Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Sorumlusu kim?

Kültür, Sanat Kategorisi Tiyatro Forumunda Sorumlusu kim? Konusununun içerigi kısaca ->> Bu günler, tiyatro yaratıcılarının yüreklerinin kıpır kıpır attığı günlerdir. Eylül, provalar ayıdır ve en geç Ağustos ayında ne oynanacağı bellidir. ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    29
    Rep Gücü
    11

    Sorumlusu kim?

    Bu günler, tiyatro yaratıcılarının yüreklerinin kıpır kıpır attığı günlerdir.

    Eylül, provalar ayıdır ve en geç Ağustos ayında ne oynanacağı bellidir.

    Devlet ve şehir tiyatrolarında ve de tüm özel tiyatrolarda bu yıllardır böyledir.

    15 Ağustos, oyunların ve rol dağılımlarının askıya çıktığı tarihlerdir.

    Elbette ne oynayacağınızı ilan edebilmişseniz bu böyledir.

    Dağlar boyu birikmiş sorunlarımız, çözücü önermeler ve uygulamalarla hayat bulmayı beklerken, yeni tiyatro sezonuna adım attığımız şu günlerde, siz değerli okurlarla ve meslektaşlarımla, birkaç ortak sorunumuzu paylaşmak istiyorum.

    İlki;

    Devlet tiyatrolarının başına örülen kara çorap, kurumun kasasını sıfırlayarak iş yapamaz, üretemez bir duruma gelmesini sağladı.

    Yeni danışman, eski vekil müdire M. Acar, gitmeden kuruma son keskin darbesini vurmuş, kimin müdiresi olduğunu kanıtlamıştır.

    Uyuyan güzel bakan hazretleri, son güzelliği yaparken, vicdan sızlaması yaşamamış, kurumun tüm işlerliğini yok etmek için, iki siyasi atama yapmış, genel müdür yardımcısı ve baş rejisör gibi iki önemli kadroya ehil olmayan, etik ve de mesleki değerlerden habersiz insanları görevlendirmiştir.

    Tarihinde ilk kez, devlet tiyatrosu hangi oyunlarla sezona gireceğini bilemez olmuştur. Genel Müdür L. Bilgin ve TOBAV'dan yapılan açıklamalar, verilen zararın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

    AKP ve onun bakanının DT üstündeki kirli hesapları açıktır:

    Mahkemelerden aklanarak kurumdaki görevine dönen L.Bilgin'in önünü tıkamak, "isyankar" sanatçı dostlarımızdan intikam almak.

    Böylelikle kurumu ve aklanmış müdürü güçsüz düşürmek.

    Ülkemizin en önemli kurumlarından biri olan, Devlet Tiyatrosu'nun içine sürüklendiği bu durum, neden bizleri ilgilendirmiyor?

    "Bana ne", "her koyun kendi bacağından" deyip sorunu ötelemek kimin işine yarıyor?

    Geleceği ile bile isteye ve gözlerimiz içine bakarak oynanan kimin geleceğidir?

    İkincisi;

    Devletin özel tiyatrolara dağıtmak "zorunda" olduğu bütçenin adı birden bire "sadaka" oluverdi.

    O paraların, tiyatro seyircilerimizin biletlerinden kesilen miktarlarla oluşan "yasal bir fon" olduğunu bilmiyor muyuz?

    Bu fonun oluşmasını sağlamak adına, yıllardır mücadele verildiğini de bilmiyor muyuz?

    Tamam. Dağıtılma koşulları şaibeli, yanlı ve politik çıkarcı gözetmeler üzerinden yapılıyor, gün gibi açık.

    Peki değişmesi için ne yapıyoruz?

    "Kimsin sen efendi? Ne hakkın var bu fonu böyle üleştirmeye?"

    Neden demiyoruz?

    Neden ortaya çıkıp, sürece dahil olmayıp, anlamsız kampanyalar yaparak işi dallandırıp budaklandırıyoruz?

    Yetmiyormuş gibi, tam da sistemin istediğini yaparak kendi yaratıcılarımıza çamur atıp iz kalmasını istiyoruz.

    Hangi akla hizmet bilinmez.

    Kampanyaları bile polemikler üstünden oluşturuyoruz.

    Salon yapmak devletin asli görevlerinden biridir.

    Bu dünyanın tüm çağdaş ülkelerinde böyledir.

    İşletilmeyen yasalarda, okullara salon inşa etmek, Kültür Bakanlığı'nın işi değil, Milli Eğitim Bakanlığı'nın işidir.

    Sapla saman karmakarışık.

    "Bana yardım verilmedi, bu nasıl iştir?" diyen arkadaşlarımın, ah çekmeleri ise anlamsızdır.

    Sürece dahil olmanın yolları var beyler.

    O da "öcü" gibi korkulan örgütlülüktür.

    Alanı, birkaç kendini bilmeze terk edip yakınmanın anlamı yoktur.

    Şimdilerde, dosyalar hazırlanıp bakanlığa başvurular yapılıyor.

    Daha ortada yeni hükümet ve yeni bakan hazretleri yok.

    Bizimkilerde bir telaş sormayın. Projenin biri bin para.

    Kıstaslardan haberiniz var mı?

    Yoksa, niye kaynağına topluca başvurup öğrenmiyorsunuz?

    Kıstaslar size iletilmiyorsa, niye ve neye göre başvuru yapıyorsunuz?

    Neden, "bu isimler bizim alanımızı temsil edemez!" diyemiyorsunuz?

    Niçin birkaç zayıf kalmış sesin dışında, seslerimizi çoğaltamıyoruz?

    Elimizi, kolumuzu, aklımızı ve sözümüzü bağlayan birileri mi var?

    Nerede tiyatronun o büyülü değiştirici, sorgulayıcı gücü?

    Kapitalist üretim ilişkilerinin işletildiği hangi toplumda haklar örgütlenmeden alınabildi?

    Hangi haklar bütünü, ortaklaştırılmadan muhatap buldu?

    Bizler, bu giderek kirlenen, çürüyüp kokan sistem karşısında ne durumdayız?

    Meslek alanımızın, var olan yasalar karşısında tanımlaması var mı?

    Yapılan "kayıkçı" kavgasıdır.

    Önünde duracak olan da, para peşinde koşan tiyatro patronları değil, tiyatronun gerçek yaratıcılarının ortak aklıdır.

    Bu ortak akıl için ne yapıyoruz?

    Hangi tiyatro oyuncusunun, ışıkçısının, dekor ve sahne tasarımcısının, kostüm ve aksesuar yaratıcısının yaşam güvencesi var?

    Alınan "yardımların" yüzde kaçı bu yaratıcılara dönüyor?

    Hanımlar, beyler kaçınızın sigortası, kaçınızın patronların uymak zorunda olacağı sözleşmesi var?

    Bu sorular daha da çoğalabilir.

    Öyle de olacaktır.

    En azından ben, bu sezon bu durumun izini sürüp, hak yiyen aymazların ipliğini Kadıköy'deki Salı Pazarı'nda sergilemeye kararlıyım.

    Üçüncüsü;

    Yeni cumhurbaşkanın ilk imzalayacağı yasanın 2010 yasası olduğunu biliyor musunuz?

    Bu yasanın içine bilerek tıkılan AKM ve Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnelerinin yıkılmasının böylelikle halledileceğini biliyor musunuz?

    Peki ne bekliyoruz.?

    Yeni cumhurbaşkanı gelsin yerine otursun bakalım ne yapacak?

    Yapacakları belli.

    İktidarı gasp etmiş olan, çağın geriliğinin dediklerini onaylamak, ABD ve AB isteklerini rayına sokmak, çivisi çıkmış sanat alanlarını, istekler ve direktifler doğrultusunda "düzene" çekmek. Yani, efendilerinin dediğini ikiletmemek.

    Bunu mu bekliyoruz?

    Vay halimize!

    Bu ülke ve bu ülkenin sanat alanları, bu siyasi cambazlığın ve uşaklığın uygulamalarına yem mi edilecektir?

    Yenik mi düştük hanımlar beyler?

    Yoksa emperyalizmin son seçimlerde attığı şamar çok mu sarsıcı?

    Bütün yaz boyu sanal ortamlarda ve dergilerde yazılanları izlemeye çalıştım.

    Bu nasıl sanat gündemidir?

    Bu nasıl tiyatro gündemidir?

    Dedikodu, polemik, laf cambazlığı, bin parçaya bölünmüş anlayışlar, çıkar hesapları, çekişmeler, küfürler, çamur atmalar...

    Tiyatro sanatının bilimsel ve tarihsel köklerinden uzak salvo atışları.

    Birkaç arkadaşımızın özverili çıkışı dışında ne yapıyoruz?

    Kimin ekmeğini yağlamaya çalışıyoruz?

    Nereden bulaştı bu sinsi, pis hastalıklar bizim alanımıza?

    Kimlerdir bu virüsün taşıyıcıları?

    Bu aymazlara tiyatroyu elleriyle kim teslim ediyor?

    Kimin oyunudur bize oynatılmaya çalışılan bu kirlilik?

    AB ile ikili anlaşmalar çerçevesinde, seçimlerden hemen önce bizim adımıza kültür ve sanat ilişkileri bağlamında bir dizi anlaşmaya imzalar atıldı.

    İzini süren var mı?

    Yok.

    Sezonun ortasında "Bu da nereden çıktı?" sesleri yükselmeye başlayacak.

    Geçen haftanın özeti olacak ama, şu kadarını söylemekte yarar var:

    Özgürlüklerimize ket vuruluyor.

    Dışlanıp, küçültülüp yok edilmenin kapıları aralanıyor.

    Alanımız insan yaşamlarından uzaklaştırılıyor.

    Tüm ortak kültürel varlıklarımız, insanlığın mirasları olan tarihi kalıtlar peşkeş çekiliyor.

    Sanatın tüm alanları gibi giderek tiyatro da paketlenip etiketleniyor.

    Şimdilerde AB ile yapılan ortak projelerin izini sürdüğünüzde, bu gerçek sarsıcıdır.

    Bütün bu olanlar ve olacaklar bizleri ne kadar ilgilendiriyor?

    Son bir can sıkıcı soru ile bitirirsek;

    Ülkelerinin parsellere bölünüp satılmasına, peşkeş çekilmesine reaksiyon göstermeyenlere dünyanın hangi ülkesinde "sanatçı" deniyor?

    Bizler, 21. yüzyılın bu ülkede yaşayan tiyatro yaratıcıları, ardımızdan gelen genç yaratıcılara ve insanlığa ne bırakıyoruz ?

    Hiç mi sorumluluğumuz yok?

    oaydinoaydin@gmail.com.

    ORHAN AYDIN

  2. #2
    güney
    Misafir..

    Cevap: Sorumlusu kim?

    sevgili aziz nesinin "korkudan korkmak" diye bir kitabı vardı,nasılda güzel anlatmıştı insanların korkularını bunların altında yatan sebepleri,devletin bu korkular üzerinden uyguladıgı politikaları...Çok detaylı bir yazı olmuş.Tabi bu arsız tutum sanatın tüm dallarında geçerli,dediğiniz gibi örgütlenmekten başka şansımız yok....

Benzer Konular

  1. Uykusuz gecelerin sorumlusu Kurdeşen'e dikkat!
    İnci Tarafından Dermatoloji (deri hastalıkları) Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 30-09-2009, 03:46 PM
Yukarı Çık