Merhaba!



"kuma oturup suya bakardı, herşeye zor inanılırdı suya bakınca, çin diye bir ülke olduğuna ya da abd'ye ve vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işşizlik.

altmışında bir berduş, bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus...kadınları düşündü yine. birkaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve noeller ve işler ve şarkılar ve hasteneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent

ölümsüz yokluklarım vardı benim; her dönemeçte var olan ya da olacak bir şey gibi, her dönemeçte göğsümde çoğalan.

bileklerimdeki sigara yanıklarının öyküsünü gizledikçe, tenime daha da çok kazınan 'sıradan delilik'lerim vardı benim. delilikleri evcilleştirmenin yordamını, gizlediklerimi kendimden gizlemeye hapsettim. kendine doğru tek bir adım atmanın, bir coğrafyadan bir diğerine seğirtmekten çok daha zor olduğunu, doğanın bütün renklerindeki gözleri görünceye dek, yüksek alkollü gecelerde gizledim. o gecelere, 'gözlerin hepsi, yeterince yakından bakıldığında, silikleşiyor,' dedim.

kendime doğru tek bir adım atma cesaretimin dahi olmadığını, dünyanın bütün atlaslarını bitirinceye dek, sıradan deliliklerimde gizledim. o deliliklerime, 'atlasların hepsi, yeterince hırpalandığında, biçimsizleşiyor,' dedim.

şimdi kanlı bir çarmıh taşıyorum sırtımda, kendime göç eden her coğrafyada. öldürdüğüm her 'ben'den bir parça, sırtımdaki kanlı çarmıhta.

kanlı bir çarmıh taşıyorum sırtımda, yeni bir ruh aradıkça kendime, yeni çöl yalnızlıklarına öykündükçe; çoğalan her anda eksiltecek anlar aradıkça, eksilen her anda çoğaltacak anlar buldukça; bir elinde yaşam ve bir elinde ölüm, öldüğün kadar yaşadıkça ve yaşadığın kadar öldükçe;

durmaksızın kanlı bir çarmıh taşıyorum sırtımda,
keşfettiğim her yeni yoklukta.

bu dünya'da muhteşem olması gereken bir şeyler olmalı. ya da şöyle diyelim: bu dünyada heyecan verici bir şeyler de olmalı. her neyse, şunu diyelim: bu dünyada kabul edilebilir bir şeyler de olmalı."

senin sözündü, belliydi. sözün, belli olmaması gerekecek kadar belliydi. tut ki iki insan birbirine dokunsa, hep onların ortasında sevişecek kadar, hep onlara iki yalanı bir araya getirme fırsatı bırakmayacak kadar cesur, hiç kimseye açıkça fısıldanmayacak kadar öteki'ydi.

sözün, belliydi. sıradan bir delilikteki hırpalanma birimiydi. kendi yaşamının yakasına yapıştığın her anda ensende beliren, tanrılarını senden geri alan hayaletlerine duyduğun öfkeydi.

senin sözündü, belliydi. sıradan olamayacak kadar deliceydi.

charles bukowski
çeviri avi pardo - parantez yayınları