+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    İzutsu/KUR'AN SEMANTİĞİ

    Merhaba

    KUR'AN SEMANTİĞİ
    İzutsu, Toshihiko, Kur'ân'da Allah ve İnsan, (Trc: Süleyman Ateş), Kevser Yayınları,

    İlk etapta bakıldığında semantiğin kavram olarak anlaşıl masının kolay olduğu sanılabilir. Ne yazık ki durum hiç te öyle değildir.Özellikle Kur'an semantiği alanında uz man olan Toshihiko Izutsu'nun açık yüreklilikle kaydettiği şu ifa deler semantiğin kavram olarak anlaşılmasındaki zorlukları dile ge tirmektedir: "Maelesef bugün için semantik hakkında söylenecek şey, bunun şaşkınlık verecek derecede karışık olduğudur. Semantik bilgisine yabancı insan için semantik hakkında genel bir fikir sahibi olmak dahi imkansız olmasa da pek güçtür."[276] Semantik kavramı*nın anlaşılmasındaki bu güçlük konunun yeni olup henüz gereği kadar yayılıp tahkik edilmemiş olmasının yanısıra Izutsu'ya göre ilgi alanının çok geniş olmasıdır. Manası olan her şey semantiğin konu su olabilir.[277] Bu kavram hakkında okuyucuya kısa bir bilgi vermek için Izutsu'nun semantik kavramı hakkında kaydettiği şu malumatı aktarmakla yetineceğiz: "Semantik, kelimenin anlam dereceleri dir."[278] Yani bu kavram herhangi bir kelimenin farklı alanlar itiba riyle geçirmiş olduğu evreleri incelemektedir. "Anlam dereceleri " deyiminden basitçe bunu anlamak mümkün ise de Izutsu bununla yetinmeyerek semantik kavramını çok daha karmaşık bir alana çe kerek ona felsefî bir kimlik kazandırma çabasına girer ve şöyle der: "Mana incelemesi olarak semantik tamamıyla yeni bir oluş ve varlık kavr***** dayalı olan ve henüz mükemmel bir sentez idealini başarmaktan uzak, çeşitli bilim dallarının üzerinden aşan yeni bir fel sefe çeşidinden başka bir şey değildir."[279] Izutsu biraz daha değişik bir kulvara geçerek Semantik'ten neyi anladığını da şu şekilde izaha çalışır: "Benim anladığıma göre semantik, bir dilin anahtar terimleri üzerindeki tahlilî bir çalışmadır. Bu çalışma, yalnız konuşma aleti olarak değil, bundan daha önemli olmak üzere kendilerini kuşatan dünya hakkındaki anlayış ve düşüncelerinin de aleti olarak o dili kullanan halkın, dünya hakkındaki düşüncelerini kavramak için ya pılır. Bu suretle semantik, bir çeşit weltanschaungslehre, bir ulusun, tarihinin şu veya bu önemli devresindeki dünya görüşünün mahiyet ve yapısı hakkında bir çalışmadır."[280] Buna göre semantik kısaca şu olsa gerek: "Bir kelimenin herhangi bir alan itibariyle geçirmiş oldu ğu dil evrelerinin tahlili ve ilgili alanda varılan son anlam evresinden dünya görüşünün tesbitidir."

    Kur'ân semantiğine gelince, yukarda vermeye çalıştığımız bilgiler bize bu konuda genel bir bilgiyi verebileceği kanaatini taşımakla be raber Kur'ân semantiğinin ilgi alanını da kaydetmemiz konu bütün lüğü açısından daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Izutsu Kur'ân semantiğinin ilgi alanını şöyle izah eder: Kur'ân semantiği, bu kainatin nasıl meydana geldiği, dünyanın en büyük elemanlarının ne ler olduğu ve bunların birbirleriyle ilişkilerinin ne biçimde kuruldu ğu sorunlarıyla ilgilenmektedir. Izutsu burda da semantiğe felsefî bir anlam vermeye çalışarak onun bir çeşit ontoloji olduğunu ileri sürer.

    Kur'ân semantiği sahasında bilebildiğimiz kadarıyla Müslüman alimler tarafından derli toplu müstakil bir çalışma yapılmış değildir. Buna nüve teşkil edebilecek bazı bilgiler dağınık bir şekilde bulunsa bile, bugünkü modern bir yapıya benzer sistemli bir çalışma mevcut değildir. Semantiğin belirgin alanı olan kelimelerin esas (luğat) mâ nâsından ikinci (İslamî) mânâya geçiş hususunu Rağib el-İsfehanî (ö.502/1108) el-Müfredat’ında; Kurtubî (ö.671/1273) Tefsirinde bol bol işlemektedirler. Ancak semantiğin diğer önemli iki konusu olan bir kelimenin semantik alanına giren diğer kelimelerin tesbit ve in celenmesi ile kelimelerin kazandığı yeni anlamlardan belirli bir dünya görüşünü yakalama hususlarına hiç değinmezler.

    Kur'ân semantiğine kaynak olabilecek en eski kaynaklardan biri de Ebu Hatem Ahmet er-Razî'nin (ö.322/934) ez-Ziyne fi'l-Kelimati'l-Îslamiyeti'l-Arabiyye adlı eseridir. Ancak kitap elimizde olmadığı için muhtevası hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Ne var ki, ki tabın İslamî kelimelerin, cahiliye'den İslamî mânâya geçişlerini işle diğini Dr. Abdu'l-Al Salim’in ifadelerinden öğreniyoruz.[283] Bilebildi ğimiz kadarıyla bu konudaki en derli, toplu ve en sistemli çalışma lar, Prof. Dr. Toshihiko Izutsu'nun çalışmalarıdır. Bu çalışmalar Kur'ân araştırmacılarına yeni bir alan açmakta veya en azından araş tırmacının fazla dikkatini çekmeyen bir sahayı dikkatine sunmakta dır. Dolayısıyla Kur'ân Semantîği'nin sistematize edilmiş olması sa yesinde çağımızda Kur'ân ilimlerinde yeni gelişen bir ilim dalını el de etme imkânına kavuşmuş oluyoruz. Daha evvel ifade ettiğimiz gibi Kur'ân Semantiği ile ilgili gördüğümüz en sistemli çalışma İzutsu'nun çalışmalarıdır.

    Izutsu'nun semantik sahasında üç eseri vardır.
    1. Kur'ân'da Allah ve însan
    2. Kur'ân'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar
    3. İslâm Düşüncesinde İman Kavramı

    Birinci eser Prof. Dr. Süleyman Ateş tarafından Türkçe'ye çevril miştir. Diğer iki eser Selahaddin Ayaz tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Ancak gördüğümüz kadarıyla Sayın Ateş'in çevirisi daha düzenli ve akademisyenler için daha faydalıdır. Çünkü hoca, çeviri de âyet, hadis, şiir ve diğer Arapça cümlelerin hem Arapçasını hem de Türkçe'sini vermiştir. Böylece okuyucu semantiğin espirisi olan kelimenin cahili ve İslamî kullanımını direk görüp karşılaştırmak suretiyle değerlendirme imkânını elde etmiş olur. Sayın Ayaz’ın iki çevirisinde ise, 'Türk okuyucusunu sıkmamak için olsa gerek' Arapçalar verilmiyor. Halbuki semantiğin esprisini yakalama noktasında bu büyük bir kayıptır.

    İşte bunun için biz sadece Sayın Ateş'in çevirdiği 1. eserin tanıtı mını yapıp diğer iki eserin ismini vermekle yetindik. İmdi biz fazla detaya girmeden kitabın tanıtımına geçeceğiz

    Doç. Dr. Halil Çiçek- 20. Asırda Kur’an İlimleri Çalışmaları,
    Timaş Yayınları: 117-120.


    Devam edecek..................

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Toshihiko İzutsu-Kur'ân'da Allah ve İnsan:

    Merhaba



    Yukarıdan da anlaşıldığı gibi kitap, Prof. Dr. Süleyman Ateş tara fından Türkçeye çevrilmiş olup Ankara'da basılmıştır. Mütercimin önsözüyle birlikte 231 sayfadan meydana gelen kitap dokuz bölüm den oluşur. Birinci bölümde (13-35) Kur'ân'ın semantiği adı altında "Semantik" terimi hakkında genel bir bilgi verir.[285] Kur'ân semanti ğinde anahtar kelimeleri, esas mânâ ile izafî mânâyı, semantiğe ma teryal verecek kelime hazinesi ve dünya görüşü konularını inceler.

    İkinci bölümü tarihte Kur'ân'ın anahtar terimleri'ne ayırmıştır. Bu bölümde Synchrorik semantik ile Diachronik semantiği işlemek tedir. Ayrıca burada İslâm öncesi çağda üç kelime sisteminin oldu ğunu[286] bundan da hiyerarşik ve kronolojik bir yol izleyerek Kur'ân sisteminin bütün semantik alanlarında Allah kelimesinin odak keli me olduğunu kaydeder.[287] Yine bu bölümde Kur'ân ve Kur'ân son rası sistemlerin de semantiğine değinir.

    Üçüncü bölümde (68-87) Kur'ân'ın dünya görüşünün ana yapı sını ele alır. Bu bölümde Allah ile kul arasında dört çeşit münasebe tin olduğunu kaydeder.[288] Bu bölümde İslâm'ın toplum anlayışını, semantik olarak alemi gayb-şehadet, Cennet-Cehennem ve dünya-ahiret gibi biri diğerini hatırlatan ikizleri kaydeder.[289] Bölümün son kısmında ahiretle ilgili kavramların semantiğini inceler. [290]

    Dördüncü bölümde (88-114) önce Allah kelimesinin esas ve izafî mânâsını araştırır. Daha sonra sırasıyla Arabistan paganizminde Al lah kavramı, Yahudi ve Hiristiyanlar'da Allah kavramı, Araplarda yahudî-hristiyan Allah telakkisi ve haniflerin Allah kavramı konularını inceler. Konu başlıklarından da anlaşıldığı gibi yazar Allah lafz-ı celilesinin semantiğini çok geniş tarihi bir yelpazede ele alıyor. Bunu cahili Arap şiirleriyle destekleyerek lafz-ı celilenin semantiğine daha geniş ve net bir açı kazandırmaktadır.

    Beşinci bölümde (114-125) ontolojik münasebeti inceler. Bu münasabetin gerektirdiği semantik alana giren halk, kader, mevt, dehr, meniyyet, ecel gibi kelimelerin semantiğini inceler.

    Altıncı ve yedinci bölümlerde (126-186) Allah ile insan arası ha berleşme münasebetini inceler. Bu haberleşmeyi ikiye ayırır: Sözlü, sözsüz. Evvela sözsüz münasebeti ele alır. Bundan tabiattaki varlık lar (âyetler)la Allah'ın vahdaniyeti, haşr'ın isbat'ı gibi hususların delillendirme yoluyla insanlara anlatılması kast edilmiştir.[291] Aslında bu bölüm yazarın da ifade ettiği gibi sözlü haberleşme (vahy)'nin incelendiği yedinci bölümün girişi mesabesindedir. [292] Altıncı bö lümde âyet, hidâyet ve ibadet kelimelerinin semantik alanları incele nir. Yedinci bölümde ise Kelamullah, dua ve ağırlıklı bir şekilde vahy'ın semantiği incelenir.

    Sekizinci bölümde (187-217) İslamiyet ve câhiliyye kavramlarını kaleme alır. Bu bölümde bu ikizin ilgi alanına giren islâm, teslimiyet, cahiliyet, cehl, hilm, din ve millet kelimelerinin semantiğini inceler.
    Dokuzuncu bölümde (218-229) ise Allah ile insan arasında ahla kî münasabeti kaydeder. Bu bölümde anahtar kelimeler, nimet, şü kür, küfür, takva, va'd ve vaid'dir. Yazar bunların semantiğini inceler.[293]

    Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:

    Kitap oldukça yoğun bir çalışmanın mahsulüdür.
    Arap cahiliyye şiirleriyle ve Kur'ân âyetleriyle sık sık istişhad eder.
    Yazar kelimelerin semantiğini incelerken İslâm'ın sadece terim mânâsını vermekle yetinmez, konuyla ilgili pratiğe dönük yönlerini de anlatmaya çalışır.

    Semantik yönden incelenmesi gereken Kur'ân'ın bazı anahtar ke limeleri daha vardır. Ancak gördüğümüz kadarıyla İzutsu onları her üç eserinde de incelememiştir. Tesbit edebildiğimiz kadarıyla şu ke limeler de semantik yönden incelenmelidir:
    Nefs, münafık, mağfiret, teşbih, savm, zekât, tağut ve haşyet

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Anlambilim (Semantik)’e Kısa Bir Bakış

    Selam



    İnsanoğlunun zihninde çeşitli dil konuları ve doğrudan doğruya dil denen büyülü varlıkla ilgili sorunların belirmesinin, insanın korunan bir yaratık durumuna gelişi kadar eski olduğu söylenebilir.[2]
    Ancak konuları üzerinde çok eskiden beri durulduğu halde bu bilimin, doğrudan doğruya anlam yönüne eğinilen bir bilim dalı olarak ortaya çıkması Alman dilcisi K. Reisig'le olmuştur. Reisig (1826/1827) yıllarında Latin dil bilimi üzerine derslerini hazırlarken, Yunan anlam kelimesinden türettiği "semasiologie" adıyla bir anabilim dalı kurmuştur. Fakat onun bir dilbilgisi dalı olarak düşündüğü anabilimin temelleri, 70 yıl kadar sonra, Fransa'da M. Breal tarafından sağlamlaştırılmıştır. Essaide, Semantique adlı ünlü eserinde[3], bugün de ele alınan ana bilim konularını başarıyla incelendiğini ve önemli bir takım ilkeler koyduğunu görüyoruz. Burada hemen belirtilmesi gereken nokta, Eski Yunan'dan Breal'e, Breal den sonra da aşağı yukarı günümüze kadar anlam biliminin en çok anlam değişmeleri üzerinde durmuş olduğudur.[4]
    Kelimelerin, zaman içerisinde kazandıkları anlamları inceleyen bilim dalına "semantik" adı verilir. Bu kelime Yunanca, "semantikostan" kökünden gelir ve manalı, manidar, gizli anlamı olan demektir. İngilizce'de ise "significant" anl***** gelir. Significant ise manidar, anlam taşıyan, manalı, önemli, mühim demektir.[5] Yunanca'da "semainein" ise göstermek, mana vermek, kasdetmek, yönelmek manalarına gelir.[6] Türkçemizde ise, kelimelerin manalarıyla ilgilenen bu dala, dilbiligisi dalı, yani anlambilimi adı verilir.[7]

    Bütün bunlar gösteriyor ki "semantik", kelimelerin anlamlarını, tarihî gelişmelerini, kelimelerin kullanılışlarını, yapılarını ve onların insan düşüncesiyle ve davranışlarıyla ilgili olan ilişkilerini inceleyen bilimdir.[8] Semantik, insana has bir olgu ve ilim dalı olduğunun ötesinde o, insanı insan yapan ve onun ilim ve bilgi üretmesini sağlayan bir bilimdir. Diğer bir ifade ile dildir. Dil ile düşünce ve bunların arasındaki bağlantıyı, ilmin, düşüncenin gelişmesine göre dilin geliştiği ve dilin gelişmiş olmasının, düşüncenin gelişmesine imkân hazırladığı bir gerçektir. İşte "semantik" bu ilimleri inceleyen dilin, ilmiyle uğraşır.[9]
    Halbuki bugün, semantik açıdan dünyanın çeşitli dilleri ile ilgili yapılan çalışmalar, anlam bilimi yönünden bu dillere verilen önemi göstermektedir denebilir. Olaya bu açıdan bakıldığunda mukaddes kitabımız Kur'ân üzerinde yapılabilecek bu tür çalışmaların önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü, Kur'ân'ın dünya görüşü ve kavramlar dünyasındaki kelime hazinesinin aydınlatılabilmesi için, bu nevi çalışmalara çokça ihtiyaç duyulmaktadır.

    Kur'ân'ın dile bakış açısı ve ona yer vermesi dilin, kulla Yaratıcı arasında bir iletişim aracı olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla halkın dilinde kullanılan bir kelime Kur'ân açısından mesajın iletilmesinde birer araç vazifesi görmesi açısından eş değerlidir. Kur'ân'da bir uğraş alanı olabilecek ölçüde yabancı kökenli kelimelerin varlığı bu pragmatik tavrın bir sonucu olarak değerlendirilebilir.[10]

    Allah (cc), her millete, kendilerine gönderdiği pey gamberlerin diliyle hitap etmiştir. "(Allah 'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik."[11] buyurarak bu noktaya dikkat çekmiştir. Dolayısıyla Kur'ân da, Arap kavmine kendi dilleriyle yani Arapça olarak gönderilmiştir.
    "Anlayasınız diye biz Onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik."[12].
    Bu itibarla Kur'ân, 610 ile 632 yılları arasında, Mekke ve Medine'de kullanılan dil ile ifade edilmiştir. Dolayısıyla Kur'ân'daki bilgiler de o dönemin kelimeleri ve kavramlarıyla Arap toplumuna sunulmuştur. Binaenaleyh, Kur'ân'ı iyi anlamak için, tenzil öncesi döneme ait kelime ve kavramların, o dönemde hangi anlamlarda kullanıldığının çok iyi bilinmesi ve tenzil dönemindeki anlamlarıyla karşılaştırılarak, mana değişikliklerini tespit edilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Çünkü Kur'ân'da yer alan bütün kavramlar, nüzul dönemine ve o dönemin öncesine aittir. Bu sebepledir ki, günümüzde -ister ülkemizde isterse Arap ülkelerinde olsun- semantik çalışmalara büyük önem verilmektedir.[13]
    Bir kısım kelimlere yüklenen yeni anlamlar gösteriyor ki, Kur'ân, câhiliye anlayışı ve yaşamından hareketle bu kavramlara yaklaşmış ve onlara yeni manalar yüklemiştir. Diğer bir ifade ile o dönemde yaşayan Arapların dünyaya bakışı ve düşünce biçimi kavramlara da yansımıştır.[14] Çünkü kelimeler, bir dilin yapı taşlarıdır. Dil de, düşüncenin kendini idrâk ettiği iklim, yeşerip boy attığı topraktır.[15] Arapça bir kitap olan Kur'ân, kendinden önce câhiliye çağında sözlük lerde belirtilen anlamlarda kullanılan canlı kelimelerden bir kısmına yepyeni manalar kazandırmıştır.[16]

    Kur'ân metnini iyi anlamak ve onu iyi tefsir ede bilmek için, onun vakobyülerisini, o dönemdeki durumunu ve dili kendisinden bağımsız düşünemeyeceğimiz sosyo-kültürel yapıyı iyi bilme gereği[17], ayrıca bunları Kur'ân konteksi içerisinde iyi değerlendirme zorunluluğu vardır. Şüphesiz Kur'ân-ı Kerim, Arap nesir edebiyatının ebedî bir şaheseri olup, stil ve üslûp bakımından taklit edilemez bir üstünlük tedir. Bu bakımdan Kur'ân, yalnız mukaddes bir din kitabı olarak kalmamıştır. Muhtelif sahalarda olduğu gibi bu mukaddes kitabın Arap dili üzerindeki tesiri oldukça büyüktür.

    Kur'ân'ın nüzûlüyle Arap dili çok gelişmiştir. Böyle olduğu halde Arapların, zamanla "fasih Arapça"dan uzaklaşmaları neticesinde, Arapça'nın asaletine ve saflığına gölge düşürdüklerini söyleyebiliriz. Kur'ân, Arapça olarak inmeseydi belki de bugün, yeryüzünde fasih Arapça’nın varlığından söz edilemezdi. Öyleyse Kur'ân, Arapça'nın sonsuza dek, baki kalmasını tekeffül etmiştir diyebiliriz. Diğer taraftan Kur'ân, büyük ölçüde Arap lehçelerini tek bir lehçe etrafında topla mayı da başarmış ve dilde birlik ve beraberliği sağlamıştır.
    Öte yandan Kur’ân’ın Arap dili üzerine indirilmesi Arap toplumlarını geliştirmiş, onların arasındaki millî bağları kuvvetlendirmiştir. Zira İslâm'dan önceki Araplar göçebe bir hayat sürdürmekte ve gittikleri yerlerde zamanla asimile olup gerçek kimliklerini kaybetmekte idiler. Ayrıca Kur’an, Arap İslâm kültürünün ilk kaynağı olması hasebiyle, İslâm'ı kabul eden ve ona inanan diğer toplumlarda Arap kültürünün geliş mesini ve yayılmasını da sağlamıştır.[18]

    Kur'ân'ın, Arap diline neler kazandırdığını anlayabil mek için kelimelerin zaman içerisinde gösterdiği değişiklikleri göz önünde bulundurmamızın gerekli olduğu bilinen bir ger çektir. Çünkü canlı bir organizma olarak kabul edilen dil, muhtelif sebeplerin yol açtığı birtakım dil olayları neticesinde anlam değişmelerine maruz kalabilmektedir.[19] Bu itibarla diller adeta canlılar gibidir denebilir; doğar, gelişir fakat sahip çıkılmadığı takdirde yok olur gider. Ancak, kavramların değişmesinde psikolojik ve sosyolojik unsurların da etkin rol oynadığını unutmamak gerekir. Çünkü her dil, ontolojik ilâhî kaynağa dayansa da, dilin gelişmesi, kelimelerin kullanılması (dilin sentaks ve semantiği), terimlerin ve kavramların oluşması, o dili kullanan topluma bağlı olmaktadır. Yani dili şekillendiren, geliştiren, dile ait bazı kelimeleri öldüren veya bazı kelimelere canlılık veren, anlam sapmalarını veya değişikliklerini sağlayan, neticede toplumun kendisidir. Bu yönüyle her dil, canlı bir organizma gibidir ve zaman içinde gelişmeye veya ölmeye müsait bir yapıdadır.[20]
    Kur'ân, Arap dilini hem kelime dizisi bakımından zenginleştirmiş, hem de ona yeni ıstılahlar ve edebî ifadeler katarak kullanım sahasını genişletmiş ve böylelikle de onu geliştirmiştir. Aynı zamanda bu ıstılahlarla da bazı yanlış mefhumları ve inançları ortadan kaldırmıştır. Örneğin "melek" kelimesi... Melek, câhiliye Araplarında biliniyor ve kutsal kabul edilerek onlara tapılıyordu. Kur'ân, onların meleklere "dişi" varlıklar dediklerinden bahseder.[21]
    Daha sonra da görüleceği gibi câhili Arap inancına göre melek, bir parça tanrı niteliğinde, ya da cin'in üstünde, hatta tapılmaya lâyık, gözle görülmez ruhsal varlıklardı. Fakat, tabiat üstü varlıklar sınıflamasında meleğin yeri belirlenme mişti. Bazen melek, tanrı ile insanlar arasında bir şefaatçi ya da aracı idi. Ama çoğu zaman tapınma objesi olarak kabul edilirdi. İslâmiyet, bu alanda Arapların inancına çok büyük değişiklikler getirdi. Tamamiyle bir hayal ve zandan ibaret olan bu gibi inançları ortadan silip atarak, onları gerçekçi olan bir düşünce sistemiyle tanıştırdı. Ve meleklerin varlıklar sınıflamasında konumlarını belirledi. Bundan daha önemlisi ise meleklerin tanrı olmadıklarını açıkladı.[22] Artık onlar, insanlar gibi Allah'a ibadet eden birer ruhanî varlıklar sınıfına girdiler.[23] Bütün bunlar, câhiliye devri kalıntılarını ve dünya görüşünü kökünden değiştiren, İslâm Öğretisinin, inanç ve değerlerle uyguladığı evrensel düzenlemenin küçük bir parçasından başka bir şey değildir.

    Kur'ân'da kullanılan kelimelerin asıl manaları tümden değişmemiştir. Değişen, genel plân, genel sistem idi. Kurulan bu yeni sistemin yapı taşları olarak her kelime, yeni mevkisini buldu. Daha önce de söylediğimiz gibi "melek" kelimesi yine eski manasına geliyordu. Ancak, kelime, yeni sistemdeki yerine nakledilince derin semantik bir değişime uğradı.[24]

    Dil bilginleri ve tefsir yorumcuları, bazı kelimelerin Kur'ân'ın nüzulünden önce câhiliye şiirinde Kur'ân'da kullanıldığı manalardan farklı kullanıldıklarını sezerek, kelimelerin lügat manalarıyla ıstılah manalarının arasını ayırıp; bu lügat manası, şu da İslâmî manası şeklinde izah etmeye çalışmış lardır.

    İbn Fâris, es-Sâhibî adlı kitabında bu değişme ve gelişmeyi şöyle açıklar: "Araplar, câhiliye döneminde babalarının dinleri ve adetleri üzereydiler. Allah, İslâmî gönderince bunların birçok dinî ve örfi durumlarını değiştirdiği gibi, dilde de bazı lafızları, belirli şartlar ve kurallar doğrultusunda, ek manalarla değişik kullanım sahalarına götürmüştür. Yine aynı eserinde o, bu konuda birkaç örnek vererek İslâm'ın bunlara kazandırdığı ilave manalardan bahseder. Meselâ; "Hac kelimesinin, Araplarda kasdetmek manasına geldiği biliniyordu. Ancak İslâm, buna çeşitli şartlar ve semboller ekledi."[25] demektedir.

    Aslında Kur'ân'da her Arapça kelimenin normal standart manası vardır denebilir. Ancak, Allah, Arapça olan ilâhî vahyinde, bunların bazılarını, kendisi tarafından tayin edilen özel ve normal kullanımının dışında manalara aktarmıştır. Başka bir deyimle söyleyecek olursak, vahiyde kulla nılan Arapça kelimelerin bazıları, tanımı Allah tarafından yapılan teknik bir manaya kavuşmuştur.[26] Daha önce sözünü ettiğimiz araştırmacılar, Kur'ân'ın kullandığı bu yeni kelimelere, İslâmî ıstılahlar adını vermişlerdir. Nitekim el-Muzhir’de şöyle denir: "Câhiliye lafzı Kur'ân da kullanılmış ve peygamberlikten önceki döneme ad olmuştur. Münafık ismi ise; İslâmî bir isim olup bugünkü manasıyla câhiliye döne minde bilinmemiştir."[27]

    Biz bu değişme ve gelişmeye, bu mütevazi çalış mamızda bizzat şahid olduğumuzu söyleyebiliriz. Meselâ, "salât" kelimesini ele alalım. Câhiliye döneminde, mutlak du'a manasında kullanıldığını, o dönem şairlerinin beyitlerinden öğrenmekteyiz. Nitkim el-A'şâ şöyle demektedir:
    "(Şarapçı), onu küpü içinde rüzgâra karşı koydu, sonra küpüne iyilikler diledi ve Tanrıdan yardım istedi.”[28]
    Yine câhiliye döneminde "salât" kelimesi Kur'ân'daki "salât" düşüncesine yakın bir manada da kullanılmıştır.
    Antara b. Şeddâd da bu kelimeyi kullanarak şöyle der:
    "O, yer yüzünde imâm olduğu halde bütün yeryüzü kralları dünyanın her tarafından yüzlerini ona çevirirler.[29]
    İslâm'da ise bu kelime, "dua" manasının yanında periyodik aralıklarla eda edilen, dilimizdeki "namaz" kelimesini ifade eder olmuştur.

    Hiç şüphesiz, Kur'ân'daki terimleri sınırlamak ve onların ıstılah olup olmadığını tespit etmek kolay bir iş olmasa gerek. Çünkü bunun için Kur'ân'ı birkaç defa okumak ve ıstılah adı verebileceğimiz terimleri hangi esasa göre çıkarmak ve pratik sahada ne kadar kabul edilebilir olduğunu da tespit etmek gerekir. Kur'ân'da bir çok kelimeler vardır ki, bunları bir çerçeveye oturtturmak son derece güçtür. Meselâ, hayır, şer, sultân, ğulûl, rics, hubs ve zina gibi. Bu kelimelerin anlamları insanlar tarafından birbirine yakın manalarla anlaşılabilir şekilde kullanılır ve herhangi bir anlam farkı da doğmaz. Bu sebepten çalışmamıza bu gibi kelimeleri almadık. Biz, kelimeleri ele alırken, genelde bir lügat manasının, bir de İslâmî manasının olmasına dikkat ettik. Diğer bir ifade ile çalışmamız bir semantik çalışmadır. Semantik çalışma; dilin anahtarı olan kelimeler üzerinde tarihî bir çalışmadır. Bu çalışma yalnız konuşma aleti olarak değil, daha önemlisi, kendilerini kuşatan dünya hakkındaki anlayış ve düşüncelerin de aletidir. Yani o dili kullanan halkın, dünyayı ve hayatı nasıl kavradığını anlamak için yapılır.

    Bu suretle semantik; bir milletin tarihinin şu veya bu önemli devresindeki dünya görüşünün, mahiyeti ve yapısı hakkında bir araştırmadır. Böyle bir çalışma o milleti, kendi dilindeki anahtar terimleri içerisinde ifade ettiği kültürel düşüncelerin, metedolojik analizi vasıtasıyla yapılır.[30]

    Kur'ân'da bazı kelimeler de vardır ki; her toplumda bu kelimelerin manasını, anlam farkı doğmadan bulmak mümkündür. Mesela, zevâc (evlenme), talak (boşama), miras ve vasiyet gibi. Bu gibi kelimeleri de araştırmamızın dışında tuttuk. Ve yine Kur'ân'da bazı kelimeler, Kur'ân'ın ilk nüzulü esnasında kullanılmış ve hükmü öğrenilince ıstılah olma özelliğini kaybetmiştir. Nitekim Araplar, hanımlarına "sen bana anamın sırtı gibisin" sözünü sarf ettiklerinde onları boşuyorlardı. Kur'ân da bu kelimeyi kullanmış[31], ancak kelimenin aslında bir değişiklik yapmadan, onun sadece hükmünü değiştirmiştir. Yani zihar yoluyla boşamayı kaldırmış, her zıhar sözünü kullanan kişiye keffâreti şart koşmuştur.[32]
    Netice olarak Kur'ân'ın dünya görüşünün teşekkü lünde hayatî rol oynayan bütün anahtar terimler, Kur'ân'da yeni anlam kazanırlar, denebilir. Bu terimlerin hemen hepsi İslâm'dan önceki zamanlarda şu veya bu şekilde kullanılmakta idi. İslâm vahyi bunları kullanmaya başlayınca, kelimelerin kendilerinde değil, kullanıldıkları alanlarda, Mekkeli müşrik lere hiç duymadıkları bilmedikleri manalar getirdi. Bundan dolayı müşriklerce kabul edilmez göründü. Bu kelimeler milâdî 7. asırda kullanılmakta idi, yalnız bunlar değişik kavram sistemlerine ait idiler. İslâm, bunları bir araya getirip, o zamana dek bilinmeyen yep yeni bir kavram şebekesinde birleştirdi.[33]

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam

    Munafik:"Camdan bakmaz,cama bakar."

    Munafiklarin hayri engelleme soylemlerine carpici bir ornek:

    Biri fazla verse;
    - Bak gosteris yapiyor !
    ...derler.

    Yoksulun biri bir olcek hurma getirse;
    -Allah(cc) in buna ihtiyaci mi var?
    ....derler.

    Buhari hoca

Yukarı Çık