Merhaba



Antalya yöresinde eğer bir kişi ev yaptırmaya karar verdiyse arayıp bulduğu ustanın evine önce bir çuval buğday gönderirmiş. Usta böylece anlarmış kendisine ev siparişi yapıdığını ve eğer gönlü varsa alıkoyarmış çuvalı. Böylece iki aile arasında gidip gelmeler başlar ve usta iyice tanımak istermiş iş vereninin halini vaktini ve de ailesini. Kaç çocuğu var, daha yapmayı duşunuyor mu, nasıl bir şey istiyor, bütün bunları öğrenirmiş.

Ev sahibinin isteklerini iyice aldıktan sonra koyulurmuş işe. Evin çatısı çatılıp kiremit altı çakıldığında da başlarmış keser oynatmaya. Bu verdiği emeğin kutlanmasını istemek anl***** geliyormuş. Sonra çatının üzerine bir bayrak dikilir ve bir başka direkle arasına askı asılırmış. O ipe konu komşunun usta için getirdiği hediyeler dizilirmiş. Keser oynatma sırasında da ustalar “Şamaş, Şamaş” derlermiş. Şamaş ise Mezopotamya’da güneş tanrısının adıymış.

Mimar ve şair Cengiz Bektaş, Türk Evi adını verdiği araştırmasında bugün yaşadığımız evlerin mimarilerinin ne kadar eskiye dayandığına işaret etmek için anlatıyor bu örneği ve şöyle özetliyor kitapta yapmak istediğini: “Bu çalışmayla size, bu coğrafyanın birikiminden, yaşama kültüründen doğan ‘ev’i, ana çizgileriyle kimi örnekleri üzerinden tanıtmayı amaçladım.” Türk evlerinin en büyük özelliğinin iklime, doğaya, çevre koşullarına uygunluk olarak belirtiyor Bektaş. Genelde gün doğuşuna bakan evler tamamen topoğrafyaya uygun inşa ediliyor. kimse kimsenin içine bakmıyor, havasını, güneşini ve göz hakkını kesmiyor. Krokileriyle, kullanılan malzemeleriyle, birbirinde benzeyen ve ayrılan özellikleriyle anlatıyor Bektaş geleneksel Türk evlerini Makedonya’dan Mardin’e, Kula’dan Safranbolu’ya uzanan örnekleriyle. Evet, yaşam biçimlerimizle birlikte yaşam alanlarımız, evlerimiz de değişime uğradı. Kitabı okuyunca buna koca bir “Ne yazık ki!” demek geliyor insanın içinden. Kitabın Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde yayımlandığını not düşmekte fayda var.

[Türk Evi / Cengiz Bektaş / Bileşim Yayınları / Mimari]