Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    ğaribu'l-kur'an

    Merhaba



    Kur'ân ilimlerinin en önemli dallarından biri Ğaribu'l-Kur'ân'dır. İnsanların dili kullanma seviyeleri farklı olduğundan herkes kendi dilinin bütün kelimelerini el bette bilemez. Dolayısıyla Kur'ân'da geçen bütün kelimeleri de tüm Arapların bildiği elbette söylenemez. İşte bir kısım insanlar tarafın dan bilinemeyip açıklamaya ihtiyaç olan kelimeleri izaha yönelik çalışmalar Ğaribu'l-Kur'ân adı altında yürütülmektedir.
    Garib, maddesinden feîl veznindedir. Bu kökten gelen kelimeler birçok mânâya gelmektedir.

    Ğaribu'l-Kur'ân'ı ingilendiren mânâ lar şunlardır:
    a) Mânâsı uzak ve kapalı olup, ancak zihni zorlayarak anlaşılabi len kelimeler.[485]
    b) Yerleri uzak olan şaz Arap kabilelerinin kullandığı alışılmamış kelimeler[486].
    Ğaribu'l-Kur'ân denince birinci mânâ kastedilmektedir. Çünkü ikinci manâsıyla ğarib, Kur'ân'ın belagatını bozar[487].

    Kur'ân ilimlerinin önemli bir dalı olan Garibu'1-Kur ân'ı şöyle ta rif edebiliriz: Kur'ân-ı Kerimdeki kapalı lafızları açıklayan ve mânâla rını izah eden bir ilimdir.[488]

    Ğaribu'l-Kür'ân'ın Tarih İçerisinde Oluşumu ve Nedenleri:

    Kur'ân'ın nüzulünü müşahede eden sahabi topluluğunun dil zev ki, edebî melekeleri, belağet ve fesahattaki üstün kavrayışları henüz bozulmuş değildi. Çünkü onların Arap olmayan dış dünya ile ilişki leri gayet sınırlı idi. ilişkileri dil ve fesahattaki yüksek kabiliyet ve ince anlayışlarını bozacak, kültürlerini etkileyecek seviyede değildi. Belagat ve fesahatta insanların asla erişemiyeceği yüksek bir seviye ye sahip olan ve yine Arapların alışık olmadığı edebi sanat ve güzel liklerle bezenmiş bir şekilde inen Kur'ân hem lafızda ve hem de mâ nâda Araplara çok yeni şeyler getiriyordu ve bu yeni şeyleri kendine özgü ifade tarzıyla insanlara iletiyordu.

    Sahabe ve Kur'ân'ın nüzulünü müşahede eden diğer Araplar, yu karıda arzettiğimiz sebeplerden ötürü inen âyetlerin mânâlarını ge nelde anlıyorlardı. Ancak Kur'ân üslûbunun seviyesi çok yüksek ol duğu için onu anlamada ister istemez herkes aynı düzeyde değildi. Hz. Ömer'in Taha sûresinin ilk âyetlerinden hissettiği manevi ve edebî zevk, dünyasını değiştirecek, ruh yapısında müthiş devrimler yapacak büyüklükte ve yücelikte idi. Bunun için Hz. Ömer buna da yanamayıp hemen teslim oldu.[489]

    Utbe b. Rabia'ya:
    "Senin arkanda ne var?" diyenlere:
    "Vallahi benzerini hiç duymadığım bir söz duydum. Vallahi o, ne şiirdir ne de sihir ve ne de kahinliktir....

    Vallahi duyduğum bu sözler çok büyük bir yankı ya pacaktır."[490] sözünü dedirten ve Arapların en meşhur panayırında ödül almış ve Kabe'nin duvarına asılmış kasidelerden birisine sahip Lebid b. Rabia'ya Kur'ân'ın karşısında şiir söyletmeyen,[491] Kur'ân'ın bu eşsiz güzelliğinden başka bir şey değildi.
    Bütün sahabe bu ince edebî zerafetin tadını almada ve bu eşsiz güzelliğin sırlarını anlamada elbette bir değildi. Buna rağmen saha benin çoğu okunan Kur'ân'dan büyük dersler alıyor ve çoğunu da atılıyorlardı. Bundan dolayı Kur'ân'ın anlamıyla ilgili soruları sınırlı idi. Fakat her şeye rağmen Kur'ân'ın bir kısım kelimeleri bazı sahabilere mübhem geliyordu.[492] Öğrenmek için Hz. Peygamber (s.a.v)'e başvuruyorlardı.

    [493] Sahabenin Kur'ân'dan anlamadığı şey ya bir âyetin veya bir cümlenin mânâsı yahut bir kelimenin sözlük anlamıydı. Hz. Peygamber (s.a.v)'den veya birbirlerinden öğrenme ye çalıştıkları kelimeler Ğaribu'l-Kür'ân'ın temelini oluşturmaktadır. Hz. Ömer minber üzerinde Abese sûresinin 31. âyetini okurken "ve ebben" kelimesinin mânâsını bilmeyişi Garibu'l-Kur'ân'a en gü zel örnektir.[494] Sonra Nafi b. el-Ezrek'in İbnu Abbas'tan Arap şiiriyle desteklemesini istediği iki yüzden fazla Kur'ân kelimesi de Kur'ân Garibine yönelik, sahabe ve tabiinin çabalarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.[495] Arap dili ve edebiyatında yüksek bir seviyeye sahip olan sahabe bile, Kur'ân'daki bazı kelimelerin mânâlarını bilmedik*lerine[496] ve bazı âyetlerin mânâlarında güçlüklerle karşılaştıklarına göre; tabiin ve daha sonraki nesiller, elbette daha çok bilmedikleri kelimelerle karşılaşacaklardı. Özellikle İslamî fetihlerin yayılıp Arap olmayan milletlerin İslâm'a girmesiyle Arapların dil, kültür vb. ha yatlarının birçok sosyal yönleri hızlı bir değişim ve etkileşim süreci ne giriyordu. Bu değişim Arap dilinde bir dejenerasyon olarak orta ya çıkıyordu. Öyleki o ince edebî zevkleri yavaş yavaş azalıyordu. Eskisine nisbeten dil kaynaklı problemlerle daha fazla karşılaşıyor lardı. Genelde Müslümanların özelde Arapların Kur'ân’da anlama dıkları cümleler ve bilmedikleri kelimeler gün geçtikçe artıyordu. Kur'ân'ı anlama noktasında Arap olmayan diğer milletler için daha büyük problemler ve daha kompleks sorunlar ortaya çıkıyordu.

    İşte bütün bunlar henüz ikinci asır bitmeden evvel Müslüman alimleri harekete geçirdi. Alimler konuyu değişik boyutlarda incelemeye başladılar. Kur'ân'ın garibini çözümlemeye çaba gösterenlerin başında Ebu Ubeyde (ö.209/824), el-Ferra (ö.207/822), ez-Zeccac (ö.311/923), İbnu'l- Enbar'ı (ö.?) ve er-Rağib (ö.502/1108) gelir. İlk defa Mecazu'l-Kur'ân adlı eseriyle Ebu Ubeyde Kur'ân Ğaribi'ni bir sistem halinde işlemiştir.

    İslâm alimleri tarih boyunca Kur'ân garibine diğer konularda ol duğu gibi fazla ilgi göstermişler. Kimisi onu müstakil olarak kaleme almış, kimisi ise Kur'ân ilimleri sahasında yazdıkları eserlerinin bir bölümünde incelemiştir. Konuyu müstakil olarak kaleme alanlar sayılamıyacak kadar çoktur.[497] Katip Çelebi, Keşfu'z-Zunun'da 23 ese rin ismini verir.[498] Mar'aşli Yusuf Abdurrahman da el-Umde'nin tah kik mukaddimesinde 85 tanesinin ismini verir ve dünyanın çeşitli kütüphanelerinde Ğaribu'l-Kur'ân sahasında dağınık yazma halinde, inceleme ve tahkike ihtiyacı olan birçok eserin olduğunu [499] söyle mektedir.

    Günümüzde de Ğaribu'l-Kur'ân'la ilgili birçok eser yazılmıştır. Bu çalışmalardan Haseneyn Mahluf gibi bazıları sûre sûre kelimeleri inceler; değişik mânâlar vermeyerek bir mânâyla yetinir ve kelime lerin ne iştikakına ne de semantiğine değinir. Özellikle ihtisas sahibi olmayan Kur'ân okuyucusu için bu daha faydalı ve daha pratiktir. Bazıları ise alfabetik sıraya göre kelimeler kaydeder. Siirtli Molla Bedreddin’in yazdığı Bediu'l-Beyan Lima Asa En Yahfa fi'l-Kur'ân adlı eseri ise kelimeleri ilk harf sırasına göre dizmiş, kelimelerin birden fazla mânâsını vermiştir. Bununla beraber bazen kelimelerin İ'rabını, iştikakını, veznini, müfredini, cem'ini ve başka mânâlarda kulla nımını da yazmıştır. Kelime, âyet ve cümlenin tam olarak anlaşıla bilmesi için kısa kısa izahlar da eklemiştir. Arasıra Kur'ân'da belli bir fiil veya benzerine bağlanan carr ve mecruru da kaydeder. Ele al dığı kelimenin tam anlaşılmasını sağlamak amacıyla olacak ki, ba zen kelimenin öncesini veya sonrasını da verir.

    Kitapta, 'hacmi küçük olmakla beraber' altı binden fazla kelime nin tefsiri veya İ'rabı vardır. Az da olsa bazı İsrailî haberlere yer ver miştir. Dizaynı güzel yapılmadığından kolaylıkla istifade edileme mektedir.[500]

    Ğaribü'l-Kur'an Alanında Yapılan Çalışmalar:

    1- Ağa Muhammed Munîr, Kamusu Garibi'l-Kur'ân, Tanta, 1990.
    2- Ebusuud Abbas, Şemsu’l-İrfan Bi-luğati'l-Kur'ân.
    3- Heykel, Salim Ali, Teysiru't-Tefsir li Kelimati'l-Kur'âni’l-Kerım, Ka hire, 1980.
    4- Humsî, Muhammed Hasan, Tefsiru ve Beyanu, Müfredati'l-Kur'ân, Şam, 1988.
    5- Kamhavî, Muhammed Sadık, Tehzibu Garibi'l-Kur'ân, Kahire, 1980.
    6- Mahluf Hüseyn Muhammed, Kelimatu'l-Kur'ân Tefsirun ve Beyanun ve Yelihi Ahkamu'l-Kıraati ve't-Tecvid, Beyrut., trs.
    7- Zeyn, Semih Atıf, Mecmeu'l-Beyâni'l-Hadis Tefsiru Müfredati'l-Elfâzi’l-Kur'âni'l-Kerim.[501]

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Filolojik çalışmalar

    Merhaba

    Son iki asırda ilimlerin değişik isimler altında teşekkül etmesi, ilimler metodolojisi sahalarında büyük gayret ve çabaların sarf edilmesi ve bunların olumlu sonuçlar ver mesi, birçok fennî ve içtimaî ilimlere yaradı. Dillerle uğraşan bilim ler de, bu olumlu neticeden küçümsenmeyecek derecede nasibini aldı. Bunun için muhtelif filolojik alanlarda ya eskiye bina edilen veya eskiyle hiç ilgisi bulunmayan tamamen yeni olan görüş ve tesbitler ortaya çıktı.

    20. asırda Kur'ân'ın filolojik yönünü inceleyerek yeni tesbitlerde bulunan, geçmişin kritiğini yapan, konuya yeni boyutlar kazandıran ve Kur'ân filolojisi sahasında yeni yeni ufuklar açan oldukça zengin yeni bir oluşumun olduğunu görmekteyiz. Üzülerek söyleyelim ki, çağdaş filolojik bakışlar hakkında bize yardımcı olacak yeni eserler ve araştırmalardan iki tanesinin dışında elimizde yoktur. Ancak ya pılan alıntılardan, bibliyografyalardan ve kitap kataloglarından bu sahada bir hayli eserin kaleme alındığını görmekteyiz.

    Kur'ân'ın filolojik yönünü ele alan çalışmalar açısından geçmiş ilim mirasımız oldukça zengindir. Beyanu'l-Hak en-Nisaburî (ö.550/1155)'nin Vadhu'l-Burhan fi Müteşabihi'l-Kur'ân’ı ve Ebu Ca'fer Ahmed b. İbrahim b. ez-Zubeyr el-Ğirnatî (708/1308)'nin Milakü't-Te'vil'i gibi bazı kıymetli eserler Kur'ân'ın filolojik yönünü ağırlıklı olarak incelemişler. Bunların yanısıra tefsirlerin ve diğer muhtelif kaynakların da değişik yerlerine serpiştirilmiş birçok filolojik malu matın kaydedildiği de muhakkaktır.
    Bu sahada yirminci asırda yapılan çalışmalardan elimizde iki eser vardır: [502]

    1. Abdu'l-'Âli Salim Makram-Kadâyâ Kur'ân'iyye fî Dav’i’d-Dirâsâti'l-Luğaviyye:

    1989'da 1. baskısını yapan bu eser, fihristleri ile beraber 112 say falık bir çalışmadır.
    Yazar girişte Kur'ân i'cazını ve Kur'ân'ın fesahat ve belagat sahibi Araplara meydan okuyuşunu anlatır. Bu esnada cahili dönemde ne sir (şiir olmayan) kelamın konumuna değinir. Dr. Taha Hüseyn'in cahiliyyenin teknik edebî nesrinin olmayışını ileri sürmesini ve Dr. Ze ki Mübarek'in ona olan cevabını kaydeder

    Yazar, şiir üslûbundan etkilenmiş nesir üslûbu örnekleri adı altında bir başlık açar. Konuyu eski ve yeni alimlerin görüşlerini aktararak ve cahilî nesirden örnekler vererek inceler.

    Buraya kadar verdiği malumattan sonra asıl konuya geçer. Kur'ân-ı Kerim'in Kureyş lehçesi ile diğer lehçeler arasındaki duru munu irdelemeye yönelir. Lehçelere göre gelen kıraetlerden örnek*ler verir. Kur'ânda Arapça olmayan kelimelerin bulunup bulunma dığını münakaşa eder. Kendi tercihini yabancı kelimelerin Kur'ânda olmadığından yana koyar.[505]
    Kureyş lehçesi ve garibu'l Kur'ân başlığı altında garib'in tarifini, sahabede garib'in durumunu ve Kur'ân'ın bazı küllî kaidelerini kay deder. Aynı başlıkla ilişkili olarak sûre başlarındaki mukatta'a harfler'in garib kelimeler içerisindeki konumunu tartışır. Kitabın sonu na doğru Kur'ân'da müştereki lafzî'nin olup olmadığını münakaşa eder. Ebu Ubeyde'nin Mecazu'l-Kur'ân'ının Garibu'l Kur'ân sahasında yazılan ilk eser olduğunu söyler.[506] Ve ondan bazı örnekler aktarır.[507]

    2- Salah Abdu'l-Fettah el-Halidî-Letâifu Kur'âniyye:

    Birinci baskısını 1992'de yapan 200 sayfalık bir çalışmadır. Kita bın mukaddimesi'inde müellifin ifade ettiği gibi eser, 50 latife'den meydana gelir. İlk dört latife Kur'ân'ın, Kur'ân ve kitap ismini alma sı, Kur'ân'ın kendisinden sonra gelen bir şeye izafe edilmesi, hurufu mukatta'ayla ve teşbihle başlayan sûrelerin sıralamasına dairdir.[508] Peşinden gelen dokuz latife Kur'ân'da geçen bazı edatların kullanı mını inceler.[509] Sonra 15 latifeyi aralarında teradüfün (eş anlamlılı ğın) sanıldığı 31 kelimeye dair olup bununla yazar Kur'ân'da tera düfün olmadığını ispatlama çabasını gösterme gayretindedir. 21 lati fe de bazı Kur'ân âyetlerinin çeşitli durumlarına dairdir. Son latife nimetin Kur'ân siyakındaki konumunu bahis mevzusu yapar.

    Az evvel değindiğimiz gibi yazar bu çalışmasıyla Kur'ân'da teradüf (eş anlamlı)'ün olmadığını isbat etme çabasındadır. Bu hususta Rağıb el-İsfehani ile Tirmizî (ö.320/932)'nin de kendi görüşünde olduğunu söyler.[510]
    Ancak bize göre teradüfü inkâr etmek yerine yazar, Kur'ân'da ge çen müteradif kelimelerin her yerde aynı anlamda kullanılmadığını; belki aralarında bazı nüansların olduğunu söyleseydi daha isabetli olurdu. Zira Kur'ân'da teradüfü inkâr etmek oldukça yersiz bir şey dir. Çünkü bir kelime yüzlerce, bir âyet onlarca defa tekrar ediliyor ve bunda da hiçbir lisanı sıkıntı yoksa; güya Kur'ân'ı hoş olmayan tekrardan kurtarmak için teradüfü inkâr etmenin hiçbir tutarlı tarafı olmasa gerek. Ancak müteradiflerin siyak ve sibaka göre ayrı yerler de ayrı anlamlar taşıdığını söylemek, Kur'ân'ın belagatı yönünden güzel bir şeydir.

    Yazar ismini latife koyduğu herbir kelime grubunun -ki bu grup larda yer alan kelime sayısı iki veya daha fazladır- elemanlarının Kur'ân'da geçen kullanışları arasında farkı ve mânâ esprisini yakalamaya çalışır. Ancak gördüğümüz kadarıyla çoğu zaman iki kullanım arasındaki farkın esprisini yakalayamamıştır. Ama bazen güzel nük teler çıkardığı da gerçektir.[511]

    20. Asır Kur'ân Filolojisi Çalışmaları:

    1- Abdullah Müsaid Müslim, Eseru'l-Kur'âni'l-Kerîm fi'l-Luğati'l-Arabiyye.
    2- Abdurrahman Tac, Buhusun Kur'âniyye ve Luğaviyye, Daru'1-Mahabbe, 1990.
    3- Amir, Fethi, Belağetu'l-Kur'âni Beyne'l-Fenni ve't-Tarih, Kahire, 1975.
    4- Bedevi, Ahmed Ahmed, Min Belağati'l-Kur'ân, Kahire, 1950.
    5- Cundî, Enver, el-Fasihetu Luğatu'l-Kur'ân.
    6- Ebu Ali, Muhammed Berakat Hamdi, Menahicu ve Ârâu fi Luğati'l-Kur'ân, Amman, 1984.
    7- Hilali, Hadi Atıyye Matar, el-Hurufu'l-Amile fi'l-Kur’âni’l-Kerim.
    8- Hudrî, Hüseyn Muhammed, Belâğatu'l-Kur'ân.
    9- Itr, Nureddin, Dirasatun Menheciyyetun fi't-Tefsiri ve Belağeti'l-Kur'ân
    10- Lâşin, Abdülfettâh, Luğati'l-Münafikîn fi'l-Kur'ân, Daru'r-Râidi'l-Arabî, Beyrut, 1985.
    11- Mübarek, Muhammed, Dirasetu'l-Edebiyyeti li'n-Nususi mine'l-Kur'ân.
    12- Umeyre, Abdurrahman, Dekâiku Luğati'l-Kur'âni fi Tefsîri't-Taberi.'[512]

Yukarı Çık