Ölü Erkek Kuşlar-İnci Aral

Ölü Erkek Kuşlar, Bir Kadının birine tutkulu bir aşk, ötekineyse köklü bir sevgi ve evlilik bağıyla bağlandığı iki erkek arasındaki bölünmüşlüğünü konu edinirken, bu üç kişinin çocukluktan kadın ve erkek olmaya giden yolda kurallar, öngörmeler, koşullandırmalarla biçimlenişlerini irdeliyor. Bir kadın ve iki erkek arasındaki ilişkilerin hem bireysel ve toplumsal yargıların içinde barındırdığı katılık ve şiddet, hem de belli bir tarihsel dönemin baskı ortamında nasıl yorucu, yıpratıcı bir iletişimsizliğe, uzlaşmazlık ve çözümsüzlüğe dönüştüğünü gösteriyor. Bu karmaşa içersinde aşk, gerçekleşmeyecek çocuksu bir düş, evlilikse düzen sanılan bir düzensizliktir. İnci Aral, bu ilk romanında bir kadının bağımsızlık ve mutluluğu umutsuzca arayışını içtenlikle, ustalıkla dile getiriyor.

Ölü Erkek Kuşlar, bir kadın ve iki erkek arasında yaşanan aşk, sevgi ve dostluğun anlatıldığı bir romandır. Romanın başkişisi olan Suna, kocası Ayhan'a büyük bir sevgi ve dostlukla bağlı iken, kocasının arkadaşı olan Onur'a da son derece kuvvetli bir aşk hissetmektedir.
Ölü Erkek Kuşlar, Suna'ın Düşköy Yazlık Sineması önündeki bekleyişi ile başlar. Suna, kendi yaşadıklarından yola çıkarak bir film yapmıştır. Bu filmde Onur ve Ayhan'la yaşadığı aşkı, sevgiyi ve olayları konu edinmiştir. Her türlü işi kendisi yüklenmiş ve ortaya amatörce bir film çıkarmıştır.

Henüz sekiz yaşında iken babasını kaybeden Suna, çocukluğunu mutlu bir aile ortamında yaşayamaz. Babasının ölümünün ardından ağabeyi ve annesi ile Bursa'daki dayısının yanına taşınmak zorunda kalırlar. Dayısı ve yengesi, kız çocuklarının yetiştirilmesi konusunda oldukça tutucu davranırlar. Onlara göre kız çocuklarının ahlaklı olabilmesi için baskı ile yetiştirilmeleri gerekir. Dayısının ve yengesinin bu düşünceleri Suna'nın yaşamında derin izler bırakır.

Suna, ortaokul ve liseyi bir Ege kentinde yatılı olarak okur. Bu yıllar içerisinde annesini kaybeden Suna, uzak bir şehirde yaşayan Adam ile mektuplaşmaya başlar. Ona büyük bir tutku ile bağlanır. Bir süre sonra çok fazla tanımadığı bu Adam; Suna için yatılı okulda, tutunacağı kimsenin olmadığı, yalnızlık içinde yaşadığı bir dönemde oldukça önemsenen bir sevgili halini alır.

Adam, "İkinci Dünya Savaşı öncesi doğmuş, savaşın yokluk yıllarında Ege'de büyük bir kentin kenar mahallesinde göçmenliğin ruhunda açtığı gediklerle çekingen, güvensiz ilk gençliğine adım atmıştı." biridir. Nasıl edindiğini kendisinin de bilmediği katı kurallar dünyasında yaşar. Suna, ona uzun uzun mektuplar yazarken, Adam ona kızdığı bir anda mektuplarını keserek Suna'ya acı verir.

Suna'ya göre mektuplarla başlayan "()bu çocukluk aşkı, hastalıklı, boğucu, bütün sevinçlere sımsıkı kapalı bu korkunç illet gereğinden çok uzun" sürer.
Sanat Tarihi bölümünü bitiren Suna, bu sırada Adam ile mektuplaşmaya devam eder. Çevresindeki erkeklere ilgi duymaz, kendinden on beş yaş büyük olan Adam'a büyük bir sevgi ile bağlanır.

Karadeniz'in bir kentinde öğretmenlik yapmaya başlayan Suna, yaşadığı için tepkiler alır. Çevresindekilerin evlilik konusundaki baskılarına dayanamaz ve Adam'ın yanına gitmeye karar verir. Uğruna düzenini bozduğu Adam, ona hiç yardımcı olmaz. Suna onunla evlenmeyi ister; ancak Adam buna hazır olmadığını düşünür. Adam, kendisine karşılık beklemeden sunulan bu sevgiden memnundur ve bu nedenle o da Suna'yı sevmektedir. Çok geçmeden Adam ve Suna evlenirler. Her ikisi de çalıştığı halde bütün idare Adam'ın elindedir. Birkaç yıl içinde hayatları bir düzene girer ve oğulları Mehmet doğar. Böylece herkesin alıştığı bir düzende yaşamaya başlamışlardır.

Suna, iki kişiliklidir adeta. Su ve Na olmak üzere iki yüzü vardır. Sevgiden, bölüşmekten, farklılıklardan uzak bu evlilik; Suna'ın Na yönüne uygun bir durum değildir. Su, evcimenliği ve gelenekçiliği ile bu düzene uyarken Na, yalnızca beş yıl dayanabilir. Suna, beklentilerinden uzak olan bu evliliği bitirmeye karar verir ve çocuğunu Adam'a bırakma pahasına boşanır. Bu düzeni bırakan Suna, İstanbul'a yerleşir ve burada kendine yeni bir hayat kurmaya çalışır.

İstanbul'da bir dergide çalışmaya başlayan Suna, bir derginin kuruluş yıldönümünde Ayhan ile tanışır. Ayhan'la bir hafta geçirdikten sonra onun evine taşınır.
Ayhan, basın-yayında çalışan ve aynı zamanda Eskişehir'de üniversitede hocalık yapan bir adamdır. Ayhan, gençlik yıllarında oldukça çekingen, çevresiyle çok rahat ilişki kuramayan bir kişidir. İlk görev yerinde tanıştığı Havva ile on beş yıl evli kalmış ve bu kadından iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Evliliği boyunca bir türlü uyum sağlayamadığı eşi ile aralarındaki uçurumları kapatmaya çalışır. Uzun yıllar yurt dışında yaşarlar; ancak karısının bencilliğine ve serseri ruhuna daha fazla dayanamayan Ayhan, Türkiye'ye döner. Tipik bir erkek anlayışıyla koşullandırılmış olan Ayhan, yıllar sonra kendini aşmayı başarır. Kadın ve erkek arasındaki ayrımın yanlışlığını anlar.

Ayhan, Suna ile birlikte yaşamayı istediği fakat evliliğe sıcak bakmadığı halde bir süre sonra evlenirler. Suna için Adam'la yaşadığı beş yıl sonunda Ayhan gibi birine rastlamak bir mucizedir.

kaynak