Cihan Ünal “6 Haftada 6 Dans Dersi”nde eşcinsel bir dans öğretmenini oynuyor

Oynadığı role esir düşmüş insanlar vardır. Aynı elbiseyi öyle çok giyerler ki, giydikleri elbise olurlar bir süre sonra... Değiştirmeye korkarlar. Cihan Ünal, son oyununda kendisini şöhrete kavuşturan kostüme cesaretle meydan okuyor


Bazen rollerimiz esir alır bizi... Görünmez bir yönetmenin boyunduruğu altındayızdır sanki... Onun dağıttığı rollerden payımıza düşeni gönüllü üstleniriz.
“Ciddi adam”ızdır bazen; “müşfik anne”... “komik genç”... “çılgın çocuk...” Bir elbise dikilmiştir üzerimize; onun iplikten kodesine teğelleniriz.
Ciddi adam, içinden fışkıran kahkahayı bastırır.
Müşfik anne, gözçukurlarına bastırdığı bir mendille ezer isyanını...
Komik genç, espri yapamadığında panikler; sıradan bir huzur aradığında utanan çılgın çocuk gibi...
Rolümüze esir düştüğümüzü fark ettiğimizde artık başa sarmak öyle zordur ki; kostümden soyunmaktansa hafızamızı köreltir, kendimizi unuturuz.
Giydiğimiz elbise oluruz.
* * *
Cihan Ünal’ı kendi yönettiği son oyunu “6 Haftada 6 Dans Dersi”nde izledim sahnede...
Kendine yeni rol biçme cesaretine hayran kaldım.
O, Devlet Tiyatroları’nın kudretli padişahıydı oysa... Bizim IV.Murat’ımızdı. Tahtından hışımla fırladı mı, ön sıradakiler kaftanının rüzgarıyla dalgalanırdı.
Kah Yunus’tu, kah Sezar... kah Che Guevara, kah Kral Lear...
Elinde gürzüyle eğilip bükülmez bir erkeklik simgesiydi.
Hepimizin âşık olduğu kadınla evlenmiş, yaş alsa da biçimli vücudunu özenle muhafaza etmişti.
* * *
Sonra bu yıl bir sahneye çıktı ki ne görelim:
Hünkarımız kesmiş sakalını; uzatmış saçlarını, çıkarmış üzerinden pembe incili kaftanını, “Beni fark edin” rengi bir gömlek, kırmızı kemerli daracık pantolon giymiş, pürneşe dans ediyor.
Çaça, swing, vals, rock ritminde salınıyor.
Eşcinsel bir dans öğretmenini oynayan Ünal’ın karşısında dans dersi alan dul papaz eşi rolünde Nevra Serezli var.
Muhteşem ikilinin dans dersi sürdükçe başroldeki asıl oyuncunun yalnızlık olduğunu anlıyorsunuz.
Acısı müzikle, dansla hafifletilmeye çalışılan, kesif bir yalnızlık...
* * *
Oyundan çok etkilendim, ama beni daha da etkileyen, Cihan Ünal’ın, yeni rolünde, asırlardır üzerinde taşıdığı köhne evinden kaçmış bir kaplumbağa gibi yenilenmiş ve enerjik oynamasıydı.
Başa sarılmış bir kariyer...
Tipolojisine meydan okuyan bir aktör...
Yeniden ispatlanmış bir yetenek...
Bir tiyatro oyuncusu için rolden role girmek işin icabıdır elbet; ama Yunus Emre şiirleriyle nam salmış bir sese hiphop şarkılar söyletmek, surlar önünde Fatih pozuyla ün yapmış bir bedeni sereserpe dans ettirmek az risk değildir.
Bu, rol dağıtanın iktidarına posta koymak demektir.
Az rastlanan bir yürekliliktir:
Asıl iktidar, iktidarından vazgeçebilme kudretidir.
* * *
Oyunu anlatmak zor; gidip görmek gerek. İzledikten sonra belki dans dersi almak, belki dans hocası olmak istersiniz; ama bence oyunda başka bir davet var:
Cihan Ünal’ın cesaret ettiği şeyi yapıp hayatı temize çekebilmek, üzerimize yapışan elbiseyi yırtabilmek, risk alıp yeni rollere soyunabilmek...
İşte bu, gerçekten cesaret ister!




Tiyatroya adanmış bir ömür

1946’da Kastamonu’da doğdu. Ortaokul ve lise döneminde, Ankara Radyosu Çocuk Kulübü’nde, “Radyo Tiyatrosu”nda ve “Arkası Yarın” programlarında çalıştı; çocuk tiyatrosu ve özel tiyatrolarda amatör olarak oyunculuk yaptı.

l962’de Ankara Halkevi’nde tiyatro kurslarına katıldı. Nüzhet Şenbay, Nurettin Sevin, Suat Taşer, Haldun Marlalı ve Mahir Canova’dan eğitim aldı.

1963-1964 arasında Ankara Devlet Tiyatrosu oyunlarında küçük roller oynadı.

1964’te girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nın yüksek kısmından 1969’da mezun oldu.

Aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak göreve başladı.

İlk defa 1971’de “Damdaki Kemancı” filminde oynadı. Oynadığı ikinci film, Türk korku klasiği “Şeytan” oldu.

1971-1973 arasında Ankara Devlet Konservatuvarı oyunculuk bölümünde Cüneyt Gökçer’in asistanlığını yaptı.

1973-1982’de aynı okulda öğretim görevlisi olarak diksiyon, mimik, rol ve sahne dersleri verdi.

1982’de British Council bursu ile Londra’ya gitti. Dil Eğitimi yanında Royal National Theatre ve Royal Shakespeare Company’de çeşitli provalara katıldı. Yine
Londra’da iki ay RADA’da (Royal Academy of Dramatic Art) eğitmenlerle birlikte çalışarak misafir hocalık yaptı.

1983’e kadar Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı.

1987-2000 arasında MSÜ Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde rol, diksiyon, mimik ve sahne derslerine girdi.

1992’de British Council ve Royal Shakespeare Company’nin davetlisi olarak Stratford’da ses ve nefes seminerlerine katıldı.

Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı olan kardeşi Hepşen Akar’ı geçenlerde kaybeden Ünal, ilk evliliğini manken Sabiha Tarhan ile yaptı. Bu evlilikten Irmak adında bir kızı oldu.
Daha sonra, “Mine” filminin setinde tanıştığı Türkan Şoray ile evlendi. Bu evlilikten Yağmur adında bir kızı daha oldu.

Halen tiyatro çalışmalarını Tiyatro İstanbul’da sürdürüyor. Daha önce Yeditepe ve Hacettepe üniversitelerinde derslere giren Ünal, şimdi Kadir Has Üniversitesi ve KKTC Yakındoğu Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde ders veriyor.



Can Dündar


Kaynak:milliyet