Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

2010 CHOPIN' in 200. dogum yili

Kültür, Sanat Kategorisi Müzik Forumunda 2010 CHOPIN' in 200. dogum yili Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! CHOPIN`İN 200. DOĞUMGÜNÜ 1 Mart 2010 François Frederic Chopin’in 200. doğumgünü. Chopin`in kendisi de bugünün doğumgünü olduğunu söylüyor ama ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    2010 CHOPIN' in 200. dogum yili

    Merhaba!
    CHOPIN`İN 200. DOĞUMGÜNÜ
    1 Mart 2010 François Frederic Chopin’in 200. doğumgünü. Chopin`in kendisi de bugünün doğumgünü olduğunu söylüyor ama vaftiz kağıdında 22 Şubat yazıyor. Chopin`in müziği 193 yıldır* piyanodan insanlığa tam manasıyla “güzellik”ler saçıyor.
    Anisina:

    Frédéric CHOPIN: Op. 72, No. 1 (Nocturne)
    [YOUTUBE]B69S0iooBiY[/YOUTUBE]

    devam edecek...............

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Frederic Chopin’in Hayatı (1810–1849)

    Merhaba



    Polonya asilzadelerinden Stanislaw Leschinski Fransa’ya yerleşir ve Fransız
    asıllı bir kadın ile evlenir. Yıllar sonra oğulları Nikolay genç yaşta Polonya’ya gelir ve
    1794 yılında Rus çarlığına karşı çıkan Kostushko ayaklanmasına katılır, ayaklanmanın
    bastırılmasına rağmen Polonya’da kalarak buraya yerleşir. Nikolay Chopin geniş bilgi
    alanına sahip olan, Voltaire ve Russo gibi Fransız aydınlarına hayranlık duyan birisiydi.
    Kısa bir zaman içinde burada iyi bir öğretmen olarak ün yaptı ve çalışmak için
    Kont Skarbek’in Varşova’ya yakın Zelazowa Wola kasabasındaki sarayına davet edildi.
    1806 yılında Nikolay Chopin Kont Skarbek’in fakir bir akrabası olan Justina
    Krzyzanowska ile evlenir. Justina iyi bir annedir, aynı zamanda da çok iyi piyano çalar
    ve Polonya halk şarkılarını heyecanla piyano eşliğinde söylerdi, Nikolay Chopin ise
    keman ve flüt çalardı. Çiftin dört çocukları olur ve onlardan biri olan Frederic
    Franciszek Chopin 22 Şubat 1810 yılında Zelazowa Wola kasabasında dünyaya gelir.

    Birkaç ay sonra aile Varşova’ya yerleşir fakat yaz aylarını küçük kasabalarında
    geçirmeye devam eder. Frederic aile sıcaklığı ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler içinde
    ciddi bir eğitim alır. Annesinden sonsuz bir kibarlık, hassasiyet ve iyi kalpliliğini,
    babasından keskin zekâsını, aynı zamanda her ikisinden de müzik kabiliyetini almıştır.
    Annesi sayesinde küçük yaşta Polonya müziği ile tanışmış ve sonsuza kadar büyük bir
    aşkla sevmiştir, kendi yarattığı eserleri için ilham almıştır. Evleri gün boyunca müzik ile
    doludur. Daha çok küçük yaşta Frederic yakınlarını müziğe karşı gösterdiği yoğun ilgisi
    ile şaşırtır. Annesi piyano çalarken klavyede hareket eden parmaklarını yakından
    izlerdi.

    Bir ilkbahar gecesinde annesi 3 yaşındaki Frederic’i piyanoya oturmuş Mazurka
    nağmelerini keşfetmeye çalışırken bulmuştur. Anne büyük şaşkınlık geçirir çünkü
    küçük Chopin evde düzenlenen bir resital sonrasında zor bir Mazurka ezgisini aklında
    tutabilmiş ve küçücük parmakları ile doğru melodiyi bulmayı başarmıştır. Annesinin
    kucağında neredeyse bebek yaştaki Frederic onun gibi piyano çalmaya arzuladığını
    söyler. Doğru içgüdüsü ile anne daha o zaman Frederic’in ileride büyük bir müzisyen
    olacağını anlamış ve ilk piyano derslerini vermeye başlamıştır.

    Küçük yaşta Mozart gibi Frederic de müziğe karşı eğilimi ile çevresindeki
    insanları hayrette bırakır, müzikteki inanılmaz ilerleyişi ve doğaçlama yeteneği ile o
    ufacık, kibar, büyük siyah gözleri ve uzun açık sarı saçları ile solgun yüzlü çocuk
    sadece 5 yaşındayken olağandışı yeteneği ile yetenekli bir piyanist olmuştur. Her zaman
    evlerinde onu dinlemeye gelen kalabalık konuklar hayranlık içinde yeteneğinden ve
    duygusallığından bahseder, Varşova artık bu mucize çocuğu konuşmaya başlamıştır.

    Küçük Frederic şakaları ile evdeki herkesi eğlendirebilen, yeni oyunlar icat
    edebilen, şair ve ressam ruhlu neşeli bir çocuktur. Kız kardeşleri ile evde tiyatro
    gösterileri düzenler, pandomim yapardı. Piyanoyu olduğu gibi okuma yazmayı da çok
    çabuk kavramıştır.

    Daha profesyonel bir eğitim alabilmek için 6 yaşında Varşova’daki ünlü müzik
    pedagogu olan çek asıllı V. Zywny ile çalışmalarına devam eder. Zywny onu Mozart ve
    Bach eserlerinin sonsuz güzelliğiyle tanıştırır.

    Hayatı boyunca Chopin bu iki besteciye karşı büyük bir hayranlık duyar,
    Mozart’ın Don Giovanni partitürleri ile ayrılmaz olur, onun ünlü Requiem’i ve Bach’ın
    yapıtları Chopin için birer ekol olmuştur.

    8 yaşındaki Frederic artık Varşova’da rakibi olmayan tamamen yetişmiş bir
    piyanist haline gelmiştir. Bestecilik yeteneği daha çok küçük yaşta kendini belli eder.
    Henüz 8 yaşında ilk Polonaise’i yayınlanır. Daha notaları tam anlamıyla tanımazken
    bile müzik fikirlerini piyano’da çalar ve öğretmeni Zywny onları notaya dökerdi.
    Melodilerin zengin süslemelerini notalamak Zywny’yi oldukça zorlardı, zaten bu üslup
    Chopin’in yetişkin müziğinin de tipik özelliği haline gelmiştir.

    Aynı yaşta Varşova da ilk büyük konserini verir. İlgi muazzamdır ve başarısı
    parlaktır. Konserin ardından soylu aileler konaklarında ona piyano resitalleri
    verdirebilmek için birbiriyle yarışırlar, misafirlerine ”mucize çocuğu” göstermek
    istemektedirler. Herkes sevimli ve zeki minik müzisyene büyük bir hayranlık duyar,
    yavaş yavaş Chopin artık her yerde Küçük Mozart olarak anılmaya başlar.

    Daha 12 yaşındayken öğretmeni Zywny artık ona öğretebilecek bir şey
    kalmadığını söyleyerek ders vermeyi bırakır. Etrafında başka piyano hocaları yoktur ve
    Chopin kendi başına Mozart ve Bach’ın eserlerini öğrenerek çalışmaya devam eder.
    Öğretmeni olmaksızın piyano çalışını mükemmelleştirmek adına fevkalade gayretler
    sarf etmiş ve muazzam başarılar elde etmiştir.

    Ellerinin piyano tuşlarını daha iyi kavrayabilmesi için suni olarak parmaklarının
    arasına nesneler koyarak sargı bandajı yapar ve onları genişletmeye çalışırdı. Chopin
    fantastik masallar anlatmayı sever ve onları müziği ile maharetle tasvir ederdi.
    1823 yılında 13 yaşındayken babasının lisesinde genel eğitimine başlar, bu
    dönemde ilgisinin büyük bir kısmını Polonya tarihi ve müziğine çevirir. Aynı zamanda
    çok iyi derecede Fransızca ve Almanca öğrenir. Okulda çok yönlü yetenekleri daha da
    belirginleşir, güzel şiirler ve küçük tiyatro eserleri yazar, karikatürler çizerdi.
    Frederic hazır cevap, eğlenceli, terbiyeli ve nazik, çeşitli oyunlar ve neşeli
    şakalar uydurmaktan yorulmayan çok aktif bir gençti. Şakaları kimseyi üzmez ve
    kızdırmaz, zekâsı, asilliği, yakışıklılığı ve ince davranışlarının genel cazibesi ile geniş
    arkadaş çevreleri edinirdi.

    Okul yıllarında tatilini Zelazowa Wola, Obrow, Mazovia bölgelerinde geçirirdi.
    Bu bölgeler Polonya’nın meşhur Mazurka halk dansları ve şarkılarının vatanı olarak
    anılmaktadır. Chopin köy eğlencelerinde ve danslarda açık havadaki halk
    topluluklarının Polonya halk türkülerini ve danslarını, Mazurka’ları, Polka’ları,
    Krakowiak ve Polonaise’leri büyük bir heyecanla dinlerdi.

    “Uzun zaman Polonya müziğini hissetmeye çalıştım ve ondan gerçek müziği
    bestelemeyi öğrendim” diye paylaşıyor daha sonra Chopin. Biyografisini yazan Gezik
    “Köy hayatı ve müziği hakkında kendi yapmış olduğu gözlemleri ona tüm
    öğretmenlerinden daha fazla şey kazandırmıştır” diye vurgular.

    Lisede okuduğu yıllarda inkılâp coşkunluğu ile doludur. Rus çarlığına karşı
    mücadelede Polonya halkının bütün sınıfları tek yürek olarak katılır; asilzadeler,
    köylüler ve ülkede yaşayan fakirler. Vatanseverlik ve devrimci duygular Chopin’in
    arkadaşlarına ve ailesine de tesir etmiştir. Bunlar Chopin’in siyasi görüşlerine büyük
    etki yaratmış ve hayatı boyunca o, vatansever bir demokrat olarak yaşamıştır.
    Chopin son derece cana yakındı ve bu sebepten ona ve büyük yeteneğine saygı
    duyan pek çok dostları vardı, kendisi de onlarla sohbetlerinde sık sık siyasi ve estetik
    görüşlerini paylaşırdı. Çağdaş Polonya demokrasi şairleri onun yapıtlarında önemli etki
    yaratmışlardır. Mickewich, Brodzinsky, Slowatsky… gibi, bazılarıyla yakın dostluk
    içinde olmuştur.

    1826 Chopin liseyi bitirip Varşova Konservatuarına kayıt olur, fakat öncesinde
    zaten büyük bir piyanist virtüöz olmuş ve bestecilik kuramını gayet iyi öğrenmiştir. Bu
    yıllarda artık ilk eserleri yayınlanmıştır.

    Ivan Mintchev, (1976): 120 Belezhiti Kompozitori, Muzika Yayınları, Sofya: s. 470 15
    Burada aynı zamanda okulun müdürü de olana ünlü pedagog Joseph Elsner’den
    armoni, kompozisyon teorisi ve kontrpuan dersleri alır. Vatansever Elsner ile yakın
    ilişkiler içinde bulunmak Chopin’in milliyetçilik duygularını daha fazla tetikler.
    3 yıllık eğitimden sonra Chopin Varşova Konservatuarından takdirle mezun
    olur. Müdür Elsner şöyle bir not düşer: ”Olağanüstü yetenek, müzik dehası…”
    Daha öğrenciyken Mozart’ın Don Giovanni teması üzerine “La ci darem la mano”
    Çeşitlemeleri’ni besteler. Ünlü Alman besteci ve müzik eleştirmeni Robert Schumann
    bu eseri dinledikten sonra “Şapkalarınızı çıkartın sayın baylar, önünüzde bir deha var”
    demiştir.

    Varşova döneminde Chopin, 2 piyano konçertosu da dâhil olmak üzere birçok
    eserler yazmıştır. Eserlerin hepsi tazelik, büyük hayat enerjisi, zindelik ve samimi
    milliyetçilik duyguları ile tanınır. Chopin artık tam anlamıyla bir sanatçı olmuştur;
    besteci ve icracı. Kendi ülkesinde artık tanınmış ve büyük bir üne sahiptir, fakat
    arkadaşları, babası ve öğretmenleri Avrupa’ya gitmesini, başka yeni renkli dünyaları
    keşfetmesini tavsiye ederler. Haziran 1829’da birkaç arkadaşı ile Viyana’ya gider ve
    kendi eserlerini de içeren iki piyano resitali verir. Gördüğü ilgi ve başarı onu
    cesaretlendirir. Dönüşte Dresden ve Prag’dan geçer ve buralarda da çok başarılı
    konserler verir. Varşova’da da konserler devam eder, müzik eleştirmenleri icra
    ustalığını kabul etmişler ve eserlerinde Polonya halk müziğini işlemesini takdir
    etmişlerdir. Bütün bunlardan daha da önemli olanı Chopin artık en büyük milli besteci
    unvanını kazanmıştır.

    Polonya’da devrim havası eser; Polonya vatanseverleri Rus Çarlığına karşı
    ayaklanma hazırlığı içindedir. Bu dönemde Chopin Paris’e gitmeye karar verir. Maddi
    sıkıntılar, ailesinden, dostlarından ve vatanından ayrılması zor anlar getirir.
    Chopin, Arkadaşı Tytus Woyciechowski’ye gönderdiği bir mektubunda şöyle
    yazar: “Hangi gün gideceğime karar veremiyorum, sanki vatanımla ebediyen
    vedalaşıyorum… Sanki doğduğum evde değil, gittiğim yerde öleceğim. Ölüm döşeğimde
    yakın dostlarımın yüzlerini değil de, kayıtsız doktor ve ücretli hizmetçinin yüzlerini
    görmek ne kadar korkunç bir şey olur.”

    Ön sezgileri doğrulanır. Chopin hiçbir zaman Polonya’ya dönemez, dünyaca
    meşhur olduğunda bile. Gidiş zamanı belirlenir. Veda partisinde arkadaşları ona
    Polonya toprağı ile dolu gümüş kupası hediye ederler ve onu hayatı boyunca yanında
    taşır.”Eminim ki bir daha Varşova’ya gelemem o yüzden vatanıma ebediyen veda
    ediyorum…” der.

    Ertesi gün Chopin Paris’e Viyana üzerinden arkadaşı Tytus Woyciechowski’nin
    yanına gitmek için yola çıkar. Yolda Chopin yaşlanmış beyaz saçlı öğretmeni Joseph
    Elsner ve konservatuardaki arkadaşları tarafından durdurulur ve Chopin’in vedası
    anısına bestelenmiş Kantata icra edilir. Bu dokunaklı jest Chopin’in vatanından
    ayrılışını daha da heyecanlı kılar. Viyana yolunda Wroclaw, Prag ve Dresden’den geçer.
    Wroclaw’da düzenlenecek olan bir yardım konserine gitmek ister fakat konserde
    çalacak olan piyanist, Chopin’in onu izlemeye geleceğini duyunca çalmaktan vazgeçer.
    Bu durum karşısında konserde çalması için Chopin’e rica edilir. Yol yorgunu hiç bir
    hazırlık yapmadan Chopin başarılı bir konser verir.

    Viyana’da 8 ay geçirir. Bu sıralarda Varşova ayaklanmasının başladığı haberi
    gelir. Tytus Woyciechowski vatanına geri dönmek için yola çıkar. Chopin yolda ona
    yetişir ve kendisinin de ayaklanmaya katılmak istediğini söyler, Woyciechowski onu bu
    kararından vazgeçtirir çünkü çok ince yapılı ve zayıf olan Chopin iyi bir asker olamaz
    ve Rusların kurşunlarına anında hedef olabilirdi. Bir müzisyen olarak, yazdığı eserlerle
    vatanına daha iyi hizmet edebileceğini söyleyerek onu ikna etmeyi başarmıştır.
    Viyana’da Chopin ayaklanmanın sonucunu telaşla bekler, arkadaşlarının ve
    ailesinin kaderi için endişelidir. Avusturya müzik çevresi bu telaşı küçümseyerek
    karşılar; onlara göre sanatçının tek bir vatanı olamaz, bir millete bağlanılamaz, bütün
    dünya onun yurdu olmalıdır. Besteci şöyle cevap verir: “Sanatçı olarak ben henüz
    beşikteyim, fakat Polonyalı olarak üçüncü on yılımdayım”

    Avusturya’nın başkentinde birkaç konser daha verir fakat bu sefer çok iyi
    karşılanmaz. Kendisi bu sanat şehrinde bütün konserleri takip eder, İtalyan operalarını
    dinlerdi. Viyana’da çeşitli sanatçılarla tanışıp büyük bir entelektüel çevreye sahip oldu.

    8 ay kaldıktan sonra Paris’e hareket etmeye karar verdi. Linz, Salzburg,
    München ve Stuttgart’tan geçer ve konserler verir. Stuttgart’ta Varşova ayaklanmasının
    feci akıbetini öğrenir ve yıkılır. Trajik hislerin kendiliğinden tepkisi olarak Etude Op.10
    Nr.12 do minör “Revolution”u (Devrim) besteler. Bu küçük formlu eserinde büyük
    acısını, halkının özgürlüğe kavuşma isteğini ve kaybedilmiş umutlarını yansıtmıştır.
    11 Eylül 1831 yılında Chopin Paris’e gelir ve ömrünün sonuna kadar orda kalır.
    Paris’te o dönemde, sanatın ve kültürün en büyük isimleri bulunmaktaydı; Rossini,
    Bellini, Donizetti, Ober, Mayerber, Liszt, Balzac, Stendhal, Hugo, George Sand, Alfred
    de Musset, Delacroix…

    Chopin o zamanın ünlü piyano pedagogu Kalkbrenner’den ders almak ister fakat
    Kalkbenner onunla 3 yıl boyunca çalışması gerektiğini söyler. Chopin Kalkbrenner’in
    kendi çalma stilini değiştirip kendi stilini empoze etmek istediğini anlar ve bu nedenle
    ondan sadece birkaç ders alıp kendi kendine çalışmaya devam eder.
    Sanat dünyasına girmesinden kısa bir süre sonra Chopin aristokratların, müzik
    eleştirmenleri ve sevenlerinin ziyaret ettiği konser salonlarında başarılı ve parlak
    resitaller verir. Bu başarılar çok değerlidir çünkü dünyanın kültür ve müzik başkenti
    Paris’te elde edilmiştir.

    Piyanist virtüözlerden hiç birinde Liszt dâhil, Chopin’in piyanistliğindeki şiirsel
    cazibe yoktur. ”Piyanonun en zarif şairi “ ismini bu dönemde kazanmıştır. Zayıf, solgun
    ve hastalıklı Chopin, piyano tuşlarına vuruş gücüyle tabii ki Liszt ile kıyaslanamazdı,
    ancak çalışındaki zarafet ve nezaketi, şiirsel ruhu ve tınının eşi benzeri görülmemiş
    güzelliği ile Chopin, ulaşılamaz bir piyanistti. Onun icra tekniğindeki en büyük özelliği
    Rubato’dur. Bunun yanında Chopin, son en büyük doğaçlama ustalarından biriydi. Daha
    sonraki dönemlerde, 20. yüzyılda bu icra tekniği gün geçtikçe unutulmuştur.

    Çok meşhur olan Liszt onun parlak virtüözitesine ve icra tekniklerine, orijinal
    bestelerine hayran kalır. Chopin’in Paris’teki ilk konseri için bir yazısında şöyle der:
    ”Konserde aldığı büyük alkışlar bana göre yetersiz kaldı, onun bu yeteneği müzik
    sanatına yeni tanınmamış bir yoldan kılavuz oluyor. Dinleyicileri hayranlıkla, saygı ve
    korku karışımı dolu hislerle onun müziğini ve icrasını dinlerler!”
    Heine onun için der ki: ”Doğa ona zarif, ince, hafif, hastalıklı figür, asil bir
    yürek ve deha vermiştir. Evet. Chopin bir dahidir, o sadece bir virtüöz değil, muhteşem
    bir şairdir. Mozart, Raffaello, Goethe’nin doğduğu yerde doğmuştur”.

    Salon konserlerinin birinden sonra, milyoner Rotschild’in sarayında birkaç
    nüfuzlu ailenin çocuklarına piyano dersleri vermesi için davet edilir. Maddi durumu
    garanti altına alınmış olsa da günde birkaç saatini bunlar için harcamak zorundaydı.
    Chopin para kazanmak için açık konserlerden fazla ders vermeyi tercih ederdi. Bir
    arkadaşına, seyircilerin onu rahatsız ettiğini ve beklentiden açılmış gözlerinin onu
    paralize ettiğini paylaşır. ”Yabancı yüzlerin karşısında taş kesilirim” der. Bu
    sebeptendir ki bütün hayatı boyunca Chopin sadece 30 açık konser verir.
    Chopin, Paris’teki ilk yıllarında (1832–1835) Varşova döneminde bestelediği
    birçok yapıtını bitirir, bazılarını yeniden düzenler ve yayınlatır. Bu dönemde yeni
    eserler neredeyse hiç bestelemedi. Yeni gözlemler biriktirir, İtalyan ve Fransız
    operalarını takip eder, romantik sanatı temsil eden ve savunan yazılar yazardı.

    1834 yılında onu dünyadaki bütün piyanistlerin arasında birinci olarak kabul
    eden ve Paganini ile mukayese eden Mendelssohn’la, Leipzig’te de Clara ve Robert
    Schumann’la tanıştı, onlar samimiyetle onun bu inanılmaz yeteneğini takdir ettiler.
    Ertesi yıl Dresden’de Maria Wodzinska ile tanışır ve genç bayana âşık olur.
    Maria zengin Polonyalı bir asilzadenin kızı ve Chopin’in okuldaki arkadaşlarından
    birinin kız kardeşidir. Babasından kızın elini ister fakat baba kızını “Bu fakir ve
    veremden hasta olduğu konuşulan müzisyene” vermeyi reddeder.

    Aşırı yorgunluk ve üşütme sonrası Chopin gerçekten verem olur, öbür taraftan
    da asilzade Wodzinski’nin reddi kalbini kırmıştır. Bu duygularıyla Chopin Maria
    Wodzinska’ya hitaben Vals Nr.1’i besteler.
    Chopin Paris’teki zor hayat koşullarına rağmen bir davet sırasında Rus elçisinin
    kendisine teklif ettiği Rus Çarlık sarayında birinci piyanist olma unvanını kabul etmez
    ve: ”1831 devrimine çok genç olmamdan dolayı katılamadım fakat kalbimle onların
    yanındaydım” diye cevap verir.

    Bir davette Fransız yazar George Sand olarak tanınmış Barones Aurore
    Dudevant ile tanışır. Yakınlaşmaları büyük bir aşka dönüşür. George Sand, döneminde
    Fransa’nın çok meşhur ve ilerici görüşlü kadın yazarıdır. Demokrasiye inanmış Sand
    kadınların hakları konusunda cesurca mücadele vermiş ve tavırları rahat bir kadın olarak
    tanınmıştır. İkisi arasındaki aşk besteciye yeni eserler için ilham olmuştur. Bu dönem
    Chopin’in en verimli dönemidir. 1838 de İspanya’nın Mallorka adasına giderler, terk
    edilmiş bir manastıra yerleşip kendilerini adanın egzotik güzelliğine bırakırlar. Bu
    duygular içinde Chopin en güzel eserlerinden birkaçını bestelemiştir: Mazurka mi minör
    Nr.2, Polonaise La Majör, ve Op. 28 Prelude’lerini tamamlar. Bu 24 Prelude,
    kendilerine mahsus zengin içerik ve gösterişli ifade zenginlikleriyle piyano sanatının
    incileri olarak kabul edilmişlerdir. Bazı takipçileri onun yapıtlarını asılsız olarak
    programlanmış eserler olarak atfederler, ancak Chopin asla programlı müzik yazmaz.
    Kendisi “Müzik sözlerin bittiği yerde başlar” der.

    Adanın olumsuz hava koşullarından dolayı Chopin akciğer kanaması geçirir,
    sağlığı iyice bozulur. George Sand anne şefkati ile hasta Chopin’e bakar. Sağlığının
    kötüye gitmesi üzerine adadan ayrılıp Sand’ın Noan’daki konağına yerleşirler ve
    tatillerini orda geçirirler. Bu arada babası ve en yakın dostu olan Jan Matuszyński vefat
    eder. Paris’e en büyük kız kardeşi gelir, sadakat ve şefkat ile büyük acılardan yıkılmış
    kederli moralini düzeltmeye çalışır. Hummalı çalışmaları, verdiği yoğun özel dersler,
    babasının vefatı, işgal altındaki vatanının üzüntüsü ölümcül hastalığı tetikler. Son olarak
    1847 yılında George Sand’dan ayrılması Chopin’i tamamen mahveder.

    Bu ruhsal çöküntü ve sağlığın bozulması ile Chopin İngiltere’de konser turnesi
    düzenler, fakat adanın kötü iklim koşullarında sağlı tamamen yıkılır. Tekrar Paris’e
    döner ve Polonya göçmenleri adına bir yardım konseri düzenler. Hastalıktan iyice
    zayıflamış, son Mazurka’sını besteler, artık notaları yazacak gücü bile kalmamıştır,
    bunu arkadaşı Julian Fontana yapar. ”Nerede benim sanatım? Vatanımda nasıl şarkı
    söylendiğini unutmaya başladım, dünya kayıyor elimden, kendimden geçiyorum, gücüm
    kalmadı” diyor besteci. Hayatının sonunun yaklaştığını hisseden Chopin kız kardeşine:
    ”Naaşımın Varşova’ya taşınmasına izin vermezler, fakat en azından kalbimi oraya
    taşıyın!” diye vasiyet eder. Ölüm döşeğinde son feryadı: “Annem, benim zavallı annem”
    olur.

    17 Ekim 1849 yılında Chopin Paris’te 39 yaşında vefat eder. Cenaze törenine
    Paris’in en ünlü sanatçıları katılır, kilise de hayran olduğu Mozart’ın Requiem’i,
    mi minör ve si minör Prelude’leri çalınır. Orkestra onun Cenaze Marşı icra eder.
    Tabutunu mezara indirdikten sonra arkadaşları gümüş kupadaki vatan toprağını üzerine
    dökerler. Sıcak güneşli sonbahar gününde Paris’teki Pére-Lachaise mezarlığında, çok
    değer verdiği Bellini’nin mezarı yanına gömülür.

    http://193.255.140.18/Tez/0073796/METIN.pdf

Benzer Konular

  1. Dogangüneşimizin dogum günü
    SEN VE AŞK Tarafından Mesaj Panosu Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 19-02-2011, 11:13 PM
  2. Orkuorkun/dogum gunu
    mopsy Tarafından Mesaj Panosu Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 12-04-2010, 04:14 PM
  3. Suda Dogum (video)
    YukseLL Tarafından Gebelik Hamilelik Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 11-03-2010, 09:49 AM
  4. cinsellik ve dogum cizgisi
    orkuorkun Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 18-12-2009, 01:55 PM
  5. Ataturk'un Cumhuriyet'in 10. Yili Konusmasi (video)
    EMRE Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-10-2006, 02:16 AM
Yukarı Çık