Merhaba



TEMCİD VE MÜNÂCÂT
Üç aylarda Receb’in ilk gecesiyle baslayarak
Ramazan’ın son gecesine kadar, imsakdan önce
birkaç müezzin tarafından minârede topluca okunan,
bir câmi mûsikîsi türüdür. Temcid duyulduğu zaman
yeme içmeye son verilirdi. Sahura vaktinde
kalkamayıp temcid okunurken uyananlar, iftardan
kalan pilâvı aceleyle ısıtıp yerlerdi. “Temcid Pilâvı”
deyimi de buna bağlanır. “Sahura kalkmak” ifâdesi
yerine “Temcide kalkmak” deyimi de kullanılmıstır.
Temcidler içerik olarak Allâh’a duâ, senâ
ve tâzim ile kelime-i tevhid, Resûlullâh’a salât ü
selâmdan olusan Arapça duâlarla, çesitli Türkçe
manzum münâcâtlardan meydana gelmistir. Bu
özelliği ile temcidler, tesbihler formunda mütâlâ
edilir. İki kısımdan meydana gelir. Bestelenmis olan
birinci kısmına “temcid”, irticali, olarak okunan
ikinci kısmına da “münâcât” adı verilir. Irak makamında
bestelenmis olan temcidin bestekârının Hatib
Zâkiri Hasan Efendi olduğu tahmin edilmekle
berâber, Itrî’ye âit olduğu rivâyeti de vardır. Güftesi
ise Sünbül Efendi Hazretleri’ne âittir. Merhûm Neyzen
Halil Can son zamanlara kadar Sünbül Efendi ve Azîz
Mahmud Hüdâyî Câmileri’nde temcid okunmaya
devam edildiğini nakleder.

Temcidin Metni:
Yâ Hazret-i Mevlâ,
Mevle’l mevali, ente’l Kerîmü’l Bâkî ve ente’r Rahîmü yâ
Allâh.
Ente’l-lezî teferratte bi’l fadli ve’l kerami ve’l ulâ, yâ
Rahmân.
İlâhün vahidün, Rabbün Teâlâ, hüva’llâhü’l bedi‘u’l
hakku’l ‘ulâ,
Yâ Mennân. Teâlâ zâtühû lemmâ tecellâ mine’l ğaybi
ile’l ‘ayni fecellâ, Yâ Deyyân.
Sübhâne men tâbe‘alâ Âdeme ba‘dem⠑asâ, fectebâhü
Rabbühû verafe‘a ile’s semâvâti’l ‘ulâ
yâ Sübhân.
Sübhâne men encâ Nühân, ile’s sefîneti ve eshâbehû,
sübhâne men ersele Mûsa ilâ fir‘avni bi’l‘asâ
yâ Furkân.
Sübhâne men ahsene savte Dâvûde ve refe‘a Îsâ.
Sübhâne meni’t tehaze İbrâhîme Halîlen ve’stafâ
yâ Hannân.
Sübhâne men tecellâ ve kelleme Mûsâ
yâ Rıdvân.
Sübhâne men hateme’l enbiyâ, bi Muhammedini’l Mustafâ,
fidâhü ebî ve ümmî, keme’l Halîlü İsmâile fedâ.
Allâh, yâ Hazret-i Mevlâ.
Lâ ilâhe illâ’llâh, Allâh, yâ Hazret-i Mevlâ.
Hak Lâ ilâhe illâ’llâh, Allâh, yâ Hazret-i Mevlâ.
Lâ ilâhe illâ’llâh, Evvel Âdem Safiyyü’llâh, yâ Mevlâ, Allâh,
yâ Hazret-i Mevlâ.
Lâ ilâhe illâ’llâh, Muhammedü’r rasûlûllâh, hakkan ve
sıdkan ve salli ale’n Nebiyyi’l Mustafa, Ahmedüne’l hâdî
ve aleyhi’s senâ, Allâh, yâ Hazret-i Mevlâ.
Kerîmün, Rahîmün, Allâh, yâ Mevlâ.”
(Kalın yazılar cumhur olarak okunur).

Münâcât:
Yâ hâteme’r risâleti yâ esrafe’l verâ,
Aceben li’l muhibbi keyfe yenâm
Külli nevmin ‘ale’l muhibbi harâm
Kum yâ nâim ü kem tenâm,
Âsıku’llâhi ve yenâm, ed‘ûke bi’t tazarru‘i yâ dâime’l
bekâ.
Aslih lenâ bi fadlike yâ vâsi‘a’l atâ.
İlâhî ben kime idem münâcât
Kapunda eyleyim arz-ı hâcât
Ve yâ dânende-i sırr-ı hafiyyât
Ne hâcet hazretine arz-ı hâcât
Ey kerîm ü lem yezel ve’y pâdisâh-ı lâ yezâl
Saltanat-ı külli senindir, hiç sana ermez zevâl
Salli alâ seyyidinâ Mustafâ, Ahmedüne’l hâdî
aleyhi’s senâ.

Örnek münâcât
Güfte: “Münebbihat”dan (İbn-i Hacer El-Askalânî)
Eyyühe’n nevvâmü kûmû li’l felâhi
Ve’zkürû’llâhe’llezî ecrâ’r riyâha
İnne ceyse’l leyli kad vellâ verâha
Ve tedânâ askeru’s subhi velâha
İsrabû ve accilû fekad karube’s sabâhu
Ma‘sera’s savvâmi yâ büsrâkümû
Rabbüküm bi’s savmi kad hennâkümû
Ve civâru’l beyti kad a‘tâkümû
Fe’f‘alû ef‘âle erbâbi’s salâhi
İsrabû ve accilû fekad karube’s sabâhu

Örnek münâcât ilâhî:
Güfte: Alvarlı Efe Hz. Beste: Ahmed Sahin
Biz ümmet-i Muhammed’e
Merhamet kıl yâ Rabbenâ
Bahseyle zât-ı Ahmed’e
Merhamet kıl yâ Rabbenâ
Sensin Kerîm sensin Rahîm
Sensin kadîm sensin Hakîm
Sensin âlîm sensin Halîm
Merhamet kıl yâ Rabbenâ

Temcidin sadece adı geçen bestesi ile değil,
farklı bestelerde ve irticâlî olarak da icrâ edildiğini,
aralarında Arapça veyâ Türkçe manzum eserler (tevsîh,
ilâhî, kasîde) okunduğunu, salânın da yine bu formlarla
iç içe okunduğunu da söyleyebiliriz. Temcidden
sonra sabah salâsı icrâ edileceğinden salâya “dilkeshâverân”
makâmıyla bağlamak uygun düser.

İmsâk vaktinden ezâna kadar olan zaman
bu sekilde doldurulurdu. Günümüzde ise ezân vakti
girmediği halde imsâk vaktinde ezân okunmaktadır.
Eskiden imsak vaktinde (“essalâtü hayrum mine’n nevm”
okunmadan) bir imsâk ezânı, bir de namaz için sabah
ezânı olarak iki ezân okunduğu bir vâkıadır. Bu uygulama
bazı Arap ülkelerinde hâlen devam etmektedir. Bu
çalısmamız vesîlesiyle umuyoruz ki, kitapla birlikte sunulan
örnek uygulama cd’si Ramazan mûsikîsinin diğer
formları ile birlikte “temcid” geleneğinin de tekrar ihyâ
edilmesine yardımcı olacaktır.

Sensin Kerîm sensin Rahîm
Sensin kadîm sensin Hakîm
Sensin âlîm sensin Halîm
Merhamet kıl yâ Rabbenâ


Temcidin sadece adı geçen bestesi ile değil,
farklı bestelerde ve irticâlî olarak da icrâ edildiğini,
aralarında Arapça veyâ Türkçe manzum eserler (tevsîh,
ilâhî, kasîde) okunduğunu, salânın da yine bu formlarla
iç içe okunduğunu da söyleyebiliriz. Temcidden
sonra sabah salâsı icrâ edileceğinden salâya “dilkeshâverân”
makâmıyla bağlamak uygun düser.
İmsâk vaktinden ezâna kadar olan zaman
bu sekilde doldurulurdu. Günümüzde ise ezân vakti
girmediği halde imsâk vaktinde ezân okunmaktadır.
Eskiden imsak vaktinde (“essalâtü hayrum mine’n nevm”
okunmadan) bir imsâk ezânı, bir de namaz için sabah
ezânı olarak iki ezân okunduğu bir vâkıadır. Bu uygulama
bazı Arap ülkelerinde hâlen devam etmektedir. Bu
çalısmamız vesîlesiyle umuyoruz ki, kitapla birlikte sunulan
örnek uygulama cd’si Ramazan mûsikîsinin diğer
formları ile birlikte “temcid” geleneğinin de tekrar ihyâ
edilmesine yardımcı olacaktır.

Salâ
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) için okunan,
Allâh’ın bağıslaması ve selâmının onun üzerine
olması dileğini ifâde eden duâlara “salâvât”,
“salâvât-ı serîfe” denir. Sözleri “Allâhümme salli alâ
seyyidinâ Muhammed” seklindedir. Minârelerden
okunan sekline “Sal┠denir. Eskiden aksam ezânı
dısında, öğle, ikindi ve yatsı ezânlarından sonra, sabah
ezânından ise önce salâlar verilirdi. İrticâlen okunan,
bir kısmı da bestelenmis olan duâlardır. Daha çok,
“salâ okumak” yerine “salâ vermek” tâbiri kullanılır.
Ayrıca mübârek gün ve gecelerde ezândan
önce salâ verilmesi ve ezândan önce de bir kasîde
okunması âdet olmustur.
Sabah okunan salâ bestesi “Hatib Zâkiri
Hasan Efendi”ye âit “Dilkeshâverân” makâmındaki
“Sabah Salâsı” adıyla pek yaygın olarak, bilinen salâdır.
Günümüzde Anadolu’da birçok yerde mübârek
gün ve gecelerde, minârelerden salâ ile birlikte kasîde
ve ilâhiler hâlâ pek yaygın olarak okunmasına karsı,
ilmin, san’atın ve medeniyetimizin besiği olarak bilinen
İstanbul ve bazı diğer büyük sehirlerde, bu âdete
gereken önem verilmemektedir. Ezânlardan sonra
salâ okunmadığı gibi, mübârek gün ve gecelerde,
hattâ Ramazan’da bile salâ verme âdeti terkedilmistir.
Su anda sadece yaygın olarak “Dilkeshâverân Sabah
Salâsı” olarak bilinen salâ minârelerden “cenâze
salâsı” yerine okunmaktadır.
Bu olumsuzluklara rağmen Erzurum’da hâlen
her ezândan sonra ezânın okunduğu makamda
salâlar verilmektedir. Bu güzel örnek, bu gibi güzelliklerin
tamâmen unutulmadığı ve tekrar gelenekleseceği
ümidini kuvvetlendirmektedir. Bizde ecdâdımızın
mîrâsı olan bu uygulama kısıtlanırken, bâzı Arap ülkelerinde
ezânlardan sonra sâla verilmesi âdeti hâlâ
devâm etmektedir.

Mübârek gün ve geceler ile Cum’â gününde Salâ:
Cum’â günleri Öğle namâzının vaktinde
Cum’â namâzı kılındığı için ezândan yaklasık
bir saat kadar önce salâ verilir. Bu salâ
“Dilkeshâverân Sabah Salâsı”nın yaygın olarak
bilinmesinden dolayı Dilkeshâverân veyâ Hüseynî
makâmında okuna gelmistir. Bununla birlikte herhangi
bir makâmda da okunabilir ve uzun okunduğu
takdirde çesitli makâmlara geçki yapılabilir.

“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Rasûlâllâh”
“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Habîballâh”
“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh”
“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ seyyidel
evve-lîne ve’l âhirîn”
“Ve selâmün alel mürselîn”
“Ve’lhamdü li’llâhi Rabbi’l âlemîn”


Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in sıfatlarını
ihtivâ eden bölümler uzatılabilir.

Sabah Salâsı:
“Hatib Zâkiri Hasan Efendi”nin bestesi olarak
bilinen bu salâ, eskiden minâreden sabah
ezânlarından önce verilirdi. Dilkeshâverân makâmındadır
ve sözleri söyledir:

“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Rasûlâllâh”
“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Habîballâh”
“Es salâtü ve’s selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh”
“Allâh, Allâh, Allâh, Allâh
“Ya hazreti Mevlâ”


Bayram Salâsı:
Ramazan ve Kurbân Bayramlarında “sabah
namazı” ile “bayram namazı” arasında müezzin mahfelinden
okunur. Bayâtî makâmındadır ve bunun
da bestesi “Hatip Zâkiri Hasan Efendi”ye âittir. İki
mûsikî cümlesinden olusur. Bir müezzin tarafından
solo kısımları okunur. Berâber okunan kısımları diğer
müezzinlerin ve cemâatin istirâkiyle okunur. Bu salâ
da maâlesef artık bilinmemekte ve okunmamaktadır.

Yâ Mevlâ, Allâh. (Cumhur)
Leyse’l ıydü limen lebise’l cedîd, inneme’l ıydü
limen hâfe mine’l veıyd. (Bir müezzin)
Yâ Mevlâ, Allâh. (Cumhur)
Leyse’l ıydü limen tezeyene bi ziyneti’d dünyâ, inneme’l
ıydü limen tezeyyede bi zâdi’t takvâ. (Bir müezzin)
Yâ Mevlâ, Allâh. (Cumhur)
Leyse’l ıydü limen rakebe’l matâyâ, inneme’l ıydü
limen terake’l hatâyâ (Bir müezzin)
Fe salli ve sellim alâ es’adi ve esrafi nûri cemî’i’l
enbiyâi ve’l mürselîn. (Bir müezzin)
Ve’l hamdü l’llâhi Rabbi’l ‘âlemîn. (Cumhur)


Cenâze Salâsı:
Cenâze salâsı vefât eden bir Müslüman’ın
vefâtını îlân etmek için minârelerden verilir. Sözleri
vefât edene rahmet, af ve mağfiret dileyen
duâları ihtivâ eder. Her insanın hayâtının sona
ereceği, sonsuz olanın ancak Allâh olduğunu
anlatan âyetlerden de okunur. Genellikle hüzün
verici bir makam olduğu için “Sab┠makâmında
irticâlen (emprovize olarak) okunur. Salânın uzunluğuna
göre makam geçkileri yapılır.

“Salâ, salâ, sâlâââ,
“Ya muhavvile’l havli ve’l ahvâl, havvil hâlenâ ilâ
ahseni’l hâl”
“Salâ”
“Accilû bi’s salâti gable’l fevt, ve accilû bi’t tevbeti gable’l
mevt”
“Salâ”
“Küllü nefsin zâigatü’l mevt, sümme ileynâ türce’ûn”
“Salâ”
“İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn”
“Salâ”
“Ya Seyyidel evvelîne ve’lâhirîn ve selâmün ale’l mürselîn,
ve’l hamdü li’llâhi rabbi’l âlemîn”


Sonunda da vefât edenin ismi söylenir. Bu
cenâze salâsı Anadolu’da, bilhassa Konya’da meshurdur.
Fakat İstanbul’da maalesef bilinmemektedir. Bir cenâze
olduğu zaman minâreden Cum’â günü ezândan önce
verilen salânın aynısı verilmektedir.

Hüseynî Cenâze Salâsı:
Bestesi “Hatip Zâkiri Hasan Efendi”ye
âit bu salâ minâreden değil, cenâze musallâdan
alındıktan sonra kabre götürülünceye kadar okunur.
Kabre gidenlerin arasında müezzin ya da okumaya
yetkili kisilerce okunur. Bâzı bölümleri bir
kisi tarafından, diğer kısımları berâberce okunur.
Simdi bu salâ da bilinmediği için bir
cenâze olduğunda “Dilkeshâverân Sabah Salâsı”
olarak bilinen salâ okunmaktadır. Ya da aynı
sal⠓Hüseynî” makâmında okunmaktadır.

Ezan
Efendimiz (S.A.V.)’in sesi güzel olan Bilâl-i
Habesî (R.A.) Hazretleri’ne okuttuğu ezânı, ecdâdımız
bes temel makamla okumayı gelenek hâline
getirmistir. Vakitlerin, dolayısıyla günesin insan rûhu
üzerindeki etkileri düsünülerek, hangi vakitte hangi
makamın tesirli ve uygun olduğu tesbit edilmis,
bes vakit için farklı makam tertipleri düzenlemistir.
Makam tertiplerinde farklılık görülse de
biz kendilerinden feyz aldığımız Bekir Sıdkı Sezgin,
Niyâzi Sayın gibi üstadlarımızdan intikal eden
ve en yaygın olan, sabah ezânının sabâ, öğle
ezânının ussak veya bayâtî, ikindi ezânının hicaz,
aksam ezânının segâh, yatsı ezânının rast makamında
okunduğu tertibi benimsiyoruz.

Bir günlük zaman dilimi bir ömre benzetilirse,
her vakit de ömrün bir safhası gibidir.

Buna göre sabah vakti yaratılıs ve ömrün
baslangıcı, tekrarlanan her sabah da hasr zamanını
hatırlatır ki “sab┠makamı tefekkürü tesvik etmesi
ve ihtivâ ettiği derûnî etki bakımından bu vakit için
en uygun makamdır.

Öğle vakti dünya hayatının insanın askla
yaratıldığı devre ve insanın kemâl vaktini hatırlatır
ki, “ussak” ve “bayâtî” makamlarının âsıkâne etkileri
âdetâ kemâle askla ulasılabileceğini ifâde eder.
Ayrıca öğle vaktinin dünyevî hareketliliğinden de
bu makamların nağmeleriyle bir müddet uzaklasılarak
gönüller ask ve muhabbetle dolar.

İkindi vakti ömrün ikinci yarısına, sona
yaklasılmakta olduğuna isaret eder. Sonbahar,
yani hazan vaktidir. Dolayısıyla “hicaz” makamının
hüzünlü nağmeleri hazan vaktinde bir muhasebe
yapma ihtiyacını temsil eder.

Aksam vakti ise ömrün sona ermekte
olduğunu isâret eder. Dolayısıyla aksam ezânının
“Accilû bi’s salâti kable’l fevt, ve acilû bi’t tevbeti
kable’l mevt” hadîs-i serîfi fehvâsınca acele okunduğu
anlasılır. “Segâh” makamı da tasıdığı tefekkür
etkisi ile bu vakit için en uygun makam olarak
görülmektedir.

Yatsı vakti ömrün sonudur. Ömrün sonunun
hatırlanıp, bir silkinme, kendine gelme, manevî hayatın
yeniden düzenlenmesi gerekliliği rast makamının
keskin ve uyarıcı nağmeleriyle ifâde edilir. Ayrıca
günün sonunda yorgun düsmüs bedenlere de “rast”
makamının canlandırıcı, hareketlendirici etkisi vardır.

Sahur Vakitlerinde Okunan Mâniler
Sahur vakitlerinde davulcular sahur vaktini
îlân etmek için davul çalarak sokakları dolasırken
nağmeli olarak mâniler okurlardı. Bunlar Ramazan
ayının önemi, orucun fazîleti, hayır islemenin güzelliğinden
bahseden dörtlüklerden olusurdu. Bu uygulama
davula vururken çıkacak olan sesin de âhenge
dönüsmesini, kimsenin rahatsız olmamasını, aksine
oruç tutmasa bile mânilerin âhengiyle hosça
duygular yasamasını sağlıyordu.

Mânilerden bazıları:
Bu aya hürmet gerek,
Nîmete sükür gerek,
Mübârek Ramazan’da,
Hakka ibâdet gerek.
Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim ağalarım
Ramazanınız mübarek ola.
Eski câmi direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadasım börek ister
Evveli rahmettir kula
Girelim sıdk ile yola
Hulûs ile eyleyelim
Ta ki duâ makbul ola
Günâhın olsa yığın,
Yine de O’na sığın.
Gazabından fazladır,
Rahmeti Allâhımın.
İste geldi gidiyor,
Mutlu günler bitiyor,
Onbir ayın sultanı,
Bize vedâ ediyor.
On bir diye sevinme
Teravihten erinme
İbadetler sükürdür
Bunu bil ki öğünme
Sofrada fakir olsun,
Tabağı çukur olsun.
Karnı doyduktan sonra,
Duâyı okur olsun.

http://www.istanbul2010.org/stellent.../gp_750176.pdf