Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 Toplam: 8
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    7 Hadis İmamının İttifak Ettikleri Hadisler

    Merhaba

    İbrahim El-Hazimi
    Çeviren: Hanifi Akın
    KARINCA KİTAP

    YEDİ HADİS İMAMININ KISA BİYOGRAFİSİ

    1. Bühârî:
    Ebû Abdullah Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm ibnü'1-Mu-ğîre b. Berdizbeh (belde yönünden), el-Buhârî (ki bu nispet, Buhara şehrine'dir), el-Cu'fî (ki bu, azadhk nispetidir), ezberleme zirvesi, alimlerin imamı. H. 194/809 yılında doğdu, H. 256/870 yılında ise öldü.

    2. Müslim:
    Ebu'I-Hüseyin Müslim ibnü'l-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî (kabilesine nispet yönünden) en-Nîsâbûrî (şehir yönünden). H. 204/819 yı lında doğdu, H. 261/875 yılında öldü.

    3. Ebû Dâvud:
    Süleyman ibnü'l-Eş'as b. İshâk b. Beşîr b. Şeddâd el-Ezdî (Yemen'deki bir kabileye nispet yönünden) es-Sicistânî (şehir yönün den). H. 202/817 yılında doğdu, H. 275/888 yılında Basra'da öldü.

    4. Tirmizî:
    Ebû îsâ Muhammed b. îsâ b. Sevre b. Mûsâ ibnu'd-Dah-hâk es-Sülemî (Benû Süleym kabilesine nispet yönünden) et-Tirmizî (belde' yönünden). H. 209/824 yılında doğdu, H. 279/892 yılında öldü.

    5. Nesâî:
    Ebu Abdurrahman Ahmed b. Şuayb b. Alî b. Sinan b. Bahr en-Nesâî (Horasan şehirlerinden Nesâyâ nispet yönünden). H. 225/839 yı lında doğdu, H. 303/915 yılında öldü.

    6. İbn Mâce:
    Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd er-Rebe'î (ki bu, azadlıları olduğu Rebîa'ya nispettir), el-Kazvînî (Irak'ta meşhur bir şehir olan Kazvîn'e nispet yönünden). İbn Mâce el-Kazvînî adıyla meşhur oldu. H. 209/824 yılında doğdu, H. 273/886 yılında öldü.

    7. İmam Ahmed B. Hanbel Eş-Şeybânî:
    Ehl-i Sünnet ve'l-ce-maâtin imamı. H. 164/780 yılında doğdu, H. 241/855 yılında öldü.

    BİRİNCİ BÖLÜM-NİYET BÖLÜMÜ

    1. Niyet Ve Îhlas

    1. Hz. Ömer (r.a)'dan rivayet edilmiştir:
    Resulullah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu işittim:
    "Ameller, niyetlere (Bir rivayette: niyete [100]) göre değerlendirilir. Her kese ancak niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti, Allah'a ve Resülüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde e-deceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.

    Buhârînin bir rivayetinde ise, Alkame b. Vakkâs el-Leysî der ki:
    "Ömer ibnu'l-Hattâb (r.a)'ın minber üzerinde şöyle dediğini işittim:
    Ameller, niyetlere göre değerlendirilir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti, elde edeceği bir dünyalığa veya ni-kahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti o hicret ettiği şeyedir.

    2. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a)'dan rivayet edilmiştir:
    Resulullah (s.a.v)'e; cesurluk, hamiyet ve riya için çarpışan ki şinin, yani bunların hangisinin Allah yolunda olduğu soruldu. O da:
    Sadece' Allah'ın kelimesinin hakim olması için çarpışan kimse' diye cevap verdi.
    Bir rivayette İşte o kimse, Allah yolundadır" ilavesi yer almaktadır.

    Nesâî ile Ebu Davud'un rivayetinde ise, Ebu Mûsâ el-Eş'arî şöyle der:
    Birbedevî, Resulullah (s.a.v)'e gelip:
    Bir adam, anılmak için savaşıyor, (bir adam) övülmek için sa vaşıyor, (bir adam) ganimet elde etmek için savaşıyor ve (bir adam da kahramanlıktaki) derecesini göstermek için savaşıyor. Bunların hangi si Allah yolundadır?' diye sordu. O da:
    Kim Allah'ın kelimesinin hakim olması için savaşırsa, İşte o kimse, Allah yolundadır' diye cevap verdi.
    Nesâî, (Bir adam) övülmek için savaşıyor" ifadesini zikretmemiştir.

    devam edecek..........

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Namaz Kılarken Safların Duz Ve Doğru Tutulması

    Merhaba

    1. Nu'mân b. Beşîr (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    "Peygamber (s.a.v)'in şöyie buyurduğunu işittim:
    Ya saflarınızı düzeltirsiniz yada Allah yüzlerinizi başka başka ta raflara çevirir.[503]

    2.Resulullah (s.a.v) bizjm saflarımızı düzeltir, hatta saflarımızı oklar gibi oluncaya kadar düzeltirdi. Safları düzeltme işine, [504] biz (saf bağlamayı) anla yıp öğreninceye kadar devam etti. Sonra bir gün (mescide) varıp namaza kalktı. Tam tekbir alacağı sırada göğsü saftan dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v): Ey Allah'ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz yada Allah yüzle rinizi başka başka taraflara çevirir' buyurdu.[505]

    3.Resulullah (s.a.v) (bif gün) cemaate yönelerek üç defa: 'Saflarınızı dü zeltiniz1 buyurdu. (Sonra sözüne şöyle devam etti:) 'Vallahi, ya saflarınızı düzeltirsiniz yada Allah kalplerinizi başka başka taraflara çevirir.

    4.(Ravi Nu'mân) der ki:
    Ben, (Resulullah'ın bu sözünden) sonra gördüm ki, herkes omuzunu arkadaşının omuzuna, dizini arkadaşının dizine ve topu ğunu (da) arkadaşının topuğuna yapıştırıyordu.[506]

    5.Yine Ebu Davud'un başka bir rivayeti de şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v), biz namaza kalkınca saflarımızı düzeltirdi. Biz (safla rımızda iyice) düzelince de tekbir alırdı.[507]

    Namaz Kılan Kimsenin Önünden Geçmenin Haram Olması

    1. Büsr b. Saîd (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    "Zeyd b. Hâlid el-Cühenî, namaz kılanın önünden geçen kimse hakkında Resulullah (s.a.v)'den ne işittiğini sormak üzere Büsr'ü, Ebu Cuheym'e gön dermişti. Bunun üzerine EbuCuheym (şunları) söylemişti: Resululiah (s.a.v): Namaz kılanın önünden geçen kimse, ne kadar günah işlediğini bilseydi, kırk.beklemeyi, (namaz kılanın) önünden geçmekten daha ha yırlı bulurdu' buyurdu.

    2.Ebu'n-Nadr:
    '(Ravinin) kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı? Dedi ğini bilemiyorum' dedi. [515]

    3.Tirmizî der ki:
    "Peygamber (s.a.v)',n şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
    Sizden birinizin yüz yıl durup beklemesi, namaz kılan (din) kar deşinin önünden geçmesinden [516] daha hayrlıdır.[517]

    devam edecek........

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Tekbir Almak Ve Elleri Kaldırmak

    Selam!

    Namaza Başlarken Tekbir Almak Ve Elleri Kaldırmak

    1. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:
    "Resululah (s.a.v) namaz kılmaya kalktığı zaman ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır. [534] sonra tekbir alırdı. [535] Rükuya gitmek istediği zaman da böyle yapar, rükudan doğrulduğu zaman da böyle yapardı. Başını secdeden kaldırdığı zaman bunu yapmazdı. [536]

    Bir rivayette ise şu ifade yer almaktadır;
    Resululah (s.a.v) başını rükudan kaldırdığı zaman ellerini de (omuzlarının hizasına kadar) kaldırır ve Semiallâhu limen hamideh Rabbena ve leke'1-hamd (Allah, kendisine hamd eden kimseyi işitir. Rabbimiz! Hamd, yalnızca sanadır) derdi.[537]

    Bunun benzeri başka bir rivayette ise,
    Resululah (s.a.v) secdeye giderken ve secdeden ba şını kaldırırken [538] (elleri kaldırma hareketini) yapmazdı" ifadesi yer al maktadır.[539]

    2.Buhârî'nin Nâfi'den yaptığı rivayet İse şu şekildedir:
    Abdullah ibn Ömer, namaza başlarken tekbir alır ve iki elini fvu-karıva) kaldırırdı. Rükuya giderken yine ellerim kaldırırdı. Semiallâhu limen hamideh' (Allah, kendisine hamd eden kimseyi işitir) dediği zaman da ellerini kaldırırdı, ikinci rek'atten sonra ayağa kalktığı za man yine ellerini (yukarı) kaldırırdı. Abdullah ibn Ömer, bu fiilleri, Peygamber (s.a.v)'e dayandırdı. [540]

    Not:Ebu Dâvud, Buhârî'nin Nâfi'den yaptığı rivayeti nakledip daha sonra da şöyle der:
    "Gerçekte bu, Abdullah ibn Ömer'in (kendi) sözüdür. Hz. Peygam ber (s.a.v)'den merfu [541] olarak rivayet edilmiş bir hadis değildir. Ayrıca bu hadisi, es-Sekafî'de mevku [542] olarak (Abdullah ibn Ömer'den) rivayet etmiş olup bu hadisin içerisinde şu ifade yer almaktadır:
    "İkinci rek'atten (sonra üçüncü rek'ate) kalkarken ellerini gömisle-ri hizasına [543] kadar kaldırırdı."
    Doğru olan da bu (hadisin mevkuf olması)dır.

    Yine Ebu Dâvud (devamla) der ki;
    Hammâd b. Seleme, bu hadisi Hz. Peygamber (s.a.v)'e dayandırdı. Fakat Eyyûb ile Mâlikfin rivayetlerinde,) ikinci rekatten (sonra üçüncü rekata) kalktığında (ellerini) kaldırdığından bah setmemişlerdir.

    İbn Cüreyc, bu rivayet hakkında dedi ki: Nâfi'ye:
    'Abdullah ibn Ömer, el lerini iftitah tekbiri alırken mi daha yukarı kaldırırdı, yoksa diğerlerinde mi' diye sordum. O da: 'Hayır, (hepsinde) aynı seviyede (kaldırırdı) dîye cevap verdi. Bunun üzerine ben de: Bana (bunu) işaretle göster' dedim. O da gö ğüslerine yada biraz daha aşağısına işaret etti.[544]

    4.Ebu Davud'un diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:
    "Peygamber (s.a.v), (ilk) iki rekattan (üçüncü rekata) kalktığı man tekbir alır ve ellerini kaldırırdı.[545]

    5.Yine Ebu Davud'un başka bir rivayeti ise şu şekildedir:
    "Peygamber (s.a.v), namaz kılmaya kalktığı zaman (iftitah tekbiri alırken) ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı. Sonra tekbir getirip yine aynı şekilde ellerini kaldırır ve rükuya varırdı. Sonra (rükudan) belini doğrultmak isteyince de ellerini omuzları hizasına kadar kal dırır.[546] sonra 'Semiallâhu limen hamiden' (Allah, kendisine hamd eden kimseyi işitir) derdi. Secde(ye eğileceğin) d e (ve secdeden kalka cağında ise) ellerini kaldırmazdı Namaz bitinceye kadar rükudan önce aldığı her tekbirde ellerini kaldırırdı.

    6.Yine Ebu Davud'un diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v)'i; namaza başlarken, rükuya varmadan önce ve (başını) rükudan kaldırdığında ellerini omuzlarının hizasına kadar kal dırırken gördüm. Secdeye vardığında ve iki secde arasında ise ellerini kaldırmazdı. [547]

    7.Tirmizî'de, Ebu Davud'un naklettiği (721 nolu) hadisi rivayet etmiştir.
    Nesâî ise, ilk (üç) rivayetini [548] Buhârî ile Müslim'in rivayetlerine ve son ri vayetini [549] ise Ebu Davud'un (720 nolu) rivayetine (uygun bir şekilde) rivayet etmiştir.

    8.Yine Nesâî'nin (konu ile ilgili) başka bir rivayeti de şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v) namaza başladığı zaman, rükuya giderken, rü kudan kalkarken ve ikinci rekattan ayağa kalkınca ellerini omuzlan hi zasına kadar kaldırırdı. [550]

    9.Yine Nesâî başka bir rivayetinde Vâsi' b. Habbân yolundan şu şekilde rivayette bulunmuştur:
    (Rükuya) inişinde "Allahu Ekber" ve (rükudan) kalkışında "Allahu Ek-ber" derdi. [551] Sağma selam verirken "es-Selâmu aleykum ve rahmetulah", soluna selam verirken "es-Selâmu aleykum ve rahmetulah" derdi.[552]

    devam edecek.................

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Yeminler ve adaklar bölümü

    Selam!

    1. Allah Tan Başkası Adına Yemin Etmenin Yasak Olması

    213. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: "(Babam) Ömer'in şöyle dediğini işittim: Resulullah (s.a.v):
    Doğrusu Allah, sizi, atalarınız/babalarınız adına yemin etmeyi yasaklıyor [70] buyurdu.
    Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i; Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî ile Nesâî rivayet etmiştir.

    Buhârî hariç [72] diğerleri, bu rivayetin içerisine şu hususu ilave etmişlerdir:
    "Vallahi, Resulullah (s.a.v)'in bunu yasak ettiğini işittim işiteli, kendim için ve bir başkası için bu yemini
    yapmadım.[73]

    2. Bir Müslümanın Hakkını Yalan Yere Yeminle Elinden Alan Kimsenin Cehennemle Tehdit Edilmesi

    214. Abdullah ibn Mes'ud (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    Bir kimse, Müslüman bir kimsenin malını almak için yalan yere yemin ederse, o kimse, Allah'a, kendisine gazaplı olduğu halde Ona kavuşur.

    Abdullah der ki:
    Daha sonra Resulullah (s.a.v), bize, yüce Allah'ın Kitab'ından bunun doğruluğunu tasdik eden;
    Allah'a verdikleri ahid ve sözlerini birkaç paraya satanlar varya! işte onlar için ahirette hiçbir pay
    yoktur" (mealindeki) [74] ayeti okudu.

    Bu manada bir rivayet oîup bu rivayete şu husus ilave edilmiştir:
    Eş'as b. Kays, {oturduğu yerden yanımıza) gelip:
    Ebu Abdurrahman, [76] size (hangi) hadisleri anlatıyor?' dedi. Biz de:
    (Abdullah ibn Mes'ud, bize,) şunu, şunu anlattı' dedik. Bunun üze rine Eş'as b. Kays şöyle dedi:
    Ebu Abdurrahman doğru söyledi. Benim üe bir (başka) adam arasında bir kuyu hususunda çekişme
    vardı. Biz, bu davamızı, Resulullah (s.a.v)'e götürdük.
    Resulullah (s.a.v):
    (Senin üzerine) iki şah i d (getirmen) yada (onun üzerine de) ken di yemini düşer [77] buyurdu.

    Bunun üzerine ben de:
    O zaman (çekiştiğim kişi,) yeminin önemine aldırmayarak yemin eder [78] dedim.

    Resulullah (s.a.v):
    Bir kimse, Müslüman bir kimsenin malını almak İçin yalan yere yemin ederse, [79] o kimse,
    Allah'a, kendisine gazaplı olduğu halde Ona kavuşur' buyurdu.

    Bunun üzerine
    "Allah'a verdikleri ahid ve sözlerini birkaç paraya satanlar varya! İşte onlar için ahirette hiçbir pay yoktur" (mealindeki) [80] ayeti indi.
    Bu hadis{in bu şekildeki metnin)i; Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud ile Tir-mizî rivayuet etmiştir.

    Yalnız Ebu Dâvud, Tirmizî'nin rivayetinde şu ifade yer almaktadır:
    "Benim ile Yahudi olan [82] bir kişi arasında çekişme vardı.[83]

    3. Kabe'ye Yalın Ayak Yürümeyi Adayan Kimsenin Durumu

    215. Ukbe b. Amir (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    "Kız kardeşim yalın ayak olarak Beytullah'a (Kabe'ye) yürümeyi adadı.
    Bana da, bu meseleyi, onun n***** Resulullah (s.a.v)'e danış mamı emretti.
    Ben de (bu meseleyi,) ona danıştım.

    Bunun üzerine Pey gamber (s.a.v):
    Hem yürüsün ve hem de binsin!' buyurdu. [84] (Birinci rivayet)
    Bu hadis(in bu şekildeki metnin)i; Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

    Tirmizî'nin konu ile ilgili rivayetinde şu ifade yer almaktadır:
    Yalın ayak, başı açık {yürüreyerek gitmeyi nezretti).
    Bunun üzerine Re sulullah (s.a.v):
    Allah, senin kız kardeşinin bedbahthğyla bir şey kuracak değil dir.
    Binsin, başını örtsün ve sonra üç gün oruç tutsun! [85] buyurdu.[86] (ikinci rivayet)
    Ebu Dâvud ise, her iki rivayeti de nakletmiştir. Nesâî'de, ikinci rivayeti nakletmiştir.

    devam edecek.................

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!
    OTUZYEDİNCİ BÖLÜM

    BİRR (İYİLİK) VE SILA (AKRABALIK/DOSTLUKBAĞI) BÖLÜMÜ [102]

    1. Anne-Babaya İyilik Yapmanın Fazileti

    289. Abdullah İbn Amr (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:
    "Bir adam, Peygamber (s.a.v)e gelip cihada (gitme) hususunda on dan izin istedi. Peygamber (s.a.v):
    Senin annen-baban yaşıyor mu?' diye sordu. Adam:
    Evet (var)' diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):
    Öyleyse onların hizmetinde (bulunarak) cihad et!' buyurdu.[103]
    Hadisin lafzı, Buhârî ile Müsalim'e aittir.

    Müslim'in konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:
    Bir adam, Peygamber (s.a.v)'e gelip:
    Sana hicret ve cihad etmek üzere bey'at [105] ediyorum. Sevabı(nı) Allah'tan diliyorum' dedi. Bir adam, Peygamber (s.a.v): Annenle-babandan yaşayan biri var mı?' diye sordu. Adam:
    Evet, ikisi de (yaşıyor)!' cevabını verdi. Peygamber (s.a.v):
    Sevabını Allah'tan diler misin?' diye sordu. Adam:
    Evet!' diye cevap verdi. Peygamber {s.a.v):
    O halde hemen annenle-babana dön! [106] Onlarla olan sosyal iliş kini güzel yap!' diye cevap verdi.

    Ebu Dâvud ile Nesâî'nin konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:
    Bir adam, Resuiullah (s.a.v)'e gelip:
    Sana hicret etmek üzere bey'at etmek üzere geldim. Annemi ve babamı da, (arkamda) ağlıyor olarak bıraktım' dedi. Resuiullah (s.a.v):
    O halde hemen annenle-babana dön! Onları ağlattığın gibi gül dür! buyurdu.

    ZİKİR VE DUA BÖLÜMÜ

    1. "La Havle Ve La Kuvvete İlla Billah" (Güç Ve Kuvvet Ancak Allah'a Mahsustur) İfadesinin Fazileti

    291. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    "Biz, bir seferde, Peygamber (s.a.v) ile birlikte idik. İnsanlar, açık tan tekbir alıyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):
    Ey insanlar! Kendinize acıyın! 'Sizler, sağırı ve gaip olanı çağır mıyorsunuz Doğrusu siz, işiten yakın bir zata dua ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir [115] buyurdu.

    (Ebu Musa sözüne devamla) der ki:
    Ben, Peygamber (s.a.v)'in arka-s nidaydı m ve "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur) diyordum. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (banahi taben):
    Ey Abdullah b. Kays! Sana, cennet hazinlerinden bir hazine gös tereyim mi?' buyurdu. Ben de:
    Evet, ey Allah'ın resulü!' dedim. Peygamber (s.a.v):
    Lâ havle ve Iâ kuvvete illâ billâh [116] (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur) de!' buyurdu.
    Hadisin metni, Müslim'e aittir.

    Konu ile ilgili bir rivayet ise şu ifade yer almaktadır:
    Sizin dua etmekte olduğunuz (Allah), sizin her birinize binek (deves)inif1 boynundan daha yakındır.
    Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

    Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir.
    Peygamber (s.a.v) bir dağ yolunda (hadisin ravisi dedi ki:) yada bîr tö" pede (yol) al(ıp yürüjdü. Derken dağ yolunda (yada tepede) bir adamın ni dası duyuldu. Sesi, "Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber" (Allah'tan başk ilah yoktur, Allah en büyüktür) (giderek) yükseldi. O sırada Resulullah (s.a.v) katırının üzerinde idi. (Sesin bu kadar yüksek olmasının anlamsızlığını b^' lirtmek için):
    Sizler, sağırı ve gaip olanı çağırmıyorsunuz!1 buyurdu. Sonra (Ebu Musa el-Eş'arî'ye hitaben):
    Ey Ebu Musa yada ey Abdullah (b. Kays}! Sana, cennet haz»' nelerinden bir hazine göstereyim mi?' buyurdu. Ben de:
    Evet, ey Allah'ın resulü!' dedim. Peygamber (s.a.v):
    Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (güç ve kuvvet ancak mahsustur) de! Buyurdu.

    2. Acizlik, Tembellik Gibi Hususlardan Allah'a Sığınma

    Hz. Âişe (r.anhâ)'dan rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v) şöyle dua ederdi:
    "Allâhumme innî eûzu bîke mine'I-keseli ve'I-heremi ve'I-mesemi 'el-mağrami ve min fitneti ]- kabri ve azâbi 1-kabri ve min fitnetin-nâri re min şerri fitneti 1-ğınâ. Ve eûzu bike min fitneti'l-fakri ve eûzu bike nin fitnetil-Mesihi'd-Deccâli. Allahumme'ğsil annî hatâyâye bi-mâi's-ielci ve'I-beradi ve nakkı kalbî mine 1- hatâya kemâ nakkaytes-sevbel-ibyâde mine'd-denesi. Ve bâid beynî ve beyne hatâyâye kemâ bâadte teyne'I- meşrıkı ve'1-mağribi
    (Allahım! Tembellikten, (bunaklık derecesinde) ihtiyarlıktan, gü nahtan, korkaklıktan, kabir sorgusundan ve kabir azabından, (cehen nem) ateşi fitnesinden ve azabından, zenginlik gururunun şerrinden Sana sığınırım.
    Fakirlik fitnesinden de Sana sığınırım. Mesih Deccâl'in fitnesin den de Sana sığınırım.

    Allahim! Günahlarımın kirini) benden kar ve buz suyuyla yıka! Kalbimi de, beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi, günahlardan te mizle! Benim ile günahlarımın arasını da doğu ile batı arasını uzaklaş tırdığın gibi uzaklaştır.)
    Hadisin lafzı, Buhârî'ye aittir.

    Konu ile ilgili kısa bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle der:
    Resulullah (s.a.v)'i, namaz kılarken, Deccâl'in fitnesinden (Allah'a) sı ğındığını işittim. [125]
    Bu hadis(in bu şekildeki metinlerin)i; Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir.

    Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:
    "Peygamber (s.a.v) şu sözlerle dua ederdi:
    Allahümme innî eûzu bike min fitneti'n-nâri ve azâbi'n-nâri ve min şerriğınâ ve'fakri
    (Allahım! (Cehennem) ateşinin fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım)

    Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v), kabir azabından ve Deccâl'in fitnesinden (Allah'a) sığınıp:
    Sizler, kabirlerinizde imtihana çekileceksiniz1 buyururdu.

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Resululîah (s.a.v) şöy le dua etmektedir:
    "Cebrail, Mikail ve İsrafil'in Rabbi Allahım! (Cehennem) ateşinin sıcağın dan ve kabir azabından Sana sığınırım!

    3. Ölümü Temenni Etmenin Yasak Olması

    Enes b. Mâlik (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Sizden birisi, başına gelen bir zarardan dolayı kesinlikle ölümü istemesin. İstemekten başka çaresi yoksa o zaman:
    Allahım! Benim için hayat hayrlı ise beni yaşat. Benim için ölüm daha hayrlı ise canımı al!' desin.
    Hadisin lafzı, Buhârî ile Müslim'e aittir.

    Konu ile ilgili bir rivayette, Enes şöyle der:
    "Resulullah (s.a.v):
    Sakın sizden birisi ölümü temenni etmesin buyurmasaydı, ben ölümü temenni ederdim.

    devam edecek.................

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    YİRMİALTINCI BÖLÜM

    EŞRİBE (İÇECEKLER) BÖLÜMÜ [366]

    1. Su Kabına Üflemenin Mekruh Olması

    249. Ebu Katâde (r.a)'tan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Sizden birisi (bir şey) içtiği zaman kabın içine üflemesin. Tuvale te girdiği zaman ise cinse! organına sağ eliyle dokunmasın, sağ eliyle (temizlenip) silinmesin.

    Yine Nesâî, bu hadisi şu şekilde rivayet etmiştir.
    Peygamber (s.a.v), bir kimsenin, (su içtiği) kaba üflemesini, sağ eliyle cinsel organına dokunmasını ve sağ eliyle temizlenmesini yasaklamıştır.

    2. Hurma Koruğu İle Kuru Hurmayı Birbirine Karıştırıp Şıralarını Çıkarmanın Yasak Olması

    250. Câbir b. Abdullah {r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:
    Peygamber (s.a.v) kuru üzüm ile kuru hurmanın ve hurma koruğu ile yaş hurmanın (ikisini bir araya getirip şıralarını çıkarmayı) yasakla dı. [372] (Birinci rivayet)
    (Hadisin lafzı, Buhârîye aittir.)

    Yine konu ile ilgili bir rivayet şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v), kuru üzüm ile kuru hurma ve hurma koruğu ile kuru hurma(dan elde edilen şıraların birbirine) karışımını [374] yasakladı. [375] (İkinci rivayet)

    Yine konu ile ilgili başka bir rivayet ise şu şekildedir:
    "Peygamber (s.a.v), kuru hurma ile kuru üzümün (ikisini bir araya geti rip) birlikte şıralarını çıkarmayı ve yaş hurma ile hurma koruğunun (ikisini bir araya getirip) birlikte şıralarını çıkarmayı [376] yasakladı.[377] (Üçüncü rivayet)
    Buhârî, Müslim ile Nesâî; birinci ile ikinci rivayeti nakletmiştir. Ebu Dâvud'da, üçüncü rivayeti nakletmiştir.

    Tirmizî ise sadece şu rivayeti nakletmiştir:
    "Resulullah (s.a.v), hurma koruğu ile yaş hurmanın (ikisini bir araya geti rip) birlikte şıralarını çıkarmayı yasakladı.[378]

    3. Sarhoşluk Verici Her Maddenin Haram Olması

    251. Hz. Aişe (r.anhâ)'dan rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Sarhoşluk verici her içki haramdır.[379] (Birinci rivayet)

    Yine konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:
    Resulullah (s.a.v)'e, bal şerbetlinden yapılan içkinin hükmü} soruldu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):
    Sarhoşluk verici her İçki [380] haramdır' buyurdu. [381] (İkinci rivayet)

    Yine konu ile ilgili başka bir rivayette, Hz. Aişe şöyle der:
    Resulullah (s.a.v)'e, bal şerbetlinden yapılan içkinin hükmü) soruldu.
    Bu, bal (şerbetinden yapılmış) bir nebiz (içki) olup bunu Yemenliler içerdi.
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):
    Sarhoşluk verici her içki haramdır [382] buyurdu. [383] (Üçüncü riva yet)
    Buhârî, Müslim ile Nesâî, birinci rivayeti nakletmiştir.
    Diğerleri de, ikinci rivayeti nakletmiştir.

    Ebu Dâvud ile Tirmizî'nin diğer bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Resulullah (s.a.v):
    Sarhoş eden her şey, haramdır. Bir farak [384] içildiği zaman, sar hoş eden içkiden avuç dolusu içmek de haramdır' buyurdu.

    Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:
    (sarhoş edici) içeceklerin hükmü) soruldu. Aişe:
    Resulullah (s.a.v), sarhoşluk veren her şeyi yasakladı' diye cevap verdi.

    4. Sarhoşluk Veren Her Şeyin, İçki Olması

    252. Abdullah ibn Ömer (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Sarhoşluk veren her şey, içkidir. Sarhoşluk veren her şey, haram dır. Bir kimse dünyada içki içip ona devam ederek tevbe etmeden ölürse, ahirette, [388] onu içemez. [389] (Birinci rivayet)
    (Hadisin lafzı, Müslim'e aittir.)

    Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:
    Sarhoşluk veren her şey, içkidir. Sarhoşluk veren her şey, haramdır. [391] {İkinci rivayet)

    Yine konu ile ilgili buna benzer bir rivayet daha var. Bu rivayet ise şu ifade yer almaktadır:
    Bu (ifadeyi), Peygamber (s.a.v)'den başka hiçbir kimseden işittiğimi bil miyorum.[392] (Üçüncü rivayet)
    Konu ile ilgili diğer bir rivayette ise, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmak-
    tadır:
    Kim dünyada içki İçip (sonra bu günahından) tevbe etme{den öfür)se, ahiretteki (cennet içkisinden) mahrum kalır.[393] (Dördüncü rivayet)

    Müslim; birinci, ikinci ile üçüncü rivayeti nakletmiştir. Buhârî'de, dördüncü rivayeti nakletmiştir. Tirmizî'de, birinci rivayeti nakletmiştir.

    Nesâî'nin bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Sarhoşluk veren her şey, içkidir. [

    Yine Nesâî'nin başka bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Sarhoşluk veren her şey, haramdır. Sarhoşluk veren her şey, içkidir. [396]

    Yine Nesâî, konu ile ilgili diğer bir rivayetinde;
    "Kim dünyada içki içip.[397] şeklinde birinci rivayeti nakletmiştir.

    5. İçerisinde Nebîz Yapılan Kapları Kullanmanın Yasak Olması

    253. Abdullah ibn Abbâs (r.anhümâ)'dan rivayet edilmiştir:
    "Ebu Cemre der ki: Abdullah ibn Abbâs'a:
    Benim (testiler içinde) nebiz içkisi yapılan bir testim var ki. ben ondan nebiz İçiyorum. Eğer ondan içmeyi çoğaltır ve bir toplulukla oturup, oturmayı da uzatırsam, sarhoşların hali gibi kusurlu olmam dan endişe ediyorum' dedim. Bunun üzerine Abdullah ibn Abbâs:
    Abdulkays heyeti, Resulullah (s.a.v)'in huzuruna (ikinci defa) se-mişlerdi. Resulullah (s.a.v), onlara:
    Topluluğa merhaba (hoş geldiniz)! Allah, sizi utandırmasın, pişman etmesin' buyurdu. Onlar:
    'Ey Allah'ın resulü! Doğrusu biz, uzak bir yerden geliyoruz-bizim aramızda şu kâfir kabile Mudarlılar var. Bu sebeple yacak haram ayında gelmeye güç yetirebiliyoruz. Dolayısıyla bize ve) açık bir amel emret ki, hem bu ameli geride bıraktıkla öğretelim ve hem de bu amelle cennete girelim' dediler.
    Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):
    Sizlere dört hususu emrediyorum ve dört hususu da ram: (Emrettiğim hususlar şunlardır:)
    Allah'a iman etmek! Allah'a iman etmenin ne demek oldu.
    Sizlere (şu) dört hususu yasaklıyorum:
    Dubbâ (su kabağından yapılmış testiler), Hantem (toprata yapılmış küp), Müzeffet (içi ziftle yada katranla cilalanmış kap), Nakîr (hurma kökünden ayrılan çanak).

    Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:
    Resulullah (s.a.v), (içerisinde nebiz yapılan) Dubbâ, Müzeffet İle Nakîr (denilen kapları kullanmayı) [401] yasakladı.

    Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir:
    Abdulkays heyeti (içerisinde bulunan bazı kimseler):
    Ey Allah'ın resulü! (Şıralarımızı) hangi kaplarda pişlrelim?' diye sordular. Peygamber (s.a.v):
    (Sakın onları) kabaktan yapıJmış kaplarla ve hurma kütüğünden yapılmış kaplarda içmeyin. Şıralarınıza (ince deriden yapılmış) su tulum larında yapın1 buyurdu. Onlar (ikinci defa):
    Ey Allah'ın resulü! Eğer (şıralarımız) su tulumlarında kaynafyıp köpüre)cek olursa o zaman ne yapalım?' dediler. Peygamber (s.a.v):
    (Şıranın) üzerine su dökün' buyurdu. Onlar:
    Ey Allah'ın resulü! (Şıranın kaynaması iyice artacak olursa, o zaman ne yapalım? diye soruyu birkaç defa daha tekrarladılar.) Peygamber (s.a.v), üçüncü yada dördüncü de onlara:
    (Öyleyse) onu dökün' diye cevap verdi. Sonra da:
    Şüphesiz Allah bana (farabı, kuman ve kûbeyi) haram kıldı' (bu yurdu) yada '(Şüphesiz Allah) şarabı, kuman ve kûbeyi haram kıldı ve sarhoşluk veren her şey haramdır' buyurdu.

    Süfyân (es-Sevrî) der ki: 'Ben (bu hadisin ravilerinden olan) Ali b. Bezîme'ye, kûbe'(nin ne olduğunu) sordum. O da:
    (Kûbe,) davuldur' diye cevap verdi.

    Yine Ebu Davud'un konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir;
    Abdulkays heyeti (içerisinde bulunan bazı kimseler):
    Ey Allah'ın nebisi! (Şıralarımızı) hangi kaplarda pişirdim?' diye sordular. Peygamber (s.a.v):
    Size ağızları bağlanan deri su kapları lazım' buyurdu.

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili bir rivayeti şu şekildedir:
    "Resulullah (s.a.v), (içerisinde nebiz yapılan) Dubbâ, Hantem, Müzeffet akîr (denilen kapları kullanmayı) ve hurma komğu ile olgunl hurma(dan elde edilen şıraları birbirine) karıştırmayı yasakl

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir:[408]
    Resulullah (s.a.v), (içerisinde nebiz yapılan) Duba ile Müzeffet (denilen kaplan kullanmayı) yasakladı.

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:
    Nakîr (denilen kabı kullanmayı) ve kum hurma ile kuru üzümü ve ol gunlaşmaya başlamış hurma ile kum hurma(dan elde edilen şıraları birbirine) karıştırmayı yasakladı

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti şu şekildedir:
    Resulullah (s.a.v), (içerisinde nebiz yapılan) Dubbâ, Hantem, Müzeffet ile Nakîr (denilen kapları kullanmayı) ve ham hurma ile kuru hurma ve kum üzüm ile kum hurmafdan elde edilen şıraları birbirine) karıştırmayı yasakladı.
    Necranlılara ise:
    Kuru üzüm ile kuru hurmanın (ikisini bir araya getirip) birlikte ka-rıştırfıp şerbet yap)mayın' diye yazdı.

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayeti şu şekildedir:
    Resulullah (s.a.v), (içerisinde) nebiz (içkisi yapılan) testiyi yasakladı.

    Yine Nesâî'nin konu İle ilgili başka bir rivayetinde, Abdullah ibn Abbâs şöyle der;
    Yüce Allah, "Resulün size getirdiklerini alın, size yasak ettiklerin den sakının" (Haşr: 59/7) buyurmadı mı?' dedi. (Esma' bint. Yezîd'in amca sının oğlu Enes:)
    Evet' dedim. Abdullah ibn Abbâs:
    Yüce "Allah, Allah ve Resulü, herhangi bir hususta hükmünü bil dirdiğinde erkek ve kadın hiçbir müminin o hususta tercih hakkı yok tur [414]buyurmadı mı?' dedi. Ben de:
    Evet' dedim. Bunun üzerine Abdullah ibn Abbâs:
    O halde ben, Peygamber (s.a.v)'in; Nakîr, Mukayyer, Öubbâ' ile Hantem (denilen kapları kullanmayı) yasakladığına şahitlik ederim dedi.

    devam edecek.................

  7. #7
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Otuzdokuzuncu bölüm

    Selam

    ZİKİR VE DUA BÖLÜMÜ

    1. "La Havle Ve La Kuvvete İlla Billah" (Güç Ve Kuvvet Ancak Allah'a Mahsustur) İfadesinin Fazileti

    291. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    "Biz, bir seferde, Peygamber (s.a.v) ile birlikte idik. İnsanlar, açık tan tekbir alıyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):
    Ey insanlar! Kendinize acıyın! 'Sizler, sağırı ve gaip olanı çağır mıyorsunuz Doğrusu siz, işiten yakın bir zata dua ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir. buyurdu.

    (Ebu Musa sözüne devamla) der ki:
    Ben, Peygamber (s.a.v)'in arka-s nidaydı m ve "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur) diyordum. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), (banahi taben):
    Ey Abdullah b. Kays! Sana, cennet hazinlerinden bir hazine gös tereyim mi?' buyurdu. Ben de:
    Evet, ey Allah'ın resulü!' dedim. Peygamber (s.a.v):
    Lâ havle ve Iâ kuvvete illâ billâh [116] (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur) de!' buyurdu.

    Konu ile ilgili bir rivayet ise şu ifade yer almaktadır:
    Sizin dua etmekte olduğunuz (Allah), sizin her birinize binek (deves)inif1 boynundan daha yakındır.

    Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir.
    Peygamber (s.a.v) bir dağ yolunda (hadisin ravisi dedi ki:) yada bîr tö" pede (yol) al(ıp yürüjdü. Derken dağ yolunda (yada tepede) bir adamın ni dası duyuldu. Sesi, "Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber" (Allah'tan başk ilah yoktur, Allah en büyüktür) (giderek) yükseldi. O sırada Resulullah (s.a.v) katırının üzerinde idi. (Sesin bu kadar yüksek olmasının anlamsızlığını b^' lirtmek için):
    Sizler, sağırı ve gaip olanı çağırmıyorsunuz!1 buyurdu. Sonra (Ebu Musa el-Eş'arî'ye hitaben):
    Ey Ebu Musa yada ey Abdullah (b. Kays}! Sana, cennet haz»' nelerinden bir hazine göstereyim mi?' buyurdu. Ben de:
    Evet, ey Allah'ın resulü!' dedim. Peygamber (s.a.v):
    Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (güç ve kuvvet ancak mahsustur) de! Buyurdu.

    2. Acizlik, Tembellik Gibi Hususlardan Allah'a Sığınma

    292. Hz. Âişe (r.anhâ)'dan rivayet edilmiştir:
    Peygamber (s.a.v) şöyle dua ederdi:
    "Allâhumme innî eûzu bîke mine'I-keseli ve'I-heremi ve'I-mesemi 'el-mağrami ve min fitneti ]- kabri ve azâbi 1-kabri ve min fitnetin-nâri re min şerri fitneti 1-ğınâ. Ve eûzu bike min fitneti'l-fakri ve eûzu bike nin fitnetil-Mesihi'd-Deccâli. Allahumme'ğsil annî hatâyâye bi-mâi's-ielci ve'I-beradi ve nakkı kalbî mine 1- hatâya kemâ nakkaytes-sevbel-ibyâde mine'd-denesi. Ve bâid beynî ve beyne hatâyâye kemâ bâadte teyne'I- meşrıkı ve'1-mağribi
    (Allahım! Tembellikten, (bunaklık derecesinde) ihtiyarlıktan, gü nahtan, korkaklıktan, kabir sorgusundan ve kabir azabından, (cehen nem) ateşi fitnesinden ve azabından, zenginlik gururunun şerrinden Sana sığınırım.
    Fakirlik fitnesinden de Sana sığınırım. Mesih Deccâl'in fitnesin den de Sana sığınırım.
    Allahim! Günahlarımın kirini) benden kar ve buz suyuyla yıka! Kalbimi de, beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi, günahlardan te mizle! Benim ile günahlarımın arasını da doğu ile batı arasını uzaklaş tırdığın gibi uzaklaştır.)

    Konu ile ilgili kısa bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle der:
    Resulullah (s.a.v)'i, namaz kılarken, Deccâl'in fitnesinden (Allah'a) sı ğındığını işittim.

    Ebu Davud'un konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:
    "Peygamber (s.a.v) şu sözlerle dua ederdi:
    Allahümme innî eûzu bike min fitneti'n-nâri ve azâbi'n-nâri ve min şerriğınâ ve'fakri
    (Allahım! (Cehennem) ateşinin fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım)

    Nesâî'nin konu ile ilgili başka bir rivayeti ise şu şekildedir:
    Peygamber (s.a.v), kabir azabından ve Deccâl'in fitnesinden (Allah'a) sığınıp:
    Sizler, kabirlerinizde imtihana çekileceksiniz1 buyururdu.

    Yine Nesâî'nin konu ile ilgili diğer bir rivayetinde, Resululîah (s.a.v) şöy le dua etmektedir:
    "Cebrail, Mikail ve İsrafil'in Rabbi Allahım! (Cehennem) ateşinin sıcağın dan ve kabir azabından Sana sığınırım!

    3. Ölümü Temenni Etmenin Yasak Olması

    293. Enes b. Mâlik (r.a)'tan rivayet edilmiştir:
    Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    "Sizden birisi, başına gelen bir zarardan dolayı kesinlikle ölümü istemesin. İstemekten başka çaresi yoksa o zaman:
    Allahım! Benim için hayat hayrlı ise beni yaşat. Benim için ölüm daha hayrlı ise canımı al!' desin.[131]
    (Hadisin lafzı, Buhârî ile Müslim'e aittir.) [132] Konu ile ilgili bir rivayette, Enes şöyle der:
    "Resulullah (s.a.v):
    Sakın sizden birisi ölümü temenni etmesin buyurmasaydı, ben ölümü temenni [133] ederdim.

  8. #8
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam

    3. Fıtır (Ramazan Bayramı) Günü Ve Edhâ (Kurban Bayramı) Günü Oruç Tutmanın Yasak Olması

    129. Ebu Ubeyd Sa'd b. Ubeyd -Ezher'in azadlı kölesi-, Ömer'den ve Ali'den müsned olarak ve Osman'dan ise mevkuf olarak rivayet etmiştir:
    "Ebu Ubeyd, bir Kurban bayramı günü Ömer ibnü'l-Hattâb ile birlikte bayram namazında hazır bulunmuştu. Ömer, bayram namazını, hutbeden önce kıldırıp sonra da insanlara hutbe verip:
    Ey insanlar! Şüphesiz ki, Resulullah (s.a.v), sizleri, şu iki bay ram gününde oruç tutmayı yasakladı. (Bazıları: "İki bayram" ile kaste dilen, Ramazan ve Kurban bayramıdır" demişlerdir.) Bu bayramlardan biri, orucunuzu bıraktığınız bu (Ramazan bayramı) günüdür. Diğerine gelince, o da, içinde kurbanlarınızın etlerinden yemekte olduğunuz (Kurban bayramı) günüdür dedi.

    Ebu Ubeyd (devamla) der ki:
    Sonra Osman ibn Affân ile birlikte (kılınan bir bayram namazında) hazır bulundum. Osman, bayram namazını, hutbe vermeden önce kıldırdı. Bu bayram, bir Cuma gününde idi. Yüksek köyler halkından olan kimselere:
    Kim (öğleyin kılınacak olan) Cuma namazını beklemek isterse, (Cuma namazını) kılsın! Kim de evine dönmek isterse, ona izin verdik' dedi.

    Ebu Ubeyd (devamla) der ki:
    Ali ibn Ebi Talib ile birlikte (kılınan bir kur ban bayramı namazında da) hazır bulundum. Ali, hutbeden önce namaz kıl dırıp sonra da hutbe verip:
    Resulullah (s.a.v), sizleri, üç günlük yiyeceğinden) fazla kurban larınızın etlerini yemeyi yasaklamıştır dedi.

    Tirmizî'nin rivayetinde ise, Ebu Ubeyd şöyle der:
    Ömer ibnü'I-Hattâb (ile birlikte) Kurban bayramında bulundum. O, hut beden önce namaza başlayıp sonra da:
    Resulullah (s.a.v)'in, şu iki (bayram) gününde oruç tutmayı ya sakladığını [251] kendisinden işittim. Ramazan bayramı, orucunuzu bıraktığınız ve Müslümanların bayramıdır. Kurban bayramı ise, kur banlarınızın etlerinden yediğiniz (gündür)!' dedi.

    Ebu Davud'un rivayeti de, Tirmizî'nin rivayeti gibi olup bu rivayetin içe risinde şu ifade yer almaktadır:
    "Kurban bayramı günü, kurbanlarınızın etlerinden yiyeceğiniz (gündür). Ramazan bayramı günü ise, orucunuzu bıraktığınız (gündür).

Benzer Konular

  1. Yorum: 4
    Son mesaj: 19-12-2009, 06:21 AM
  2. Yorum: 5
    Son mesaj: 01-11-2009, 12:39 PM
  3. Darwınistlerin itiraf ettikleri gerçek: Darwinizm = ateizm
    kaanansay Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-04-2009, 05:49 PM
  4. Hadis-Hadis Çelişkileri
    simqe Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 17-12-2008, 01:51 PM
  5. Hadisler
    meryemakar Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 06-02-2007, 07:24 PM
Yukarı Çık