Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Hind Felsefesi

Kültür, Sanat Kategorisi Kitap Forumunda Hind Felsefesi Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba NÎTI, politikanın Sanskritçe'si; kelimesi kelimesine "İyi Davranış" anl***** gelir. Kral'ın politikası, dünyadaki yaşanan tehlikelerin ortasında nasıl hareket edilmesinin gerektiği ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Hind Felsefesi

    Merhaba

    NÎTI, politikanın Sanskritçe'si; kelimesi kelimesine "İyi Davranış"
    anl***** gelir. Kral'ın politikası, dünyadaki yaşanan tehlikelerin
    ortasında nasıl hareket edilmesinin gerektiği bağlamında, genel
    düşüncelere seçkin bir model sunar.

    Kral, devlet içinde en yüksek pozisyonda olmasına karşın, o yüce,
    gıpta edilecek, ama hiç emin olmayan ihtişamının içinde en fazla
    tehlikeye maruz bulunan kişidir. Ülkesine komşu kıralların, kendi
    mevki hırslı bakanları ve çok başarılı olan generalleri, hatta kendi
    ailesinin üyeleri-yükselmeye çalışan oğulları ve prensler, entrika
    düşünen kraliçeler- onun tahtına göz dikmişlerdir. Buna ilâveten,
    çok eziyet çekmiş olan ve iliğine kadar sömürülmüş olan halk, bir
    düşman kralıyla ya da alt sınıftan mevki hırsı olan bir başkaldırıcı
    ile gizlice isyana kışkırtılabilir.

    Böyle bir tehditler atmosferinde, korkunun ve birdenbire değişme
    havası/matsya-nyâya'da, balıkların âdetleri egemen olur. Ahlâkî
    bir nezaketle zayıflatılamayan Hayat Yasası, denizin acımasız ve
    loş derinliğinde geçerli olur. Hayat Yasası, Batı'da olduğu kadar
    Hindistan'da da çok iyi bilinir. O, kadim bir atasözünde ifadesini
    bulmuştur: "Büyükler, küçükleri yerler.."

    XVI. yy. Flamen Ressamı Pieter Bruegel bunu, şaheserlerinden
    bir kaçında çok canlı ve ironik olarak canlandırmıştır. Tablolarda
    her türden ve büyüklükten bir çok balığın kaynaştığı ve ardından
    küçük balıkların, büyükler tarafından yutulduğu ve büyüklerin de
    sonradan balıkçılar tarafından yakalandıkları görülmektedir.
    Büyük balıkların yarılan karınlarından küçükleri ortaya çıkarlar.
    Böyle bir imza bu özdeyişi yeniden belirtir.

    Pieter Bruegel bu tabloları, bütün Avrupa bir kaynaşım denizine
    benzediğinde resmetmişti. Çünki Habsburg'lar ve Flandren'ler o
    zaman diliminde, dünyaya egemen olan İspanyol ve Almanların
    güçlü bir koalisyon halindeki imparatorluklarının kuşatmasından
    kurtulmaya çalışan Fransa'nın, yükselmeye çok çaba harcayan
    iktidarına karşı savaşıyorlardı.

    O zamanlar, yeni silâhların/barut-top ve yeni bir savaş tarzının
    (şövalye süvari savaşları yerine, ücretli piyadeden daha büyük
    kıtaların kullanılması) sağladığı yerle bir ediş ile dehşetli korku
    yaydıkları bir dönemdi. Bu gün, modern tekniğin yarattığı yeni
    silâhlarının yaptığı gibi.

    Bruegel, atasözü tablolarında su ülkesindeki oburca soğukkanlı
    yaşamı tasvir etmekte/ betimlemektedir ve bunu yaparken de
    politika platformundaki herkesin, sadece kendini düşündüğünü
    ve bir-çoklarının doyuncaya kadar yemeyi düşündüğünü uygun
    bir ifadeye kavuşturmaktadır.

    Bununla anlatılmak istenen şey şudur:
    Politika ebedi bir savaştır ve öyle kalacaktır.
    Politika platformunda, her bir ulusa, gruba ya da ırka, kendisine
    lâyık olan büyüklüğü, kültürel başarıları ve yeteneklerine haklı
    olarak tahsis edilecek dünyanın kısımlarının ayrıldığı düzenli ve
    dürüst bir duruşma olmadığıdır.

    Ne acıması olan ve ne de vicdan tanıyan politika üzerine, Hindu
    kadim belgelerinde yazılmış ve tavsiye edilen, ANA ARAÇLAR/
    UPÂYA/BESLENME/TAKE NOURISH-MENT şunlardır:

    Philosophie und Religion
    Indiens/Hind Felsefesi
    Heinrich ZIMMER
    Ruh ve Madde Yayınları-1992


  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Ne acıması olan ve ne de vicdan tanıyan politika üzerine, Hindu
    kadim belgelerinde yazılmış ve tavsiye edilen, ANA ARAÇLAR/
    UPÂYA/BESLENME/TAKE NOURISH-MENT şunlardır
    :

    1. SÂMAN:
    Barışma ya da müzakere.
    Bu, yatıştırmanın, "yemle tuzağa düşürme/sersemleştirme"nin
    yoludur.

    Yılanları teşhir eden/oynatan hind fakiri, onları flüte benzer bir
    çalgıyı çalarak yatıştırır; bu ses tehlikeli hayvanı sakinleştirir.

    Buna benzer olarak da, bir Tanrı'nın - ki daima iki anlamlıdır ve
    tehlikeli de olabilir-"öfkeli" ya da "korkunç" yanı, kanatlarındaki
    dörtlüklerin ifade ettiği kutsal büyüleyici formüllerinin, Tanrı'nın
    görünmez olan dairesine, yükseğe taşıdığı büyülü melodileriyle
    büyülenir, yatıştırılır ve huzura kavuşturulur yada lehine olacak
    bir lütufta bulundurmaya sevk edilir.

    İngilizce "Charm" ve tarafımızdan Fransızca diline kazandırılan
    "Charma", Lâtince "Carmen" sözcüğünden türetilmiştir. Anlamı
    "Büyülü Şarkı/ Magic Melody" demektir ki, onunla insanüstü bir
    varlığın lütfu kazanılır. Aynı anlama gelen "Sâman" sözcüğü de
    Sanskritçe'de kelimesi kelimesine/mot à mot "melody/nağme"
    demektir.

    Sâman ruhbanî sanatın özel bir dalını belirtir ve Vedalar'ın ritüel
    geleneğinde: Rig Veda'nın çeşitli kıtaları/dörtlükleri ile belirtilen
    ayetlerin kendisine / özüne dayanılarak musikîleştirildiği ya da
    terennüm edildiği melodiler ile uğraşır. Bu uğraş ise büyü yüklü,
    kısmen öyle tehlikeli bir bilimdir ki, içerisinde bulunulan mekân/
    yer sınırları dahilinde aktarılamaz. İşte bu sebebten üstadlar ve
    öğrenicileri ormanda tenha, münzevi bir yere çekilirler.

    Bu bahsini ettiğimiz büyülü nağmeler/neşideler ise Yaratıcı'nın/
    Brahman'ın elinde dünya yumurtasının bir çift kalıntısını tuttuğu
    ve dünyanın başında açılan ve üst yarısının yükselerek gökleri
    oluşturduğu, oysa alt yarısının aşağıya inerek yeryüzü olduğu o
    dünya yumurtasını tutarak terennüm ettiği nağmelerdir.

    İşte bu büyü taşıyan nağmeler ile Brahman, üst-gök kubbe'nin,
    Arş-ı âlâ' nın taşıyıcıları olmaları için dünyanın dört ucuna ve de
    arasında bulunmakta olan dört noktaya tahsis ettiği dört semavî
    fonksiyonu ortaya çıkarır.
    Bundan dolayı, fonksiyonlar/fi'l ler, Sâman dili ile "yaratılmışlar"
    anl***** gelen "Sâmobhava" olarak adlandırılırlar.

    Biz Sâman'ı gün içerisinde hep kullanırız. İnsanlara rastladığımız
    zaman onlara "Günaydın, nasılsınız?" ya da "Ziyarete gelmeniz
    çok nazik bir hareketti." Ve "Allah'a ısmarladık, yakında tekrar
    geliniz." dediğimiz zaman ondan yararlanırız.
    Bu toplumsal âdet ve görenekler için Sâman Sanskritçe sözcüğü
    "Dostane Sözler/vecibe/nezaket" anlamında kullanılır.

    Politika ile ilintili olarak ise Sâman şöyle çevrilebilir:
    Barıştırıcı ya da yumuşak araçlar ve uyum, karşılıklı anlayış ve
    hoşgörü ile oluşturulan ortam.

    Modern dünyada ise, "Ademî Tecavüz Paktı'na, tek tek ve çıkar
    alanlarının sınırlandırılmasına yönelik ön konuşmalar" anlamında
    kullanılır.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    2. DANDA:
    Yaklaşmanın karşıt metodu.
    Terbiye Edici Çomak, hâkimin elindeki sopa ya da kapıcının
    elindeki sopa anl***** gelir ki, onlar bununla dilencileri ve
    haşarı sokak çocuklarını kovarlar.

    Danda demek; cezalandırış, haddini bildiriş, baskın yapmak,
    zorba güç; asa, sopa, çubuk, değnek, baston, cop, egemen
    oluş, ordu, boyunduruk altına alış, cebir, vakar, iyileştirme,
    kuvvet ve zor kullanma anlamlarına gelir.

    Kralın elinde, daima yukarıya doğru kaldırdığı disiplin simgesi
    olan Danda/Asa olmalıdır. Mahâbhârata'da söylenen budur.

    Manu Kitabı'nda bo konu ile ilgili olarak şunları okuyoruz:
    "Bir krallığın genişlemesi için Sâman ve Danda iki ana araçtır"

    Kısacası: Danda, haklılığın zahiriliği/dış görünüşü içerisinde
    hayasızca gizlenmiş olarak bulunan bir aşağılanmaya ya da
    tehdide karşı 'ceza' olarak kullanılan her türlü saldırganlıktır.
    Örneğin, eğer kurban olarak seçilmiş bir kimse veya komşu,
    birden silâhlanırsa veya daha güçlü olan komşusu ile ittifak
    kurarsa, katlanılamaz bir aşağılanma/değersizlik/sıradanlık
    ifade eder.

    3. DÂNA:
    Donum/Donation.
    İntikâl, armağan, bağış, hediye anlamlarına gelir ve üçünü bir
    yakınlaşma yolu olarak tavsiye edilir.
    Politikada bu, kısaca "Rüşvet Veriş" tir.
    Dâna, savaş ganimetinin, hediyeler, ödüller vs. gibi bahaneler
    ile komşunun generalleri, bakanları ve gizli ajanlarına dağıtımı
    üzerine anlaşma ifade eder.

    4. BHEDA:
    Bölme, ayırma, aksatma, sadakatı bozma, ihanet ve düşmanın
    arasına nifak ekmek demektir. İçten dışa doğru kazarak böl ve
    ayır metodudur.

    5. MÂYÂ:
    ILLUSION/YANILSAMA.
    Aldatıcı görünüş, göz boyama, hile, aldatıcı bir hayalin ortaya
    çıkarılışı.

    Tanrı Indra, hiç kimseye kötülüğü dokunmayan bir Brahman'ın
    hayaline büründüğü, ve karşı tanrılar olan Titanlar'ın arasında
    göründüğünde o Mâyâ'sını geliştirdi. Tanrılar'ın bu düşmanları
    piramit şeklinde oluşturulmuş bir "Kurban Mihrabı" tesis etmiş
    idiler. Onlar, onun üzerine çıkarak göklere tırmandılar. Bunları
    Dünya egemenliğini ellerine geçirmek için bunu yaptılar.
    Saf Brahman kulenin en alt tabakasından birkaç taşını çıkardı.
    Bütün ifritler/Titan'lar yeniden Yer'e düştüler.

    Bir başka Veda efsanesi, Tanrı Indra'nın, biraz evvel ordularını
    savaşta yendikleri bir sürü Titan tarafından takibe uğradığında
    hızlı bir atın yelesine dönüştüğünü böylece onların gözlerinden
    gizlendiğini anlatır.

    Mâyâ, "aldatıcı görünüşler ortaya çıkarmak" anl***** gelir.
    Büyücülük sanatının ve büyünün her türlü kullanımı diplomatik
    bir beceri demektir.

    Japon yetkilisi, diplomatik bir görev ile görünüşte bir anlaşma
    sağlamak için Washington'a gelir. Oysa bu esnada Japonların
    bombardıman uçakları Pearl Harbor yolunda bulunmaktadır.
    Hint ve Uzak Doğu politikalarının Codex'ine/Kurallar Kitabı'na
    göre bu, yöntem dışı ve daha önceleri de oluşup, görülmemiş
    diyemeyeceğimiz bir hile değildi. Tam aksine bir klâsik savaş
    aldatmacasıydı.

    "Balıklar, birbirlerini hiçbir zaman uyarmadan, aniden saldırırlar
    ve yutarlar!."

    Mâyâ'nın Diplomasi Boyutu:
    Âhlâkî bir saygınlık maskesi takarak ve ayrıca dinî bir haklılıkla,
    ve insancıl bir öfke ile sahnede görünülmesi savaşını yapanlar,
    dünya görüşlerine ilişkin eğitim ve bilgileri sadece küstahça ve
    alaycı bir saldırıda bulunmaya uygun olan ve daha çok yüküm
    ahlâkı/minnet hissine yönelik düzeyde bir halk topluluğuna ve
    sözcüleri olan örgütlere ve basına dayanmak zorunda oldukları
    için, modern Batı Tarihinde çok etkili bir silâh olarak kullanılmış,
    test edilmiş ve değerini kabul ettirmiş olan Mâyâ'yı ve sistemi
    aynen alıp ve pratik olarak sürekli ve her devirde faydalanmış,
    kullanmış ve halâ kullanmaktadırlar.

    Philosophie und Religion
    Indiens/Hind Felsefesi
    Heinrich ZIMMER
    Ruh ve Madde Yayınları-1992

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    6. UPESKHÂ:
    Bir başka yardımcı araç olarak tavsiye edilir.
    Görüp de görmezlikten gelme, dikkate almama, savsaklama,
    kayda değer bulmama/kayda almama anl***** gelir.

    Japonya'nın Mançurya'yı, Mussolini'nin Habeşistan'ı, Hitler'in
    Avusturya'yı işgali/ele geçirmesi sırasında, İngiltere'nin tüm
    bu olaylar karşısında takındığı tutum, bir Upeskha tutumu idi.
    Müdahale etmeye karar verilemediği için umursamaz bir role
    büründüler.

    7. INDRA-JÂLA:

    Indra'nın ağı/Jâla; ortaya çıkarmak, göz boyama, büyücülük
    yapma, savaş hileleri uygulama ya da aldatma manevraları
    anlamını taşır.

    Jâla'da; gerçekten mevcut olmayan "Bir Şey/Object/Thing"
    in varmış gibi görüntüleri yansıtılır.
    Jâla; Beyt-Mer'a/Show-House/Carnival-Festival.

    Örneğin; eğer bir kale çizgisi sadece sahte/düzmece/yapay/
    artificial/ put-on hatlardan meydana getirilir, ya da Britanya
    Adalarına yönelik bir zahirî saldırı girişiminde bulunulursa, ve
    oysa bu arada Rusya'ya saldırı hazırlanırsa, böyle bir hareket
    Indra-Jâla uygulaması olur.
    Not:
    Orta-Doğu haritasının nasıl çizildiğini ve bu günkü koşulların
    ortaya çıkmasına nasıl sebeb olduğunu hatırlayınız.

    Indra-Jâla'ya dahil olan bir başka nokta, gerçek-dışı/yanlış/
    sahte/false haberlerin yaydırılmasıdır. Mâyâ İlkesi, böyle bir
    savaşı yürütmede özel uygulama şekli olarak izlenebilir.
    Örneğin: Tv, Radyo, Çeşitli Basın Organları..

    Şu halde bu söylediklerimiz bir komşu ile, balıkların duygusal
    olmayan okyanusunda ilişkide bulunmanın yedi türüdür.

    Acaba biz "bu konuyu daha büyük bir açıklıkla ve sadelikle
    anlatan kitaplara Batı'da sahip miyiz?" gibi bir soru aklımıza
    geliyor.

    Biz, başarı üzerine yazılmış kadim "Hind El Kitapları"nın bazı
    açıklamalarını, birkaç tipik öz-deyişi üzerine bir daha dikkati
    çekerek bitirmek istiyoruz. Ve ilk olarak Mahâbhârata'nın 12.
    Kitabı'ndan birkaç alıntı yapacağız:

    -Bilgeliğin her iki türü de/düz ve eğri olanı da, Kral'ın emrinde
    olmalıdır.
    -Sosyal Bilgeliğin son sözü "Asla İtimad Etme!" dir.
    -Bir anda şekillerini değiştiren bulutlar gibi, bu günkü düşman
    sana daha sonra dost olabilir.
    -Bu dünyada başarıyı arzu eden ve ulaşmak için her şeyi göze
    alan bir kimse, yerelere kadar uzanan reveranslar yapmaya,
    sevgi, dostluk, barış üzerine yeminler etmeye, kıygın-alçak
    gönüllü konuşmalar yapmaya ve sanki ağlıyor gibi görünerek
    göz yaşlarını silmeye hazır olmalıdır.
    -İktidar Hak'tan önce gelir. Hak iktidardan, güçlülükten doğar.
    Nasıl duman rüzgârın önüne düşüp-gidiyorsa, hak da gücün
    öyle peşinden gider.
    -Bizatihi hak emredemez.
    Nasıl ki sarmaşık, ağaca yaslanarak büyüyorsa, öyle de hak
    güce dayanır.
    -Hak, güçlünün elinde bulunur.
    -Güçlü olan için hiç bir şey olanak dışı değildir.
    -Güçlüden gelen her şey Temiz' dir..

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Ben doğru olanın ilk çocuğuyum.
    Tanrıların önünde, ölümsüzlüğün göbeği,
    Kaynağın merkezi.
    Beni armağan eden, beni sımsıkı tutar.
    Ben yemeğim, yemek ve yiyici olarak yiyorum.

    En yüksek dünyadadır bu yemek
    Bütün tanrılarca ve atalarca korunmuştur yemek
    Yenilen, bir yana atılan, bağış olarak verilen şey
    Bedenimin sadece yüzde biriydi.

    İki büyük çömlek: Gök ve yeryüzü her keresinde
    Bir sağışın sütüyle benekli olanı doldurdu.
    Birleşmiş olarak ondan içen dindarlar onu azaltmaz,
    Artık o daha az olmaz.

    Yemek soluğu almaktır, yemek soluğu vermektir
    Onlar yemeğe ölüm derler, aynı şekilde hayat da
    Brahmanlar yemek yaşlanmaktır derler
    Onlar onu doğanların doğması diye belirlerler.

    Sağgörüsüz kimse değersiz yemek bulur.
    Doğruyu konuşuyorum: Bu onun ölümüdür.
    O ne dostu ne de arkadaşı besler,
    Tek başına yiyen bunun tek suçlusu olur.

    Ben;yemek,gök gürültüsü çıkararak,
    yağmur yağarak yemeğim
    Beni her varlık yer, ben diğerini yerim.
    Ben gerçekten var olanım, ölümsüzüm.
    Benden yola çıkarak bütün güneşler korlanır.

    Herr,Heinrich zimmer

Benzer Konular

  1. Su Felsefesi
    İnci Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-02-2015, 04:21 PM
  2. Din Felsefesi..
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 31-08-2010, 02:06 PM
  3. Aşk Felsefesi.
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 13-01-2009, 03:38 PM
  4. Zihin FeLsefesi
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 28-02-2008, 12:18 AM
  5. 18. Yüzyil Felsefesi( Aydinlanma Felsefesi )
    Bay X Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-05-2007, 10:20 PM
Yukarı Çık