Merhaba



(1887 - 1888) .

KiŞiLER

Vasili Vasiliç SVETLOVİDOV, ihtiyar bir aktör

68 yaşında

Nikita İVANlÇ, yaşlı bir suflör
2. sınıf bir taşra tiyatrosunun sahnesi. Oynanan oyunun ve sahne gerisinin kalıntılarıyla dolu. Sahnenin ortasında, ters dönmüş bir tabure. Gece ve karanlık. SVET-LOVlDOV, üzerinde Kalhas'ın (Dönek Tro-ya'lı bilici) giysileri, elinde şamdan, gülerek, sahneye girer.

SVETLOVİDOV : E, ne dersin bakalım bu işe? Olanlara bak! Soyunma odasında uyuyup kalmışım. Oyun bitmiş, tiyatro dağılmış, bense soyunma odasında horul horul uyumuşum! Ne maskaralık! Ne maskaralık! Miskin, kocamış bir köpeğim, hepsi bu! Öylesine yorulmuş olmalıyım ki, sandalyemde sızıp kalmışım... Parlak bir iş yapmışsın koca-oğlan! Dâhi doğup, hiçe varan herif! (Bağırır) Yegorka! Yegorka! Nerdesîn şeytan herif? Kim bilir nerelerde uyuyor habis! Cehennemin dibine kadar yolun var! İnşallah zebaninin biri diri diri yakar seni! Nankör herif! Yegorka! (Durur. Ters dönmüş tabureyi çevirip oturur. Şamdanı yere koyar) Ses yok! Sadece bu aksi seda. Oysa bana iyi baktığı için bugün bile üç ruble vermiştim ona. Bu gece bir polis köpeğiyle bile zor bulursun herifi! Sanırım tiyatro da kilitlenmiştir. Seni kokarca, seni iğrenç seni! (Başını sallar) Of f! Sarhoş yaratık! Ne diyeceksin bakalım bu işe? Yüz verdiler bana, ben de teşekkürümü, gırtlağımdan aşağı, bir ton şarapla bira yuvarlayarak gösterdim. Şarapla bira! Ööö! Her yanım titriyor. Ağzımda, sanki, bir ordu kamp kurup, çekip gitmiş! Tam manâsıyla iğrenç! (Duruş) Aptallık bu! Başka bir şey değil, tam aptallık! Yaban ördeği gibi sarhoş olmuş bir soytarıya, neden içtiğini sorsan, cevap veremez. Niye? Niyesi var mı? Her zamanki gibi içmiştir işte! Of Allahım! Sırtım da amma ağrıyor ha! Her yanım tir tir titriyor. Kalbim, rutubetli, karanlık bir bodrum gibi. Bana bak, eğer sıhhatini kollamazsan, ihtiyarlığında acınacak hale gelirsin Pagliacci oğlum... Hıh! Gence bak! İstediğin kadar hayal kur, kendini aldat, hatta bu mevzuda soytarılık bile et! Sen hayatını yaşadın kocaoğlan! Söylenecek laf kalmadı. 68 senen yandı bitti, kül oldu! Hayatını iki kere yaşayamazsın! Şişe boşaldı. Dibinde de kala kala, bir tutam posa kaldı. İşte senin hikâyenin hulasası! İster rol al, ister rol alma, bundan böyle sana prova ettirecekleri tek rol (göğsüne vurur) bu ceset olacaktır. Azrail kuliste bekliyor, haberin ola! (Durur. Salona bakar) Olanlara bak! 45 senedir sahnedeyim. Ömrümde ilk defa, gecenin yarısında bir tiyatroda yapayalnızım. İlk defa! İşe bak! Burası da amma tekinsiz görünüyor ha! (Öne vurur) Hiçbir şey görmüyorum. Yo, suflörün kümesini görüyorum... Şimdi de ilk locayı... Orkestra şefinin sekisini... Ötesi kesif karanlık. Simsiyah, dipsiz bir kuyu. Ölülerin bile korkuyla saklandıkları bir mezar burası. Brr! Amma soğuk ha! Sanki bir bacadan korkunç, tüyler ürpertici bir rüzgâr esiyor. Ne oyun oynanacak yer ha! Eşi görülmemiş uğursuz bir mezbele! İliklerine kadar donduruyor insanı. (Birden bağırır) Yegorka! Yegorka! Hangi cehennemdesin şeytan herif? Hay Allah! Ağzımdan yel alsın! Yahu, şeytan, cehennem laflan edilir mi şimdi burda? Laflarına dikkat et! İçkiyi kes! Kocadın artık. Ölme vaktin geldi. Senin gibi 68 yaşındaki insanlar, kiliseye kapanır, kendim ölüme hazırlar. Ya sen? Sense durmadan beddua ediyor, tehditler savuruyor, bir Yunan soytarısı gibi giyiniyorsun. Ne mide bulandırıcı bir manzara bu! En iyisi gidip adam gibi bir şey giymeli. Tekin değil burası! Biraz daha siftinip durursan, korkudan gebereceksin! (Kuliste yürürken, NİKİTA İVANİÇ, üzerinde uzun, beyaz bir bornoz, sahneye girer, SVETLOVİDOV, korkuyla çığlık atar. Geri geri yürür) Kimsin sen? Ne istiyorsun? Neyin peşindesin? (Yan kızgın, yarı mızır-dar) Kimsin sen?

NİKİTA: (Yavaşça yaklaşır) Benim, suflör Nikita İvaniç... benim Vasili Vasiliç.

SVETLOVİDOV: (Zorlukla soluk alır. Titreyerek, umarsız, tabureye çöker) Büyük Allahım! Bu da kim? Oh, sen, sen misin Nikita? Ne yapıyorsun burda?

NİKİTA: Soyunma odasında uyuyordum. Ama Alla'şkına, müdüre filan söylemeyin. Kalacak hiçbir yerim yok. Allah sizi inandırsın, hiçbir yerim yok!

SVETLOVİDOV: Demek sensin ha Nikita? Alla-hım! Büyük Allahım! Dinle! Bu gece perde benim için tam on altı kez açılıp kapandı. Üç de çiçek buketi geldi. Aldığım öteki ıvır zıvırı da Allah bilir. Çok beğendiler oyunumu! Ama içlerinden hiçbiri yolunu değiştirip, bu ihtiyar sarhoşu uyandırıp, eve götürmeye gelmedi. İhtiyarladım. Nikita, koca-dım! 68 yaşındayım. Ruhunu teslim etmeye hazır hasta bir köpek gibiyim. (Ağlamaklı, Nikita'nın önünde diz çöker) Beni bırakma Nikita, ihtiyarım ben, yardıma koşacak kimsem yok. Gebermek üzereyim... Korkunç bir şey bu! Korkunç!.. NİKİTA: (Saygı ve sevgiyle) Eve gitme zamanınız geldi Vasili Vasiliç.

SVETLOVİDOV: Niye? Evim yok ki benim! Hıh! Ev!

NİKİTA: Yani oturduğunuz evi hatırlamıyor musunuz?

SVETLOVİDOV: Tabii hatırlıyorum. Ama gitmek isteyen kim? Ben değil herhalde! Bak Nikita, bu dünyada yapayalnızım. Ailem yok, karım yok, çocuklarım yok, hiç kimsem yok! Otların arasında esen bir rüzgâr gibi yapayalnızım. Ben ölünce kim dua edecek bana? Hiç kimse! Sana bir şey söyleyeyim mi? Yalnız olmak beni geberesiye korkutuyor. Beni çekip çevirecek, şefkat gösterecek, sarhoşken yatağa yatıracak kimsem yok. Kime aitim ben? Kimin bana ihtiyacı var? Kim adam yerine koyar beni? Hiç kimse Nikita, hiç kimse! NİKİTA: Halk sizi seviyor Vasili Vasiliç. SVETLOVİDOV: Halk mı? Halk şimdi yatağında mışıl mışıl uyuyor. Üstelik rüyasında da bu ihtiyar soytarıyı görmüyor. Kimsenin bana ihtiyacı yok. Ne karım var, ne çocuklarım. NİKİTA: Bu mevzuda niye bu kadar bedbinsiniz? SVETLOVİDOV: Çünkü ben bir erkeğim! Yaşıyorum! Damarlarımda su değil, kan dolaşıyor. Hem de asil bir kan! Ben asil bir adamım Nikita. Asil bir ailedenim. Bu karanlık kuyuya düşmeden önce Ordu'daydım ben. Topçu zabitiydim. Görmeliydin beni! Genç, yakışıklı, cesur, hayat dolu! O genç adama ne oldu şimdi? Sonra... sonra, zamanımın en iyi aktörüydüm. Öyle değil miydim, ha, Nikita? Hem de ne aktör! Peki, ona ne oldu? Ne oldu hayatıma? (Kalkar Nikita'ya eğilir). Biliyor musun, geçenlerde şöyle bir gerilere baktım. Hayatım bir şerit gibi gözlerimin önünden geçti. Bu uğursuz delik, hayatımın kırk beş senesini yuttu Nikita! Ne hayattı ama! Şimdi şu karanlığa bakıyorum da, hayatımın en hurda teferruatını bile apaçık görüyorum. Tıpkı senin yüzünü gördüğüm gibi. Mesela: Gençlik! Fikirler! İman! Güç! Güven ve kadınlar! Hem de ne kadınlar Nikita! NİKİTA: Yatma zamanınız gelmedi mi Vasili Vasiliç?


SVETLOVİDOV: Sevk dolu genç bir aktörken, bir kadın, yalnızca oyunculuğuma âşık oldu. İnanır mısın? Bir sosyete kızı: Şık, bir fidan gibi incecik, genç, masum. Üstünü üstlük, bir yaz günbatımı gibi ateş doluydu Nikita, Harika bir yaratıktı! Masmavi, ışıl ışıl gözlen vardı. Kapkaranlık bir gecede, o gözler aklına düşse, ortalık gün ışığı basmış gibi, pırıl pırıl aydınlanırdı. Ya o nefis gülüşü, o dalgalı saçları?! Bırak da sana o dalgalı saçları anlatayım: Okyanusun dalgalarının güçlü olduğunu sanırsın değil mi? Nerdee? Ama onun o dalgalı saçlarına, genç bir erkek gözüyle baktın mı, o dimdik kayalıkları," aysbergleri, hatta dağlan bile, nasıl parçalayacağını şıp diye keşfediverirsin! O dalgaların, bir şelale gibi, başından aşağı inmesini istemez misin? İstersin elbet!.. Şimdi kendimi onun önünde görüyorum. Tıpkı senin önünde durduğum gibi. O gün her zamankinden güzeldi. Bana öyle bir bakışı vardı ki, ömrüm boyu unutmayacağım. Aşktı bu Nikita! Beni Hamlet'te görmüş, bu da ona yetmişti. Kur filan yapmamıştım ona, yalan da söylememiştim. Sadece sevmişti beni. Ümit verici, saadet ve sevgi dolu, güçlü bir oyunculuğa sahip genç bir aktördüm. Dizlerimin üstüne çöküp, benimle evlenmesi için yalvardım. (Sesi düşer) Ya o ne yaptı? "Tiyatroyu bırak!" dedi. Tiyatroyu bırakmak?! Ne dersin bu işe? Bir kız, bir aktöre âşık olabilirdi ama, evlenmeye gelince? Hayır efendim! Hayatta görülmemiştir böyle bir şey! Hatırlıyorum, o gece... şeyde oynamıştım, saçma-sapan bir komedide. O aptalca yazılmış rolümü oynayıp, kulise çıktığımda, birden gözlerim açıldı. İşte o gün, onca sene sonra, aktörlüğü mukaddes bir sanat zannedenlerin, tam birer salak olduklarını anladım. Birdenbire, tiyatronun baştan sona yalan ve mânâsız olduğunu gördüm. İşten sonra kafa dinlemeye gelen halkı eğlendirmek için yırtınan, hayatta kalmaya çalışan bir esirdim, bir meydan delisi, bir çadır maskarasıydım. Kısacası bir soytarı! Halkın ne olduğunu gördüm o gün. İşte o günden beri, alkışlara, tenkitlere, mükafatlara, "Tiyatro"ya inanmıyorum! Evet, beni alkışlarlar, fotoğrafımı satın alırlar. Ama aralarına girmek istedin mi, bir yaban'ım onlar için, bir çirkefim, kağşamış bir fahişeyim! Kendilerini oyalamak için, seninle muhabbete otururlar, içki ısmarlarlar, fakat senin kız kardeşleriyle veya kızlarıya evlenmek istediğini öğrendiler mi, senin...! Halka inanmıyorum artık! (Tabureye çöker) İnanmıyorum artık halka!

NİKİTA: Eskisi gibi görünmüyorsunuz Vasili Va-siliç. Korkutuyorsunuz beni. Hadi bırakın da sizi evinize götüreyim.

SVETLOVİDOV: Bu lanet işin ne hallt olduğunu iyice anladım. İnan bana, böylesi bir rezillik görmemişsindir! Ondan sonra... o kızdan sonra... yaptığım hiçbir işe aldırmadım. Sadece yaşadım. Yarını düşünmeden, harcadım hayatımı. Hilkat garibelerini, maskaraları, ahmakları oynadım. Kırıntı roller aldım.

Soytarılık yaptım. Şöhretimi yere çaldım! Durmadan sermayeden yedim! Ama bütün bunlara rağmen gene de aktördüm. Aktörün hasıydım! Kabiliyet desen gürül gürül. Hem de heba ettiğim halde. Evet, o haltı ettim ben, fırlatıp attım. Sesim bozuldu. O, bir karakter, o otorite yaratma faziletini, gücünü kaybettim. Bu karanlık delik beni diri diri yuttu! Bunu daha önce bilmiyordum. Ama bu gece uyandığımda, maziye bir baktım. 68 sene bırakmışım ardımda. Daha ne bekliyorum bu yaşta?! Benim şarkım söylendi! (Hıçkırır) Söylendi benim şarkım! (Bitkin tesir)

NlKİTA: Hadi Vasili Vasiliç, toparlanın artık, kendinize gelin. Allah hepimizin yardımcısı olsun! (Bağırır) Yegorka! Yegorka!

SVETLOVİDOV: (Birden toparlanır) Fakat ne kabiliyet vardı bende! Dinle! ('Göğsüne vurur) Burda yatan gücü, hisleri, irade, idare kabiliyetini, yaratıcılığı tahayyül edemezsin! Dinle adam! Dinle şunu! Hele bir nefes alayım! Marc Anthony'nin şu tiradını hatırlıyor musun?

"Nankörlük, hiyanetin kollarından beter, yıktı bitirdi onu, yarıldı aslan yüreği, kapayıp peleriniyle yüzünü koca
Sezar düştü Pompeis'in heykelinin dibine, o kanının oluk oluk aktığı yere!" . Fena değil, ha? Bekle, şimdi de Kral Le-ar'den bir parça geliyor! Bilirsin: Gökyüzü kararmış. Yağmur. Fırtına-aaa. Şimşekkk-zzz-shh... Ve derken (Gürler); "Esin rüzgârlar, esin! Yanaklarınızı çatlatın, kudurun, esin! Siz, ey kasırgalar, seller-, çan kulelerini, üzerlerindeki fırıldakları suya boğun. Siz kükürtlü ve düşünce kadar hızlı şimşekler, bir vuruşta meşeyi ikiye bölen yıldırımın öncüleri, benim ak saçlı başımı yakın! Sen, her şeyi sarsan yıldırım, dünyanın yuvarlaklığını ve kalınlığını yamyassı et, tabiatın bütün şekillerini parçala ve nankör insanlığı vücuda getiren tohumlan bir anda yok et!" (Sabırsızlıkla) Hadi çabuk! Soytarı'nın repliği! Söyle! Ömür boyu bekleyemem! NlKİTA: (Soytarı'yı oynar) "Yağmurdan barınılacak bir evde, sarayın mukaddes suyu: Dalkavukluk, dışardaki bu yağmurdan daha iyidir babalık. Benim iyi babalığım, kızlarının yanına dön ve onlardan af dile... İşte ne akıllıya, ne de deliye acıyan bir gece!" SVETLOVİDOV: "Haydi, var kuvvetinle gürle! Ateş kus, sel boşalt! Yağmur, rüzgâr, yıldırım ve ateş, siz benim kızlarım değilsiniz, size nankörlük ediyorsunuz'demiyorum, size ne bir krallık hediye ettim, ne de çocuklarım dedim." İşte sana güç! Kabiliyet! Ha? İşte aktör! Biraz daha. Şöyle eski günlerden. Hadi seninle (Parlak bir gülüşle) şöyle bir Hamlet'e uzanalım! Dur bakalım, neresi olabilir? Tamam, buldum... "Hah! İşte flavtalar geldi! Verin şunlardan birini bana! (Niki-ta'ya) Siz neden hep bordama sokuluyorsunuz benim, yolumdan çıkarmak istercesine beni?"

NİKİTA: "Haddimi bilmiyorsam, sevgimin sınırları aşmasındandır bu efendimiz."

SVETLOVİDOV: "Pek anlayamadım ne demek istediğinizi. Şunu çalar mısınız biraz?"

NİKİTA: "Çalmasını bilmem efendimiz."

SVETLOVİDOV: "Rica ederim."

NİKİTA: "Sahi söylüyorum, çalamam."

SVETLOVİDOV: "Yalvarırım, çalın."

NİKİTA: "Elimi sürmüş değilim flavtaya."

SVETLOVİDOV: "Kolay canım, yalan söylemek kadar kolay. Şu deliklere parmaklarınızı koyacaksınız, ağzınızı da şuraya, üfleyeceksi-niz. En tatlı sesler çıkıverecek kendiliğinden. Alın, bakın, işte delikleri, şunlar."

NİKİTA: "Ama iki sesi bile yan yana getiremem. Hiç anlamam bu işten."

SVETLOVİDOV: "Yaa, gördünüz mü? Düşünün, ne kadar küçük görüyorsunuz beni. Çalmaya kalkıyorsunuz beni. Perdelerimi bitirmiş gibi davranıyorsunuz. Sırlarımı üfürmek istiyorsunuz yüreğimden, en yüksek, en alçak seslen çıkarmak istiyorsunuz benden. Oysa şu çalgıyı, içi güzelim seslerle dolu şu ufacık çalgıyı söyletmesin' bilmem, beceremem diyorsunuz. Allahtan korkun, bu düdükten daha mı kolay beni öttürmek? Dilediğiniz çalgıya benzetin beni, kırın, koparın tellerimi, perdelerimi, bir tek ses çıkaramazsınız benden!" (Gülüşler, alkışlar) Bravo! Bravo! Nerde şimdi senin ihtiyarlığın ha? İhtiyarlık yok artık! İhtiyarlık da, bütün saçmalıklar da cehenemin dibine! Eğer bu, gençlik, canlılık, hayat değilse, nedir? Sorarım sana! Kabiliyetin olduğu yerde, ihtiyarlık yoktur Niki-ta! Hakiki hayat budur işte! Seni canlandırdı değil mi, ha, Nikita? Seni şaşkına çevirdi, çarptı seni. Niye çarpmasın? Dur, daha bitmedi. Ne dersin şu yumuşacık, nefis, müzik dolu... Şşş! Sus! (Dışardan, açılan bir kapının sesi gelir) Neydi bu?

NİKİTA: Yegorka olmalı...

SVETLOVİDOV: (Gürültüye dönüp bağırır) Buraya gel canım! (Nikita'ya) İhtiyarlık diye bir şey yoktur! Hem kim açtı bu mânâsız mevzuyu? Neyse! (Mutlulukla güler) Hey ağlıyor musun yoksa? Niye ağlıyorsun ihtiyar dostum, niye? Ne lüzumu var şimdi? Hadi kes ağlamayı! Sırası mı? Hadi... (Ağlayarak öper) Sanat ve dehânın olduğu yerde, ihtiyarlık, yalnızlık, hastalık yoktur. Hatta ölüm dehşetinin bile yarısı kaybolur. (Gözünde bir damla yaş belirir) Evet Nikita, bizim şarkımız söylendi! Hıh! Dehâymış! Laf! Bomboş bir şişeyim ben. Posası çıkmış bir limonum. Sürüngenin biriyim. Ve sen, sen de bir tiyatro faresisin. Bir çadır suflörü. Tamam, hadi gidelim. (Çıkışa yürürler) Biliyor musun, benim kabiliyetim filan yok. Sadece dramlarda iyiyim, hani şu Fartin-bras'ın maiyeti gibi rollerde. O roller için bile yaşlıyım artık... Evet... Ne dersin bu işe?... Bana bak, Othello'dan şu parçayı hatırlıyor musun Nikita?


"Elveda sakin kafa! Elveda huzur! Elveda tuğlu kıtalar, ihtirası fazilet kılan büyük savaşlar! Hepinize elveda! Elveda kişneyen kısraklar, tiz borazanlar, coşturan davullar, kulak yırtan trompetler, şanlı sancaklar, ve o güzelim savaşın gurur verici, muhteşem neticesi, elveda"

NİKİTA: Harika! Harikulade! SVETLOVİDOV: Yahut şunu dinle: (Çıkarlarken)

"Hayat yüreyen bir gölgedir, fakir bir çalgıcı kurumla gezinir, harcar zamanını bir sahnede, sonra da hiç duyulmaz olur sesi." (Sesi dışardan gelir)

"Bir at! Bir at! Bir ata kurban gitti krallığım!"

Anton Çehov - Kuğunun Şarkısı