“Ya; istediklerimi veremediğin için sen suçlusun,
Ya da senin veremeyeceğin şeyleri istediğim için, ben! ..”

Elbette kurulmayacak darağacı, elbette infaz yok! ..
Elbet her gün kopup düşecek üzeri çizilmiş bir takvim yaprağı! ..
Hançerin hangi hançerede derin izler bıraktığını, o izlerin kaç asrın gözyaşıyla dolduğunu, kalemi kıran yargıcın hangimizin gönlünün celladı olduğunu asla öğrenemeyeceğiz! ..
Benim gözlerimden fışkıran acıyla, senin göz pınarlarından süzülen billur damlalardan hangisinin, azap coğrafyasının sınırlarını zorladığını tasavvur edemeyeceğiz belki! ..
“Suçluyum” diyebilmek neyi çözer ki? .
Suç; Bizim için ne kadar izafi bir tanım! .
Her ikimizin de kabulde zorlandığı ve duygularımıza son derece bol gelen bir libas! ..
“Ateşi yakan ateş” hangimizde?
Hangimiz gökkuşağı, hangimiz yağmuruz?
Çamurda ki toprak hangimiz, su hangimiz?
“Suç” her ne ise, birlikte mi kabullenmeliyiz?
“Talep-kar” olarak mı yaşamak zor, “verim-kar” olarak mı?
Arzu etmekle “sunmak” arasında ki çizginin neresindeyiz?
……….
Ben dalların yapraklarla tam öpüştüğü yerde nefeslenirken, sen köklerimin her damarında bana ulaşması gereken can suyunun musluğunu tutmuşsun.
Sen hazanın taktirini beklerken ben senin iradenin tecellisine mahkumum!
Bu zindanın duvarlarını ören kim? ...
Ya üstünde yattığımız taşlar! ..
Kim şu gün ışığının üstüne geceyi giydiren, gecenin karanlığını bir kez daha siyahın en gaddarıyla boyayan kim? ..
Kapıların ardında çaresiz kalmak, kapıyı açıp açmamakta direnen iradenin cinnetinden daha mı kolay?
Hayatın kendisi olmakla hayatın içinde teferruat olmak arasında kalmış her iki ömür.
Zincire bağlanmış ve elde sallanan o “aksesuar” hangimizin yüreği? ...
Rüzgar gibi esmek başka şeydir, o rüzgarın hışmıyla savrulan yaprak olmak başka! ..
Bu; kaderin kendisiyle, kaderin elinde oyuncak olmuş bir acziyetin resmi kadar müşahhas bir duygu!
Ağlayanın ağlatanda ki hakkı, zenginin fakire vereceği zekat kadar helal.
Lakin ne var ki ağlayanın sürekli “hakkı helal etmek” gibi bir saplantısının olması,hakkın haklıya geçişini engellemekte! ..
Ben istediğime nail olamamanın derin hicranıyla kavrulurken, sen; Bu kahreden sevdaya cevap verememenin basamaklarını temaşa etmektesin.
Tırmanmak duygusu pençeleriyle tırmalamakta yüreğini.
Gözlerinle beni, çığlığınla alemi seyirdesin!
Lakin bilmediğim o ki; Sen bu azabın neresindesin?
Yargı bitmemiş ki, hüküm verelim! ..
Kadere yüklediğin ağırlık onun hak ettiği bir hamallık mı? Yoksa cefasından kaçtığın bir yük mü?
Gel gör ki; Ortalık yerde durmakta kesilen faturanın muhteviyatı.
Birimizin sahip çıkması gereken bu “illet” yalnızlığa mahkum edilmişçesine fakat sahibini sabırsızlıkla bekleyen kahrolası bir heyecan içinde! ..
Ellerini tutmak istedim birkaç kez! ..
Karşı koydu! ..
“Suç” kendini benimle örtüştüremedi!
Anladım ki sahibi ben değilim! ..
Sahibi olmadığım hiçbir şeyi “sahiplenecek de değilim! .”

Ama yinede “nezaketen” diyorum ki;

“YA; İSTEDİKLERİMİ VERMEDİĞİN İÇİN SEN SUÇLUSUN, YA DA; SENİN VEREMEDİKLERİNİ İSTEDİĞİM İÇİN BEN! .”

Kadir Albayrak