Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Lolita/Nabokov

Kültür, Sanat Kategorisi Kitap Forumunda Lolita/Nabokov Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba “ Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Lolita/Nabokov

    Merhaba

    “Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi.
    Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta;
    Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır,
    Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-Li-Ta
    ”
    Lolita’yı okumaya karar verdiğinde,
    (lütfen onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma).
    Vladimir Nabokov (Edmund Wilson’a Bir Mektubundan)
    ....
    Prf. Dr. John Ray, Jr. Widworth, Massachussiets



    Lolita / Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları
    1

    Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lolita; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lolita.

    Sabahlan ayağında çorabının teki, bir elli boyu ile Lo idi, sadece Lo. Ayağında bol gündelik pantolonu ile Lola. Okulda Dolly. Kayıtlardaki noktalı çizgilerde Dolores. Ama benim kollarımda hep Lolita idi.

    Ondan önce biri var mıydı? Vardı, hem de nasıl. Aslına bakılırsa, yazın birinde her şeyi başlatan bir çocukkız sevmemiş olsaydım Lolita diye biri hiç olmayabilirdi. Denizaşırı bir krallıkta. Ah, ne zaman? Yaşım Lolita’nın daha doğmadığı yıllarda onun şimdiki yaşı kadar olduğu zamanlarda bir yaz. Emin olun, katillerin hep böyle tumturaklıdır düzyazı üslûpları. Saygıdeğer jüri üyeleri, bayanlar baylar, ilginize sunacağım bir numaralı kanıt, melekleri, cahil, basit ama kanatlan soylu melekleri hasetlerinden çatlatan şey. Bir kez bakınız şu dikenlerden taca…

    2

    1910′da Paris’te doğdum. Babam nazik, iyi huylu biri, değişik ırklardan meydana gelme bir ‘karışım’dı; FransızAvusturya kökenli, kanında birkaç damla da Mavi Tuna suyu taşıyan bir İsviçre vatandaşı… Size biraz sonra güzel mi güzel, parlak mavi kartpostallar da dağıtacağım. Riviera’da lüks bir otelin sahibiydi. Babası ve her iki büyükbabası sırayla şarap, mücevher ve ipek ticaretiyle uğraşmışlardı. Otuz yaşındayken ünlü dağcı Jerome Dunn’m kızı ve tarih öncesi yer katmanları ile Antik Yunan lirleri gibi hiç kimsenin uğraşmadığı konularda uzmanlaşmış Dorset’li iki papazın torunu olan bir İngiliz kızıyla evlendi. Fotoğraflarda epey güzel çıkan annem, ben üç yaşındayken oldukça garip bir kaza kır gezintisinde yıldırım çarpması sonucu ölmüş. Kapkaranlık bir geçmişte kalan bir avuç dolusu sıcaklık dışında, üzerlerinde çocukluğumun güneşinin battığı anıların köşe bucak kuytuluklarında umarım üslubuma bir diyeceğiniz yoktur, gözetim altında yazıyorum annemden hiçbir şey kalmadı elimde. Hani bilirsiniz göğe asılı gibi duran gündüzlerin, etrafında su sinekleri uçuşan, çiçekler açmış bir çalılığın çevresinde gelişen, güzel, ağır kokulu öğleden sonraların ya da bir tepeceğin eteklerinde başıboş gezerken dalıverip alt üst ettiğiniz yaz akşamüstlerinin sıcaklığı gibi; kürklü bir sıcaklık, altın rengi su sinekleri…

    Annemin büyük kızkardeşi Sybil, babamın kuzenlerinden biriyle evlenmiş, fakat kocası kendisini çok ihmal ettiğinden ailede bir çeşit ücretsiz mürebbiye ve kahya kadın görevi üstlenmişti. Sonraları, bana teyzemin babama âşık olduğunu, babamın da bu ilgiden yağmurlu bir günde yararlandığını, hava açınca da geçenleri unuttuğunu söyledilerdi. Kimi kurallarının katılığına kaskatılığına rağmen teyzemi çok, çok severdim. Beni, zaman içinde babamdan daha aklı başında dul bir erkek olacak biçimde yetiştirmek istediğim düşündüğüm olmuştur. Sybil teyzemin deniz mavisi bebekleri pembe hareli gözleri ve külrengi bir benzi vardı. Şiir yazardı, şiirli boş inançlar beslerdi. On altıncı yaşgünümden bir süre sonra öleceğine emin olduğunu söylerdi, öldü de… Çalıştığı parfüm firması adına durmadan iş yolculuklarına çıkan kocası ise zamanının çoğunu Amerika’da geçirirdi, öyle ki sonunda orada bir firma kurup biraz da toprak edinmişti.

    Resimli kitaplar, tertemiz kum, portakal ağaçları, deniz görünümleri, dost köpekler ve gülümseyen yüzlerle dolu ışıl ışıl bir dünyada mutlu, sağlıklı bir çocuk olarak büyüdüm. Şahane Otel Mirana çevremde bir çeşit kişiye özel evren, dışını çevreleyen göz kamaştırıcı maviliğin içinde, beyaza boyalı bir gezegen gibi döndü durdu. Pirinç saksı zarflarını parlatan önlüklü adamdan flanel pantolonlu yetkiliye kadar herkes sever, sımanındı beni. Yaşlı Amerikalı hanımlar bastonlarına dayanır, Pisa Kulesi gibi üzerime eğilirlerdi. Babama olan borçlarını ödeyemeyen sihri tüketmiş Rus prensesleri bana pahalı bonbonlar alırlardı. O, mon cher petit papa… beni yelkenliyle, bisikletle gezmeye çıkarır, yüzmesini, dalmasını, su kayağı yapmasını öğretir, bana Don Kişot’u Sefiller’i okur ve ben ona tapar, ona saygı duyardım; hizmetçilerin kendi aralarında onun sayısız hanım arkadaşlarından (beni el üstünde tutan, şen şakrak annesizliğime gözyaşları döküp içlenen güzel, iyi varlıklar) söz ettiklerini duyduğumda onun adına mutlu olurdum.

    Evimizin birkaç kilometre ötesindeki bir İngiliz gündüzlü okuluna gittim. Bahçe tenisi oynadım, notlarım hep ‘pekiyi’, hem okul arkadaşlarım, hem de öğretmenlerimle aram ‘çok iyi’ idi. On üçüncü yaşgünümün öncesinde (Annabel’i tanımadan önce yani) cinsel konular üzerine hatırladıklarım şunlardan ileriye gitmiyordu; öncelikle, okulun gül bahçesinde Amerikalı bir çocukla (annesi, oğlunun üç boyutlu dünyada pek ender görebildiği, o zamanların ünlü bir sinema yıldızıydı) beklenmedik ergenlik çağı gelişmeleri üzerine giriştiğimiz son derece ciddi, resmi ve oldukça kuramsal bir konuşma… Bir de otelin okuma odasındaki okunmaktan yıpranmış Graphic dergileri yığınının altından çekip çıkardığım Pichon’un Beşeri Güzellik adlı eski moda kitabını karıştırırken gördüğüm, inci grisiyle karışık sepya tonunda bazı yumuşacık kıvrımlı hanımları gösteren fotoğraflara çocuk bünyemin verdiği ilginç tepkiler… Daha sonraları babam, o kendine özgü sevimli, neşeli haliyle bana cinsellik konusunda bilmem gerektiğini düşûndüğü her şeyi anlatmıştı. 1923 sonbaharında, ûç sömestr okuyacağım Lyon’daki liseye gönderilmemden önceydi bu. Ne yazık ki, o yaz Madam R. ve kızıyla İtalya gezisine çıkmıştı babam, derdimi açacağım, öğüdünü alacağım kimsecikler yoktu.

    3

    Bu satırların yazan gibi Annabel’in de soyu oldukça karışıktı; anne babası yarı İngiliz yan Hollandalıydı. Bugün yüzünün çizgilerini Lolita’yı tanımadan birkaç yıl öncesi hatırladığımdan çok daha az hatırlıyorum. İki çeşit görsel hatırlama vardır: Biri aklınızın laboratuvannda bir görüntüyü ustalıkla yeniden kurduğunuz zamanki hatırlama (böylesi sözkonusu olduğunda Annabel’i ‘bal rengi ten’, ‘zayıf kollar’, ‘kumral kâhküllü saçlar’, ‘uzun kirpikler’, ‘dolgun parlak dudaklar’ gibi genel tanımlamalarla hatırlıyorum) öteki ise gözlerinizi kapadığınızda, gözkapaklarınızın iç tarafında sevilmiş bir yüzün eksiksiz optik izdüşümünü, tüm doğal renkleri içinde küçük bir hayaleti hemen çağrıştırıverdiğiniz hatırlama (İşte Lolita’yı da böyle hatırlıyorum).

    Öyleyse bırakın da Annabel’i tanımlarken benden birkaç ay küçük, güzel bir kız çocuğu olduğunu söylemekle yetineyim. Annesiyle babası teyzemin eski arkadaştan, ayrıca teyzem kadar da can sıkıcıydılar. Otel Mirana’dan az ötede bir villa tutmuşlardı. Kel, esmer Mr. Leigh ile şişman, pudralı Mrs. Leigh (kızlık adı Vanessa Van Ness)… Nasıl da tiksiniyordum onlardan! Annabel’le ben önceleri havadan sudan konuşmuştuk. Tekrar tekrar kumlan avuçlar, parmaklarının arasından süzülüp gitmelerini seyrederdik. Kafa yorduğumuz konular, bizim zamanımızla çevremizin ergenlik öncesi Avrupalı çocuklarının kafa yorduklarına denkti. Ne üzerinde canlıların yaşadığı başka dünyalar olduğu yolundaki düşüncelerimize, tenis karşılaşmalarına, sonsuzluğa ne de tekbenciliğe vb. ilişkin ilgilerimizde kişisel dehâ pırıltıları bulunabileceğini sanmıyorum. Yavru hayvanların yumuşak ve hemencecik incinebilir oluşlarının ikimize de hâlâ aynı derin acıyı duyurduğu zamanlardı. O, aç…
    .......
    Vladimir Nabokov


    Lolita / Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları | Biraz Oku Sonra Al

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Bana doğru yuvarlandı, yaldızlı ve ılık saçları köprücük kemiğime dokundu. Beceriksiz bir biçimde uyanıyormuş gibi yaptım. Uzun bir zaman şaşkın şaşkın kaldık. Saçlarını sevecenlikle okşadım ve sevecenlikle kucaklaştık. Sıkıntıma gülünç bir titizlik gösterdi - öpücüklerinde öyle merak uyandıran, hünerli bir şey vardı ki, çok önceden sevici bir kadınla ilişkisi olduğu sonucunu çıkardım. Elmacıkları pembeydi, alt dudağının kıvrımı ışıldıyordu - kendimden geçişim yakındı. Birdenbire, hıçkırırcasına çılgın bir şakraklıkla ağzını kulağıma yaklaştırdı ve bir kahkaha patlattı, alnına düşen perçemini geri itti ve saldırıya geçti. Sonunda bende uyandırdığı şeyi anladığım gibi her şeyin yapılabileceği bir düş evreninde, büyüleyici bir dünyada yaşıyormuşum duyumuna kapıldım. Charlie’yle uyguladığı oyunları bilmediğimi söyledim. “Ne? Hiç yapmadınız mı?” diyerek yüzünü bulantı duymuş gibi, kuşkulu bir biçimde buruşturdu. “Doğru mu? diye ısrarla sordu, üstümde diz çökmüşken. Küçükken hiç yapmadınız mı bunu?

    -Hiç, diye yanıtladım - ve gerçek olan da buydu.

    -Okey, dedi Lolita. Nasıl yapılacağını göstereyim.”

    Hayır, Lolita’nın kendini beğenmişliklerinin ayrıntılı öyküsünü bilge okurlarıma anlatmayacağım. Yalnızca şunu bilmemiz yeter: kadınsı çizgileri daha yeni oluşan bu çekici kız çocuğunda en ufak bir utanma duygusuna rastlamadım. Yeni eğitim yöntemleri, gençlik gelenekleri, daha ne bileyim, kuşku götürür tatil kampları sanayisi bu kızı tümüyle, çaresi bulunmayacak bir biçimde baştan çıkarmıştı. Onun gözünde cinsel eylem, gizli çocuk dünyasının bütünüydü. Büyüklerin yeniden üremek için yaptıkları onun için hiç önemli değildi. Ve küçük Lo, yaşamımı sade bir güçle, bende duyarsız ve tuhaf bir aletle yaptığı gibi, yaşamımı çekip çeviriyordu. Yine de o, çocukların bu direngen evrenine hayran olmamı sağlamakta sabırsızken, bir çocuğun boyutlarıyla benimki arasındaki kimi farklılıklara hiç de hazır değildi. Bir tek gurur terketmekten alıkoydu onu, çünkü içinde bulunduğum tuhaf durumda, aşırı bir saflık göstermeye çalışıyordum, en azından yapabildiğim kadarınca bunu sürdürdüm.

    Lolita/Nabokov

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Üyecik Alice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2011
    Nerden
    Harikalar Diyarı
    Yaş
    27
    Mesaj
    4
    Rep Gücü
    7
    filmi de en az kitabı kadar güzel olmus kanımca

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı Alice´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    filmi de en az kitabı kadar güzel olmus kanımca
    Merhaba

    Sn.Alice

    Bildiginiz gibi:
    Filim kitabin yonetmende olusturdugu hayallerin goruntuye dokulmesidir.
    Baglaminda
    Sizin Kitabi okurken aklinizda canlanan goruntuler
    Sizin filmi seyrederken karsilastiginiz sahnelerle
    Ortusuyorsa

    Filmi begenmeniz son derece normal
    ki,
    Bence de;"filmi de en az kitabı kadar güzel olmus"

Benzer Konular

  1. Vladimir Nabokov
    mopsy Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-09-2011, 10:05 AM
Yukarı Çık