+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Konu: Farid Farjad

  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Farid Farjad

    Farid Farjad (1938- ) İran asıllı keman virtüözü.

    Farid Farjad, 1938 yılında Tahran’da (İran) doğdu. Fars Halk Müziği’nde çok derin bir birikime sahip olan Farjad, keman ile Batı Klasik Müziği üzerinde de çalışmalarda bulundu. Batı Klasik Müziği üzerindeki çalışmaları Fars müziğinin gelişiminde büyük öneme sahiptir.

    Şu anda dünyanın en iyi keman virtüözlerinden biri olan Farjad’ın An Roozha I, An Roozha II, An Roozha III, An Roozha IV ve An Roozha V olmak üzere beş albümlük albüm serisi yayımlandı. Ayrıca sanatçının Golha Orkestrası adlı kolektif bir albüm de eserleri arasında yayımlandı.

    Parçalarında kendisine piyanoda eşlik eden isim Abdi Yamini'dir. Anroozha serisinin ilk dördünde işittiğimiz piyano ezgileri de Abdi Yamini'ye aittir. Daha sonraları ise kendisine piyanoda eşlik eden bir başka isim de eşi Mitra Tavakkoli Farjad'tır.

    Eserlerinde sadece keman ve piyano Kullanan Farid Farjad . Keman ile piyanonun müthiş harmonisinden oluşturduğu An-Roozha (O Günler) adlı 5 CD'den oluşan seri albümü vardır.

    Albümlerii [değiştir]Anroozha 1 (1989)
    Anroozha 2 (1989)
    Anroozha 3 (1990)
    Anroozha 4 (1997)
    Anroozha 5 (Eylül, 2006)


    vikipedi
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Farid Farjad'ı 2 yıldır dinliyorum, hangi parçasını hangisinden ayırabilirim bilmiyorum.
    Her albümünde sizi alıp götüren bir iki parçası mutlaka var, dinlememiş olmak ve hiç tanımıyor olmak büyük kayıp. Teşekkürler :)

  3. #3
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Doğmadan önce keman çalıyordum!


    Anne karnında kulağına kazınan keman sesinin büyüsüyle dünyaca ünlü bir keman virtüözü olan Farid Farjad, Türkiye’den yine hüzünlü nağmeleriyle geçti.


    Bilmeyenler için söyleyelim; Farid Farjad dünyaca ünlü İranlı keman virtüözü. Daha anne karnında kulağına kazınan keman sesine kapılıp, hayat yolunu onunla çizmiş bir isim. Dokuz yaşında eline aldığı kemanı bir daha bırakamamış. 1979 İran Devrimi’nden sonra ülkede müzik yasaklandığı için Kaliforniya’ya (ABD) yerleşmek zorunda kalmış. 30 yıldır yaşadığı zorunlu gurbet sebebiyle de müziği hep hüzün kokuyor. Hatta onun için ‘kemanı ağlatan adam’ ifadesi kullanılıyor. Belki de ortak coğrafyanın çocukları olduğumuz için tınıları tanıdık geliyor kulağımıza. Malum, enstrümantal müzik popüler değildir. Ama ülkemizde bile farklı kesimlerden pek çok insanın ismini bilmese de Farjad’ı dinlediğine şahit olabilirsiniz. Zira o, kelimelerin yetmediği noktada yüreğinden dökülenleri kemanıyla dillendirmeye çalışan bir adam. Aileden gelen birikim ve uzun yıllara dayanan eğitim, en önemlisi de müziğe ve kemana duyduğu aşk sayesinde dünya çapında müzikler üretiyor. Farjad, “Benim için ayrı bir ülke değil.” dediği Türkiye’yi konser programları için üçüncü kez ziyaret etti. Onu yakalamışken sanat ve müzik üzerine konuşmak istedik. Fakat terk etmek zorunda kaldığı ülkesine duyduğu hasret o kadar yoğun ki, sözü her seferinde devrime getirdi. İran’da seçim (Haziran 2009) sonrası gösteri yapan öğrencileri desteklemek adına taktığı yeşil bileklik de politik duruşunun yansıması. Pek çok arkadaşı gibi devrim onun yüreğinde de kapanmayan bir yara açmış…

    -30 yıldır Kaliforniya’da yaşıyorsunuz. Devrimden sonra ‘gitmek zorunda olmak’ ile ‘kalmak istemek’ arasında neler yaşadınız?

    Tarihi iyi takip ediyordum ve o dönemde biliyordum devrimden sonra başımıza neler gelebileceğini. Yine de devrimden sonra bir dönem İran’da kaldım. Müzik yasaklanınca ülkemi bırakmak zorunda kaldım. Benim gibi birçok sanatçıyı dışarı gönderdiler. Artık ülkemiz yok, vatansız insanlarız. Eğer İran’da kalsaydım bir sürü sorun yaşıyor olurduk. Bu yüzden Amerika’da yaşıyoruz. Keşke olmasaydı.

    -Neden Amerika?

    Nişanlım İranlı bir müzisyendi; ama aynı zamanda Amerikan vatandaşıydı. Biz aslında İran’da yaşamayı tercih ediyorduk. Ama devrim oldu. Öncesinde de küçük kardeşim ve annem Amerika’da yaşıyordu. Dolayısıyla ilk seçeneğimiz Amerika oldu. Başka sebebi yok.



    -Dönmeyi düşünüyor musunuz, bu konuda herhangi bir engel var mı?

    Maalesef böyle bir imkân yok. Ama tabii ki dönmeyi istiyorum. Bu benim için bir arzu, bir rüya gibi. Ama İran’a dönersem beni içeri alıp rahatsız ederler.

    -İran köklü bir geleneğe sahip sanatta, özellikle sinema alanında. Fakat sözlerinizden devrimden sonra sanki müziğe daha fazla yasak uygulandığı düşüncesine kapılıyorum.

    İran sineması, ‘devlet sineması’ demek. Tabii ki birçok sanatçı ve yetenek var; ama hiçbir yönetmen anlatmak istediğini anlatamıyor. Bir sürü sansür uygulanıyor. Başarılı görseniz de İran’daki bilin ki devlet sinemasıdır.

    -Albümlerinizin adı neden An Roozha (O Günler)?

    Bizim en iyi günlerimiz o günlerdi. Devrimden sonra rahat bir gün yaşamadık.

    -İlk albümünüzü 50 yaşından sonra yaptınız, biraz geç değil mi?

    Kariyer için başlamadım bu işe. Zaten belli bir kariyerim vardı İran’da. Devrimden önce pek çok ödüllü filmin müziklerini yaptım. Hatta albüm yapmaya zamanım kalmıyordu. Gurbetçi olup, başka bir ülkede mülteci gibi yaşamaya başlayınca nostalji vesilesi olarak aklıma geldi albüm. O gurbetin derdinden yapacak bir şeyim kalmamıştı ve ‘tamam albüm yapacağım’ dedim.

    -Batı’da son dönemde Doğu müziğine ilgi arttı, İranlı bir sanatçı olarak Amerika’da ne tür tepkiler aldınız?

    Kariyer ya da iş olarak sıkıntı yaşamadım. Gittiğim ilk yıl çok yalnızdım ve devrim şokundan dolayı kendimi kötü hissediyordum. Ama devrimden sonra sadece Los Angeles’a yerleşen 2 milyon İranlı var. Büyük bir topluluğuz orada. Müzisyenler, ressamlar, gazeteciler, aydınlar var. Bu benim için çok büyük bir avantajdı. Herkes beni tanıyor ve seviyordu. Programlarıma başladım. Sonra Amerikalılar da katıldı. Ama ben sevmiyorum Amerikan karakterini. Ben bir İranlıyım.

    -Peki neden kemanı tercih ettiniz?

    Annem bir kemancıydı. Öyle hissediyorum ki onun karnında keman sesini duyuyordum. Bu dünyadan önce duyduğum ilk sesti. İlkokulda bile müzik okulunda okudum. Hayatımız kemandı, annemdi ve ailemdi. Ben de dokuz yaşında başladım çalmaya.

    -Başka enstrüman çalıyor musunuz?

    Akordeonu iyi çalarım. Onun dışında piyano çalıyor ve şarkı söylüyorum arada.

    -Bu alanda kariyer yapmaya nasıl karar verdiniz?

    Kemancı olarak bu dünyaya geldim. Başka bir misyonum yoktu. Dışarıda, sizin dünyanızda neler oluyor bilmem. Benim dünyam ve dilim keman. Eşim de müzisyen. Piyano çalıyor ve aranjör. Ayrı odalarımız var. Her gün sabah en az dört beş saat kendimiz için çalıyoruz, sonra güne başlıyoruz. Bir gün keman çalmasam uyuyamam. Hakikaten sinir sistemim bozuluyor.

    -Kelimelerle duygular daha açık ve rahat ifade edilmez mi? Enstrümantal müzik yapmak özel tercihiniz miydi?

    Her şeyden önce keman sesi, benim duygularıma en yakın sesti. Kelimeler o kadar büyük değil. Farsçada ifade ettiğiniz bir şeyi Türkçede ifade edemezsiniz. Kemanın ise bir dünya dili var. Bitmez bir dil. O yüzden müzik tarihinde en büyük sanatçılar keman çalar. Müzisyenler açısından ortak bir enstrümandır.

    -Enstrümantal müzik popüler olmamasına rağmen her kesimden dinleyiciniz var, konserleriniz dolu geçiyor. Bunun sebebi az önce söyledikleriniz olabilir mi?

    Katılıyorum. Çünkü evrensel bir dille konuşuyorum keman sayesinde. Artık şaka gibi oldu benim hayatım. Bir gün havaalanında bir adam geldi yanıma tanımadığım. “Sen bir kemancısın.” dedi. Kemanım yanımda değildi. “Nereden anladın?” diye sorduğumda “Vücut dilin kemancı olduğunu söylüyor” dedi. O zaman “Evet kemancıyım ve galiba meşhur biriyim.” dedim gülerek. O da kemancıymış. Tanıştık ve arkadaş olduk.

    -Müzik diliniz çok farklı ve hüzünlü. Hatta sizin için ‘kemanı ağlatan adam’ diyorlar. En mutlu insanları hüzünlendirip ağlatabiliyor müziğiniz.

    Çünkü ben yıllardır baskı altında sanatımı ve kendimi ifade edemiyorum. Bu duyguyu yaşayan birisinin ‘Eller havaya’ şarkıları çalması çok saçma olur. Ben de istiyorum saz çalayım, insanlar eğlensin. Ama 30 sene önce Şah’a (İran) karşı devrim yaptık ve savaş başladı İran’da. Sonra yeni bir baskı ve diktatörlük dönemi. Başka türlü müzik yapamam. Bu tam benim duygum. Siz İran’la ilgili haberleri takip ediyor musunuz? Bizim kızlarımızı sokakta nasıl dövüyorlar izlediniz mi? Ben ağlamak zorundayım, sazımla ağlayacağım. Nasıl güleyim ben?

    -İran’da her alanda bu kadar sanatçı çıkması, sadece köklü bir tarihi olmasından mı kaynaklanıyor?

    Tarihimiz büyük bir varlık bizim için. İslam’dan sonra bizim çevremizdeki tüm ülkeler Arap oldu. Ama biz hâlâ Pers kültürünü devam ettiriyoruz. Ama çok zor günler gördük ve sanat bunları anlatmak için en iyi yol.

    -Albümlerinizde kendi bestelerinizin yanında Sarı Gelin, Ayrılık türkülerine ve pek çok farklı esere de yer verdiniz? Bunları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

    Önce dinliyorum herkes gibi. Eğer sevip yakın hissedersem alıyorum albüme. Bunun haricinde Sarı Gelin gibi sizin için geçmiş; ama benim ülkemin yaşadığı bir hikâyeyi koyuyorum mesela. Ayrıca piyanistim Ümit Eroğlu ile bundan sonra Türk ve İran müziği yapacağız. Yakın zamanda bir konser turnesiyle burada olacağım.

    -Eşiniz, geçen sene İstanbul’a geldiğinizde Türkiye için ‘Kader’ adında bir parça bestelemişti.

    O parçayı çok seviyorum ve bir albümüme kesinlikle koyacağım. İlk kez size söylüyorum. Öyle tepkiler aldım ki, size özel bir müzik yapmak zorunda hissediyorum. Türk müziğini de araştırıyorum. Çünkü Türk milletini çok seviyorum. Ve bu anlamda hazırlayacağım esere inşallah iki ay sonra Nevruz’da bir video klip çekeceğiz.

    -Albüm ve konserlerinizde kemanınıza sadece piyano eşlik ediyor. Bu sadeliğin sebebi ne?

    Bu iki sazın mükemmel bir uyumu var. Beethoven, Mozart da bu iki sazla çalıştı. İlk seçeneğim buydu. Orkestra zaten masraflı bir iş. O parayı kazanmak için zamanım kalmadı.


    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Farid Farjad yine kemanı ağlattı
    RABİA Tarafından Müzik Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 24-03-2010, 03:33 PM
Yukarı Çık