Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9

UTOPIA ve DİN

Kültür, Sanat Kategorisi Kitap Forumunda UTOPIA ve DİN Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! Utopia'nın değişik bölgelerinde, hatta bir şehrin değişik yerlerinde çeşitli dinler vardır. Kimi Güneş'e tapar, kimi Ay'a, kimi de başka ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    UTOPIA ve DİN

    Merhaba!



    Utopia'nın değişik bölgelerinde, hatta bir şehrin değişik
    yerlerinde çeşitli dinler vardır. Kimi Güneş'e tapar, kimi
    Ay'a, kimi de başka bir gezegene.

    Eskiden şanlı şerefli ve erdemli bir hayat sürmüş olan bir
    adama, Tanrı, hatta Tanrıların en yücesi diye tapanlar da
    vardı. Ama Utopia'lıların büyük çoğunluğu ve en akıllıları,
    bütün bu putları bırakıp, bir tek Tanrı bilirler.

    Bu Tanrı bilinmez, anlaşılmaz, açıklanmaz bir varlıktır.
    İnsan zekâsının sınırlarını aşar.
    Bütün dünyayı bedeni, erdemi ve gücü ile kapsar.
    Bu Tanrı'ya Baba derler.
    Her şeyin doğuşunu, çoğalıp ve gelişmesini, değişim
    geçirmesi ve son bulmasını ondan bilirler.
    Onun dışında hiçbir varlıkta tanrılık görmezler.

    Utopia'lıların dinleri ne kadar değişik de olsa hepsi şu
    inançta birleşirler:

    Dünyayı yaratan ve yürüten bir yüce varlık vardır;
    bu varlığın adı Utopia'lıların dilinde Mithra'dır.
    Ne var ki, Mithra herkes için aynı değildir.
    Ama Tanrı'ya verdikleri biçim ne olursa olsun, herkesin
    bu biçim altında asıl tapındığı yüce tabiattır.
    Bütün Utopia'lılar her şeyin başı, başbuğu olarak yalnız
    onu görürler.

    Bununla beraber, Utopia'lılar bu çeşit boş inançlardan
    sıyrılmaya ve daha çok akla yakın görünen dinde/İsa
    dininde birleşmeye başladılar.

    Öteki dinler çoktan ortadan kalkmış olurdu, gelgelelim,
    bir adam tam din değiştirmeyi düşünürken başına bir
    felaket gelince, korkuya kapılıyor ve bunu bir rastlantı
    değil Tanrı' nın bir cezası sayıyor. Sanki, terk etmeye
    hazırlandığı o Tanrı ondan öç alıyormuş gibi.

    Bizden İsa'nın adını, öğretisini, yasalarını, mucizelerini
    ve kendi istekleriyle, kanlarını dökerek dünyanın dört bir
    bucağındaki bir sürü ulusa kendi inançlarını benimseten
    birçok din şehidinin o eşsiz bağlılıklarını duyunca, bu dini
    ne kadar candan kabul ettiklerine şaşarsınız.
    Ya Tanrı, için için onlara ilham veriyordu;
    ya da Hıristiyanlık onların en beğendikleri din anlayışına
    her bakımdan uygun görünüyordu.
    Ama bana kalırsa, onları bu bakımdan en çok etkileyen
    şunu söylememiz oldu:
    İsa, Hıristiyanlar arasında her şeyin ortak olmasını
    kararlaştırmıştı; mal ve mülkteki bu ortaklık en dürüst
    Hıristiyan topluluklarında hâlâ süregelmektedir.

    Her neyse, Utopia'lıların çoğu bizim dinimizi benimsedi
    ve kutsal vaftiz suyunda yıkandı. Ne yazık ki, dördümüz
    arasında -ki içimizden iki kişi öldüğü için dört kalmıştık-
    hiç papaz yoktu; bu nedenle, Utopia'lılar dinimizin bütün
    öbür sırlarını bilmekle beraber, sadece rahip olanlarının
    yapabileceği bazı törenlerden yoksun kaldılar.
    Bununla beraber, bütün bu törenleri biliyor ve istiyorlar.
    Hatta içlerinden birinin rahip olup olamayacağı konusunu
    aralarında canla başla tartışıyorlar. Birisini de seçmeye
    niyetleniyorlardı ama, ben oraya gittiğim sırada henüz
    seçmemişlerdi

    Hıristiyanlığa inanmayan Utopia'lılar, dinin yayılmasına
    ne engel oluyor, ne de Hıristiyan olanlara dil uzatıyorlar.
    Ne var ki, Hıristiyanlığı yeni kabul edenlerden birini bizim
    önümüzde adamakıllı cezalandırdılar. Adam vaftiz olur
    olmaz, karşı koymamıza rağmen, akılsızca duygularına
    kapılarak İsa'nın dinini övmeğe başladı; bu işte öylesine
    coşmuştu ki, sadece bizim dinimizi bütün öteki dinlere
    üstün tutmakla kalmadı, hepsini toptan kötüledi ve bu
    dinlere bağlı olanları zındık, cehennemlik, şeytan soyu
    saydı.

    Adam bu yolda böyle uzun uzadıya atıp tuttuktan sonra
    yakalandı, dinlere dil uzattığı için değil, halkını birbirine
    katmakla suçlandı, yargılandı ve sürgün edildi.

    Çünkü, Utopia'lıların en eski yasalarından biri şudur:
    Kimse dininden ötürü kötülenemez.

    UTOPIA
    Thomas More
    Türkiye İŞ Bankası
    Kültür Yayınları

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    ada devletinde, hepsi aynı plana sahip 54 kent var ve sadece başkentin planları değişik. bütün cadde genişlikleri aynı (10 metre kadar).
    herkesin evi aynı stilde. evlerde bir sokak bir de bahçe kapısı var ve kilit yok.
    herkes istediği eve girebilir, damlar da düzdür. sahiplik duygusu olmasın diye 10 yılda bir ev değiştirilir.
    köylerde her biri 40 kişiyi barındıran çiftlikler bulunur ve bu 40 kişiden ikisi köle!
    her çiftlik yaşlı ve bilge olan bir kadın ve bir erkek tarafından yönetiliyor.
    evlerin bile bu denli aynı olduğu adada elbette kılık ve kıyafet de belirlenmiş,
    herkes daha doğrusu her kategori yaz kış aynı türde giyiniyor. bir giysi yedi yıl dayanacaktır.
    çalışma sonunda giyilen yün harmaniyeler(pelerin) de aynıdır ve doğal yün rengindedir.
    zenginlerin varlığı dolayısıyla da gereksiz lüksler için çok emek harcanır.
    ütopya cumhuriyetinde bunların önüne geçileceğinden çalışma 6 saat olarak belirlenmiştir.
    eğer artık değer ortaya çıkarsa, günlük çalışma saati kısıtlanır. aile ataerkildir.
    evlenen oğul babasıyla oturur. eve sığmazsa yeni bir eve aktarılınır. kentler büyürse yeni bir kent kurulur.
    hayvanların öldürülmesi, özgür yurttaşlar zalimliği öğrenmesin diye kölelere havale edilir.
    yemek kamuya ait salonlarda yenir ve buradaki ayak işlerini de köleler görür.
    evlenirken hem erkeğin hem kadının bakir olması esastır.
    demirin olmadığı adada bunu sağlamak için dış ticaret yapılır.
    savaş zaferleri ile övünülmez, ancak zorunluluk halinde savaşa girilir ve mümkünse paralı askerler tutulur.
    altın ve gümüş birikimi savaş için yapılır.
    gündelik hayatta ise altın ve gümüş oturak ya da hayvan zinciri olarak kullanılır ki nefret edilsinler.
    mutluluğu zevkte bulan bir ahlak ve çilecilikten uzak bir dinsel tutum söz konusu.
    kadınlar da rahip olabilir, rahipler onurlandırılır ama toplumda güç sahibi de değillerdir.
    tanrıya inanmayanlar yurttaş sayılmaz ve siyasal yaşantıya katılmazlar ama hiçbir bakımdan rahatsız edilmezler.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Utopia'nın kurulduğu sıralarda ve Kral Utopus' un oraya
    gelmesinden önce, ada halkının din yüzünden birbirini
    yediklerini öğrenmişti. Memleketin bu durumda olması
    Kral Utopus'un orayı feth etmesini çok kolaylaştırmıştı.
    Çünkü çatışan mezhepler birleşecek yerde, düşmanla
    ayrı ayrı savaşıyordu. Utopus zaferi kazanır kazanmaz,
    ilk işi din özgürlüğünü yasalaştırmak oldu: Buna göre,
    her insan istediği dini tutabilir, başkalarını kendi dinine
    çekmek için elinden geleni yapabilir, yeter ki, eylemini
    tatlılıkla, alçakgönüllülükle ve efendice gerçekleştirsin;
    inandıramadığı insanlara karşı zor kullanmasın, onları
    suçlamasın, ikilik yaratan tatsız sözlerden kaçınsın.

    Hoşgörülü olmayanlar ile bağnazlar sürgüne ve kölelik
    cezalarına çarptırılıyordu. Utopus bu yasayı yaparken,
    yalnız halkın rahatını kaçıran sürekli kavgalar ve kinleri
    ortadan kaldırmayı düşünmekle kalmıyor böylece dinin
    gelişmesine de yardım edeceğine inanıyordu.

    İnanç konusunda hiç kesin kararlar almadı. Düşündü ki,
    belki de Tanrı insanların farklı inançları olmasını istemiş
    olabilirdi. Kral, bir başkasını zorlayıp, ya da korkutarak
    kendi inancına çekmeyi çok yersiz ve saçma ve zorbaca
    bir davranış sayıyordu.

    Eğer dinlerin bir teki doğru olup, diğerleri boş inançlara
    dayanıyorsa, gerçek ergeç meydana çıkacaktı, yeter ki,
    insanlar akıllıca davransınlar ve birbirlerini kırmasınlar.
    Ama eğer bu konu üstündeki çatışmalar ve tartışmalar
    sürüp giderse, en kötü insanlar, en inatçı kişiler olduğu
    için ve boş inançlarında direttikleri için en iyi ve en yüce
    din ayaklar altına alınıp, kötü inançlara kurban gider;
    güzelim ekinlerin çalılar arasında yok olması gibi.

    İşte, bu yüzden Utopus bu konuyu tartışmadı bile ve her
    insana tam bir vicdan ve inanç özgürlüğü verdi. Bununla
    beraber, ruhun bedenle birlikte olduğuna, dünyanın ise
    gelişi-güzel yürüyüp gittiğine inanacak kadar insanlığı
    hor görenleri ahlâk adına ayıpladı.

    Utopia'lılar, ölümden sonra, bir başka hayatın olduğuna,
    kötülüklerin ise kıyasıya ceza göreceğine ve erdemlerin
    cömertçe ödüllendirileceğine inanırlar.
    Böyle düşünmeyen ve insanın yüce ruhunu bir hayvanın
    bedeni durumunda gören kimselere insan demezler.
    Böylelerini yurttaş bile saymazlar.
    Çünkü, böylelerinin yasadan korkusu olmazsa, ahlâka da,
    toplumsal kurumlara da hiçbirsaygı göstermezler.
    Çünkü, ceza yasasından başka engel tanımayan bu kişiler
    yasaları ya gizliden gizliye kurnazlıkla, ya da kaba güçle
    bozacaklardır ister istemez.
    Onun için, bu kafada olanlar her türlü şereften yoksundur
    ve devlet işlerinde görev alamazlar. Böylesi yararsız ve
    aşağılık kişileri herkes hor görür.
    Bununla beraber, bunlara hiçbir ceza da verilmez.

    Çünkü Utopia'lılara göre, istediği şeye inanıp inanmamak
    insanın elinde değildir.
    Ayrıca, bu kişiler korkutularak, düşüncelerini saklamaya
    inanmadıkları şeye inanır görünmeye de zorlanamazlar.
    Olduğu gibi görünmemek ve türlü yalanlar kurgulamak
    Utopia'da büyük bir nefretle karşılanır ve bu adamların
    bilgisiz halkın önünde inandıkları teorilerinden ulu-orta
    söz etmelerine izin verilmez.

    Fakat, rahipler ve aklı başında adamlarla konu üzerinde
    tartışabilirler.
    Hatta, bu çılgınlığın yerini akıl alır diye, bu tartışmalar
    ayrıca teşvik de edilir.

    UTOPIA
    Thomas More
    Türkiye İŞ Bankası
    Kültür Yayınları

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Birçok Utopia'lı bunun tam tersi bir saplantı içindedirler.
    Ama, bunların düşünceleri ne tehlikeli ne de büsbütün
    saçma olmadığı için yayılmalarına engel olunmaz.

    Bir başka aşırılığa düşen bu Utopia'lılara göre hayvan
    ruhları, sofuluk ve öbür dünyadaki mutluluk bakımından
    daha aşağı olmakla beraber, insan ruhları gibi ölümsüz,
    sonsuzdur.

    Küçük bir azınlık dışında bütün Utopia'lılara göre, insanı
    mezarın ötesinde sınırsız bir mutluluk beklemektedir ve
    bu nedenle hastalara ağlar, ölenlere ağlamazlar. Yalnız
    hayattan kaygı ile ve istemeyerek ayrılanlara acırlar.

    Ölüm korkusunu kötüye yorarlar. Derler ki, yalnız suçlu
    ve umutsuz ruhlar görecekleri cezayı için için bilir gibi
    öbür dünyanın kapısında titremeye başlarlar. Başkaca
    onlara göre, Tanrı, çağırdığı zaman kendisine sevinçle
    gitmeyenleri, ölüme karşı ayak direyenleri hoşgörmez.
    Böylesine ölenleri görünce Utopia'lıların keyifleri kaçar
    ve onları, asık bir yüzle, sessizlik içinde mezara koyar,
    günahının bağışlanması, ruhunun azaptan kurtulması
    için Tanrı'ya yalvarırlar ve üzerine toprak yığarlar.

    Sevinerek ve umut içinde ölen bir Utopia'lının ardından
    ise kimse ağlayıp sızlanmaz. Cenazesi sevinçli şarkılar
    türkülerle kaldırılır ve ruhu Tanrı'ya emanet edilirken,
    bedeni sevinçle, güleryüzle, saygıyla yakılır. Küllerinin
    üstüne bir taş dikerler ve üzerine de ölenin adını sanını
    yazarlar. Dostları eve dönünce, onun iyilğinden, güzel
    işlerinden söz ederler; en seve seve anlattıkları şey de,
    hayatından çok şanlı ve sevinçli ölümüdür.

    İyi insanların böyle şan ve şerefle anılması Utopia'lıları
    erdem yolunda yüreklendirir ve ölülerin de çok hoşuna
    giden bir merasim yapmış olurlar. Çünkü, Utopia'lıların
    çoğuna göre, ölüler, insanların güçsüz gözlerinin görme
    alanı dışında kalsalar bile, kendilerini adlandıran dirilerin
    arasına katılırlar.

    Mutlu ruhların diledikleri yere gitmekte hür olmamaları
    hiç de şanlarına yaraşır sayılmazdı. Üstelik yeryüzünde
    sevdikleri, bağlandıkları insanları görmek istememeleri
    bir nankörlük olurdu. Böyle bir şey düşünülemez, çünkü,
    iyi insanların yüreklerindeki sevgi ölümden sonra, diğer
    erdemleri gibi, azalacağına daha da artar. Ve böylece,
    Utopia'lılara göre, ölüler dirilerin topluluğuna karışırlar.
    Onların işlerine ve sözlerine göz kulak olurlar. Atalar ve
    dedelerinin her zaman yanlarında bulunduğu inancı ise
    Utopia'lılara bütün davranışlarında güven verir, gizlice
    işleyecekleri suçları önler.

    Başka ulusların pek önem verdikleri fallara, kehanetlere
    gelince, Utopia'lılar bunları saçma bulur ve alaya alırlar.
    Buna karşılık, tabiat yasalarını aşan mucizelere saygıları
    vardır, onlarda Tanrı varlığının ve gücünün bir belirtisini
    görürler. Onlara göre, büyük bunalım anlarında bu nevi
    mucizelere sık sık rastlanır. Halkın yakarışları ve büyük
    inancı, yurtlarını belalardan kurtarıverir.

    UTOPIA
    Thomas More
    Türkiye İŞ Bankası
    Kültür Yayınları

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Evreni incelemek ve tabiat harikalarını övmek, onlara
    göre, Tanrı'ya hoş gelen ve yaraşan tapınma görevidir.
    Bununla beraber, Utopia'lılar arasında, dine fazla sarılıp
    bilimi bir yana bırakan, yeryüzüyle ilgili bilgileri, niteliği
    düşük görenler vardır. Fakat tembelliğe ve aylaklığa da
    düşmek istemezler. Çünkü, bu insanlar öbür dünyadaki
    mutluluğa, ancak çalışmakla ve yararlı işler yapmakla
    varılacağına inanırlar.

    Kimisi, hastalara bakar, kimi yolları ve köprüleri onarır,
    kanalları temizler, toprağa çeki-düzen verir, taşları ve
    kumları taşır, ağaç kesip-biçer, kentlere at arabalarıyla
    odun, buğday, meyve daha birçok yiyecek taşır; bunlar
    sadece halk için çalışmakla kalmaz, özel işlerde de, bir
    uşak gibi, hatta köle gibi çabalarlar. En belâlı, en çetin,
    en çamur, insanların çoğunu tiksindiren, ürküten işleri
    candan ve yürekten yüklenirler; başkaları rahat etsin,
    dinlensin diyerek didinir dururlar ve bunun karşılığını
    beklemezler. Başkalarının yaşayış biçimine karışmaz,
    kendi yaptıklarıyla övünmezler. Çalışmalarında da köle
    durumuna indikleri ölçüde, halkın gözünde yükselirler.

    Bu kimseler ikiye ayrılır: Bir bölüğü bekâr yaşar. Onlar
    kadınlarla ilişkiden uzak durmakla kalmayıp, ağızlarına
    et koymazlar; hatta her türlü hayvan davranışlarından
    kaçınanlar da vardır. Dünyanın zevklerini zararlı sayıp
    hepsinden kaçınırlar ve tüm çabalarını umutlarını öbür
    dünyanın nimetlerine kavuşma yoluna korlar. Böylesi
    nimetlere bir an önce kavuşmanın sevinciyle, tutkusu
    içindedirler.

    Diğer bölüğü, yine çalışmaya düşkün olmakla beraber,
    evlenirler ve evliliğin ödevlerini-zevklerini benimserler.
    Onlara göre, tabiata uymak ve yurda çocuk yetiştirmek
    gerekir. Çalışmalarına engel olmaması koşuluyla dünya
    zevklerini hor görmezler.

    Utopia'lılar bu sonuncuları daha akıllı, birincileriyse daha
    ermiş sayarlar. Evliliğe bekârlığı, rahata cefayı elverişli
    görenler, bu davranışlarını akla, sağduyuya daha uygun
    saymaya kalksalardı, Utopia'lılara alay konusu olurlardı.
    Ama, bunları sadece din uğruna yaptıklarını söyledikleri
    için Utopia'lıların saygısını, hayranlığını kazanmışlardır.
    Bunlara garip bir yerli deyimle 'Burthresas' derler ki,
    bizim dilimizde 'din adamı' demektir.

    Utopia'nın rahipleri pek seçkin ermiş kişilerdir, onun için
    sayıları azdır. Her şehrin on üç tapınağında on üç rahip
    vardır ama, savaş sırasından bu sayılar değişir. Çünkü
    savaşta bunların yedisi orduya katılır ve onların yerine
    yedi rahibin bulunması gerekir. Ordu ile gidenler geriye
    döndüklerinde yine eski yerlerini alırlar. Yardımcılar ile
    eskiler öldükçe onların yerlerine geçerler. Ondan öncesi
    başrahibe yardım ederler. Her şehirde bir başrahip vardır.
    Halk, başka bütün görevliler gibi rahipleri de, entrikaları
    önlemek üzere gizli oyla seçer. Seçildikten sonra bunlar
    kendi kurumlarınca da onaylanırlar. Din işlerine bakarlar,
    törenlerini yönetirler, bir çeşit ahlak yargıçlığı yaparlar.
    Uygunsuz bir davranış sonucunda onların önüne çıkmak
    ve lâf işitmek büyük ayıp sayılır.

    Suçluları cezalandırmak kralın ve öbür yargıçların işi ise
    de, rahiplerin yol gösterme ve ayıplama yetkileri vardır.
    Ahlakça pek düşkün olanları da din törenlerinden yoksun
    bırakırlar. Bu afaroz Utopia'lıların en korktuğu bir cezadır.
    Afaroz edilen kimse şerefini kaybeder, vicdanın azapları
    ve korkuları içerisinde yaşar, hayatı bile tehlikeye girer.
    Hemen pişman olup rahiplerin gösterdiği yola dönmediği
    zaman, hükümetçe yakalanır ve dinsizlik cezasına çarpılır.

    UTOPIA
    Thomas More
    Türkiye İŞ Bankası
    Kültür Yayınları

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Çocukların ve gençlerin eğitimi ve öğretimi rahiplere
    bırakılmıştır. Okul kendilerine bilimden çok erdem ve
    ahlâk vermeye çalışır. Utopia'da öğretmenin işi tüm
    görgüsü ve bilgisini, körpe yaştaki çocuğun kafasına
    Cumhuriyeti koruyacak olan gerçek, güvenilir ilkeleri
    yerleştirmeğe harcamaktır. Bu ilkelerle yetişen çocuk,
    ömrünce onlara bağlı kalır ve büyüyünce de devletin
    bekçisi, yararlı bir üyesi olur. Devletleri dağıtan kötü
    ahlâktır. Kötü ahlâkı yaratan ise kötü ilkeler ve bağlı
    düşüncelerdir.

    Rahipler, karılarını ülkenin en ileri gelenleri arasından
    seçerler, kadınlar ise dul ya da yaşı ilerlemiş olmaları
    koşuluyla rahiplik mesleğine girebilirler. Utopia'da en
    şerefli görev rahipliktir. Rahiplere gösterilen saygı o
    denli büyüktür ki, içlerinden biri suç işlese dahi adalet
    karşısına çıkmaz, Tanrı'ya ve kendi vicdanına bırakılır.
    Çünkü Utopia'lılara göre, Tanrı'ya adanmış olan kutsal
    bir varlığa hiçbir ölümlünün eli dokunamaz. Rahipler az
    olduğu ve çok titiz seçildikleri için bu töreyi uygulamak
    kolay olmaktadır. Erdemli ve iyilerin iyisi olduğu için bu
    kadar yükselmiş olan bir insanın kötü ve ahlâksız oluşu
    binde birgörülen bir şeydir. Böyle bir şey ortaya çıksa
    bile- ki insanın bozulma ve değişmeye uygun yaradılışı
    yüzünden olabilir- devletin güvenliği tehlikeye düşmez.
    Çünkü bu sınıftakilerin sayısı azdır; ve şanları şerefleri
    olmakla beraber, devlet işlerinde etkinlikleri de yoktur.

    Rahiplerin mikdarını sınırlandırmış olmakla Utopia'lılar
    bugün büyük saygı gören bu sınıfın değerini yitirmesini
    önlemiş oluyor.

    Olağanüstü bir yetkinlik isteyen böylesine bir göreve
    yükselecek değerde insan bulmak zaten güç bir şeydir.
    Utopia'nın rahipleri, kendi yurttaşları üzerinde olduğu
    kadar yabancı ulusların üzerinde de saygı kazanmıştır.
    Bunun nedeni şudur: Savaşlarda rahip, savaş alanına
    yakınca bir köşeye çekilir, orada kutsal giysileriyle diz
    çöker, ellerini göğe kaldırır, herşeyden önce barış için,
    sonra kendi ülkelerinin zaferi için dua ederler. Ama bu
    zaferin hiçbir taraf için kanlı olmamasını isterler. Kendi
    yurttaşları savaşı kazanırsa, rahipler hemen askerleri
    arasına karışır, mağlub olanların kılıçtan geçirilmesini
    önlerler. Rahipleri görüp yanlarına çağırabilen mutsuz
    düşmanlar, canlarını kurtarmış olurlar; uzuneteklerine
    el değdirebilenler, hem canlarını ve hem de mallarını
    kurtarırlar.

    Bu güzel davranış onlara öyle bir yücelik kazandırmış
    ve bütün ulusların gözünde öylesine büyütmüştür ki,
    çok kez hem kendi yurttaşlarını düşmanların, hem de
    düşmanları kendi yurttaşlarının vahşice eylemlerine
    karşı korumuşlardır.

    Utopia'lılar bütün umutlarını yitirip ve savaşı bırakarak
    kaçtıkları zaman, düşman da peşlerine düşer ve onları
    öldürmeye ve yağmaya yeltenirse rahipler araya girip
    kan dökülmesini önlemiş ve akla uygun koşullarla sulh
    antlaşmasına varılmasını sağlamışlardır. Dokunulmaz
    kutsal Utopia rahiplerine saygısızlık gösterecek kadar
    vahşi, zalim ve barbar bir ulus hiç görülmemiştir.

    Utopia'lılar her ayın ve yılın ilk ve son günlerini kutsal
    sayar ve kutlarlar; yılları Güneş'in, ayları Ay'ın seyrine
    göre taksim etmişlerdi. İlk günlere "Cynemernes" ve
    son günlere de "Trapemernes" demişlerdir ki bu da ilk
    bayram ve son bayram demektir.

    Tapınakları çok görkemli ve zengin yapılardır. Adetleri
    az olduğu için büyük kalabalıkları alacak kadar geniştir.
    Tapınakların içi günün ortasında bile alaca-karanlıktır.
    Bunun olması, eksik mimari bilgiden kaynaklanmayıp,
    rahiplerin arzularından ötürüdür. Çünkü rahiplere göre
    ışık fazlalığı düşünceleri dağıtır; opak/donuk ışıklarsa,
    düşünceleri toplar, dinsel duyguyu yoğunlaştırır.

    UTOPIA
    Thomas More
    Türkiye İŞ Bankası
    Kültür Yayınları

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Utopia'lıların tek dini olmamakla beraber, bütün değişik
    mezhepler başka yollardan hep aynı amaca yönelmiştir,
    bu da tanrısal varlığa yücelmektir. Böylece tapınaklarda
    ortak inançlara aykırı hiçbir şey görülmez ve duyulamaz.
    Her mezhebin özel törenleri evde ve aile içinde kutlanır.

    Genel törenler özel mezhepleri incitmeyecek bir şekilde
    düzenlenir. Bu sebeble, tapınaklarda hiçbir Tanrı resmi
    yoktur ve herkes tanrısını dilediği biçimde tasarlamakta
    serbest bırakılır.

    Tanrı yalnız Mithra adıyla anılır; bu da genelin kabul ettiği
    Tanrı kavramıdır. Yapılan dualar hiç kimsenin mezhebine
    aykırı gelmez. Her ayın ve yılın son günleri akşamüstü aç
    karnına halk tapınaklarda toplanır ve o ayı ya da yılı rahat
    geçirdikleri için Tanrı'ya şükrederler. Ertesi gün ayın ya da
    yılın ilkgününü kutlulamak üzere erkenden tapınağa gidilir
    Tanrı'dan uğurlu bir ay ya da yıl dilenir. Bayramların hitam
    günleri tapınağa gitmeden daha önce, kadınlar kocalarının,
    çocuklar anababalarının ayaklarına kapanır, işledikleri bir
    suç yada yerine getiremedikleri bir ödevi açığa vurarak af
    dilerler. Aile içinde gerçekleştirilen içinidökmelerden, saklı
    kalmış huzursuzluk bulutları dağılmış olur, böylece herkes
    tapınağa temiz bir yürekle ve iyi niyetleriyle gider. Çünkü,
    Utopia'lılar tapınaklarına içleri rahat gitmek isterler. Onun
    için, içlerinde herhangi bir kimseye karşı bir hınç, kin ya da
    kırgınlık varsa, barışmadan, yüreklerini yıkamadan törene
    katılmak istemezler. Böyle bir günahı Tanrı'nın çok ağırca
    cezalandırmasından korkarlar.

    Tapınakta erkekler sağda, kadınlar solda otururlar. Ailenin
    başında kadın veya erkek, topluluğun en büyüğü bulunur.
    Öyle bir düzenle otururlar ki, ailenin büyükleri, evde eğitip
    yönettikleri kimselerin, tapınaktaki davranışlarına da göz
    kulak olabilirler. En genç olanlar en yaşlılar arasına dağılır,
    böylelikle bir araya gelen çocukların yaramazlık yapmaları
    önlenir. İlk gençlik çağdaki gençlerin içinde, derin bir Tanrı
    korkusu olması gerekir, çünkü o yaşta erdemi geliştirecek
    tek güç korkudur.

    Utopia'lılar törenlerde hayvanları kurban etmezler. Çünkü
    onlara göre varlıklara yaşam sürsün diye can veren Tanrı,
    onların kanının akıtılmasmdan hoşlanmaz.

    Utopia'lılar tapınaklarındaki buhurdanlıklarda, çeşitli güzel
    kokular, tütsüler, otlar ve kandiller yakarlar. Her Utopia'lı
    bilir ki, Tanrı'nın böyle şeylere, hatta insanların dualarına
    bile ihtiyacı yoktur. Ama zararsız, iç rahatlığı veren böyle
    tapınmaları severler. Bu törenlerin ışıkları, güzel kokuları
    insanı içtence yüceltir, Tanrı'ya çok daha coşkuyla bağlar.
    Tapınakta herkes beyaz giysiler giyer. Rahipler ise, pahalı
    olmamakla beraber, güzel işlemeler ile süslenmiş, değişik
    renklerde elbiseler giyer. Elbiselerde sırmalar, elmaslar,
    zümrütler yoktur ama, kumaş o kadar güzel dokunmuş ve
    kuş tüyleriyle o kadar güzel ve ustaca bezenmiştir ki, en
    pahalı kumaşlar bunun yanında hiç kalır. Tüy ve Kanatlar
    rahibin giysisine yerleştiriliş biçimleriyle, bir takım gizlerin
    sembolleri olurlar. Törenleri kutlayanlar bu gizleri sürdürür
    ve yorumlarlar.

    Bunların karşısında Utopia'lılar Tanrı'nın kendilerine ettiği
    iyilikleri hatırlar ve karşılık Tanrı'ya sevgi, saygı borçlarını
    yerine getirmeye özenle dikkat ederler. Rahip kuşandığı
    süsleriyle tören yerinde gözükünce, herkes öyle bir saygı
    ve öyle derin bir sessizlikle yere kapanır ki, Tanrı tapınağa
    gelmiş gibi, bir ürperti kaplar herkesin içini. Biraz geçince
    rahibin işaretiyle doğrulunur. O zaman ilahiler okunmaya
    başlar, arada bir de, çalgı sesleri duyulur.

    Utopia çalgılarının birçoğu bizimkilerden farklıdır. Bazıları
    bizimkilerden daha ahenkli, bazılarıysa hiç de öyle değildir.
    Ama gerek çalgı, gerekse ses bakımından Utopia müziğinin
    su götürmez üstünlüğünü oluşturan faktör, müziğin bütün
    doğal coşkuları büyük bir olgunlukla dile getirmesidir. Ses
    anlatılan şeye öylesine uyar, dualar, yakarışlar, sevinçler,
    acınma, yas, öfke gibi duygular öylesine yaşatılır, ezginin
    biçimi, içten duyguların gerçekliğiyle öylesine kaynaşır ki,
    dinleyenlerin ruhu derinden sarsılır, ürperir, alevlenir.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Törenin sonunda halk ile rahip yasalaşmış bir dizi duaları
    hep birlikte okurlar. Bunlar hem tüm halkın hem de tek tek
    herkesin benimseyeceği sözlerdir. Bu dualarda, her insan
    Tanrı'nın kendi yaratıcı-yöneticisi, tüm iyiliklerin kaynağı
    olduğunu kabul eder ve bunlardan ötürü de ona şükreder.
    Tanrı'ya asıl şükrettikleri şey ise, kendilerini mutlu devlet
    ve en gerçek saydıkları dinlerinin içinde dünyaya getirmiş
    olmasıdır. Böyle olmakla beraber, Utopia'lılar, eğer kendi
    inançları yersiz ise, Tanrı'ya daha hoş gelen başka bir din
    varsa, Tanrı’nın bunu kendilerine sezdirmesi için yalvarır
    ve onun dileğine uymaya hazır olduklarını bildirirler. Ama
    Utopia'nın devleti ve dininden daha iyisi yoksa, o zaman
    da Tanrı'dan onları sürdürmesini ve tüm insanları devletin
    ve dinlerinin yoluna getirmesini isterler. Dinlerin bu kadar
    değişik olmasında, Tanrı’nın gizli bir gayesi varsa, ona da
    karışmazlar. Kısaca, rahat bir ölümün ardından, Tanrı’nın
    kendilerini hoşça karşılaması için dua ederler. Ömürlerinin
    uzaması yada kısalması hakkında Tanrı'ya baş vurmaktan
    çekinirler. Bununla birlikte, mes'ut bir yaşam ile Tanrı'dan
    uzun zaman ayrı kalmaktan ise, çok çetin bir ölümle seve
    seve, Tanrı'ya bir an evvel kavuşmayı önemli saydıklarını
    söylemekten kaçınmazlar. Duaları tamamlanınca yeniden
    yere kapanır ve sonra yemeğe giderler. Günün geri kalan
    saatleri oyunlar ve askerlik talimleriyle geçer."

    Raphael sözlerine devam etti:

    "Size bu devletin düzenini elimden geldiği kadar dürüstçe
    anlatmaya çalıştım.

    Bu devlet, bence yalnız devletlerin en iyisi değil, üstelik
    genel yarar ya da devlet ismini almaya en layık olanıdır.
    Çünkü başka yerlerde halkın yararlarından söz edenler,
    aslında kişisel çıkarlarından başka bir şeyi düşünmezler.

    Burada hiç kimsenin özel malı olmadığı için, hepsi ortak
    yarar için canla başla çalışır. Kişisel yararla halkın yararı
    gerçekten birbiriyle kaynaşmıştır. Diğer ülkelerde,devlet
    ne kadar varlıklı olsa da, kendi ambarını dolduramayan
    insan açlıktan ölmeyeceğine güvenemez. Bu sebebten
    ister istemez, memleket ve yurttaşlarından daha fazla
    kendini düşünür.

    Utopia'da her şey herkesin olduğu için, ortak ambarlar
    dolu oldukça, hiç kimse hiç bir şeyden yoksun kalmaz.
    Devletin gelirleri hiç bir zaman adaletsizce dağıtılmaz.

    Utopia'da ne yoksula ne dilenciye rastlanır. Kimsenin
    hiç bir şeyi olmadığı halde, herkes zengindir. Dünyada
    kaygısızca ve rahat yürekle, sevinç içinde yaşamaktan
    daha büyük zenginlik olabilir mi? Hiç geçim sıkıntısına
    düşmeden, karısının ağlayıp sızlanmalarını ve yiyecek
    içecek istemelerini duymadan, oğlunun yoksul kalması
    kızının çeyizini yapamamasından korkmaksızın yaşam
    sürdürmekten daha mutlu ne olabilir?

    Utopia'lının, kendi karısının, çocuklarının, torunlarının,
    torunlarının torunlarının ve gelecek tüm soyunun rahat
    yaşayacağından hiçbir kuşkusu yoktur. Ayrıca, Utopia
    devleti, tüm bu imkânlarını, hem dün çalışıp ta bugün
    çalışmaz olanlara, hem de bugün, bütün gücü yettikçe
    çalışanlar için kullanır.

    Böylesi haklı, böylesine eşit bir düzeni başka ulusların
    devletiyle oranlamaya kimlerin dili varır ki? Ben kendi
    hesabıma, başka uluslarda eşitlik ve doğruluğun ufak
    bir izini bile görüyorsam kör olayım.

    Bir soylu kişi, bir para babası, bir tefeci, kısaca hiçbir
    şey üretmeyen, devlete yararsız süs-püsler yaparak
    satan işsizgüçsüzler, refah içerisinde güle oynaya bir
    yaşam sürdürürken beri yanda bir işçinin, arabacının,
    demircinin, marangozun ve çiftçinin, bir lokma ekmek
    için, durup dinlenmeden çalışıp-didinmesi, alınteri ile,
    yük hayvanlarının bile zorla dayanacağı bir yoksulluk
    içerisinde yaşaması, hangi hakka ve hangi doğruluğa
    sığar?

    En zor işleri sessizce yerine getiren bu insanlar o kadar
    yararlı kişilerdir ki, hiç bir toplum onlar olmadan bir yıl
    bile ayakta duramaz. Böyle iken, bir hayvanın yaşam
    koşulları dahi onlarınkinden kat kat daha iyidir. Çünkü,
    hayvan onlardan hem daha az çalışır hem yiyeceği hiç
    de onlarınkinden daha kötü değildir. Hatta zevklerine
    göre daha uygundur. Üstelik bir hayvan geleceğinden
    hiç de kaygılı değildir.

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    şçiye gelince, nedir işçinin kaderi? Bugün için verimsiz,
    kısır bir işin altında ezilmektir ve yarın için beklediği de
    yoksulluk, dilencilik içinde geçecek bir ihtiyarlıktır. Aldığı
    gündelik, günlük ihtiyaçlarını karşılamaya asla yetmez.
    Nasıl kazancından bir parçasını bir yana ayırsın da, yaşlı
    günlerindeki geçimini sağlayabilsin?

    Soylu adı verilmiş kimselere, altınlar ve elmaslar içinde
    yaşayanlara, aylaklar ya da süsten geçinenlere, bu hoş
    keyifleri körükleyerek beslemekten başka işleri olmayan
    bu insanlara, bol keseden varlık dağıtan böylesi toplum
    haksız ve nankör bir toplum değil de nedir?

    O toplum ki, kendini asıl yaşatan çiftçinin ve kömürcünün,
    arabacının, marangozun, işçinin dertleriyle kaygılanmaz,
    hiçbirine acımaz. O toplum ki, insafsız bencilliğinin içinde,
    daha fazla iş, fazla çıkar sağlamak için, emekçi insanların
    gençlik gücünü kıyasıya harcarlar; zavallılar yaşlandılar
    hastalandılar mı, ellerinde avuçlarında bir şey kalmadı mı,
    iş başında sabahladıkları günler, gördükleri önemli bunca
    iş unutulur, tüm bunlara karşı toplumdan gördükleri ödül
    açlıktan ölmektir.

    Dahası var. Zenginler her gün yoksulların gündeliklerini
    kıstıkça kısarlar. Bunun için yalnız hilelere başvurmakla,
    kalmaz, yasalar çıkarırlar. Devletin en yararlı insanlarına
    böyle davranmak çok açık bir adaletsizliktir diyeceksiniz
    ama, zenginler bu canavarlığı yasalar yolu ile bir adalet
    kılığına bürümüşlerdir.

    İşte bu nedenle, bugünün gösterişli devletlerini gözden
    geçirince, bunlar içinde benim gördüğüm tek olgu şudur
    aldanmıyorsam: Zenginler Cumhuriyet, halk egemenliği
    gibi parlak sözler altında yoksulların kuyusunu kazıyorlar.
    Türlü düzenler ve akla gelmedik yollarla bir taşla iki kuş
    vurmaya çalışıyorlar: İlk sağlamak istedikleri ise, kimi az
    kimi çok haksızlıkla elde edilmiş serveti dünya durdukça
    dokunulmaz bir mülk haline getirmek, ikincisi yoksulların
    açlığından, bedenlerinden yararlanmak üzere onları yok
    pahasına çalıştırmaktır.

    İşte, zenginlerin devlet adına, dolayısıyla yoksullar adına
    başvurdukları bu dolaplar, çıkar yasalarını oluşturmuştur.
    Bununla beraber, doymak bilmeyen bir hırsla toplumunun
    mutluluğunu, huzurunu sağlamaya kafi gelecek nimetleri
    aralarında paylaşan böylesi kötü ve vicdansız insanlardan
    oluşmuş grup, Utopia'lıların mutluluğuna kavuşmaktan çok
    uzaktadırlar.

    Utopia'da cimrilik asla barınmaz. Çünkü Utopia'da paranın
    yeri yoktur. Para ortadan kalkınca, bir çok acıların kaynağı
    kurumuş, nice cinayetlerin kökleri sökülmüş olmuyor mu?

    Kim bilmez ki, yalanın- dolanın, haksızlıkların, soygunların,
    kavgaların, kargaşalık ve ayaklanmaların, cinayetlerin ve
    ihanetlerin, zehirlenmeler ve bu denli cezalar ile ödenen
    suçların para ile birlikte ortadan kalkacağını?

    Para ile birlikte korkular, kaygılar, kuşkular, uykusuzluklar
    da insanların yakasını bırakacaktır. Parasızlıktan doğuyor
    sanılan yoksulluğun ta kendisi bile, para yok olunca, yok
    olacak.

    Bunun apaçık kanıtı da şudur: Diyelim ki, bir kıtlık yılı oldu,
    binlerce insan korkunç açlıktan kırıldı. Elimle koymuş gibi
    bilirim ki, o kıtlık yılının sonunda şu zenginlerin ambarları
    aranacak olsa, çuvallar dolusu zahire bulunur. Bu zahire
    vaktinde açlıktan bir deri bir kemik kalmışlara dağıtılsaydı
    bu zavallılar Tanrı'nın insafsızlığına ve toprağın cimriliğine
    kurban gitmezlerdi. Görüyorsunuz para olmazsa herkesin
    geçimi kolayca sağlanabilir. Bizlere mutluluğun kapısını
    açmak üzere sunulmuş bulunan ve Tanrı adına kutsal bir
    şeymiş gibi öne sürülen bu altın anahtar, esasında bütün
    kapıları kapatmaktadır.

    Zenginler bu gerçekleri bilmezler mi?
    Bence çok iyi bilirler.
    Bilirler ki, bir sürü yararsız ıvır zıvır biriktirmektense, iyi
    yaşamak için gerekli şeylerden yoksun kalmamak daha
    iyidir; çuvallarla altına boğulmaktansa, kaygulardan ve
    dertlerden uzak kalmak çok daha özlenir bir şeydir.

    Bana kalırsa insanoğlunun hem kendi çıkarı, hem İsa
    yoluna girmek için çoktan Utopia devleti yasalarına
    uyması gerekirdi. Çünkü, Tanrı’nın bilgeliği, insanların
    iyiliğinin nerde olduğunu bilmez olamazdı ve herhalde
    tanrısal iyiliği ile onlara iyiliğin ve doğrunun ne yanda
    olduğunu haber vermişti. Ne var ki, insanın kendini bu
    denli beğenmişliği, bütün ahlaksızlıkların kaynağı olan
    o hayvanî tutkusu, dünya halklarının doğru olan yola
    girmesine engel olmuştur.

    Kendini beğenmiş o adam, mutluluğunu kendi rahatlığı
    üstüne değil, başkalarının acıları üstüne kurar; ezeceği,
    köle gibi kullanacağı insanlar olmazsa ve mutluluğunu
    başkalarının yoksulluğu üzerine kuramazsa, mülkünü-
    malını ortaya serip yoksulların bellerini bükmeyeceğini,
    umutlarını kırmayacağını bilmezse, o Tanrı olmayı bile
    istemez. Kendini beğenmek öyle bir cehennem yılanıdır
    ki, insanın yüreğine sinsice süzülüp girer, onu zehirleyip
    gözünü kör ederek, daha güzel bir hayata giden yoldan
    saptırır onu. Bu sürüngen, insanların öylesine içine işler
    ki, onu koparıp atmak kolay olmaz.

    Bu size anlattığım devlete, bütün dünya memleketlerinin
    kavuşmasını candan dilerim. Ne mutlu Utopia halkına ki,
    böyle bir devleti bulmuşlar. Yarattıkları kurumlar onlara
    parlak bir uygarlık sağlamakla kalmamış, eğer aklım beni
    aldatmıyorsa, onlara sonsuz bir varlık da sağlamıştır.
    Çünkü Utopia'da her türlü gözü doymazlık ve ayırımcılık
    tohumları onlara bağlı bütün kötülüklerle birlikte sökülüp
    atılmıştır. Böyle olunca devlet te, bunca güçlü ve mutlu
    ülkeleri yıkan iç kavgalardan uzak kalmıştır.

    Yurttaşlar kendi içlerinde bu kadar sağlam dayanışmayla
    birbirine bağlı olunca, böylesine bir birlik kurunca, devlet
    dışarıdan gelecek tüm tehlikelere rahatça karşı koyabilir.
    Böyle bir devleti yabancı kralların ele geçirmek istemesi
    boşunadır. Utopia'ya karşı bunu deneyenler çok oldu ve
    her seferinde yenilgeye uğradılar."

    Raphael hikâyesini bitirince, Utopia'lıların savaş sistemleri,
    dinleri, törenleri, yasaları, töreleri ve kurumları üstüne bir
    hayli düşündüm. Bunların çoğu olmayacak şeylermiş gibi
    göründü bana. Asıl şaşırtan ise, bu garip devletin, parasız
    pulsuz ortak yaşama düzeni oldu. Böylesi bir ortaklık para
    ile birlikte, devletin şanı şerefi sayılan soyluluk ve yücelik
    gibi parlak, görkemli bütün üstünlükleri kökünden atıyordu.

    Bununla beraber, konuşmaktan yorgun düşen Raphael'le
    tartışmaya girmedim. Söylediklerine aykırı olan fikirlerimi
    hoş karşılayacağından emin değildim. Onunla tartışmaya
    giren başkalarına nasıl çattığını hatırladım. Ona kalırsa bu
    kimseler başkalarının görüşlerinde sakatlık görmezler ise,
    aptal sayılmaktan korkan kişilerdi. Bu nedenlerle ben de
    Utopia'lıların devletini ve Raphael'in bütün bu anlattıklarını
    övdüm, sonra elinden tutup onu sofraya götürdüm:
    "bir başka zaman bu konu üzerinde daha uzun konuşuruz."
    dedim.

    İnşallah günün birinde bulurum bu fırsatı.
    Gerçi dünya işlerini iyi bilen bu bilge kişinin söylediklerini
    tamamen kabul edemem ama şunu da saklamayacağım ki,
    Utopia devletinin birçok özelliklerini şehirlerimizde görmeyi
    isterdim. Bir umuttan çok bir dilektir bu.
    İşte Utopia adasının yasaları ve kurumları üstüne Raphael
    Hythloday'in öğle sonrası konuşması böyle sona erdi.

Yukarı Çık