2. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 31
  1. #11
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    şimdi merak ettimde ölümü hakkında baktım biraz çok ilginç..
    trişinoz, cıva zehirlenmesi ve ateşli romatizma ve o dönemde sıkça uygulanan, hastaların kanatılarak iyileştirilmesi gibi sebepler vardı. Ölüm kayıtlarında geçen "hitziges Frieselfieber" yani mühim darı tanesi ateşi şeklinde geçen hastalığının modern tıpta açıklayıcı bir tanım olmaması bu konunun belirsiz kalmasına neden oldu.

    ve son sözleri ilgimi çekti;Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum"

  2. #12
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Genelde iki teori var!

    1-‘strep’ tipi bir bakteri enfeksiyonu, Mozart’ın öldüğü aylarda Viyana’da ölümlere yol açıyordu.
    [Annals of Internal Medicine’ ]
    2-Kendisini kıskanan besteci Antonio Salieri tarafından zehirlendiğiydi.

    Ama Vien deki herkes Veba oldugunu dusunuyor.

  3. #13
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    MERHABA!

    Dünyanın “keman” burcuna girdiği 1678 yılında meleklerin şarkılarıyla inlediği Venedik’te açtım gözlerimi hayata. Babamın gondolculuk yaparak bizi geçindirdiği pek bilinmez ama, bütün tarih kitapları, onun çok iyi bir kemancı olduğunu anlatır hep… Bu yüzden okuma yazma öğrenmeden, babamdan sıkı bir keman dersi aldım. Saçlarım kızıla çalardı ve hep solgun bir yüzüm vardı. Sağlıksız bir çocukluk geçirdim… Babamdan aldığım keman derslerinin yanında, çağımın müzikçilerinden Legrenzi’den de öğrendiklerimi ekledim bilgilerime. Daha sonra Barok çağın caddelerine müziğin temel taşlarını döşemeye başladım… Sağlıksız geçen çocukluğumdan dolayı ailem benim “papaz” olmamı isterdi. Ve saçlarımın kızıl renginden dolayı da, müzik defterlerine lakabım “kızıl papaz” olarak geçti… 25 yaşında papaz oldum. 1740 yılına kadar yani hayatımın 37 yılını Venedik’teki “ospedale della pieta” müzik seminerinde keman öğretmeni olarak geçirdim. Bu ikinci mesleğim olan papazlığa da çok uygun oldu. Çünkü adı geçen müzik okulu yetim ve evlilik dışı doğan çocukları korumak amacıyla kurulan dinsel bir yuvaydı. Ayrıca bu yuvada her türlü müzik ve çalgıyı denemeye elverişli bütün ses ve çalgı unsurları elimin altındaydı. 1713 ile 1739 yılları arasında yani 20 yılda tam 45 tane opera besteledim. 554 tane çalgı yapıtı, 75 tane sonat, 23 tane senfoni, 454 konçerto ve 40 tane kutsal müzik yapıtı yarattım… O dönemde Venedik sahnelerinde en çok operası seslenen besteciyim… Ölümümden bir yıl önce sevgilim Anna Giraud uğruna ülkemi terk edecek kadar aşka pervaneyim…Geçimsiz karakterim yüzünden sevgilim beni terk edince, Viyana defterini ömür boyu kapattım. Ardımdan yas tutulmadı ve çağdaşlarımın küçümsediği müziğim, ölümümden yüz yıl sonra unutulmuşluğun dehlizinden J.S. Bach’ın araştırmalarıyla size kadar ulaşmıştır…

    Bilin bakalım BEN KİMİM?...



    DEVAM EDECEK.....

  4. #14
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    CEVAP: Antonio VIVALDI

    DEVAM EDECEK.....

  5. #15
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    MERHABA!

    BEN KİMİM???...



    7 Mart 1833’te Hamburg’un kenar mahallelerinden birinde dünyaya geldim. Babam Johann Jakob iyi yürekli, içkiyi ve dans etmeyi seven neşeli bir adamdı. Yoksul yaşamının bir yüzünü dans salonlarında çaldığı keman sesi, öteki yüzünü çocuklarına aşıladığı müzik sevgisi ışıtırdı. Annem Chiristina babamdan 17 yaş küçük ve bir ayağı topaldı. Kardeşim Fritz de müzisyendir.

    14 yaşında bütün birahanelerin adresleri ezberimdeydi. Bu yaşlarda serseriliğe mahkum bir hayata aday oldum. 20 yaşında halk şarkılarının ünlü bestecisiydim. İnce yüz hatlarımı, sarı saçlarımı sardığım kasketime gizlemeyi severim. 30 yaşında güçlü ve sakallı bir beyefendiydim. 47 yaşında söylediğim şu sözler kitaplara geçmiştir…” Size hayatım hakkında güzel ve ciddi şeyler anlatamıyorsam, nedeni, notalarımın bana daha ilginç gelmesidir”…

    Yaşamımın ırmağı iki koldan su aldı. Biri kişiliğimin oluşumunu biçimleyen Macar kemancı Eduard Reményi, öteki, çağımın ünlü bestecisi Robert Schumann. Reményi ile çağımın en ünlü müzisyenlerini tanıdım. 44 yaşındaki Schumann ise, dehamı ilk keşfeden kişi olmuştur.

    Bir kadın tanımıştım. Clara…Annem yaşındaydı. 40 yıl boyunca onu sevdim. Hem de çok sevdim… Aşkım, geri alıp yaktığım mektupların küllerinde kaldı…

    Agahta, Bertha Porubszky, Elizabeth, Ottilie Hauer, Julie Schumann… Bunlar hayatıma giren diğer kadınlardı. Hepsini de sevdim ama Clara dahil hiç biriyle evlenmedim…

    Hiç evlenmedim ama çocuklarım dediğim yapıtlarıma adadım yaşamımı.

    En sevdiğim kent Viyana. İkinci vatanımdır orası benim. Besteciliğim ve günlük yaşamımla Beethoven’in üvey kardeşiyim. İkimizde Almanya’da açtığımız defterimizi Viyana’da kapattık.ikimizde doğa aşığıydık. İkimizde klasik üstadıydık ikimizde yumuşak kalpli ama dostlarımıza karşı hoyrattık. İkimizde şakayı çok severdik. İkimiz içinde anne sevgisi her şeyden yücedir. İkimiz içinde müzik matematik işidir. Ne kadar çok ortak yönümüz var değil mi?...

    1.senfonimi on yılda besteledim. Saf müziğin sadık koruyucusuyum. Asıl alanım oda müziği. Ardından 4 senfoni, 4 konçerto, 5 yaylı çalgılar kuarteti, 3 piyanolu kuartet, bir piyanolu kuartet, 2 yaylı çalgılar seksteti. Tabii 180’in üzerinde şarkı bunların dışında…

    3 Nisan 1897 de bütün dostlarım başucumda bir çiçek demeti gibi dururken, ölümün sandalına binerken şu sözler ister istemez dudaklarımdan dökülmüştü “daha kendimi anlatmaya başlamamıştım bile”… Yıllardır boğa burcunun otağında konakladım, aşk ve arzuyla yoğurdum müziğimin büyüsünü…

    BEN KİMİM???...



    DEVAM EDECEK......

  6. #16
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    Johannes BRAHMS bu sefer araştırdım;)
    annnesi yaşında kadına aşık olması da ilginçmiş.

  7. #17
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Evet cevap herr Johannes BRAHMS
    Size de kilasik muzik sorusu yetistiremiyecegiz herhalde.
    Yarinkini biraz daha zor sececegim.

  8. #18
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    merhaba
    ;))siz sorduğunuzda anında araştırmaya başlıyorum.yarışma gibi sevdim ben ;)ama bilene ödül yok herhelde ;)

  9. #19
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    ama bilene ödül yok herhelde ;)
    Odulnuzu aliyorsunuz.Entellektuelliginiz genisliyor.
    Bakin simdi ne yazmissiniz?

    Johannes BRAHMS bu sefer araştırdım;)
    annnesi yaşında kadına aşık olması da ilginçmiş.
    Arkadaslarla konusmalarinizda san'at adina,besteciye ait
    Bir anekdot bilgisine daha sahip oldunuz.

    Buda bir oduldur degil mi?

  10. #20
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    MERHABA!

    22 Mayıs 1813’de Leipzig’de doğdum. Dokuz kardeşin sonuncusuyum. Napolyon’dan kaynaklanan sıkıntılar dışında çocukluğumda olağan dışı pek bir şey olmadı. Dresden’de Kreuzchule’de okudum. 1827’den sonra Leipzig’de felsefe derslerine devam ettim ve ilk yapıtlarımı burada verdim. Bu yapıtlarım arasında bir fantezi, bir Polonez, iki piyano sonatı, bir senfoni, Goethe’nin “Faust”u için müzik, tiyatro için bitiremediğim “Düğünler” ile “Die Feen” operası sayılabilir. 1829’da Leipzig’de, Beethoven’in “Fidelio”sunu seyredince müziğe karşı ilgim artmıştı. Çünkü başroldeki primadonnaya aşık olmuştum. 1836’da Magdeburg’da bencil ve tutarsız oyuncu Minna Planer ile evlendim. Çalkantılı birlikteliğimiz Minna’nın 1866’da ölümüne kadar mutsuz bir yaşamın kapısını aralamıştı bana. Shakespeare’den esinlenerek bestelediğim “Das Liebesverbot / Aşk Yasağı” adlı operam başarı kazanmadı.

    Mayıs 1849’da Röckel ve Bakunin’in dostu olduğum ve katıldığım Dresden ayaklanmasının bastırılması üzerine İsviçre’ye kaçarak Zürich’e yerleştim. Hayatımın 10 yılı burada geçmiştir. Zürich’te bir yandan tiyatro ve opera yapıtlarımı kaleme alırken, Liszt’in önerisi üzerine “Der Ring des Nibelungen”, yazmaya başladım. Zürich’ten Venedik’e geçtim. Stuttgard’da bulunduğum sırada, Bavyera Kralı II. Ludwig’in çağrısı üzerine Münih’e gitsem de , yapıtlarım yuhalandı. Fakat buna rağmen kralın dostluğunu kazanmayı da başardım. Trihscen’e sığındım. Burada mutluluk içinde 6 yıl boyunca operalar yazdım ve Bayreuth tiyatrosunun planlarını hazırladım. Franz Liszt’in kızı Cosima, 1870’te von Bülov’dan boşanmadan önce ona 3 çocuk doğurmuştu. Ve Cosima ile aynı yıl Lüzern’de bir Protestan kilisesinde evlendim. Cosima, evlendikten sonra benim can yoldaşım ve esin kaynağım oldu.1872 yılında kesin olarak Beyrut’a yerleştik. 1876’da büyük bir başarı ile “yeşil tepe” festivallerinin açılışını yaptım. 1882’de son operam “Parsifal”in Beyrut’taki galasından sonra ailemle birlikte kışı geçirmek üzere Venedik’e gittim.

    Ölüm beni, 13 Şubat 1883’de kalp krizi biçiminde, bir felsefe incelemesi üzerinde çalıştığım sırada yakaladı. “Wahnfried” villasının bahçesinde kendi adıma hazırladığım mezarıma gömüldüm. Mezarım, torunlarım olan Wieland ve Wolfgang’ın büyük bir çabayla sürdürdükleri festivalleri izleyenlerin ziyaret ettikleri yerdir hala…

    Mart 1810 tarihinde Varşova yakınlarında Wola’ya bağlı Zelazowa kasabasında dünyaya geldim. Nicholas adlı Fransız göçmenle, Polonyalı bir kadının tek oğullarıyım. Babam öğretmen olduğu için, 12 yaşıma kadar evde özel öğrenim gördüm. 7 yaşıma gelmeden Polonya halk dansları ve şarkılarından esinlenerek küçük danslar besteledim. 7 yaşımda ilk polonezim yayınlandı. 1818 yılında yani, sekiz yaşımda artık soylu ailelerin konaklarında piyano resitalleri vermeye başladım. Halk konserlerinde ise başarımı kat kat arttırdım. 1822 – 1827 yılları arasını ortaokul günlerim doldurdu. Bu arada Varşova Konservatuarının müdüründen müzik dersleri aldım. Ardından 2 yıl daha konservatuarda müzik kuramı ve bestecilik derslerine devam ettim. O zamanlar biricik özlemim Varşova’nın sınırları dışına taşmak, Paganini ve Hummel gibi çağdaşların müzik ortamında yaşamaktı. 1828 yılında Avrupa’nın sanat merkezlerine yolculuğa çıktım. Berlin ve Viyana’ya gittim. Fakat Avrupa’daki toplumsal huzursuzluktan etkilenerek tekrar Varşova’ya döndüm. 1830’un sonbaharında yeniden Viyana’ya yolculuk yaptım. Ve birkaç ayın ardından rotamı Paris’e çevirdim. Paris’te parasız pulsuzdum. Ama birkaç konser verip elim biraz para görünce yerleşmeye karar verdim. Kısa sürede incelikli piyanistliği ve parlak kişiliğim ile Paris’in seçkin çevresine girmeyi başardım. Müzisyen, yazar ve ressamlarla arkadaşlıklar kurdum. Bunların arasında, Hector Berlioz, Felix Mendelsshn, Franz Lizst ve Vincenzo Bellini vardı. Eugene Delacroix bir portremi yaptı. Balzac, Heine, Alfred de Musset de yazar dostlarımdı.

    1835’te yüreğimdeki sıla özlemini dindirmek için Polonya’ya döndüm. Anne ve babamla Bohemya’da mutlu günler geçirdim. Daha sonra eski Polonyalı dostlarımı görmek üzere ailemle Almanya’ya geçerek Dresden’e gittim. Orada dostlarımın 16 yaşındaki kızına aşık oldum, ancak kızın ailesi, sağlık durumuma ilişkin olumsuz söylentiler üzerine evlilik vizesini vermedi. İki yıl sonra tekrar Paris’e döndüğümde bu kez Franz Liszt aracılığıyla George Sand takma adını kullanan Aurore Dudevant ile tanıştım. Ben 26, Sand 32 yaşındadır ve henüz kocasından boşanmıştır. Erkek giysileri içinde sigara içen görüntüsüyle güzel olmasa da çevresinde hayranlık uyandıran bir kadındı. 18 yaşındayken bir baronla evlenmiş, ondan 2 çocuğu olmuştur. 1838 kışında Sand ve çocuklarıyla Mallorca adasına gittim. Palma sırtlarında bir manastıra yerleştik. Sand’ın özenli bakımı sayesinde 1839 yılında güç toplayarak Paris’e döndüm. Paris’te de yaşamlarımız ayrı evlerde ama birlikte sürdü. 1941 – 1846 arasında yazlarım Sand’ın yaz evinde geçti. 1847 yılına kadar süren ilişkimiz bir aile tartışması yüzünden son buldu. 24 kasım 1848’de Paris’e döndüğümde verem olarak tanımlanan hastalığım yüzünden yorgun ve zayıf düşmüştüm. 1949 ilkbaharında durumum çok kötüleşti. Kız kardeşim Polonya’dan gelip ölene kadar başımda yaşam nöbeti tutmuştur. 11 ay süren bu nöbetten sonra 17 ekim 1849’da hayata veda bestemle ölümün sonsuz yolculuğuna çıktım.Yani Sand’dan ayrıldıktan 2 yıl sonra öldüm. Sand ise 17 yıl daha yaşlanarak 8 haziran 1876 da yaşamını noktaladı. Vasiyetim, ölümümden önce tamamlanmamış el yazmalarımın yok edilmesi ve cenazemde Mozart’ın “Requem”inin çalınmasıydı.

    BEN KİMİM???...

Yukarı Çık