Merhaba



Süryaniler konusundaki çalışmalarıyla tanınan Yakup Bilge, Mor Gabriel Manastırı: 1600 Yıllık Gelenek adlı kitabında, Mor Gabriel Manastırı’nın bin yıllarla ifade edilen tarihinin detaylarını öğrenmek, olağanüstü etkileyici kuruluş hikayesini duymak, antik dönemden kalan muhteşem kilise ve yapıları daha yakından tanımak, ancak büyük kentlerin katedrallerinde bulunacak mozaiklerin güzelliğini görmek ve insanı bir başka zaman ve mekan boyutuna taşıyan terasları, eyvanları, abbara ve kubbeleri ile diğer antik yapıların atmosferlerini daha yakından hissetmek ve tanımak isteyen okur ve konuklara anlatmayı amaçlıyor.
Yer, insanlığın medeniyet yurdu Mezopotamya olunca, tarih yüzyıllarla değil binyıllarla ifade ediliyor. Mezopotamya aynı zamanda erken dönem Hıristiyanlığın filizlendiği ve ilk mabetlerin de inşa edildiği yerdir.

Mezopotamya’nın bu kadim mabetlerden biri de 1600 yılı aşan tarihiyle Mardin il sınırları içinde olan Midyat’ın 23 kilometre güneydoğusunda kalan Mor Gabriel Manastırı’dır. Yukarı Mezopotamya’ya hakim olmuş tüm büyük imparatorlukların kurulup yıkılışlarına tanık olmuş kadim bir manastırdır söz konusu olan. İlk kurulduğunda Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde olan bir bölgedeydi Manastır. Sonra bölgeye Perslerin geldiğine tanıklık etti, sonrasında Müslüman-Araplar gördü, onları Hamdaniler ve Artukoğulları izledi. Moğollar’ın da bölgeye geldiklerine tanıklık eden bu kadim Mabet, sonrasında Osmanlılarla karşılaştı ve en sonunda da Türkiye Cumhuriyeti ile tanıştı.

Mor Gabriel Manastırı, 397 yılında iki Süryani aziz, Şmuel ve Şemun tarafından kuruldu. Süryani Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olan Mor Gabriel Manastırı, 1600 yılı aşan tarihiyle sadece bölge ve Türkiye’nin değil ama aynı zamanda halen faal ve sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen dünyanın da en kadim, en eski manastırlardan bir tanesidir.

Kurulduğu günden beri Süryani Kilisesi’nin en önemli dini merkezlerinden biri olan Mor Gabriel Manastırı, baştan beri Hıristiyan aleminin de önemli manastırlarından biri oldu. Kuruluşundan sonra Manastır’ın ünü Roma ve İstanbul’da oturan imparatorların kulağına kadar gitmiş ve bağış yolladıkları manastırlardan biri oldu. Mor Gabriel Manastırı’nda kurulan okul ve kütüphane ise Manastır’ın zengin tarihine bir başka tanıklıktır. Mor Gabriel Manastır Kütüphanesi’nden çıkan ve bugün British Library’de bulunan bir elyazmasından bu Manastır’da daha 6 ve 7. yüzyıllarda Homeros’un İlyada adlı eserinin Grekçede okunduğuna tanıklık ediyor. Arapçadaki Kufi hat sanatının da ilham kaynağı olan Süryanice Estrangelo hat sanatını bu Manastır’da icra eden rahiplerin yazdığı (çizdiği) muhteşem harfleri görmek için uzak bölgelerden hattatların bu Manastır’a geldikleri de biliniyor.

Mor Gabriel Manastırı’nın yetiştirdiği ve burada gömülü olan azizler ise bu mekanı Süryaniler için kutsal bir mekan, “İkinci Kudüs” yaptı. Süryani kaynakları daha 6. yüzyılda Mor Gabriel Manastırı’nı yedi kez imanla ziyaret eden kişinin Kudüs’ü ziyaret etmiş gibi kabul edildiğini belirtiyor. Süryani Kilisesi’nin bugünkü Patriği İğnatius Zakka I. Iwas da Mor Gabriel Manastırı’nın 1600. yıldönümünde Manastır’ın da bulunduğu ve Süryanilerin Turabdin olarak adlandırdıkları bölgenin Kudüs’ten sonra ziyaret edilmesi gereken bölgelerden biri olduğunu ilan etti.

Ülkemizin sınırları içinde bulunan bu hazineden kaçımız haberdar acaba? Kaçımız bu zenginliğin farkında? Son dönemde Mor Gabriel Manastırı basında yer aldı ancak kültürel zenginliklerinden dolayı değil, çevredeki köylülerin köy sınırlarını genişletmek ve Hazine’nin Manastır’ın çevresindeki toprakları kendi adına tescili için açılan davalarla gündeme geldi.

Süryaniler konusundaki çalışmalarıyla tanınan Yakup Bilge, Mor Gabriel Manastırı: 1600 Yıllık Gelenek adlı eseriyle şimdi bu manastırın bin yıllarla ifade edilen zengin tarihini gözler önüne seriyor. Manastır’ın tarihini kuruluşundan alarak bugüne getiriyor ve Manastır’ın Süryaniler ve Hıristiyanlık alemi için önemine değiniyor. Türkiye’de bulunan en kadim hazinelerden birine kapı açıyor. Yakup Bilge’nin kaleminden çıkan metin ile aralarında 19. yüzyılın başından bölgeye gidip Manastırı da resimleyen İngiliz gezginci Gertrude Bell ile günümüz fotoğraf sanatçıları tarafından çekilen fotoğrafların olduğu resimler, okuru, bu engin hazineyi keşfe davet ediyor.

Yakup Bilge-Gerçeğe Doğru Kitapları