Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Sabahattin Ali

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Biyografi (Yaşam Öyküsü) Forumunda Sabahattin Ali Konusununun içerigi kısaca ->> 25 Subat 1907 tarihinde, bugün Yunanistan sinirlari içindeki Gümülcine kazasi Egridere köyünde dogdu. Ögrenimini Balikesir ve Istanbul Muallim Mekteplerinde yaptiktan ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Sabahattin Ali



    25 Subat 1907 tarihinde, bugün Yunanistan sinirlari içindeki Gümülcine
    kazasi Egridere köyünde dogdu. Ögrenimini Balikesir ve Istanbul Muallim
    Mekteplerinde yaptiktan sonra Yozgat�ta ögretmenlige basladi. Kazandigi
    sinavla gittigi Almanya�da Postdam ve Berlin�de ögrenim gördü. Dönüsünde
    çesitli okullarda ögretmenlik, Devlet Konservatuvari�nda dramaturgluk yapti.
    1931 yilinda bölücü propaganda yaptigi ihbari üzerine 3 ay tutuklu kaldi.
    Görevine döndükten bir süre sonra tekrar tutuklandi, yargilandi ve mahkum
    edildi. Cumhuriyetin 10. Yili nedeniyle çikan aftan yararlanarak saliverildi.
    Çesitli resmi kuruluslarda 1945 yilina kadar çalisti. Issiz kaldigi bir dönemde
    Aziz Nesin ile birlikte Marko Pasa�yi ve onun devami olan mizah dergilerini
    çikardi. Bu dergilerdeki yazilarinda, yayin yoluyla hakaret ettigi saviyla
    yargilandi ve mahkum oldu. 2 Nisan 1948�de yurt disinda çikmak için anlastigi,
    kendisine kilavuzluk yapan Ali Ertekin tarafindan, Bulgaristan siniri
    yakinlarinda Sazara köyü civarindaki ormanda öldürüldü. Siirler, hikâyeler,
    romanlar yazdi, çeviriler yapti. Ilk yazilari Balikesir�de Irmak dergisinde
    çikti (1925/26). 1930�lu yillarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirdi.
    Öykülerinde, tanimlamakta güçlük çektigimiz kimi duygulari ustalikla anlatir.
    Insanin zavalliligini ve gücünü ayni sarsilmaz üslupla, zaman zaman masalsi
    ve destansi bir biçimde yansitmayi basardi.

    Eserleri

    DAGLAR
    Basim dag, saçlarim kardir,
    Deli rüzgarlarim vardir,
    Ovalar bana cok dardir,
    Benim meskenim daglardir.

    Sehirler bana bir tuzak;
    Insan sohbetleri yasak;
    Uzak olun benden, uzak,
    Benim meskenim daglardir.

    Kalbime benzer taslari,
    Heybetli öter kuslari,
    Goge yakindir baslari;
    Benim meskenim daglardir.

    Yarimi ellere verin;
    Sevdami yellere verin;
    Yelleri bana gönderin;
    Benim meskenim daglardir.

    Bir gun kadrim bilinirse,
    Ismim agza alinirsa,
    Yerim soran bulunursa:
    Benim meskenim daglardir
    HAPISHANE SARKISI -1-
    Göklerde kartal gibiydim.
    Kanatlarimdan vuruldum;
    Mor çiçekli dal gibiydim,
    Bahar vaktinde kirildim.

    Yar olmadi bana devir,
    Her günüm bir baska zehir;
    Hapishanelerde demir
    Parmakliklara sarildim.

    Çoskundum pinarlar gibi,
    Sarhostum rüzgarlar gibi;
    Ihtiyar çinarlar gibi
    Bir gün içinde devrildim.

    Ekmegim bahtimdan kati,
    Bahtim düsmanimdan kötü;
    Böyle kepaze hayati
    Sürüklemekten yoruldum.

    Kimseye soramadigim,
    Doyunca saramadigim,
    Görmesem duramadigim
    Nazli yarimden ayrildim.
    HAPISHANE SARKISI -3-
    Burda çiçekler açmiyor,
    Kuslar süzülüp uçmuyor,
    Yildizlar isik saçmiyor,
    Geçmiyor günler, geçmiyor.

    Avluda olta vururum;
    Kah düsünür, otururum,
    Türlü hayaller görürüm;
    Geçmiyor günler, geçmiyor.

    Gönülde eski sevdalar,
    Gözümde dereler, baglar,
    Aynada hayalim aglar,
    Geçmiyor günler, geçmiyor.

    Disarda mevsim baharmis,
    Gezip dolasanlar varmis,
    Günler su gibi akarmis...
    Geçmiyor günler, geçmiyor.

    Yanimda yatan yabanci,
    Her sözü zehir gibi aci,
    Bütün dertlerin en gücü;
    Geçmiyor günler, geçmiyor.
    HAPISHANE SARKISI -5-
    Basin öne egilmesin
    Aldirma gönül, aldirma
    Agladigin duyulmasin,
    Aldirma gönül, aldirma

    Disarda deli dalgalar
    Gelip duvarlari yalar;
    Seni bu sesler oyalar,
    Aldirma gönül, aldirma

    Görmesen bile denizi,
    Yukariya çevir gözü:
    Deniz gibidir gökyüzü;
    Aldirma gönül, aldirma

    Dertlerin kalkinca saha
    Bir küfür yolla Allaha
    Görecek günler var daha;
    Aldirma gönül, aldirma

    Kursun ata ata biter
    Yollar gide gide biter;
    Ceza yata yata biter;
    Aldirma gönül, aldirma
    ISTEK
    Yaniyor beynimin kani,
    Bilmem nerelere gitsem?
    Içime sigmayan cani
    Hangi rüzgara es etsem?
    Aksam sular karardi mi?
    Bir daga versem ardimi,
    Içimi yakan derdimi
    Sagir göklere anlatsam

    Içiliversem dem gibi,
    Kiriliversem cam gibi,
    Samdanda yanan mum gibi,
    Sabahi görmeden bitsem

    Bir yüce ormana dalip
    Ya bir dag basina gelip,
    Beni yaradani bulup
    Malini basina atsam

    Görünmez kollar boynumda.
    Yarin hayali koynumda,
    Sicak bir kursun beynimde,
    Bir agaç dibinde yatsam.
    KIYAMADIGIM
    Hey bir zaman bakip bakip
    Seyrine doyamadigim!
    Simdi gurbette birakip
    Sesini duyamadigim!

    Evde kapanip kaldin mi?
    Seyrana çikip güldün mü?
    Baskalarinin oldun mu?
    "Benimsin!" diyemedigim!

    Akitip gözüm yasini
    Hatirlarim gülüsünü;
    Kivircik saçli basini
    Gögsüme koyamadigim!

    Dik yamaçlarin selisin,
    Sen benden daha delisin,
    Simdi kimlerin kulusun?
    Basini egemedigim!

    Nasil vurgunum bilirdin,
    Niçin benden yüz çevirdin?
    Kimlerin koynuna girdin?
    Öpmege kiyamadigim!
    KOSMA
    Sevip sevip yari ele kaptirmak
    Kara bahtin bana eski isidir.
    Ömrümdeki yillar kadar yar sevdim
    Her biri bir baskasinin esidir.

    Canlar verdim her birinin yoluna,
    Hepsi girdi bir yigidin koluna,
    Bülbül bile kondu bir gül dalina,
    Bosta gezen bizim gönül kusudur.

    Baktigim yok üzüntüye, sevince.
    Feryat etmem yar basindan savinca,
    Benim gibi sevmelidir sevince:
    Ne göz görür, ne kulagim isitir.

    Kara saçim dik basimda kar oldu,
    Ak saçimla yar sevmesi ar oldu,
    Bana vuran eller degil, yar oldu,
    Bu dert benim dertlerimin basidir.

    Kimi asik dilegine ulasir,
    Sevdigiyle cümbüs eder, gülüsür,
    Kimi benim gibi garip dolasir,
    Asil asik kam almiyan kisidir.
    LEYLIM LEY
    Dondum daldan kopan kuru yapraga
    Seher yeli dagit beni, kir beni
    Götür tozlarimi burdan uzaga
    Yarin çiplak ayagina sür beni

    Ayin savki vurur sazim üstüne
    Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
    Gel ey hilal kaslim dizim üstüne
    Ay bir yandan sen bir yandan sar beni

    Yedi yildir ugramadim yurduma
    Dert ortagi aramadim derdime
    Geleceksen bir gün düsüp ardima
    Kula degil, yüregine sor beni
    ÖYLE GÜNLER GÖRDÜM KI
    Öyle günler gördüm ki, aydin gökler kararip
    Bahtim bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
    Her gözümü yumunca tanidik yüzler görüp,
    Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
    Ümitsizlik, gariplik dört tarafimi sarip
    Yüzüm siritsa bile, içim yas döker oldu.

    Her sabah ilk isiklar gözlerimi oyardi,
    Uyanan tas duvarlar iniltimi duyardi.

    Öyle günler gördum ki, duvarlar gelir dile,
    Gözumde canlanirdi eskiya masallari.
    Varligimi sarardi, hain bir isteyisle
    Görmedigim yumusak bir düsmanin elleri
    Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
    Kalplerin eksik olmaz böyle zayif halleri:
    Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
    Kalbimi bir çamurda çirpinirken bulurdum.

    Öyle günler gördüm ki, dost dedigim insanlar
    Ben yanina varinca dudagini kivirdi.
    Bir zamanlar yanimda agiz açmayanlar
    Sirtimi sivazladi, bana ogüt savurdu.
    Silahsiz gördügüne saldiran kahramanlar
    En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

    Ruhum bir heykel gibi düsüp parcalanirdi.
    Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanirdi.

    Öyle günler gördüm ki, tabanca sakagimda
    Tasarladim aydinlik dünyayi birakmayi
    Gönlüm acikli buldu, en atesli çagimda
    Sönük bir yildiz gibi bosluklara akmayi
    Tabancanin namlusu isindi yanagimda,
    Parmagim istemedi tetigini çekmeyi

    Bir sonbahar yagmuru gibi içim aglardi
    Bir seyler fakat beni yasamaga baglardi.

    Ey bir tane sevgilim, ben bugün yasiyorsam
    Sanma ki hayat tatli, insanlar hos olmustur,
    Dag basinda bir kaya gibiyim söyle dursam
    Etrafim eskisinden daha bombos olmustur
    Yalniz sana borçluyum bugün dünyada varsam:
    Seni her andigimda gözlerim yas olmustur
    Yaslar ki bir irmaktir, dertleri sürür gider,
    Gözyaslari içinde seneler yürür gider.

    Yok olmak istegiyle kalbim attigi zaman,
    Bana: Yasa der gibi gülen senin yüzündü.
    Dizlerim bir batakta yorgun yattigi zaman
    Bacaklarima kuvvet veren senin hizindi.
    Yasaran gözlerimde, günes battigi zaman
    Sicak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

    Sen aklima gelince her sey gülümserdi.
    Agaçlar sarki söyler, rüzgar tatli eserdi.

    Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektigimi:
    Garip basimin derdi bir yürek tasiyorum.
    Anlarsin niçin uzak yerlere baktigimi:
    Içinde yasanmaz bir dünyada yasiyorum.
    Görünce gülme sakin çirpinip aktigimi:
    Ilik ve aydinlik bir denize kosuyorum.
    Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    Aradigim yerlere benzeyis buldum sende.
    RUHUMUN DALGALARI
    Ruhumun dalgalari, kosup kabarmayiniz
    Her damlaniz tutusan gögsüme birer biçak.
    Kalbim bir kayadir ki, neredeyse yikilacak,
    Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayiniz.

    Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
    Yalayan sular gibi siz de yavaslasaniz.
    Bilmedigim yeni bir masala baslasaniz,
    Çekilse kulagimdan hatiralarin dili.

    Ey eski gunler artik bana yaklasmayiniz,
    Ey hayaller, vurmayin kalbimin sert tasina.
    Bütün bir hayat bile degmez bir göz yasina,
    Ruhumun dalgalari, köpürüp tasmayiniz.
    SON MEKTUP
    Ey yar, bu mektubu aldigin demde
    Kara topraklara verdim kendimi...
    Hersey bana engel oldu alemde,
    Bir çoskun nehirdim, yiktim bendimi.

    Benim gönlüm dogusundan deliydi;
    Baska dünyalarin saskin seliydi...
    Bunun böyle olacagi belliydi...
    Her sey biter sel yerine döndü mü...

    Dünya durmaz, bahar olur, kis olur,
    Belki senin gözün yas olur,
    Ben garibim, benim gönlüm hos olur,
    Sevdiklerim ayda yilda andi mi...

    Yildiz olur sana isik tutarim,
    Bülbül olur pencerende öterim.
    Yer altinda belki rahat yatarim
    Yer üstünde çektiklerim dindi mi...

    Simdi yasamayi tatli bulursun,
    Kosarsin, gülersin, tez yorulursun,
    Bir gün olur yine bana gelirsin
    Deli gönlün yasamaga kandi mi...
    YETMEZ MI?
    Ask seni harab etmez mi?
    Takatini tüketmez mi?
    Sendeki ates bitmez mi?
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?

    Askina yoktur enzade,
    Aklini aldi o taze,
    Aleme oldun kepaze,
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?

    Yar yoluna baktirdigin,
    Uykusuz biraktirdigin,
    Ask yüzünden çektirdigin,
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?

    Hangi derdimi sayayim?
    Aska nasil dayanayim?
    Yandim, daha mi yanayim?
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?

    Gögsümde tikanir sesim,
    Yok yasama hevesim;
    Ben bir dermansiz bikesim.
    Yetmez mi gönül, yetmez mi?


  2. #2
    bursali68
    Misafir..

    Sabahattin Ali

    Sabahattin Ali

    Doğum 25 Şubat, 1907
    Eğridere, Gümülcine Sancağı (Bugün Ardino, Bulgaristan)
    Ölüm 2 Nisan, 1948 (41 yaşında)
    Kırklareli
    Cinayet
    Milliyet Türk
    Meslek Şair, Öykücü,
    Romancı, Çevirmen
    İlk eseri Dağlar ve Rüzgâr (1934)

    Sabahattin Ali (d. 25 Şubat, 1907 - ö. 2 Nisan, 1948) şair ve yazar.

    Hayatı

    25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur. Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

    Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945).

    "İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".

    Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Jandarma karakolunda katledilmiş daha sonra da cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuştur. Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve CHP üyesi ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

    Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.

    Edebi kişiliği

    Sabahattin Ali yazı yaş***** şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926). Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930). Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

    Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir. Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir. 1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.

    Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş. Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.

    Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyunda tefrika etmiş (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.

    Eserleri

    Şiir

    Dağlar ve Rüzgâr (1934 - Yeni Eklerle 1943). Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler'le birlikte (1937) Bütün şiirleri.(YKY)

    Bestelenen Şiirleri

    Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül - Kerem Güney, Edip Akbayram)
    Leylim Ley (Zülfü Livaneli)
    Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim / Nazlı Yarim - Ahmet Kaya)
    Hapishane Şarkısı III (Geçmiyor Günler - Ahmet Kaya)
    Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)
    Kız Kaçıran (Ahmet Kaya)
    Kara Yazı (Ahmet Kaya)
    Melankoli (Ali Kocatepe, Nükhet Duru)
    Eskisi Gibi (Ben Yine Sana Vurgunum - Ali Kocatepe, Nükhet Duru)
    Dağlar (Dağlardır Dağlar - Sezen Aksu)

    Öykü

    Değirmen(1935)
    Kağnı (1936)
    Hanende Melek (1937)
    Ses (1937)
    Kağnı - Ses (1943 - İki Kitap Birlikte)
    Yeni Dünya (1943)
    Sırça Köşk (1947).
    Kamyon

    Oyun

    Esirler (1936)

    Roman

    Kuyucaklı Yusuf (1937)
    İçimizdeki Şeytan (1940)
    Kürk Mantolu Madonna (1942).

    Çeviri

    Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
    Antigone, Sofokles (1942)
    Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
    Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944)
    Fontamara, Ignazio Silone (1944)
    Gyges Ve Yüzüğü, Fr. Hebbel (1944)
    Yüzbaşının Kızı, A.S. Puşkin (1944) (Erol Güney ile birlikte)

    Kaynak : Sabahattin Ali - Vikipedi

Benzer Konular

  1. Sabahattin Talu Makaleleri
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 29-04-2010, 01:59 PM
  2. Arabalar beş kuruşa / sabahattin ali
    diojen Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-03-2010, 07:21 PM
  3. sabahattin alinin en sevdiği 5 kitap
    diojen Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-07-2009, 01:19 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık