Gayrı bana hayatta, bana; “ölümdür düğün”
Gecenin rengi var ya!.. Al’a ihtiyacım yok
Akşam hüsranla yatıp, perişan kalktığım gün
N’olacak bilmesem de “fal’a” ihtiyacım yok!..

“Şifa” olsa da elma, yemem ben, “Havva” için
Eğilirsem namerdim derdime deva için
Şikâyete gerek yok “lüzumsuz dava” için
Avukata, paraya, “mal’a” ihtiyacım yok!..

Gına geldi, yeminle, “Belki yarın!” demekten
Doğmayacak güneşi ısrarla beklemekten
Vazgeçtim!.. Aşk’tan meşk’ten, “hatta gülümsemekten”
Ağaç olsan fark etmez, “dal’a” ihtiyacım yok!..

Çizdim adını, sildim, yakıp tarumar ettim
Sen gönlümü yıkmıştın, “yeniden imar ettim”
Yaraydı ya yüreğim, bir güzel tımar ettim
Yüzer giderim şimdi “sal’a” ihtiyacım yok!..

Bilir misin ne yazar, ne söyler özgeçmişim
Ben “kıldan tüyden” değil, özümden vazgeçmişim
“Aşk” kadehte yetmedi!.. Testisiyle içmişim
Gül tadı damağımda “yal’a” ihtiyacım yok!..

Suç mu işledi gönlüm? Peki!.. “Onu fişledim”
“Ama” diyen beynimi, beynimi de şiş’ledim
Neden kızarayım ki, kabahat mi işledim?!
Yüzümü örtmek için “şal’a” ihtiyacım yok!..

Gölge etme bu yeter!.. Başka ihsan istemem
Uzanamadım diye, ben; “ciğere pis demem”
Şayet yola çıkmışsam, bir daha da vazgeçmem
Dudağından çıkacak “kal’a” ihtiyacım yok!..


“Kadir Albayrak”