Merhaba

Anton Çehov - Dağ Yolunda
Tek Perdelik Dokuz Oyun

DAĞ YOLUNDA/BİR DRAM ÇALIŞMASI (1885) •



KiŞiLER
TİKHON Yevstigneyev, dağ yolunda bir hanın sahibi.
Semyon Sergeyeviç BORTSOV, iflas etmiş bir toprak sahibi
MARYA Yegorovna, karısı
SAVVA, yaşlı bir hacı
NAZAROVNA, sofu kadın
FEDYA, fabrika işçisi
MERİK, serseri
KUZMA, yolcu
POSTACI
ARABACI Deniş, Bayan Bortsova'nın arabacısı
HACILAR, SIĞIRTMAÇLAR, YOLCULAR v.b.

Olay, Rusya'nın güney yöresinde geçer. Tikhon'un hanında büyük bir oda. Meyhane de denebilir. Sağda tezgâh. Üzerinde, arkadaki raflarda şişeler. Fonda yola açılan bir kapı; dışarda üzerinde kirli, kırmızı, küçük bir fener asılı. Yerde, duvarlara bitişik sıralarda hacılarla yolcular. Bazıları, yere çökmüş, dizlerine kapanmış, uyuklamakta. Vakit gece yarısı... Perde gök gü-rültüsüyle açılır. Çakan şimşeğin ışığı görülür açık kapıdan.

Tikhon, tezgâhın ardında... Fedya, sıralardan birine yarı uzanmış, akordeon çalmakta... Bortsov, eski, partal bir yazlık palto giymiş, Fedya'nın yanında oturmakta... Savva, Nazarovna, Yefimovna yerde, sıraların yanında, yatmakta...

YEFİMOVNA: (Nazarouna'yct) Baksana anacığım, şu ihtiyarcığı bir sarsalasana! Öbür tarafa göçüyor galiba?

NAZAROVNA: (Savva'nın yüzündeki partal giysinin ucunu kaldırır) Tanrı Adamı! Hey, Tanrı Adamı! Yaşıyor musun, ölüyor musun?

SAVVA: Ne diye öleyim? Yaşıyorum anacığım.

(Doğrulur) Bacaklarımı örter misin?..Hah, şöyle... Sağdakini de... Tamam, öylesi iyi. Tanrı sağlığını daim etsin!

NAZAROVNA: (Sauua'nın bacaklarını örter) Hadi, şimdi uyu babacığım.

SAVVA: Nasıl uyuyayım? Acı rahat bırakmıyor ki! Benim gibi günahkârların huzur içinde yaşamaya hakları yok... Bu gürültü de ne?

NAZAROVNA: Tanrı fırtınanın dik alasını yolluyor bize. Rüzgâr uluyor, yağmur durmaksızın yağıyor. Dama, pencerelere bezelye taneleri gibi iniyor... Duyuyor musun? Göklerdeki kötülüklerin kapıları açılmış! (Gök gürler) Tanrım! Tanrım! Tanrım!

FEDYA: Gök gürlüyor, uluyor; iniyor gök! Anlaşılan sonu gelmeyecek. Vuu... Vuu... Ormanın uğultusu gibi... Vuu... Vuu... Rüzgâr köpek gibi uluyor. (Titrer) Amma da soğuk ha! Urbalarım sırılsıklam. Sıksam, şarıl sarıl su akar... Kapı da ardına kadar açılmış! (Akordeonunu usuldan çalmaya çalışır) Akordeonum da ıslanmış, dini bütünler! Sesi zar zor çıkıyor. Yoksa öyle bir konser verirdim ki size, akimiz dururdu. Örneğin ünlü bir parça... Bir kadril, bir polka; ya da bizim havalardan. Hepsinin de üstesinden gelirdim, ha! Şehirde, Büyük Otel'de garsonluk yaparken, hiç para biriktirmedim. Elime geçeni hep müziğe, çalgıya yatırdım. Çalgı çalmaya... Gitar bile çalarım.

SES: (Bir köşeden) İşte saçmalayan bir salak!

FEDYA: Salak sensin! (Sessizlik)

NAZAROVNA: (Savva'ya) Sen şimdi sıcağın önünde yatıp, zavallı bacaklarını ısıtmalıydın büyük baba. (Sessizlik) ihtiyar! Tanrı Adamı! (Savva'yı sarsar) Göçüyor musun yoksa?

FEDYA: Küçük bir votka yuvarla babalık. Mideni yakar ama, içini ferahlatır. Yuvarla bir kadeh!

NAZAROVNA: Soytarılık edip durma! İhtiyar belki de günahlarının çeteleşin! çıkarıp, ruhunu teslim ediyordur. Sense aptalca laflar ediyorsun! Üstüne üstlük çalgı da çalıyorsun. Kes şunu tıngırdatmayı! Utanma yok mu sende?

FEDYA: Sende var mı? Durmadan gevezelik ediyorsun. Adamcağız yeterince kötülemiş. Sense o iyi kadın, şefkatli kadın numaralarınla üzüyorsun adamcağızı. Kafasını ütülüyorsun... Uyu, büyük baba! Kulak asma ona. Bırak ötsün. Boş ver! Kadınların dilleri şeytan süpürgesine benzer. İyiden, güzelden yana ne varsa, süpürüverirler. Kadınlara metelik verme. (Ellerini şaşkınlıkla birbirine vurur Hay Allah, amma da sıskaymış-smî İskelet gibi! Et met kalmamış sende. Gerçekten ölüyor musun yoksa?

SAVVA: Ne diye öleyim? Tanrı korusun beni! Az biraz kötülerim ama, Tanrı'nın inayetiy-le, gene de dikilirim ayağa. Meryem ana beni gurbetlerde öldürmez. Ben ölsem ölsem, anca evimde ölürüm.

FEDYA: Uzaktan mı geliyorsun?

SAVVA: Evet, Vologda şehrinden. Esnaflık yapardım orda.

FEDYA: Nerde bu Vologda?

TİKHON: Moskova'nın ötelerinde. Kıyı köşe bir yerde.

FEDYA: Vay canına, amma da uzaktan gelmişsin be kirpi sakal! Peki, tabana kuvvet mi geldin?

SAVVA: Yaya geldim ya! Tikhon Zadonski ma-nastırındaydım. Şimdi de Kutsal Dağlar'a gidiyorum. Tanrı'nın izniyle, ordan da Odes-sa'ya geçeceğim. Odessa'dan adamı Hac'ca, Kudüs'e ucuza götürüyorlarmış. Yirmi bir rubleye, diyorlar.

FEDYA: Moskova'da bulundun mu? SAVVA: Hem de beş kere. FEDYA: Güzel bir şehir mi? (Sigara yakar) Görmeye değer mi sence?

SAVVA: Orada bir sürü azizin türbesi var evlat. Bir yerde ne kadar aziz türbesi varsa, orası daima güzeldir. -

BORTSOV: (Tezgâha, Tikhon'un yanma gider) Bak, bir daha yalvarıyorum sana. Tanrı aşkına, bir yudumcuk olsun ver şu içkiden! FEDYA: Bir şehirde en birinci iş temizliktir. Toz mu var, sokaklar sulanmak. Çamur mu var. hemen yok edilmeli. Uzun uzun evler olmalı. Tiyatrolar... Polis... Arabalar... Ben hep şehirde yaşadım, bilirim oraları. BORTSOV: Küçücük bir kadeh... İşte şunun kadar... Borca yaz. Mutlaka öderim sana. TİKHON: Laf!

BORTSOV: Yalvarırım. Şu iyiliği yap bana!

TİKHON: Rahat bırak beni be!

BORTSOV: Anla beni! Eğer o tahta, o köylü kafanın içinde bir damlacık beyin olsaydı, içki isteyenin ben olmadığını anlardın. İçimin içi istiyor! Bu yüzden sızlanıyorum bir köylü gibi. Hastalığım istiyor içkiyi. Anlaşana!

TİKHON: Anlayacak bir şey yok... Çek git hadi!

BORTSOV: Bak, eğer bana içki vermezsen -iyi dinle beni- eğer bu tutkumu gideremezsem. çok kötü şeyler yaparım, cinayet bile işlerim! Ne yapacağımı anca Tanrı bilir... Bana bak, tahta kafa, meyhaneciliğin boyunca bir yığın ayyaş dikilmiştir karşına; hiç ne hale geldiklerini görmedin mi onların? Hasta olurlar, hasta! Kötünün kötüsü olurlar! Ama bir yudum votka ver; döv, bıçakla, ne yaparsan yap! İşte bak, yalvarıyorum sana. Yap bana şu iyiliği. Önünde diz çöküyorum işte... Tanrım, nasıl da zavallılaştım, nasıl da alçaldım!

TİKHON: Uçlan parayı, al votkayı!

BORTSOV: Nerden bulayım parayı? Hepsi içkiye gitti. Hepsi, son meteliğime kadar! Sana verebilecek hiçbir şeyim kalmadı. Bir bu paltom var, onu da veremem sana. Altında çırılçıplağım... Şapkamı ister misin? (Şapkasını çıkarıp Tikhon'a verir)

TİKHON: (Şapkayı inceler) Hmm! Tezgâhın altı şapka dolu. Bu da, kalbin gibi, delik deşik.

FEDYA: (Alay eder) Hey, beyfendi şapkası o! Hani büyük şehirlerde, caddelerde turlarken, çıtkırıldım hanımları selamlamak için kullanılır! "Günaydın! Gene görüşelim! Nasılsınız?"

TİKHON: (Şapkayı geri verir) Bedava bile versen, almam. Paçavraya dönmüş! BORTSOV: İşine gelmedi ha? Öyleyse borca yaz. Şehirden dönerken uğrayıp, beş köpek veririm sana. Paraya boğarım seni. Paraya boğulursun. Parayla boğulasın! Boğazında kalır inşallah! (Öksürür) İğreniyorum senden!

TİKHON: Şu ulumayı kesmeyecek misin sen, ha? Sülük gibi yapıştın! Neyin nesisin sen be? Yankesici misin, nesin? Ne demeye geldin buraya? BORTSOV: İçki istiyorum! Kendim için değil,

hastalığım için istiyorum. Anlaşana! TİKHON: Bana bak, sabrımı taşırıyorsun! Daha fazla askıntı olursan, bozkırın orta yerinde bulursun kendini! BORTSOV: Ne yapacağım ben? (Uzaklaşır) Ne

yapsam bilmem ki? (Düşünür) YEFİMOVNA: Şeytan dürtüyor seni! Dinleme onu beyfendi. Yere batasıca, hiç durma, "İç bir kadeh! Bir kadeh iç!" diye fısıldar... Sen de "İçmeyeceğim! İçmeyeceğim işte!" de... O zaman seni rahat bırakır. FEDYA: Bahse girerim, kafanı didik didik ediyordur, mideni oyuyordur, durmadan oyu-yordur mideni o meret istek! (Güler) Sen fıttırmışsın efendicik! Hadi, yat da uyu! Meyhanenin ortalık yerinde korkuluk gibi durma, bostan değil burası!

BORTSOV: (Öfkeyle) Kapa çeneni! Sana fikrini soran olmadı. Eşek herif!

FEDYA: Hey, o kadar ileri gitme bakalım! Senin gibileri iyi bilirim ben. Yollarda, meyhanelerde siftinir durursunuz. Eşek lafına gelince, kulağının üstüne bir patlatırsam, rüzgârdan beter ulursun. Sensin eşek! Sersem budala! (Bir sessizlik) Boş kese, boş kafa!

NAZAROVNA: Şu işe bakın! Burada bir Tanrı Adamı, son duasını edip, nerdeyse Tanrı'ya ruhunu teslim edecek! Ordaki zındıklarsa kavgalaşıp küfürleşiyorlar! Utanmazlar!

FEDYA: Kapa çeneni muşmula suratlı moruk! Meyhanede olduğunu unutma! Meyhanede, meyhane raconu yürür. Nara da atılır, küfür de edilir!

BORTSOV: Ne yapabilirim? Nasıl anlatabilirim bu adama? Daha ne diyebilirim? (Tikhon'a) Damarlarımdaki kan dondu, Tikhon amca! (Ağlar) Tikhon! Dostum!

SAVVA: (İnler) Bacaklarım kurşun yemiş gibi sızlıyor... Hacı kadın, anam?

YEFİMOVNA: Ne var?

SAVVA: Ağlayan kim?

YEFİMOVNA: Bir beyefendi!

SAVVA: Beyfendiye söyle de Vologda'da ölebil-mem için, benim adıma da ağlayıp dua etsin. Dualara gözyaşı kattın mı, insanın isteği daha çabuk kabul edilir.

BORTSOV: Dua ettiğim filan yok, büyük baba. Akan gözyaşı da değil, kan. Boğulan ruhumdan fışkıran kan. (Savva'nın ayaklarinin
dibine oturur) Kan! Kanım akıyor! Ama anlamazsın sen. Karanlık kafanla anlayamazsın koca ihtiyar. Karanlığın insanlarısınız siz!

SAVVA: Aydınlığın insanları var mı? BORTSOV: Var ya, babalık. Aydın insanlar var. Ancak onlar anlar.

SAVVA: Doğru, vardır evladım. Evliyalar, azizler, aydınlığın insanlarıydı. Onlar her acıyı anlardı. Sen daha söylemeden anlardı onlar. Gözlerine bakar bakmaz, hemen anlarlardı. Öyle rahatlardın ki, acın falan kalmazdı. Şıpın işi kesiliverirdi.

FEDYA: Demek sen evliyaları gördün ha?

SAVVA: Gördüm elbet. Yeryüzünde bin bir türlü insan var. Günahkârlar da var, Tanrı hizmetkârları da.

BORTSOV: Hiçbir şey anlamıyorum. (Hemen ayağa kalkar) İnsanların söylediklerini anlayacak yetenek kalmadı bende artık. Bir içgüdü... yalnızca susuzluk duygusu hep, içki tutkusu... (Hızla tezgâha gider) Tikhon, al şu paltomu... Anla beni artık. (Paltosunu handiyse çıkaracak) Paltomu...

TlKHON: Altında ne var bakalım? (Bakar) Çırılçıplak bu be! Bırak, çıkarma, almam. Ruhuma bir günah daha yükleyemem. (MERİK girer)

BORTSOV: Sen üstlenmiyorsan, ben üstleniyorum günahı! Anlaştık mı?

MERlK: (Sessizce paltosunu çıkarır. Deri ceke-tiyle kalır. Belinde bir balta vardır) Bazı insanlar üşür. Ama ayılarla serseriler, ateş gibidir daima... Amma da tere batmışım! (Baltayı çıkarıp belinden, yere koyar. Deri ceketini çıkarır) Çamurdan bir ayağını alıncaya kadar, sırılsıklam ter içinde kalıyorsun. Tam kurtuldum diyorsun, öteki ayak çamura batıyor. YEFİMOVNA: Haklısın... Söyle bakalım kardeş,

yağmur yağıyor mu hâlâ? MERİK: (Yefimovna'ya baktıktan sonra) Kadınlarla muhabbeti sevmem! (Sessizlik) BORTSOV: (Tikhon'a) Günahı ben üstleniyorum dedim... Duyuyor musun beni? Evet mi, hayır mı?

TİKHON: Dinlemek istemiyorum seni artık! Rahat bırak beni!

MERİK: Hava öylesine karanlık ki, sanki birisi gökyüzünü katranla boyamış sanırsın. İnsan burnunun ucunu bile göremiyor. Yağmur da kar gibi. İnsanın suratını bıçak gibi kesiyor. (Elbiseleriyle baltasını kaldırır) FEDYA: Desene, senin gibi aşağılıklara gün doğdu. Yabani hayvanlar bile kıyı köşe saklanırken, siz iblisler cümbüş yaparsınız! MERİK: Kim dedi o lafı? FEDYA: Ben! Korktuğumu da sanma ha! MERİK: Dediklerini bir yere yaz, ben sonra oku- rum! (Tikhon'a gider) İyi geceler moruk! Tanıdın mı beni?

TİKHON: Bu yoldaki bütün serserileri hatırlamaya kalksam, bir düzine delik gerekirdi suratımın ortasına!

MERlK: Bir daha bak! (Sessizlik)

TÎKHON: Tamam be! Hatırladım seni! Gözlerinden tanıdım! (Elini uzatır) Andrey Polikar-pov!

MERÎK: Doğru ama, eskidendi o. Şimdi Yegor Merik'im.

TİKHON: O niye?

MERİK: Tanrı bana hangi kafa kâğıdını ihsan ederse, benim adım da o olur. İki aydır Merik'im. (Gök gürler) Vuu.... İstediğin kadar gürle, beni korkutamazsın! (Çeuresine bakını r) Pire var mı burda?

TİKHON: Sorulur mu? Tatarcıkla tahtakurusu da cabası! İstemediğin kadar. Pireler, insan eti yataklarında horul horuldur şimdi. (Bağırır) Hey, iyi insanlar! Ceplerinize esvaplarınıza mukayyet olun. Tehlikeli bir adamdır bu. Cascavlak bırakıverir sizi.

MERİK: Bak, uyarın, paradan yana yerinde. Kendimi tutamam. Dikkat ederlerse iyi olur. Ama esvaptan yana hiç korkuları olmasın. İşime yaramaz çünkü!

TİKHON: E, söyle bakalım, şeytan nereye yedi-yor seni?

MERİK: Kuban'a.

TİKHON: Hele, hele! Bak şu işe! « FEDYA: Kuban'a ha! Sahi mi? (Yan doğrulur) Ne güzel yerdir orası! Öyle bir .yer ki dostlar, üç yıl uyuşanız, rüyada bile göremezsiniz. Baştan sona özgürlük! Orada, nasıl desem, kuşların, yabani hayvanların, ev hayvanlarının sonu gelmezmiş. Tanrım! Yıl boyu yemyeşilmiş her yan. Çimen içinde. İnsanlar birbirleriyle iyi geçinirmiş. Toprak desen, göz alabildiğince! İdareciler, adam başına bin dönüm toprak dağıtmış. Tanrı canımı alsın, tam mutlu olunacak yer!

MERİK: Mutluluk mu? Mutluluk hep adamın ardından gelir. Göremezsin. Ama iş işten geçtikten sonra, gelir dikilir önüne... Saçmalığın dik âlâsı işte! (Sıralara, insanlara bakar) Burası da forsaların durak yerine dönmüş. İyi geceler, ey sefiller!

YEFİMOVNA: (Merik'e) Ne kötü gözlerin var! Senin içine kötülük yuvalanmış! Bakma bize öyle!

MERİK: İyi geceler, fıkara milleti!

YEFİMOVNA: Arkanı dön, uğursuz! (Savva'yı sarsar) Savvacık, bu kötü herif bize bakıyor hep. Bir kötülük dolaşıyor tepemizde. (Merik'e) Kötü tohum! 'Sana 'söyledim, dön arkana!

SAVVA: Bize bir kötülük gelmez anacığım! Tanrı korur bizi.

MERİK: İyi geceler, Hıristiyan kullar! (Omuz sil-ker) Susuyorlar! Kaba yaratıklar, uyumuyorsunuz da! O halde ne demeye susuyorsunuz?

YEFİMOVNA: (Merik'e) Çek üstümüzden o pis bakışlarını! Bırak o şeytansı kibri!-

MERİK: Kes sesini, cadı karı! Şeytansı kibirle değil, dostlukla, iyi sözlerle onurlandırmak istedim sizin şu sefaletinizi! Acıdım size. Hoşnut edeyim dedim. Sizse hayvansı suratlarınızı çevirdiniz. Ama, umurumda bile değil! (Fedya'nın yanına gider) Nereden geliyorsun?

FEDYA: Bir yerden geldiğim yok. Ben buralıyım. Kamonye fabrikasından. Tuğla yaparız.

MERİK: Kalk ayağa!

FEDYA: (Kalkmadan) Niye o?

MERİK: Kalk dedim, kalk! Ben yatacağım orda.

FEDYA: Ne dedin sen, ne dedin? Senin yerin mi burası?

MERİK: Benim ya.. Git, yerde zıbar!

FEDYA: Yürrü, yolcu! Senden korkan yok!

MERİK: Şunun kasılışına bakın! Hadi, gevezeliği bırak da dediğimi yap! Yoksa pişman ederim seni! Salak!

TİKHON: (Fedya'ya) Zıtlaşma sununla evlat! Boş ver!

FEDYA: (Tikhon'a) Nasıl izin verirsin böyle davranmasına? Gözlerini belerterek beni korkutacağını sanıyor aklınca. (Eşyalarını alıp, gider. Yere yatar) İblis! (Başını örter)

MERİK: (Sıranın üstüne yatağını yapar) Bana iblis dediğine bakılırsa, sen ömründe iblisi de şeytanı da görmemişsin. Bana benzemez iblis. (Uzanır, baltasını yanına koyar) Sen de şuraya yat bakalım balta kardeş. Dur hele,- sapını da şöyle tutalım... Tamam! Yürüttüm bu baltayı. Şimdi de gözüm gibi bakıyorum. Atmaya, atamıyorum. Ne halt edeceğimi de bilemiyorum! Hani karından bıkarsın, ama... Öyle işte! (Üstünü örter) İblis dediğin bana benzemez arkadaş!

FEDYA: (Ceketinin altından başını uzatır) Neye benzer öyleyse?

MERİK: Buhar gibidir, ruh gibidir. Üfürük gibidir. (Üfler) İşte, hiçe benzer. Göremezsin.

SES: (Köşeden) Görmek istersen bir tarla sürgüsünün altına yatıver!

MERİK: Yattım, ama göremedim. Kadınlarla köylüler, bu ruh muh hikâyesinde hep saçma sapan laflar ederler. Oysa hiçbir şey göremezsin. Ne ruh, ne hortlak! Gözlerimiz her şeyi göremez zaten. Ben küçükken ormana cadı falan görmeye giderdim. Avazım çıktığı kadar bağırır, gözlerimi de dört açar, bir sürü ıvır zıvırı görürdüm ama, gene de cadı madı görmezdim... Geceleri de mezarlığa hortlak görmeye giderdim ya... Pöh! Hepsi cadı karı uydurması! Her türlü yabani hayvan gördüm ama, korkunç şeylere gelince... sıfır! Hayır, gözlerimiz böyle şeyler için yaratılmamıştır.

SES: (Köşeden) Öyle deme! İnsan bazen garip şeyler görüyor. Bizim köyde, köylünün biri, yabandomuzu kesiyordu. Birden hayvanın karnından bir şey fırladı!

SAVVA: (Doğrulur) Dostlarım, bırakalım böyle şeylerden bahsetmeyi. Günah oluyor yavrularım!

MERİK: İşte bozsakal! İşte iskelet! (Güler) Mezarlığa gitmeye hacet yok, cesetler kafa ütülemek için tahta aralıklarından fırlıyor! "Günah olur yavrularım!" Aptal herif, bize ders vermek sana mı kaldı? Sen kara cahil bir herifsin... (Piposunu yakar) Babam köylüydü, arasıra nasihat çekmekten o da hoşlanırdı. Bir gece, bir papazın evinden bir çuval elma çalıp getirdi eve. "Bana bakın ço-. cuklar," dedi, "bu elmaları sakın Yortu Gü-nü'nden evvel zıkkımlanmayın! Günah olur!" O da senin gibiydi! Şeytanı anmak günah, ama hırsızlığa, şeytanlığa gelince, günahın esamisi bile yok! Örnek istersen, şu zavallı cadıya baki (Yefimouna'yı gösterir) Bana kötü tohum, şeytanın uşağı dedi, ama, kellemi keserim, kim bilir kaç kez ruhunu şeytana vermiştir.

YEFİMOVNA: Oo! Oo! İsa korusun bizleri! (Elleriyle yüzünü saklar) Savvacık! TİKHON: Ne diye korkutuyorsun onları? Zevk mi alıyorsun? (Rüzgâr kapıyı çarpar) Ey Hazreti İsa! Ne rüzgâr, ne rüzgâr! MERİK: (Uzanır) Gücümü bir gösterseydim şuna! (Kapı bir daha çarpar) Şu rüzgârla bir boy ölçüşseydim! Kapıyı bile sökemiyor! Ama ben, bu meyhaneyi yerle bir ederdim. (Kalkar, sonra tekrar yatar) Amma da yorgunum ha!

NAZAROVNA: Dua et, kötü herif! Ne diye karıştırıyorsun ortalığı?

YEFİMOVNA: Bırak şunu! İblisin uşağı o! Bak, gene kötü kötü bakıyor bize. (Merik'e) Bakma bize öyle kötü herif! Gözleri, tıpkı iblisin gözleri!

SAVVA: Bırakın baksın, cesur hacı kadınlar. Dua ettiniz mi, gözlerinden zarar gelmez bize...

BORTSOV: Hayır, daha fazla dayanamayacağım. Gücüm kalmadı. (Tezgâha yaklaşır) Bana bak Tikhon. senden son defa rica ediyorum. Küçücük bir kadeh ver bana.

TİKHON: (Başını sallar) Parra!

BORTSOV: Tanrım! Sana kaç defa söyledim. Hepsi içkiye gitti! Nerden bulayım? Borca vereceğin bir yudumcuk, seni iflas ettirmez. Olsa olsa sana bir rubleye mal olur, ama benim acımı dindirir. Dayanamıyorum! Kapris değil bu, acı, ıstırap. Anla beni!

TİKHON: Bu lafları bana değil, başkalarına anlat... Oradaki dindarlardan sadaka iste, belki verirler... Ben, Tanrı için, sana yalnız ekmek veririm.

BORTSOV: Senin huyundur, tavuk gibi yolarsın o zavallıcıkları. Ben... Asla! Ben böyle bir şey yapmam. Asla! Anlıyor musun beni? (Tezgâhı yumruklar) Asla! (Sessizlik) Hm... Dur bakayım. (Ötekilere döner) Öyle ya, bu da bir fikir... Ey dindarlar! Bana beş köpek verin! İçimin içi haykırıyor bunu! Hastayım ben!

FEDYA: Söylediği lafa bakın! Dilenci kopuk! Su iç, su...

BORTSOV: Nasıl da aşağılıyorum kendimi! Nasıl da küçülüyorum... Kalsın, hiçbir şey istemiyorum. Şaka yaptım.

MERİK: Tikhon'dan bir şey koparamazsın dostum. Pintinin biridir o. Bütün dünya böyle der. Dur bakalım, bir yerlerde bir beş köpeğim olacaktı. Birlikte bir kadeh yuvarlarız.(Ceplerini araştırır) Hay aksi şeytan! Düştü mü yoksa? Sesini de duymuştum be! Yok, kayıp! Kaybetmişim dostum. Sendeki de amma şansmış ha! (Sessizlik)

BORTSOV: İçmeden duramam ben! Eğer içmezsem, bir kötülük yaparım ya da kendimi öldürürüm... Tanrım, ne yapsam? (Kapıya bakar) Belki de en iyisi gitmek? Karanlıklara vurup, kaderin peşinden gitmek?

MERİK: Hey dindar karılar! Ne diye ona da akıl vermiyorsunuz? Ya sen Tikhon? Niye dışarı atmıyorsun onu? Bu gecenin parasını da vermedi? At dışarı şunu, kov! Ah, bugünün insanları ne kadar da gaddar! Ne merhamet, ne iyilik... Hepsi zalim! Burda adamın biri boğulurken, onlarsa "Hey' elini çabuk tut, • boğulacaksan boğul! Seni seyredecek fazla vaktimiz yok, işimiz var!" diye bağırıyorlar. Bir ip atmaya gelince; laf mı bu... Para eder ip, para!

SAVVA: Öyle hüküm verme evladım!

MERİK: Kapa çeneni, moruk kurt! Hepiniz za-. limsiniz! Herod'lar sizi! Ruh satıcıları! (Tik-hon'a) Hey, cana yakın herif! Gel buraya da çizmelerimi çıkar. Çabuk ol!

TİKHON: Pöh! Öfkeye bakın! (Güler) Aman ne korkunç!

MERİK: Buraya gel dedim sana! Çabuk ol! (Sessizlik) Hey, duydun mu dediğimi, duymadın mı? Duvarlara mı konuşuyorum? (Doğrulur)

TİKHON: Hadi, hadi, bırak artık!

MERİK: Tamam, insafsızın biriyim ben, serseriyim, ama gene de çizmelerimi çıkarmanı istiyorum!

TİKHON: Hadi artık, aksiliği bırak! Gel de bir kadeh'iç... Gel!

MERİK: Ey iyi insanlar, ne istedim ben bu adamdan? Votka ısmarlamasını mı, çizmelerimi çıkarmasını mı? Açıkça söylemedim mi istediğimi? (Tikhon'a) Belki de beni iyi anlamadın! Bak, bir dakika daha beklerim, gel-medin mi, iyice anlamanı sağlarım! (Hacılarla köylüler arasında bir heyacan dalgalanır. Doğrulup, sessiz bir bekleyişle, Tik-hon'la Merik'e bakarlar)

TİKHON: Seni iblis göndermiş olmalı buraya! (Tezgâhın ardından çıkar) İşte bir beyefendi! Hadi bakalım, uzat... (Çizmeleri çeker) Kabil soylu herif!

MERİK: Güzeel! Şuraya, yan yana koy! Tamam, gidebilirsin!

TİKHON: (Tezgâha gider) Cakadan hoşlanıyorsun ama, bana bak, bu cilveyi bir daha tekrarlarsan, kendini dışarda bulursun! Tamam mı? (Yaklaşan Bortsou'a) Gene mi sen?

BORTSOV: Dur hele, sana altından bir şey vermek istiyorum. Evet, eğer istersen... verebilirim. .

TİKHON: Ne diye titriyorsun öyle? Açık açık konuş!

BORTSOV: Yaptığım aşağılık, iğrenç bir iş ama, başka çarem yok! Bu alçaklığı yapmaya karar verdim... Çünkü sorumlu değilim... Mahkemeye bile verilsem, sonunda beraat ederim,... Onu sana vereceğim ama, yalnız bir şartla: Şehirden dönünce, yine bana sa-• tacaksın! Bak, tanıkların önünde veriyorum. Baylar, siz de tanıksınız! (İç cebinden aynı zamanda madalyon olan altın bir saat çıkarır) İşte! içindeki resmi çıkartmak isterdim ama, koyacak yerim yok. Sırılsıklam oldum... Neyse, resimle beraber al! Yalnız, bana bak... parmaklarınla dokunma yüzüne... yalvarırım sana... Dostum... Sana kaba davrandım, hayvanlık ettim... Özür dilerim... Ama parmaklarınla dokunma yüzüne... Gözlerinle de bakma. (Madalyonu Tikhon'a verir)

TİKHON: (Alır, inceler) Çalınmış küçük bir saat ha? Güzel, oldu. Hadi, iç bakalım bir kadeh... (Votka verir) Yudumla bakalım.

BORTSOV: Yalnız... parmaklarınla dokunma. (Kısa aralıklarla içkisini yudumlar)

TİKHON: (Madalyonun kapağını açar) Oo! Bir hanım! Takıntın mı yoksa?

MERİK: Göster bakayım şunu bana! (Kalkıp tezgâha yaklaşır) Bir de ben bakayım.

TİKHON: (Merik'in elini iter) Yavaş ol! Elimdeyken bak!

FEDYA: (Kalkıp tezgâha yaklaşır) Ben de bakmak istiyorum! (Herkes tezgâhın çevresinde toplanır)

MERİK: (Tikhon'un madalyonlu elini, iki eli arasına alarak, hiç konuşmadan resme bakar. Sessizlik) Güzel bir dişi şeytan! Bir hanım...

FEDYA: Tam bir kadın! Yanakları... gözleri... Çek elini, göremiyorum! Omuzlarına inen saçları... Sanki canlı, ha desen, konuşacak! (Sessizlik)

MERİK: Güçsüz bir adam için, tam bir bela! Böylesi bir kadına tutuldun mu (Eliyle bir hareket yapar) mahvoldun demektir!

KUZMA: (Dışardan, sesi duyulur) Hoo! Durun geberesi hayvanlar! (Girer) Yol üstünde bir han varsa, mutlaka durmak gerekir. Gündüz gözüyle öz babanı bile görmeden geçersin, ama, bir hanı, en koyu karanlıkta bile, beş verst'tan görürsün. Yol verin dindarlar! Hey! (Bir rubleyle tezgâha vurur) Bir Ma-deira! Sahicisinden! Acele et!

FEDYA: Nerden çıktı bu fıkır fıkır, şeytansı herif?

TİKHON: El kol sallayıp durma. Bir şey devireceksin!

KUZMA: Tanrı bu eli kolu sallayalım diye vermiş. (Hacılara bakar) Ne diye toplandınız buraya çıtkırıldımlar? Yağmurda şeker gibi eririz diye mi korktunuz, ha? (İçer)

YEFİMOVNA: Böyle bir gecede insan yolda kalır da korkmaz olur mu, efendi? Bugün, Tanrıya şükür, öyle kolay kolay ortada kalıp sızlanmıyoruz. Yol boyu fırtınadan, yağmurdan korunacak bir yığın köy, bir yığın ev var. Ya eskiden? Tanrım! Tam bir rezillikti! Yüz verst yol yürürdün de, değil bir ev, bir ağaç kötüğü bile bulamazdın. Güneş altında yatardın...

KUZMA: Anacığım, kaç yıldır ayak sürüyorsun sen bu dünyada?

YEFİMOVNA: Altmış altı yıldır dostum.

KUZMA: Altmış altı yıl ha? Eh, yakında kuzgunun yaşına ulaşırsın. (Bortsov'a bakar) Şu işe bakın bu ayyaş da nerd... (Daha dikkatli bakar) Efendim! (Bortsov, Kuzma'yı tanır. Şaşkın şaşkın, bir köşedeki sıraya oturur) Semyon Sergeyeviç Gerçekten siz misiniz? Ne arıyorsunuz bu meyhanede? Size göre bir yer mi burası?

BORTSOV: Kapa çeneni!

MERİK: (Kuzma'ya) Kim bu?

KUZMA: Zavallı bir kurban! (Sinirli sinirli tezgâhın önünde dönenir) İşe bak! Bir meyhanede ha? Söyleseler, inanmazdım! Üstü başı lime lime! Bitik!... Çok şaşırttı beni dostlarım, çok şaşırttı... (Merih'e fısıldar) Bizim efendimiz... Çiftlik sahibimiz, Semyon Sergeyeviç, Bay Bortsov... Ne halde olduğunu görüyor musun? İnsana benziyor mu? Tam... tam bir ayyaş, diyorum sana... Doldur şunu! (İçer) Ben onun köyündenim: Bortsovka'dan, bilir misin orayı? Yergovski yöresinde, buradan yirmi verst ötede. Babasının köleleriydik... Yazık!

MERİK: Zengin miydi?

KUZMA: Hem de nasıl!

MERİK: Yiyip yuttu mu babasının paracıklarını?

KUZMA: Yok be dostum! Kaderi buymuş! Mühim bir adamdı, zengindi... ve kupkuru; ayıktı! (Tikhon'a) Sen bile, arabasıyla şehre
giderken kim bilir kaç kere görmüşsündür. Güzel, çevik, hızlı atlar, yaylı bir araba... Hepsi mükemmeldi! Tam beş troykası vardı dostum. Beş yıl önce, aklıma geldi de söylüyorum. Mikişka'ya giderken, salcıya beş köpek yerine, bir ruble atıp "Paranın üstünü bekleye'cek vaktim yok!" demişti. Gördün mü adamı!

MERİK: Aklını mı kaybetmişti?

KUZMA: Yok be dostum! Aklı falan yerindeydi. Hayır! Eliaçıklıktan. Yumuşak başlılıktan... Zayıf karakterlilikten de denebilir. Bir kadınla başladı bu hali aslında. Şehirli bir kadına vuruldu. Sanki dünyada ondan başka güzel yoktu. Kadın tam bir kargaydı ama, buna sorarsan bülbülün hası! Soylu bir ailenin kızıydı. Ahlaksız falan değildi, asla, ama beyinsizdi. Kalça sallar, ona buna göz kırpar-dı. Durmadan gülerdi! Metelik etmez, aklı kıtın biriydi! Ama,'nedense efendiler, böyle-lerini sever, böylelerini akıllı sanırlar. Biz köylülerse, basarız tekmeyi böylelerine! Neyse. Sırılsıklam âşık oldu ona. Gezmeler başladı sonra. Orda burda para harcamalar... çaydı şekerdi... Geceleri kayık sefaları; piyano başında sabahlamalar...

BORTSOV: Kes şu lafları Kuzma! Kimseyi ilgilendirmez. Benim hayatım, bana ait!

KUZMA: Özür dilerim efendim. Olanların pek azını söyledim zaten. Neyse, susuyorum artık, tek kelime bile yok. Üzüntümden konuştum. Çok üzgünüm efendim... Doldur şu kadehi! (İçer)

MERİK: (Fısıldar) Ya kadın? Kadın da sevdi mi bunu?

KUZMA: (Yavaş yavaş sesini yükselterek) Nasıl sevmesin? Mühim bir adamdı. Onca hektar toprağı, sayılamayacak kadar parası olan bir adam sevilmez mi? İyi adamdı. Kibardı, ağırbaşlıydı... ve her zaman ayıktı. Hükümet adamlarıyla senlibenliydi, ellerini bile sıkardı... böyle (Merik'in elini sıkar) "Günaydın! Gene görüşelim! Hoş geldin" Bak, bir akşam bahçelerinin önünden geçiyordum, ne bahçeydi Tanrım! Fersah fersah... neyse, sessizce geçiyordum. İkisini de bir bankın üzerinde öpüşürlerken gördüm. (Öpücük sesi çıkarır) Bizimki bir kere öptü onu; o, yılan, iki kere öptü. Bizimki onun o sakız gibi ellerini tuttu; o şey oldu, coştu da burnunun dibine yaklaştı; şeytan çarpsın! "Seni seviyorum Senya!" dedi bizimkine. Senya, deli gibi, coşku içinde, salak salak oraya buraya koştu. Birine 'bir ruble verdi, ötekine iki ruble. Bana da at alacak kadar para verdi. Sevincinden, alacaklılara vereceği paralan saçtı savurdu.

BORTSOV: Ne diye anlatıp duruyorsun be adam? Bunlar acımasız insanlar. İğrendiriyorlar beni-.

KUZMA: Birazcık anlattım efendim. Durmadan' soruyorlar da... ne çıkar biraz anlatsam? Tamam, tamam, bitti. Madem darılıyorsu-nuz, ben de susarım. Bu insanlar... bunlar umurumda bile değil! (Postacının çıngırakları)

FEDYA: Sen de bağırma öyle, yavaş konuş.

KUZMA: Yavaş konuşuyorum ama, yapılacak bir şey yok, anlatmamı istemiyor... Anlatacak bir şey yok ki zaten. Evlendiler... bütün hikâye bu! Başka bir şey olmadı. Doldur bir kadeh Kuzma'ya... buraya kadar! (İçer) Ayyaşlığı sevmem! Nikâhtan sonra... akrabalar tam düğün sofrasına oturacakken, o gelin olacak karı, bir arabayla pırr etti... (Fısıldar) Şehre kaçtı, sevgilisi avukata. Yaa! Ne dersiniz bu işe? Tam da millet sofraya oturacakken! Evet... Karıyı cezalandırmak için, gebertmek bile yetmez!

MERİK: (Sanki düşteymiş gibi) Peki... sonra?

KUZMA: Gördüğün gibi, fıttırdı! Önce yudum-cuklarla başladı içmeye. Sonrası... şimdi, nasıl desem, kırbayla... önceleri birkaç duble, şimdi kırbayla. Ve hâlâ seviyor! Duyuyor musun, seviyor! .Şimdi gene yayan yapıldak şehre gidiyor; kadını, çaktırmadan, birazcık olsun gözetlemek, görebilmek için... Sonra da dönecek... Zavallı!

(Posta arabası hanın önüne gelir. Postacı girip, içki içer)

TİKHON: Posta gecikti bugün!

(Postacı, bir şey söylemeden, parayı verip çıkar., uzaklaşan çıngırak sesleri)

SES: (Köşeden) Tam postayı soyacak hava ha! Hem de hiç zahmetsiz.

MERİK: Şu dünyada otuz beş yıldır sürünüyorum, ama, bir gün olsun postayı soymaya kalkmadım. (Sessizlik) Şimdi ise, çok geç. Geçti artık. Çok geç.

KUZMA: Kürek cezasına mı kaşınıyorsun? MERİK: Niceleri, nereleri soyuyor da hapse bile

girmiyor! (Birden Kuzma'ya sorar) Eee,sonra?

KUZMA: Şu zavallının sonrası mı? MERİK: Başka kimin olsun? KUZMA: Her şeyini kaybetti dostlarım. Sebebi de eniştesi, kardeşinin kocası. Herif bir bankadan aldığı otuz bin rubleye bunu kefil yapmaz mı? Rezilin biriydi zaten eniştesi. Menfaat düşkünü, iblis, aşağılık! Parayı aldı ama, ödemeye gelince... otuz bin rubleyi bizimki ödedi! (İç çeker) Aptal adam, aptallığının cezasını çeker. Karısının avukattan çocukları var; eniştesi Paltova'da arazi aldı; bizim efendiye gelince, zavallı aptal, aşağılık meyhanelerde sürünüyor, bizim gibi köylülere, "İnancımı kaybettim dostlarım! Kimseye inanamıyorum!" diye yakınıp duruyor. Yumuşak yüzlülüğün sonu bu işte! Herkesin yüreğinde yılan gibi çöreklenmiş acı var, ama, içkiye kurban olmak için sebep değil bu. Bizim köyün muhtarına bak mesela. Karısı açık açık okulun öğretmeniyle kırıştırıyor, kocasının parasını içkiye yatırıyor; ama muhtarsa, hiçbir şey olmamış gibi dolaşıyor ortalıkta... Gene de biraz zayıflamadı değil hani...

TİKHON: (İç çeker) İnsan her derde dayanır,

yeter ki Tanrı güç versin. KUZMA: Doğru, ama herkeste aynı güç yok...

Ee, borcumuz ne kadar? (Öder) Al bakalım,

şu alınteriyle kazandıklarımı! Hoşça kalın • dostlar! İyi geceler, iyi rüyalar! Ben kaçayım artık, geç kaldım. Daha hastaneden ebe alıp, karıma götüreceğim. Zavallıcığın bekleyecek hali kalmamıştır. (Koşa koşa çıkar)

TİKHON : Bir sessizlikten sonra, Bortsou'a seslenir) Hey sen! Adın neydi senin? Gel buraya... zavallı! Bir kadeh yuvarla. (Doldurur)

BORTSOV: (Kararsız, yaklaşır. İçer) Şimdi sana iki kadeh mi borcum oldu?

TİKHON: Ne borcu? Bir şey borçlu değilsin. İç, boğ şu kederini!

FEDYA: Bir kadeh de benden iç, efendi! Of! (Tezgâha bir ruble atar) İçsen, ölürsün; iç-mesen, gene ölürsün. İçmesen iyi, ama içersen, daha iyi! Votkayla acı, acı olmaktan çıkar. Yuvarla gitsin!

BORTSOV: Of! Ateş gibi!

MERİK: Bir daha bakayım şu resme! (Tik-hon'dan madalyonu alıp, bakar) Nikâhtan hemen sonra kaçtı ha? Ne kadınmış be!

SES: (Köşeden) Tikhon, benden de bir içki ver ona!

MERİK: (Madalyonu hızla yere vurur) Lanet karı! (Hızla yerine gider. Yüzünü duvara dönüp yatar. Herkeste bir gerginlik)

BORTSOV: Nedir? Ne demek oluyor bu? (Madalyonu yerden alır) Bu ne cesaret? Hayvan! Ne hakkın var buna? (Ağlamaklı) Geberteyim mi seni ha? Köylü! Kaba herif!

TİKHON: Öfkelenme bey. Camdan değil, kırılmadı işte... Hadi, bir kadeh iç de uyu! (İçki doldurur) Seni dinlemek isterdim ama, meyhaneyi kapama vakti geldi. (Gidip dış kapıyı kapatır)

BORTSOV: (İçer) Nasıl da cesaret etti? Aptal herif! (Merik'e) Sen nesin, biliyor musun? Aptalın birisin! Eşeğin birisin sen! SAVVA: Evlatlarım! Dostlarım! Kavga çıkarmanın ne gereği var? Bırakın da millet uyusun. TİKHON: Tamam, tamam, yat! Yeter artık! (Tezgâhın arkasına gider, para çekmecesini kapatır) Yatma zamanı geldi! FEDYA: Doğru. (Yatar) İyi geceler dostlar! MERİK: (Kalkıp paltosunu sıranın üstüne serer) Gel bey, buraya yat! TİKHON: Sen nerde yatacaksın? MERİK: Mühim değil, yerde de yatarım. (Deri ceketini yere serer) Benim için hepsi bir. (Baltayı yanına koyar) Ama, onun için yerde yatmak, işkence. O ipeğe, pamuğa alışmış...

TİKHON: (Bortsou'a) Hadi, yat artık bey! Bırak şu resme bakmayı! (Mumu söndürür) Yat artık!

BORTSOV: (Ayakta sallanır) Ne... nerede yatacağım?

TİKHON: Serserinin yerinde. Duymadın mı? Yerini sana verdi.

BORTSOV: (Sıraya yaklaşır) Ben... biraz sarhoş oldum... Bu... Bu ne bu? Yatacağım yer burası mı?

TİKHON: Evet, evet, korkma. (Tezgâhın üzerine uzanır)

BORTSOV: (Yatar) Ben... sarhoş oldum... Herşey dönüyor.. (Madalyonun kapağını açar) Mum yok mu? (Bir süre sessizlik) Ne acayip kadınsın sen Maşa! Çevçeveden bakıp gülüyorsun bana... (Güler) Sarhoş muyum? Ee? Sarhoş bir adamla alay edilir mi? Şast-livtsev'in* dediği gibi, bırak ayrıntıları da, sev benim gibi ayyaşı...

FEDYA: Rüzgâr da amma uğulduyor! Korkunç!

BORTSOV: Sen yok musun, sen! Niye böyle dönüyorsun? Yakalayamıyorum seni!

MERİK: Sayıklıyor! Resme, kadına tapınıyor. (Güler) Ne hikâye be! Bu beyler, her türlü makineyi, ilacı buldular da, bir akıllısı çıkıp, şu zayıf cinse karşı bir çare bulamadı... Bütün hastalıkları iyi etmenin yollarını araştırıyorlar da kadın yüzünden hapı yutmuşları hesaba almıyorlar... Hepsi kurnaz bu kadınların; açgözlü, beyinsiz hepsi! Kaynanalar gelinlerine işkence ediyorlar; gelinler de kocalarını aldatmanın yollarını arıyorlar... ve bu, dön baba dönelim... bitmek bilmiyor!

TİKHON: Anlaşılan kanlar bu herifin canına okumuş, şimdi öcünü alıyor!

MERİK: Yalnız değilim bu davada. Bugünü bırak, dünya dünya olalı, erkekler davacı kadınlardan... Boşuna değil şarkılarda, masallarda kadınların şeytanla bir tutulmaları. Boşuna değil! Çoğu doğru! (Sessizlik) Bu bizim bey de salağa dönmüş... Benim de anamı, babamı terk edip, serseri oluşum, kötü yürekliliğimden değil herhalde?

Ostrovski'nin "Orman" adlı oyununun kişilerinden.

FEDYA: Kadın yüzünden mi?

MERÎK: Bu bey gibi, aynen... Gece gündüz deli gibi, büyülenmiş gibi, ateş içinde dolandım durdum. Mutluluktan çatlayacak hale geldim... Ama gün geldi, gözlerim açıldı. Aşk değil, aldatmaymış!

FEDYA: N'aptın ona?

MERlK: Sana ne bundan! (Sessizlik) Öldürdüm mü sanıyorsun? Elim varmadı. Yok, insan öldüremiyor... acıyor bile... Yaşasın... mutlu olsun! Yeter ki bir daha karşıma çıkmasın! Yılan! (Kapı çalınır)

TlKHON: Bu şeytan da kim ola?..Kim o? (Kapı bir daha çalınır) Çalan kim? (Kalkıp kapıya gelir) Çalan kim? Çekil git! Kapalı!

SES: (Kapı dışından) Bırak da gireyim Tikhon, Tanrı aşkına! Arabanın yayı kırıldı. Bize yardım et, göster dostluğunu. Bir ip parası olsaydı, iyi kötü yola devam edebilirdik, ama...

TlKHON: Yanında kim var?

SES: (Dışardan) Hanımım! Varsonofiyevo'ya gidiyor. Beş verstlik yolumuz kaldı. Bizden yardımını esirgeme

TÎKHON: Hanımına söyle, eğer on ruble verirse, hem ip veririz, hem arabanın yayını onarırız.

SES (Dışardan) On ruble ha? Çıldırdın mı sen? Kuduz köpek seni! Başkalarının başı derde girdi mi, zevkten geberiyorsun, değil mi?

TİKHON: Sen bilirsin. Benimkisi bir teklif, istersen kabul etmeyebilirsin.

SES: (Dışardan) Pekâlâ, bekle biraz. (Sessizlik) Hanımım "Pekiyi!" diyor.

TİKHON: Eh, hoş geldiniz öyleyse. (Kapıyı açıp, arabacıyı içeri alır)

ARABACI: İyi akşamlar dindaşlar!.. Hadi bakalım, ver ipi! Çabuk ol! Dostlar, içinizden kim gelip, bize yardım eder, ha? Bahşişi esirgemeyiz.

TİKHON: Bahşişe ne gerek var? Bırak yatsınlar, ikimiz hallederiz.

ARABACI:Of! Bittim be! Soğuk, çamur; kuru yerim kalmadı... Ha, bir şey daha var dostum. Hanımımın gelip ısınacağı küçük bir odan var mı? Araba yana yattı, oturulacak • gibi değil.

TİKHON: Ne odası? Üşüdüyse, gelsin burda ısınsın. Bir yer buluruz. (Bortsou'un yanına gidip, bir yer açar) Kalk bakayım! Hanım ısınırken biraz da yerde yat... Kalk efendi! Dikil! (Bortsov kalkar) İşte sana yer! (Arabacı'çıkar)

FEDYA: Hangi şeytan gönderdi o kadını buraya? Gün ışıyana kadar uyuyabilirsen, uyu artık!

TİKHON: On beş ruble istemediğime pişmanım. Mutlaka verirdi. (Kapıya gidip bekler) Hey bana bakın, hepiniz! Terbiyeli durun, o biçim laflar etmeyin! (MARYA Yegorouna, Arabacı'nın önünde, girer. Tikhon eğilir) Hoş geldiniz hanfendi! Hanımız köylülere mahsus, biraz da pire var... Umarım bağışlarsınız.

MARYA: Bir şey göremiyorum... Nereye gideceğim?

TİKHON: Surdan hanfendi! (Bortsov'un yanındaki sıraya götürür) Beni bağışlayın, ne yazık ki, ayrı bir odam yok, fakat çekinmeden oturabilirsiniz. Hepsi de akıllı uslu insanlardır.

MARYA: (Bortsov'un yanına oturur) Havası çok boğucu buranın. Bari kapıyı açın biraz! TÎKHON: Emredersiniz! (Koşup kapıyı açar) MERÎK: Millet burda donuyor, bunlarsa tutup kapıyı ardına kadar açıyorlar! (Kalkıp, kapıyı kapar) Bu kadın emir memir veremez burada! (Yatar)

TİKHON: Hoş görün hanfendi, budalanın biridir... Kafadan çatlaktır biraz. Ama korkmayın bir şey yapmaz. Yalnız, kusuruma bakmayın hanfendi, ben on rubleye evet demedim. Size iyi gelirse, on beş diyelim.

MARYA: Peki, yalnız acele et!

TİKHON: Derhal! Bir çırpıda bitiririz tamiratı... (Tezgâhın altından ip alır) Hemencecik... (Sessizlik)

BORTSOV: (Marya'ya dikkatle bakar) Man...

Maşa!

MARYA: (Bortsou'a bakar) Bu da nesi? BORTSOV: Mari... sen misin? Nerden geldin? MARYA: (Bortsov'u tanıyarak, bir çığlık atıp,
meyhanenin ortasına gider. Bortsov da peşinden)

BORTSOV: Mari... Benim! Ben.. (Güler) Karım! Mari! Nerdeyim ben? Hey! Bir mum yak.

MARYA: Çekil yanımdan! Gerçek değil bu! Sen değilsin (Elleriyle yüzünü örter) Yalan bu! Çılgınlık..

BORTSOV: Onun sesi... onun hareketleri... Mari, benim... Bir an sarhoş değilim sandım... Başım dönüyor... Tanrım! Dur, bekle... Hiçbir şey anlamıyorum. (Bağırır) Karım! (Ayaklarına kapanarak hıçkırır, ikisinin etrafında bir daire oluşur)

MARYA: Çekil yanımdan! (Arabacıya) Deniş! Gidelim burdan! Bir dakika bile kalamam!

MERİK: (Birden kalkıp, dikkatle Marya'ya bakar) Resim! (Marya'nın kolunu tutar) O! O kadın! Hey millet! Beyfendinin karısı bu!

MARYA: Çekil pis köylü! Bırak kolumu! (Kolunu kurtamaya çalışır) Deniş, daha ne bekliyorsun? (Denis'le Tikhon koşup, Merik'i sımsıkı tutarlar) Haydut iniymiş burası! Bırak kolumu! Senden korkmuyorum. Defol!

MERİK: Dur biraz,, hemen bırakacağım. Yalnız bir şey söyleyeceğim sana... anlayacağın tek bir kelime söyleyeceğim. (Denis'le Tikhon'a döner) Bırakın beni salaklar! Defolun! Ona bir kelimecik söylemeden bırakmam kolunu. Bekle biraz... bir saniyecik. (Alnına vurur) Hayır, Tanrı bana akıl makıl vermemiş! Sana söyleyecek laf bulamıyorum.

MARYA: (Kolunu kurtarır) Bırak beni! Hepsi sarhoş bunların. Gidelim Deniş! (Kapıya yaklaşır)

MERİK: (Yolunu keser) Ona bir kerecik olsun bak! Tatlı bir söz et! Tanrı adına, yalvarıyorum sana!

MARYA: Alın başımdan bu... çatlağı!

MERİK: Öyleyse geber şeytan karı! (Baltayı kaldırır... Büyük bir telaş. Herkes gürültüyle, çığlık atarak sıçrar... Savva, Marya'yla Merik'in arasına girer. Deniş, hırsla Me-rik'i çekip, Marya'yı, kollan arasında handan çıkarır. Herkes, çakılmış gibi, hareketsiz durur. Uzun bir sessizlik)

BORTSOV: (Elleriyle aranır) Mari... Mari ner-desin?

NAZAROVNA: Tanrım! Tanrım! Ödümü patlattınız, katil herifler! Ne uğursuz bir gece bu!

MERİK: (Baltayı tutan kolunu indirir) Öldürdüm mü o kadını?

TİKHON: Tanrıya şükür, kellen kurtuldu!

MERİK: Demek ki, öldürmedim onu. (Sendeleyerek yerine gider) Demek ki, çalınmış bir balta yüzünden ölmek yokmuş kaderde... (Ceketine kapanarak hıçkırır) Bir hamam-böceğiyim ben! İğrenç bir hamamböceği... Acıyın bana ey dini bütünler!

PERDE

Anton Çehov - Dağ Yolunda (Oyun)