcüklerinin yan yana geldiklerinde katlanılmaz olan ‘gösterge’lerinden biri gibiydi sahnenin dekoru; öyle gözükmeyen-öyle olmadığı varsayılan bir ‘mayın tarlası’ ya da.

    Milliyet Gazetesi/cafe - 10 Eylül 2007

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    Müzik Cd'si Değil Dvd Yapın Artık

    Müzik sektöründe albüm satmadığı bir gerçek, bundan sonra satmayacağı da çok açık.

    Dünyada da iş, şarkının yanında ne verdiğinle alakalı artık.

    Tabii Tuğba Özerk gibi albümün yanında yastık vermekten bahsetmiyorum.

    "Lami cimi yok artık", kimse kuru kuruya albüm almıyor.

    Aslolan DVD artık!

    Çok sayıda yabancı şarkıcının konser DVD'sini izledim, sahnede nasıl şov yaptıklarını, görsel malzemeyi nasıl kullandıklarını, konseri nasıl muhteşem bir gösteriye dönüştürdüklerini görmek için...

    Bu DVD'lerin içinde konser performansının yanında, sahne arkası görüntüler, röportajlar oluyor, yani CD'de hiçbir zaman bulamayacağınız şeyler.

    Bunları neden anlattım?

    Geçenlerde Şebnem Ferah'ın DVD'sini izledim de ondan.

    10 Mart tarihinde İstanbul'da senfoni orkestrasıyla birlikte verdiği konserin DVD'sini basmışlar.

    Kayıt sürecinde 250 kişi çalışmış, mix, montaj çalışmaları 6 ay sürmüş.

    İzlediğim yabancı konser DVD'lerinden aşağı kalır yanı yok.

    Şebnem Ferah'ın konserde söylediği 22 şarkının kaydı yer alıyor DVD'de.

    Provalar, sahne arkası kulis görüntüleri, Şebnem Ferah'la yapılan röportajın da olduğu 30 dakikalık ekstra bir bölüm de var...

    Şebnem Ferah, DVD'de bugüne kadar yaptığı albümlerdeki en iyi şarkılarını söylüyor.

    10 yıllık müzik hayatının bir özeti gibi;

    Sigara, Deli Kızım Uyan, Mayın Tarlası, Ben Şarkımı Söylerken, Çakıl Taşları, Fırtına, Sil Baştan...

    Bu şarkıların hepsini severdim de, Sil Baştan'ın bu kadar iyi şarkı olduğunu bu DVD sayesinde keşfettim.

    Merak ettim sordum; Şebnem Ferah'ın DVD'si 15 gün önce çıkmış ve satış rakamı 40 bine dayanmış.

    Pek çok CD'nin ulaşamadığı bir rakam bu.

    Elbette Şebnem Ferah isminin bunda payı büyük.

    Yaptığı şarkılarla, yazdığı sözlerle rock müziğin Sezen Aksu'su oldu.

    Kemikleşmiş, çok 'deli' bir dinleyici kitlesi var.

    DVD'sinin çok daha fazla satacağından gram şüphem yok.

    Ancak bu yoldan diğer sanatçıların da gitme zamanı geldi.

    Bir tek Gülben Ergen, Duman ve Fazıl Say'ı hatırlıyorum böyle çalışması olan...

    İbrahim Tatlıses, Sezen Aksu, Tarkan, Sibel Can, Kenan Doğulu, Demet Akalın'ın neden sahne performansları, özel görüntüleri, röportajları, kulis anlarını toplayan DVD'leri yok.

    Olmalı!

    Artık kimse kuru kuruya CD dinlemiyor artık!

    Maçı seyirci aldı

    Fenerbahçe Stadı'nda üçüncü kez maç izledim, bu kez locadaydım.

    Seyirci için "12. adam" denir ya, Inter (dünkü yazımda yanlışlıkla Milan diye yazmışım) maçında bunun ne kadar doğru olduğunu bizzat statta yaşadık.

    Oyuncuların hakkını yemeyelim ama Inter maçını seyirci aldı.

    Top Inter'deyken çalınan ıslıktan, akustiğin de etkisiyle kulaklarımız sağır oldu statta.

    Seyirci en zor zamanda takımı ateşledi, bir dakika susmadı...

    Rakip üzerinde bu kadar büyük baskının kurulduğu maç çok az gördüm ben.

    Fenerbahçe hem takım hem de seyirci olarak bu maçı kazanmayı fazlasıyla hakketti.


    Röportajı Yapan: Cengiz SEMERCİOĞLU

    Hürriyet Gazetesi/Kelebek - 21 Eylül 2007

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesaj
    797
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    112

    Cevap: Şebnem Ferah

    DİSKOGRAFİ

    Kadın
    Albüm Çıkış Tarihi : 1996
    Müzik Şirketi : Raks Müzik / Karma Müzik



    1-Vazgeçtim Dünyadan
    2-Deli Kızım Uyan
    3-İyi Gün Dostlarım
    4-Bu Aşk Fazla Sana
    5-Bırak Kadının Olayım
    6-Fırtına
    7-Yağmurlar
    8-Yeniden Doğup Gelsem
    9-Durma
    10-Buradan Göçerken


    Artık Kısa Cümleler Kuruyorum

    Albüm Çıkış Tarihi : 1999
    Müzik Şirketi : Universal



    1-Oyunlar
    2-Ay
    3-Bugün
    4-Kalbim
    5-Herkes Bilsin İstedim
    6-Oyunun Sonu
    7-Üvey
    8-Nefessiz Kaldım
    9-Yorgun
    10-Artık Kısa Cümleler Kuruyorum
    11-Bugün


    Perdeler

    Albüm Çıkış Tarihi : 2001
    Müzik Şirketi : Universal



    şarkı bilgi
    1-Sigara
    2-Aşk
    3-Sil Baştan
    4-Nereye Kadar
    5-Perdeler
    6-Günaydın Sevgilim
    7-Dünya
    8-Saatim Çalmadan
    9-Korkarak Yaşıyorsun
    10-Perdeler


    Kelimeler Yetse

    Albüm Çıkış Tarihi : 2003
    Müzik Şirketi : Universal



    1-İyi-kötü (Dans Pisti)
    2-Babam Oğlum
    3-Ben Şarkımı Söylerken
    4-Senin Adın Ne
    5-Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler
    6-Çocukken Sahip Olduğum Kırmızı Rugan Ayakkabılar
    7-Mayın Tarlası
    8-Gözyaşlarımızın Tadı Aynı
    9-Daha İyi Olmaz mıydı
    10-Her Şey İnsanlar İçin


    Can Kırıkları

    Albüm Çıkış Tarihi : 2005
    Müzik Şirketi : Pasaj



    1-Okyanus
    2-Can Kırıkları
    3-Bir Kalp Kırıldığında
    4-Delgeç
    5-Geçmişe Yolculuk
    6-Ben Bir Mülteciyim (Güç)
    7-Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem
    8-Çakıl Taşları
    9-Zaman Geçip Gidiyor
    10-Hoşçakal


    10 Mart 2007 İstanbul Konseri

    Albüm Çıkış Tarihi : 2007
    Müzik Şirketi : Pasaj & Dream Tv



    1-İntro
    2-Okyanus
    3-Can Kırıkları
    4-Çakıl Taşları
    5-Delgeç
    6-Ay
    7-Ben Şarkımı Söylerken
    8-Babam-Oğlum
    9-Mayın Tarlası
    10-İyi - Kötü (Dans Pisti)
    11-Sigara
    12-Dünya
    13-Bugün
    14-Sil Baştan
    15-Oyunun Sonu
    16-Deli Kızım Uyan
    17-Yeniden Doğup Gelsem
    18-Ben Bir Mülteciyim
    19-Yeniden Doğup Gelsem
    20-Fırtına
    21-Hoşçakal
    22-Vazgeçtim Dünyadan
    23-Bu Aşk Fazla Sana
    Konu sheytan tarafından (20-10-2007 Saat 07:08 PM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. Evinizi Ferah Göstermenin Yolları!
    mopsy Tarafından Ev Dekorasyonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2010, 12:31 AM
  2. Şebnem Pişkinle Röportaj
    mopsy Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-06-2010, 05:38 PM
  3. Yorum: 0
    Son mesaj: 20-05-2010, 04:37 PM
  4. Şebnem Özbek Makaleleri
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-04-2010, 01:39 PM
Yukarı Çık