Merhaba!

Ünlü korku yazarı Stephen King devasa serisi Kara Kule’yi tamamladı. Serinin beşinci kitabı “Calla’nın Kurtları” kısa bir süre önce Altın Kitaplar’dan çıktı ve gerisi de Amerika ile aynı anda Türk okuruyla buluşacak.

Rakamla 731, yazıyla yedi yüz otuz bir sayfalık bir kitap “Calla’nın Kurtları”… Bu size bir şey ifade ediyor mu? “Kara Kule” serisinin beşinci kitabı desem… Korkunun efendisi, çoksatar eserlerin markası, bu sene Amerika’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden Ulusal Kitap Vakfı’nın ödülünü alan Stephen King’in kitabı desem… Fantastik bir kitap desem…
Anlaşıldı, anlaşıldı bu kitabı değerlendirmek için “Kara Kule” serisini ve Stephen King’i size anlatmam gerekiyor. İsterseniz her şeyi biraz basitleştirerek başlayalım…
Kara Kule “yolculuk” türünde bir kitap... Yani bir görev vardır ve çoğunlukla daha önce birbirini tanımayan bir grup bu zorlu görevi başarmak için zorlu, tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkar. Yaşadıkları maceralar onları birbirlerine, tehlikeler de okuyucuyu onlara bağlayacaktır. Sonuçta hepsi birer kahraman olup çıkacaktır. Bu açıdan -yazarının da itiraf ettiği gibi- Yüzüklerin Efendisi ile bir akrabalığı var. Bu benzerlik sadece kitabın türüyle sınırlı değil…
Mekanımız Orta Dünya… Tolkien’in Orta Dünya’sı değil ama isim olarak kullanılması garip tabii… Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’ndeki kötülerin başı Sauron’u anımsatan bir Kızıl Kral var. Ve tıpkı oradaki gibi kötülüğün şekillendiği kıpkırmızı bir göz!... Tamam, tamam en iyisi benzerlikleri saymayı kesip Stephen King’in ne dediğini öğrenelim:
“Bana göre, 60'lı yıllarda ve 70'lerin başlarında genç, fantezi yazarları bu kitaplardan etkilenmeye başladı… Ben de bu öyküleri okuyan yazarlardan biriyim ve öykülerin büyüleyici havasına bayıldım. Şövalyeler fikri hayal genişliği bu heyecanlı öykülerin uzun sürede yazılması ve heyecanını hiç yitirmemesi aklımı başımdan aldı. ‘Bende böyle bir şey yazmak istiyorum,’ dedim. Birinci öyküyü yazmaya başlarken, kendime, ‘Çok çok dikkatli olmalısın, yoksa Tolkien'in taklitçisi olup çıkarsın,’ dedim. Böyle yapmak istemiyordum çünkü... Ama şövalye düzeni kurmak için gösterdikleri çabayı ve başka bir dünyaya gitmek istemelerini çok sevdim.”
Evet yeri geldi söyleyelim; Stephen King “Kara Kule” serisi 1970’li yıllarda yazmaya başlıyor. Bu tarih ilk kitabının (Göz-Carrie) yayınlandığı 1973 yılından epey geride. Diyebiliriz ki onun en amatör heyecanla yazmak istediği, kalbinden gelen öykü bu. Daha yazarlığa evriminin ortasında, sevdiği yazarlara öykünen bir okurun, “okumak istediği kitabı yazma hevesi” bu!
Çevresinde bu kadar dolaştıktan sonra genel hikayeyi biraz özetleyelim isterseniz. Yoksa hiç King’i okumamış veya henüz Kara Kule kitaplarıyla tanışmamış okurlarımız ilgisini kaybetti, kaybedecek…

ROLAND ADLI BİR ÇOCUK KARA KULE’YE GELDİ

Stephen King’in en baştan beri altını çizdiği gibi bu devasa serinin ilham kaynağı şair Robert Browning’in “Childe Roland to the Dark Tower Came” adlı uzun şiiri... Ve macera Roland adlı silahşörün çürümekte olan bir dünyada Walther adlı güçlü ve kötü bir büyücüyü takibiyle başlar.
Bu kitapta Roland’ın hızla yok olmaya kayan, çürüyen, eskiyen, zamanın bile dengesizleştiği dünyada Gilead adlı yıkılan bir krallığın prensi olduğu öğreniriz. Bunun sorumlusu güçlü büyücü Walther ve onun patronu Marten (King’in başka kitaplarında karşımıza çıkan Şeytani varlık Randall Flagg), yani Kızıl Kral’ın adamlarıdır.
İlk kitapta Roland bir görevi olduğunu öğrenir: Kara Kule’yi kurtarmak.. ve bunun için seçimini yapar.
Kızıl Kral kimdir bilinmez ama amacı bütün dünyaları ve zamanları dengede tutan Kara Kule’yi yıkmak, onun ayakta tutan Işınlar’ı kırmaktır. (Işın Kırıcılar’a Atlantis in Heart –Maça Kızı- ve Black House –Kara Ev- romanlarında rastlıyoruz.)
İkinci kitapta silahşörün bu görevde yalnız olmadığı, ka-tet’ini yani kaderleri bu görev için birleşmiş insanları bulması anlatılıyor. (Bu grup Kara Kule’nin Yüzük Kardeşliği’dir.) Roland’ın ıstanavarlar adlı yaratıkların saldırısına uğradığı, iki parmağını kaybettiği ve zehirlenerek hastalandığı bir kumsalda günümüz dünyasına açılan üç kapıdan Eddie, Susannah ve Jack’i getiriyor. (Serinin bu kitabında King silahşörün karşısına sürekli engeller ve zorluklar çıkarır. Tüm kitap boyunca silahşör damarlarına yayılan zehir dolayısıyla ateşler içindedir. Serinin tüm kitaplarında bu zorlayıcı tavrı görürüz. Hiçbir başarı bedelsiz değildir. Bu açıdan King kahramanlarına acımasız davranan bir yazardır.)
Yazmaya kalksak teferruat geniş, örneğin Jack esasında silahşörün başka bir dünyada ölmesine izin verdiği, Kara Kule’ye feda ettiği bir genç. Susannah ise içinde Odetta ve Detta’yı barındıran (ki bunlardan birisi onları öldürmeye kararlıdır.) çok kişilikli bir kadın… Maceranın bundan sonrası Kara Kule yolunda ka-tet’in oluşması, bizim dünyamızdan alınan bu üç kişinin silahşör olması, Roland’ın geçmişini öğrenerek ve ölüm tehlikelerini atlatarak geçiyor.
Serinin beşinci kitabı “Calla’nın Kurtları”nda kahramanlarımız bir kasabayı, çocukları çalan ve beyinsiz yaratıklar olarak geri getiren Kurt başlıklı yaratıklardan kurtarmaya çalışıyorlar. Ama bu arada günümüz dünyasında da Kara Kule ile bağlantısı olan gülü ve onun olduğu arsayı korumaları gerekiyor.

STEPHEN KİNG HAYAL EVRENİ

Kara Kule’yi okurken Stephen King’in hayal evreninde astronomik bir döngünün tamamlanmaya başladığını veya Kule’nin kapısını kapatmaya hazırlanan çarkların gıcırtıcını duyuyorsunuz. Zira bu seride bütün kitaplarına atıflar güçlü bir biçimde yapılırken Salem’s Lot adlı kitabında vampirlerce lanetlenen Rahip Callahan karşımıza önemli bir karakter olarak çıkıyor. Kara Kule sadece yedi kitaptan oluşan bir seri değil, bütün King eserleri bu güçlü güneşin yörüngesinde…
Basit olan şudur: Kara Kule tüm dünyaların nirengi noktasıdır, her şeyi dengede tutan ve bütünleyen odur. Kara Kule, Stephen King’in hayal gücüdür, yaratıcılığıdır. Nitekim Calla’nın Kurtları’nda bizi bekleyen önemli bir sürpriz karakter var.
Seri Amerika’yla aynı anda ülkemizde de yayınlanacak olan Susannah’ın Şarkısı ve Kara Kule ile bitecek ve hep birlikte sorularımızın yanıtını bulacağız.
Karşımızda sadece 7 kitaplık bir seri değil, 34 yıla yayılmış olan bir yazım serüveni var. Bu uzun bir süre ve Stephen King bu süreç içinde değişmiştir, özellikle de yazarlığı… Serinin ilk kitabı “Silahşör” bu yüzden tekrar yazıldı…

SPAGETTİ WESTERN

Kara Kule bir ayağıyla fantastik bir öyküyse bile bir ayağı da western hikayelerine, daha doğrusu spagetti westernlere basıyor. Nitekim ilk kitapta silahşör tarif edilirken bariz bir şekilde “İyi, Kötü ve Çirkin” adlı baş yapıtta karşımıza çıkan Clint Eastwood tarif ediliyor.
Calla’nın Kurtları’nda da karşımıza bir başka klasik öykü; Akira Kurosawa’nın 7 Samuray’ı ve onun Amerikan versiyonu 7 Silahşör’ü çıkıyor.
Sadece fantezi ve spagetti western değil; masallar (Oz’un Dünyası), Charles Dickens, modern Amerikan yaşantısı karşımıza çıkıyor.

EKSİLER VE ARTILAR

Açık konuşmak gerekirse Kara Kule serisi Stephen King dünyasına yabancı bir okur için zor bir okuma olur. Zevkinin de ancak birden fazla kez okunursa çıkacağını belirteyim.

Karşımızda bir yazar için gerçekten muhteşem bir mimari var, incelikle işlenmiş bir kurgu, keyfinden ödün vermeyen bir anlatım. Özellikle Calla’nın Kurtları’nda olayların bazen anlatım nedeniyle çok yavaş geliştiğini söyleyebiliriz. Hani Yaşar Kemal için derler ya; “Bir yağmur damlasının yere düşüşünü beş sayfada anlatıyor adam,” diye, hakikaten de bu kitapta Stephen King bazen bu ifadeyi hak ediyor.
Kitabın eksisi olarak bu anlatıma, eylemin feda edilişini söyleyebiliriz. Gerçi Stephen King değişimden korkmamasıyla, cesareti takdir edilmesi gereken bir üstattır. Ortaokul yıllarımda onunla ilk tanıştığım kitabı olan “Tepki”den (Firestarter) beri çok geliştirdi yazarlığını. Hatta benim görüşüme göre kariyerinin ilk başında “hikaye anlatıcı” biriyken belli bir aşamadan sonra “yazar” oldu ve eleştiriler sertleşmeye başladı.

Eleştirilere katıldığım nokta kitaplarındaki genel hikayelerin basitleşmesi. Anlatım güzelleşirken “Rüya Avcısı” ve “Buick 8” gibi kitaplarında bir konu sıkıntısı çektiği ortaya çıkıyor.

Son yıllarda Stephen King’in yazarlığı bırakacağı yolundaki söylentiler de hep bu türden eleştiriler nedeniyle çıkıyor. Artık yazacak iyi bir konu bulamadığı, tükendiği, içini tamamen boşalttığı yönünde eleştiriler bunlar. Gerçi kendisi amazon.com’da yapılan röportajında bu söylentiyi yalanlıyor ama artık biraz yavaşlayacağını, içini tekrar doldurması gerektiğini de itiraf ediyor.

Stephen King’in her kitabını okumuş, kitaplarından öte onları yazan insanı da sevmiş biri olarak söyleyebileceğim artık onun bir fantezi ve korku yazarı olarak tanınmasının bir sıkıntı yarattığı. Öyle kitapları var ki içine bir gram fantezi veya doğaüstü bir olay girmese muhteşem gidiyor, ama bu yola saptığı anda değerini yitiriyor.

Örneğin Türkçe’ye Çılgınlığın Ötesi olarak çevrilen Rose Madder, evlilik içi şiddet ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadın üzerine muhteşem ayrıntılı bir kitap… Bizde kadın sorunlarına eğilen, çok satan bazı yazarlarımızın üzerine atlayabileceği bir anlatım ve içerik ama gelin görün ki bir noktadan sonra işin içine giren fantastik öğeler romanı sıradanlaştırıyor.

Oysa, “Rita Hayworth’u Seven Adam” (Esaretin Bedeli adıyla filmini seyrettiğimiz hapisten kaçış klasiği) ve Misery de tanık olduğumuz gibi kendisi işin içine fantezi koymadan da iyi eserler üretebiliyor.
Ya Maça Kızı adlı romanındaki çocuk ile annesi arasındaki ilişkiye, kiracı olarak gelen yaşlı adam ile çocuğun dostluğuna, o anlatıma ne diyeceğiz.

Sanırım bu noktada iki dünya kesişiyor. Yani Stephen King’i sadece fantezi ve korku yazarı sandığı için okumayanlar çok şey kaybederken, onu sürekli bu türlerde eserleriyle tanımak isteyen kemikleşmiş hayran kitlesi de bir değişimi engelliyor.

Benim Stephen King’le ilgili bir iddiam var; o modern ve çoksatar korkuyu başlattığı halde “büyük kitle” yazarlarının son örneği. Kastettiğim 1800’lü yıllarda romanları ilk önce fasikül fasikül gazetelerde yayınlanan, insanların rıhtımlarda, tren garlarında kitleler halinde beklediği büyük yazarlar… Henüz sinema ve müziğin teknoloji yardımıyla geniş yayılma imkanı bulmadığı, roman sanatının altın devri… Charles Dickens, Alexandra Dumas, Sir Arthur Conan Doyle, Victor Hugo devri…

Stephen King o tür yazarların son ismi… Zaten Yeşil Yol adlı kitabını bu tür bir pazarlama tekniği ile yani bölüm bölüm yayınladığını unutmayalım.

O iyi bir yazar, bunun ötesinde edebiyat tarihini onurlandıran, edebiyata hayran bir okur.
Son söz olarak diyebileceğimiz şey Stephen King’in Kara Kule’nin macerasını bitirdiği. Yani tüm seri yazıldı ve açıklanan tarihlere göre yayınlanacak. King bütün seriyi 2000 yılında geçirdiği, üç ameliyat ve aylarca süren acı dolu fizik tedavi süreci sırasında korktuğu için bitirmeye karar vermiş. Doğrusu ya bu kadar okuruna karşı sorumluluk duygusu olan, yazma aşığı bir adam zor bulunur.
Orkun Uçar

http://www.derzulya.com/makaleler/stephenking1.html