Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    VAHŞET TİYATROSU ustune...

    Merhaba

    Artaud 51 kez elektroşok görmüş ve içinde taşıdığı umudu kaybetmemiş bir insandır.
    Çünkü –her ne olursa olsun- Artaud toplumun uyandırılması gerektiğine inanır, belki de inanmaz, ama eğer öyleyse amacı daha da ulvileşir. Çünkü o zaman asla uyanmayacağını bildiği bir toplumu uyandırmak için, az debelenmemiştir.

    Tiyatronun İkizi’nde Artaud tiyatro veba ile aynı şeydir der. Veba gibi dehşet verici ve aynı zamanda saflaştırıcıdır. Vebanın vahşetinde bir hayat vardır, çünkü bu canlı, can veren, ölümün ve yaşamın ayırdına vardıran bir ölümdür. Böylesi bir ölüm, bu denli vurucu, bu denli çarpıcı, bu denli büyük bir çırpınış, hayatı uyandıran şeydir. Bu ölüm bir canlanma, bir canlandırmadır. Fışkıran yaşam ölgün kelimelerle donatılmış bir yaşam müsveddesi değildir, gerçek ifrazatın kokusu, görüntüsü ve anlıklığıyla (efifani tabirini kullanmıştır) en ilkel anlamıyla canlıdır. Bu canlılık ancak bir uyarılmayla insana işler, kabuğun altına iner, ve –ihtimal- o en derinde, ete gömülü kalmış küçük, yumuşak, gizli ve dokunulmamış erojen bölgeye dokunabilir. Bu bir hazırlıktır, sonrasında tiyatro durulur ve uyarılmış zihinlere hitap eder. Ancak o raddede yüksek bir ruh hali yaşanabilir. Bu bir ayindir. Bu yeniden doğuştur. Ve ancak bu bir vasatı kendine getirebilir. Eğer bir kendi varsa.

    Çünkü vasat öldürücüdür. Çünkü vasat insan ölüdür. Yozlaşma onu çürütmüştür. Tüketim onu emmiştir. Yaşamadığının farkında değildir, kendinde değildir, kendi değildir. Kendi olan şeyler yokmuş gibi davranır, kendi olarak gördüğü şeyler varmış gibi davranır, herkesi kendi gibi sanır.

    Sıradan insan, sıradan insan diye bir şey olmadığını bilmez.
    Ama insanın içinde bir yaşam vardır, ne de olsa yaşam inatçı bir şeydir, bir öz, bir sır, bir kapsül olarak insanın içinde sürer gider, ve vasatın havasız ülkesinde soluk almanın yolları bulunur. Mesela maske takılır.
    İlkel canlandırma geleneğinde de, Doğu’da, Afrika’da, Güney Amerika’da maskeler vardır.

    Bu maskelerin ardında birinin olduğu bilinir ama onun önemi yoktur, önemli olan maskenin verdiği doğaüstü güçtür. Çağımızda sahne büyür, antrakt kalkar, maskeler tersyüz olur. Artık maske sıradan insan maskesidir, üzgün surat, gülen surat, çalışkan, namuslu, ağırbaşlı, evcil surat, içindekileri gizler, sadece tepegözü, bıyıklı kadını, yaralı yüzü değil, kemgözü, seri katili, orospuyu, ****yi, peygamberi de saklar. Eskiden daha yüce bir ruh durumuna yükselten gelenek, artık hemzemin etmeye yarar, ki ayrıksı ruhlar çaktırmadan aramızda sürünebilsin. Canlı kalıp da ne olduğunu saklayamayanalar, ayıklanırlar. Geri kalan hiç kimse yaşamazken, çoğu çoktan cavlağı çekmiş, bir kısmına ölü taklidi yapmaktan inme inmiş iken, bunların alenen yaşamaya hakkı yoktur.

    Toplumsal suç budur.

    Artaud’un yadsıdığı suçluluk budur. “Bizi rahat bırakın” der. “Rahat bırakılmaya ihtiyacımız var.” Çünkü yoldan çıkmışların yoldan çıkışı toplumu ilgilendirmez. Toplumun toplu günahlarının yanında bunlarınki nedir ki?

    İşte bu yüzden, Artaud günaha inanmaz. Ama erotik suça inanır. İnandığı bu erotik suç biraz muamma olarak kalır. Çünkü Artaud’un bunu bu biz gibı gırtlağına kadar cenabete batmış kimselereanlatmaya ya dili ya edebi yetmez. Ama ipuçlarının peşine düşmemize izin verir. Bir defa afyon, tütün, alkol suç değildir, intihar suç değildir, otuzbir de suç değildir, hatta düzüşme isteği de erotik suç değildir. Peki nedir bu erotik suç? Öncelikle bütün psikiyatrislerin işlediği bir suçtur. Bunu etraflıca tetkik etmiş olmalıdır Artaud, çünkü tek bir istisna olabileceğini bile kabul etmez. Melekler ve bakireler de bu suçun çıbanbaşıdır. Çünkü Artaud’un indinde suç olan, sapıklık olan erotik bir zevki feci halde kışkırtırlar, ya da belki yaratırlar, ya da yaratımına alet olurlar. Çünkü teknik olarak bakire olan bir bakirenin, bakirelik imgesiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Ve teknik olarak melek diye bir şey yoktur. Bunların ********lerinin günlük cirosu hakkında en ufak bir bilgimiz de yoktur. İşte bu yüzden bunlar ne teknik ne de estetik olarak, ne bu dünyada ne de başka bir dünyada toplumun intihar ettiği! Van Gogh’un saflığına erişemezler.

    Artaud’un tiksindiği erotik suç bu imgelerin ve nezih maskelerin kaskapalı kapılar ardındaki orjisidir. Psikiyatristin suratından akan sapıklık, yüzündeki soylu ağırbaşlılık, eğitimli, kontrollü ve kendini bilen üstünlük duygusunun nezih maskesi ve o maskenin ardında çağlayan iktidarlılıktır.

    Artaud bu nezih insanlarla bu vasat insanlarda hiç bir muhteşemlik görmemenin acısıyla dolu bir adamdır. Onlarda görülmeye değer bir şey yoktur, hiç bir şey. Oysa görülecek acılar vardır, görmemiz gereken ama gözümüzden uzak bazı şeyler olmaktadır. (Bachmann, bir seferinde “Hepimizin isteği görebilen kişiler olmaktır”, der. O da insanoğlunun gerçeği taşıyabilecek güçte olduğuna inananlardandır.) Birileri bir görebilse belki bir kıyamet kopabilir. Çünkü hiç bir şeyi görmeyişimizin bir nedeni vardır. Çünkü veba ve barbarlık geçmişte kalmıştır. Çünkü topluca iyileştirilmişizdir. Çünkü afyonumuz hiç patlamamıştır. Çünkü gözümüz bakirelerde ve meleklerde kalmıştır ve alıklaşmışızdır. Oysa biri karşımızda çırpına çırpına can çekişse, belki de ondan sonra şimdiye kadar olduğumuz gibi olmazdık. İşte Artaud’un umudu budur. Karşımızda çırpına çırpına ölmüş ve yine de bizden daha çok yaşamıştır çünkü en azından umudu ve yaşamı sonuna kadar taşımıştır. Uyanışımızı ve dirilişimizi bizden çok daha fazla planlamıştır. Ve sadece huzur içinde uyumamızı dileyen tanrılarımızdan çok daha fazla şey ummuştur bizden.

    İşte biz bunu yadırgamışızdır. Bize rahatsız edici, delice, tekinsiz ve densiz gelen şey budur. Ve Artaud, evet, tüm o densiz lafları etmiştir ve hoşa gitmeyen o sesleri çıkarmıştır, ama adamı osurtana kadar sıkanların payını da teslim etmek lazımdır. Kaldı ki Artaud’un bize fazla ince gelen, ya da sadece fazla gelen estetiği –ki at sineği olmak yerine estetik bir vahşetten medet ummuştur ve önümüze bir Vahşet Tiyatrosu koymuştur Onu da zaten sadece bir kez koyabilmiştir. Bu vahşetin metafizik bir vahşet olduğu söylenir! Belki sürreal bir vahşet olduğunu söyleyenler de olmuştur. Oysa Artaud’un vahşeti rahatsız ediciliktir.

    Cocteau “Toplum bizim gibileri ancak sanatta hoşgörür,” der, “ama ben hoşgörülmeyi kabullenemem.”
    En azından, toplumun Cocteau’ya yaptığını Artaud’a yapmamış olmasıyla teselli bulabiliriz.

    DÜZENSİZ: VAHŞET TİYATROSU

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Tanrı ve tanrının işlevi ve yaşam biçimleri üzerine bu kadar ağır ve üstünlük kurma çabası içinde olan bu zihniyet içersinde ruhun kozmik birliğe ulaşımı ile ''0'' rakamının yani bir hiçin ortaya çıkacağını dile getiren artuad tamamen insan, ve insanın evrensel bilgi niteliği taşıyan sözleri üzerinden ilerleyip aslında dolaylı yoldan ruhun gelişi adına olan ego-acı kavramını algılayarak,uyguladığı tanrısal yaşam ve felsefe biçimi ile bir acı mekanizması haline gelmiş, ama bu bir farkındalık ve bilinç seviyesi içersinde yaşamı içinde hazzettği Antonin nin tatminkarlık buluşu,onun içsel yapısı içinde bir dengesizliğe götürebilir bir mantık yolu açıyor.Bu noktada felsefesinin hitab eden kesimi ağır bir melankolik yapısı içersinde varolabilir.

    Uyguladığı tiyatro biçimi içindeki felsefesi ise bir noktada mantıgının içinde olamadan insanın trajik acı arzusunun matematiğini kuruyor.

    Bu kısa tanımlama hikayesinin ardından Vahşet tiyatrosunun tanımını ve hitap etme yolu içersinde:
    Vahşet tiyatrosu üzerinde ilerleyen oyuncunun orgazm (son olana) mantığına ulaşmaya çalışması oyunucunun ve Antonin 'nin hisler ve parapsikolojik mantık içersinde sahnede bir inanç biçimini oluşturma çabası ve gerçeklik üzerinden 1 kişinin kurduğu inanç sisemi içersinde mantığın ve zihniyetin tavanına ulaşmış teatrellik içersinde ki konumu nu amaç edinmiş bir mantıktır bir ihtimalle.

    Vahşet tiyatrosunun ise dünyada ses çıkartamaması en basit ve genellleştirilmiş başlıkları ile ;
    toplumun zihniyetini tümden kaybetmesi,

    Antoninin oluşturduğu inanç sisteminin din,ahlak ve dünyasal konu başlıkları ile olumluluk üzerine gitmemesi en basit başlıklarıdır bir mantıkta.

    Vahşet tiyatorsunun kurucusu antonin 'nin kendini ifade etmek adına kurduğu bir zihniyet.
    Benim kafamda bıraktığı soru;bir bilinç seviyesinde olan antonin'nin neden tanrıyıı oynamayı seçtiği.sadece oynamasının seçiminin yolundan farklı kapılar açtırmadığı.

    Bu soruyu yöneltebiliyorum çünki kendi açıklamalarından yönlendiği noktadan bir anda tepe takla aşağı ve geriye yönlenmesine engel olamayışının göstergesi görülmekte.

    Tümden inandığı kavram üzerinden ve inanc'ın tanımı üzerinde durmaması,
    bir yandan kurdugu inanç biçimi içinde oluşturmaya çalıştıgı hislerin manasal boyutu sanırım Vahşet tiyatrosunu Antoninin kendisine hitap edişinin,bir noktada evrensel niteliği seçmemesinin göstegesi.

    Arda Baykal

    heliogabalos taçlı anarşist | Facebook

Benzer Konular

  1. Yucelik ustune
    mopsy Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-04-2010, 11:43 PM
  2. Vahşet Partisi
    dogangunes Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-02-2010, 04:47 AM
  3. Tiyatro ustune ahkam...
    mopsy Tarafından Tiyatro Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-09-2009, 11:11 PM
  4. Kediler neden 4 ayak ustune Düşer?
    EMRE Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 03-10-2008, 12:04 AM
  5. Zaman ustune kafa patlatma
    orkuorkun Tarafından Fizik Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2008, 12:25 PM
Yukarı Çık