Merhaba!



Tadimlik:

Çürümüş, tahta, paslı teneke ve kerpiç yığınlarından ibaret evleriyle işçi mahallesi sanki bir seldi, bir seldi de bu sel, uzak, çok uzaklardan yuvarlana yuvarlana, köpüre köpüre, korkunç anaforlar yapa yapa gelmiş, yıllardanberi mahallenin nabzı gibi atan fabrikanın ağır, beyaz taşlarla örülü, kalın sağlam ve yüksek dört duvarına yandan yüklenmiş, ama duvarları aşamadan, takılmış kalmıştı…

Boşnakça bir halk türküsüydü bu. Bu türküde bir Avşar kilimindeki renklerin cümbüşü vardı. Bu türküde hasret vardı, bu türküde arzu, bu türküde aşk.. Bu türkünün motifleri Hint’de, Çin’de, Kazablanka’da, New York’da, Po Vadisi’nde, Güney Amerika Bozkırları’nda, Orta Anadolu’da da vardı. Bu türkü insanlığın hasretlerini, arzularını belirten nakışlarla işli bir türküydü…

Ay benimle olduktan sonra, yıldızın kuyruğuna çarpim.



Cemile, Sırbistan'dan Çukurova'ya göçmüş eski bir derebeyi ve çete reisi olan ihtiyar Malik'in kızıdır. Kardeşi Sadri'yle birlikte bir pamuk fabrikasında çalışmakta olan bu güzel kız, herkesin dikkatini çekmekte, özellikle Çapur Ali adlı biri, onu kaçırmak istemektedir.

Cemile, o fabrikada çalışan yoksul bir memura gönüllüdür ve onunla evlenecektir.' Kırların ve dağların hür havasına tutkun olan Malik ise çocuklarının fabrikada çalışmasını istememekte, arkadaşı Muy'un çocuklarına olduğu gibi, onların da başına bir iş gelmesinden korkmaktadır. Nitekim Cemile ile Sadri'yi alıp bir toprak parçası üzerine yerleşmeyi hayâl ediyor:

Cemile yazarın sembol ve ideal kadınıdır. Fabrikada kâtip olarak çalışırken, âşık olduğu genç kızdır. Zağrep 'te doğmuş bir Boşnak güzelidir. 5 Mayıs 1937'de onunla evlenmiştir. Eşinin yani Cemile' nin asıl adı Nuriye'dir.

Cemile' nin babası da Orhan Kemal'in babası gibi, zenginlikten yoksulluğa düşmüşlerdendir.)

“ihtiyar Muy, ihtiyar Malik'in hemşehrisi, çocukluk arkadaşıydı. Tara ırmağı boyundaki (.............) kasabasında birlikte büyümüşler, birlikte silâh kullanmaya başlamışlardı, içtikleri su ayrı giderdi yalnız. Malik hâlâ onu, o kadar severdi ki, onun için kan dökebilir, bu ihtiyar yaşına; Sadri' ye, Cemile' ye rağmen, hapislere girebilirdi.
Muy'un bir tek oğlundan başka kimsesi kalmamıştı. O da Doğu' da çok uzak bir yerde askerdi.
Memleketin eşrafından Amir Ağa'nın teşvikiyle Karadağ Milletvekili Boşko Boşkoviç'in Öldürülmesi üzerine başlayan katliamdan kurtulmak için kaçmadan önce, Malik ve Muy ismi, Sırplar üzerinde yıldırım etkisi yapardı.

İstanbul limanına birkaç parça mücevherle ayak basan kalabalık iki ailenin elindeki, avucundakiler şaşılacak bîr hızla eriyiverince, Malik'le Muy hayatlarında ilk defa geçim derdi diye bîr şey olduğunu öğrendiler.

İki erkek ekmek kavgasına atıldı, olmadı. Ata binmek, silâh kullanmaktan pusu kurup kelle biçmekten başkasını bilmiyorlardı. Şehir ise bundan anlamıyordu. Fabrikaları ve pamuk tarlalarıyla ünlü bir güney Anadolu şehrine göçüldü. Ne yapıldıysa boş. Beceriksiz derebey torunları elleri böğürlerinde kaldılar. O zaman talihlerini denemek sırası kadınlara geldi. O kadınlar ki, dalları yerlere kadar eğilen koyu gölgeli meyve bahçelerinde gülüp türkü söylemek, süslenip, salına salına dolaşmaktan başkasına alışmamış, rahatlıktan semirmiş kadınlardı. Fabrikada hızla kuruyup çirkinleşmeye başladılar. Gün geldi, ellerinde mendil, küt küt öksürerek, iki iyilikten birini dilediler.
Daha sonraları kadınlar toprağa verildi, çocuklar fabrikalara...

Çok geçmeden Muy'un büyük kızı bir Çingene çalgıcının peşine takılıp gitti. Küçüğe gelince... Bu sessiz, akıllı bir kızdı. Çok da güzeldi. Paydoslarda peşine delikanlılar düşerdi de, o hiç birine yüz vermezdi.
Bir gece yarısı saat on ikiden sonra, fırtına, yağmur... Yer yerinden oynarken, Muy'un kızı kendi kendine sokularak mahallenin dar sokaklarında yapayalnız işten geliyordu ki, önüne bir takım insanlar çıktı, kızın ağzını sıkıca kapayıp köşede bekleyen eski bir Ford'a sokup uzaklaştılar.

Gidiş o gidiş...

Yemek, içmekten kesilen Muy, haftalarca çılgına döndü, sokaklarda yan deli; dolaştı durdu. Neden sonra bir gün bir çoban, barsaklarını köpeklerin çekiştirdiği, başı taşla ezilmiş bir cesetten söz açınca her şey anlaşıldı.
İhtiyar Muy o gün, bugün yarı delidir. Guslisi koltuğunun altında, canı istediği zaman çalar, söyler; ağlar”.

Epsilon Yayınevi

Karakitap Nokta Net - Cemile - Orhan Kemal