Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 10
  1. #1
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Mevlana'dan şiirler


    Hangisiyim Ben

    Su insanlardan hangisi ben'im?
    Hele sen su kavgayi, gurultuyu dinle,
    agzima, sozume kulak asma.
    Hem sen beni elden cikti bil.
    Yoluma kadeh madeh koyayim da deme.
    Onume ne cikarsa tuzla buz ederim.

    Hem ben tipatip sana benzerim.
    Aglarsan aglarim,
    gulersen gulerim.
    Asil sen vardin ortada,
    ben senin elinde bir ayna.
    Sen yesillikte bir agac,
    ben senin golgen.

    Ben senin göllgen olduktan sonra
    hemen gider kendime bir dost ararim
    kurmak icin yaninda cadirimi,
    ararim bir taze gul fidani.

    Sonra sakinin kapisina varir,
    vurur testimi kirarim.
    Sonra oturur bardak bardak icerim
    cigerimden akan kani

    Mevlana Celaleddin Rumi
    Konu elpis tarafından (12-06-2008 Saat 12:36 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Mevlana'dan

    Alıntı elpis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster


    Şu insanlardan hangisi ben'im?
    Hele sen şu kavgayı, gürültüyü dinle, ağzıma, sözüme
    kulak asma.
    Hem sen beni elden çıktı bil.
    Yoluma kadeh madeh koyayım da deme.
    Önüme ne çıkarsa tuzla buz ederim.
    Hem ben tıpatıp sana benzerim.
    Ağlarsan ağlarım, gülersen gülerim.
    Asıl sen vardın ortada, ben senin elinde bir ayna.
    Sen yeşillikte bir ağaç, ben senin gölgen.
    Ben senin gôlgen olduktan sonra
    Hemen gider kendime bir dost ararım
    Kurmak için yanında çadırımı, ararım bir taze gül fidanı.
    Sonra sâkinin kapısına varır, vurur testimi kırarım.
    Sonra oturur bardak bardak içerim ciğerimden akan kanı
    *alıntıdır

    sevgili arkadaşım emeğine sağlık
    Çok anlamlı ve ... telefonda okudud bir dostuma...
    hele seslı okuyunca bir başka gücel oluyor........ İbrahim sadri edasıyla..
    Eee Mevlana olunca böyle oluyor...

    Merak ettim de kime yazmış bu dizeleri ? Mevlana.

  3. #3
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Cevap: Mevlana'dan

    Allah aşkından başka hangi aşk bu dizeleri yazdırabilir insana


    Asıl sen vardın ortada, ben senin elinde bir ayna.
    Sen yeşillikte bir ağaç, ben senin gölgen.
    Ben senin gôlgen olduktan sonra
    Hemen gider kendime bir dost ararım


    işte bu satırlarda dem vurmuş aşkın aslı olan rabbime

  4. #4
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Mevlana'dan

    Alıntı elpis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah aşkından başka hangi aşk bu dizeleri yazdırabilir insana


    Asıl sen vardın ortada, ben senin elinde bir ayna.
    Sen yeşillikte bir ağaç, ben senin gölgen.
    Ben senin gôlgen olduktan sonra
    Hemen gider kendime bir dost ararım


    işte bu satırlarda dem vurmuş aşkın aslı olan rabbime
    Acaba Şems ile beraber geçen zamanda mı....
    Yoksa daha sonra mı kaleme alındı ???? bu mısralar...

  5. #5
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Cevap: Mevlana'dan

    benim o kadar derin bilgim yok ama araştırıcam merak ettim ben de şimdi.

  6. #6
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Mevlana'dan

    Alıntı elpis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    benim o kadar derin bilgim yok ama araştırıcam merak ettim ben de şimdi.
    Çünkü : Mevlana şems ile biraraya geldikten sonra aşk volkanı patlıyor...
    Bilirsiniz daha önce kürsüsü olan bir ilim adamı. Değilmi... Sevgili elpis.

  7. #7
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Cevap: Mevlana'dan

    biliyorum ama şiirlerinin dönemlerini bilmiyorum araştırıyorum beklerseniz bulunca buraya aktarıcam

  8. #8
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Cevap: Mevlana'dan

    DOĞUM - ÖLÜM: 1207-1273

    HAYAT: Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.

    Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında 'Bilginlerin Sultanı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

    Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

    Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

    Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

    1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

    Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

    Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

    Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

    Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

    Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

    Yaşamını 'Hamdım, piştim, yandım' sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

    Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen 'Şeb-i Arûs' diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

    ESERLERİ
    Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi.

    Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, 'Mesnevi' denildiği zaman akla 'Mevlâna'nın Mesnevi'si' gelmektedir.

    Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

    Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.

    Mesnevi'nin Vezni:
    Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür.

    Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

    Dîvân-ı Kebir

    Divân şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. 'Divân-ı Kebir 'Büyük Defter' veya 'Büyük Divân' manasına gelir.

    Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.

    Divân-ı Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir'in beyit sayısı 40.000'i aşmaktadır.

    Mevlâna Divân-ı Kebir'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

    Mektûbât

    Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.

    Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında 'kulunuz, ben deniz'gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.

    Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.

    Fîhi Mâ Fih

    Fîhi Mâ Fih 'Ne varsa içindedir' manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.

    Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

    Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis)

    Mecâlis-i Seb'a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

    Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:

    1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
    2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
    3. İnanç'daki kudret
    4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah'ın sevgili kulu olacakları
    5. Bilginin değeri
    6. Gaflete dalış
    7. Aklın önemi

    Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme 'hamd-ü sena' ve 'münacat' ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.


    alıntı


    şiirin mesneviden olduğu yazılı başka bir yerde şems den sonra olduğu çıkıyor sonuç olarak
    Konu elpis tarafından (12-06-2008 Saat 12:38 PM ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    yeni üye elpis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    54
    Rep Gücü
    51

    Cevap: Mevlana'dan

    Hz.Mevlana'nın mesnevilerinden alıntı bir kaç sözüde paylaşayım;

    "Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan; hırstan ayıptan adamakıllı temizlendi."

    "Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir. Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim?"

    "Ehl-i Keremin vaatleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaatleri ise gönül azabıdır. "

    "Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur, durur. O dirinin aşkını seç ki; bakidir ve canına can katan içkiden sana sakilik eder."

    "Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalple halisi, mihenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin. Allah kimin ruhuna mihenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırt edebilir."

    "Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir. Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti o vesile yüzenden daha uzağa atar. Gönül, kendisine sır vereni; ok kendisini uzağa atanı görmedikçe. "

    "Güle aşık, halbuki esasen gül, kendisine aşık, kendi aşkını aramakta."

    "Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür. Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insanın malı olmayan ilim yükten ibarettir. "

    "Gönül, ne tarafı işaret ederse duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider. "

    "Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya, murdar bir şeyden ibarettir."

    "Sevgiden acılıklar tatlılaşır. Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı-duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgide bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki? Noksan bilgi nereden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir. Noksan bilgi sahibi, cansız bir şeyde dilediği şeyin rengini görünce adeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur."

    "Gönül aynası saf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin. "

    "Gönül, yalan sözden istirahat bulmaz. Suyla yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez. Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler gönül tuzağının taneleridir. Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın tadını alamaz. Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa yalanla doğrunun lezzetini adamakıllı bilir, anlar. "

    "Doğruluk, her duygunun uyanıklığıdır; bu sûretle duy-gulara zevk, munis olur. "

    "Bakır, altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olma-dıkça müflisliğini bilmez. Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül, dildarın cevrini çek. Dildar kimdir? İyice bil. Dildar ehl-i dildir. Çünkü elh-i dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, âlemde eğleşmemektedir. Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına."

    "Aşıkların neşesi de odur, gamı da, hizmetlerine karşılık aldıkları ücret de! Aşık, sevgiliden başkasını seyre dalarsa bu, aşk değildir, aslı yok bir sevdadır. Aşk, o yalımdır ki parladı mı sevgiliden başka ne varsa hepsini yakar. "Lâ kılıcı", Allah'tan başka ne varsa hepsini keser, silip süpürür. Bir bak hele "Lâ"dan sonra ne kalır? "İlla Allah; kalır, hepsi gider. Neşelen, sevin, ey ikiliği yakıp yandıran şiddetli aşk!",

    "Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni kır atın üstüne bindirir.
    Taçlar veren o başı yücelerden başını çekme. O gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.
    Fakat kime söyleyeyim?Bütün köy içinde nerede bir diri? Âbıhayatın bulunduğu tarafa doğru koşan kim?
    Sen bir horluk görür görmez aşktan kaçmadasın. Bir addan başka aşktan ne biliyorsun ki?
    Aşkın yüzlerce nazı, edası, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.
    Aşk vefakar olduğu için vefakar olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.
    İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne. Kökün iyileşmesine sağlamlaşmasına çalışmak gerek."

    "Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz binlerce tercüman zuhur eder. "

    "Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze kulak verme yolundan gir. "

    "Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah'ın sözüdür."

    "Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde manâ kıt... Sözler, yazılar; tuzaklara benzer. Tatlı sözler bizim ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara! "

    "Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, dilerse on batmanlık gürz. "

    "Dert, Allah'ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur, bir şeye yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden aşktan gelir."

    "Dosta dostun zahmeti ağır gelir mi? Zahmet: içtir, ruhtur. Dostluksa onun derisine benzer. Dostluk nişanesi beladan, afetlerden, mihnetlerden hoşlanmak değil midir? Dost altın gibidir. Bela da ateşe benzer. Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir."

    "Gönül istemeden ağza gelen lâtif sözler, külhandaki yeşilliğe benzer, dostlar. Uzaktan bak, geç.
    Yavrum, onlar yemeye kokmaya değmez. Vefasızlara gitme. Onlar: iyi dinle"yıkık köprüdür"
    Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır, ayağı da kırılır.
    Asker, nerde bir bozgunluğa uğrarsa iki-üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de, "işte tam dost", diye ona güvenirler. Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar."

    "İyilik ettiğin kişinin şerrinden sakın! Dostluk son demdedir."

    "Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir. İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin, kaçıp kötülüklerden kurtulasın."

    "Seni dostundan ayıran sözü dinleme. O sözde ziyan vardır, ziyan!"

    "Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir.
    Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir."

    "İyilik, hoşluk zamanında hepsi dosttur, eştir. Fakat dert ve gam zamanı Allah'tan başka kim sana dost?"

    "Dost nasıl dosttur? Rey ve tedbir bakımından merdivene benzeyen, seni aklıyla her an irşat edip yücelten dost."

    "Dünya sevgisi, dünya geçimiyle savaşma yüzünden sana o ebedi azabı ehemmiyetsiz gösterir. Ölümü bile ehemmiyetsiz bir hale getirirse bunda şaşılacak ne var ki? O sihriyle bunun gibi yüzlerce iş yapar!"

    "Dünyadan geçen kişiler de yok olmamışlardır, fakat Allah sıfatlarına bürünmüşlerdir. Onların sıfatları, Hak sıfatlarına karşı, güneşin karşısın-daki yıldızlara dönüşmüştür."

    "Kör bir deveye benzersin. Boynundaki yular, seni yeder, durur. Fakat çekeni gör, yuları değil.!
    Çekeni ve yuları görsen senin için bu âlem 'aldanma yurdu' olmazdı."

    "Bu âlemin direği gafletten ibarettir."

    "Gerçi dünyanın değeri taklittir ama her mukallit sınanmada rüsvay olur."

    "Dünya Allah'ın kahır yurdudur. Kahrı seçtiysen kahır göre dur.!"

    "Cebrail'le canların kıblesi Sidre'dir, karnına kul olanların kıblesi sofra. Arif' in kıblesi vuslat nurudur, filozoflaşan aklın kıblesi hayâl. Zahid'in kıblesi ihsan sahibi Allah'tır, tamahkârın kıblesi altınla dolu torba. Manâ gözetenlerin kıblesi sabırdır, sûrete tapanların kıblesi taştan yapılan sûret. Batın âleminde oturanların kıblesi lütuf ve ihsan sahibi Allah'tır, Zahire tapanların kıblesi kadın yüzü."

    "Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak'tan mı? Ne boş zahmet!"

    "Kaza ve kaderle pençeleşmek mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir."

    "Hile ve çare diye 'zindanı delip de çıkmaya' derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş, soğuk ve ters bir iştir."

    "Kaza gelince: bilgi, uykuya dalar, ay kararır, gün tutulur.
    Kazanın bu çeşit hilesi nadir midir ki? Kaza ve kaderi inkar edenin inkarı bile, bil ki, kaza ve kaderdendir."

    "Ticarette kamil değilsen yalnız başına dükkan açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir!

    "Susun, dinleyin!" emrini işit, sükût et. Madem ki Hak dili olamadın, kulak kesil.
    Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş!
    Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de "itiyat" yüzündendir.
    Kötü huy, adet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerle-şir .. seni, ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.
    Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.
    Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır."

    "Ey müslüman, edep nedir?" diye sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektedir.
    Kimi, "falan adamın huyu kötü, tabiatı fena" diye şikayet eder, görürsen,
    Bil ki, bu şikayetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!
    Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiatlılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir."

    alıntı

  10. #10
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Mevlana'dan

    "İyilik, hoşluk zamanında hepsi dosttur, eştir. Fakat dert ve gam zamanı Allah'tan başka kim sana dost?"

    "Dost nasıl dosttur? Rey ve tedbir bakımından merdivene benzeyen, seni aklıyla her an irşat edip yücelten dost."


    Emeğine sağlık sevgili elbis.....
    istifade ettim.

Benzer Konular

  1. İki Satırlık Şiirler
    kasev Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 12-04-2010, 06:50 PM
  2. Sesli şiirler
    atmaca34 Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-11-2008, 09:35 PM
  3. Sitemli Şiirler
    _gülgünturan Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 28-06-2008, 07:45 PM
  4. Mükremin Kızılca'dan Şiirler
    gargaralı Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 09-02-2008, 12:50 AM
  5. Atatürk'e Yazılan Şiirler
    Nil@y Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 09-12-2006, 04:05 PM
Yukarı Çık