Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Kalbinle Düşün Aklınla Hisset

Kültür, Sanat Kategorisi Kitap Forumunda Kalbinle Düşün Aklınla Hisset Konusununun içerigi kısaca ->> Kalbinle Düşün Aklınla Hisset Yankı Yazgan İnsanı anlamak akıl işi midir? Hayatımızı şekillendiren büyük ve küçük kararlar verirken ne kadarında ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555

    Kalbinle Düşün Aklınla Hisset

    Kalbinle Düşün Aklınla Hisset

    Yankı Yazgan

    İnsanı anlamak akıl işi midir?

    Hayatımızı şekillendiren büyük ve küçük kararlar verirken ne kadarında aklımızla, ne kadarında hislerimizle hareket ederiz? Kalbimizin sesini dinlerken düşünebilmek mümkün mü? Aklımız sezgilerimizle, hislerimize kulak kabartabilir mi?
    Bu sorular hakkında akıl yürütmek için psikoloji ve psikiyatri disiplinlerinin biriktirdiği bilgi ve kavrayışlara ihtiyacımız var.
    Yankı Yazgan 'Kalp Çarpar Beyin Böler' (2007) adlı kitabının devamı niteliğindeki bu ikinci kitabında, aklımızı ve duygularımızı daha iyi anlamak, kararlarımızda bu iki yanı bir arada tutabilmek için gerekli bilgiyi toparlıyor.
    Beyin ve davranış bilimleri alanında üretilmiş bilgileri taş devrindeki insanların yaşamından tutun, her devirdeki aşk-meşk ve ilişkiler düzenine, siyasetin soluna ve sağına, ekonomide düşen dövizden enflasyonun genetiğimize etkisine uzanan geniş bir alanda olan biteni anlamak için kullanılıyor.

    Yankı Yazgan'ın bu yazıları ve çizgileriyle, kalbinizle düşünüp, aklınızla hissetmeye giden yolda hayata çok başka bir açıdan bakmayı deneyeceksiniz.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    (Bosch Life Gelişim Dergisi için Zeynep Kasapoğlu tarafından yapılmış söyleşiden)



    “En iyi kişisel gelişim kitabı henüz yazılmadı” diyorsunuz. Burada bir eleştiri var. Son kitabınız ''Kalbinle Düşün, Aklınla Hisset”i hangi sınıfta kabul edip okuyalım?


    Bu kitabı kişisel gelişim beklentileriyle alanlar hayal kırıklığına uğrayabilirler. Çünkü kişisel gelişim kitaplarının alışılmış kalıbı, bir takım kestirme yollar ve reçeteler oluşturmak üzerinedir. Benim daha önceki kitaplarımı okumuş olanlar ve yazılarımı takip edenler, böyle bir şeyin mümkün olmadığını biraz fazla ısrarla söylediğimi bilirler. Mümkün olsa, keşke ve memnuniyetle… Hayatın sırrının, hayatı anlamaya çalışmak, insanlarla birlikte olmak, insanlarla ikili ilişkilerimizi sürdürmekte olduğunu ve buna kafa yoran herkesin, bunu daha iyi yapabileceğini düşünüyorum. Zaten kişisel gelişimi sağlayan, insanların hayatında iz bırakan kitaplara baktığınızda bunların çoğunun edebiyat eserleri olduğunu görürsünüz. Orhan Pamuk’un kitabında geçen “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümlesi de herhalde bir kişisel gelişim kitabı için yazılmamıştır. Ben kitabımın popüler bir bilim kitabı kabul edilmesini isterim.


    Bize bugüne kadar öğretilen şuydu: “Duygularınla aklını karıştırma, mantıklı karar ver.” Kitap ise kalbinle düşün, aklınla hisset diyor. Bu ne demek?


    İnsan davranış ve düşüncesini anlamak konusunda klişeleşmiş bazı fikirler var. Bunlar; beden ve ruhun iki ayrı parça olduğuna ilişkin 17. yüzyıldan kalma varsayımlarla başlar. Günümüze geldiğinizde insan psikolojisinin insan beyninden bağımsız olduğu ya da insan beyninin sanki sabit ve değişmez bir takvimden ibaret olduğu gibi diğer uçta bir bakış açısına kadar uzanır. Modern beyin bilimleri ve davranış bilimlerinin elde ettiği bilgiler, bu varsayımların yanılgı yarattığını, bu sistemlerin birbirinden ayrılmasının neredeyse imkânsız olduğunu, birinden birinin diğerinden ağır basmasından ziyade ikisi arasında bir senkronizasyon sağlamasının insan hayatı açısından daha olumlu tesiri olabileceğini ortaya koydu. Bizim kalp sandığımız şeyi beyin, beyin sandığımız şeyi kalp yapıyor. Kalbimiz burada elbette bir metafor; orada duygu ve akıl zıtlığının gerçekte olmadığını söylüyorum. Böyle bir zıtlık, geçici olarak var olabilir, ama bunların birbiri olmadan yapamadığını birinden biri diğerine mutlak bir hüküm kurduğunda da insan için hiç iyi olmayan sonuçlar doğurduğunu söylemek istiyorum.


    Aklımızla biraz çıkarcı düşünmez miyiz? Duygularımızla sadece şimdiyi görebilirken, aklımız birkaç adım sonrasını hesaplar ve daha uzun vadede kâr sağlamayı hedefler. Bunu nasıl kıracağız?

    Bunun tam tersi de var. Örneğin çocuğumuzu ele alalım. Burada duygu da var, akıl da var. Duygu burada koşulsuz kör eder, akıl ise geleceği planlar. Biz bütün varımızı yoğumuzu, çocuğumuzun gelişimine yatırarak, akla mantığa sığmayan bir harcamalar dizisi içine giriyoruz. Aynı harcamalarla belki ne fabrikalar kurulur, ne dükkânlar açılır derken, biz çocuğumuzun gelişimi, eğitimi, iyi bakılması, iyi beslenmesi için kaynak yaratıyoruz. Duygu ve aklın bütünleştiği alanlardan bir tanesi çocuklarımız. Aklımızın hesapçılığı ile duygularımızın kör ediciliği bir kişinin menfaatine yarıyor; çocuklarımızın. Burada sevgi bize hedefleri gösteriyor, akıl ise o hedeflere gidecek yolu saptıyor.

    Kitabınızda, “Bir ampulün değişmesi için kaç psikiyatr lazım?” sorusuna; “Bir psikiyatr yeter, yeter ki ampul değişmek istesin” yanıtını veriyorsunuz. Diğer taraftan “Ben istesem neler yaparım” anlayışını da eleştiriyorsunuz. Değişmek istediğimde değişebiliyordum hani?

    Genel ortalamaya baktığınızda ben ileride büyük bir futbolcu olmak istiyorum diyerek futbola başlayanların çok küçük bir bölümü büyük bir futbolcu oluyor. İstemenin yetmediğini söylüyorum. İstemek bir ön koşul. Bir piyango bileti almak gibi; bileti almazsanız size çıkma şansı yok. Ampulün değişmesi konusuna dönersek, evdeki ampul eğer havai fişek olmak istiyorsa, böyle bir değişimin imkansız değilse, zor olduğunu bilmesi lazım. İmkansızı istemeye itirazım yok. İmkansızı istemekle ömrünü geçirmiş bir çok insanın olduğu bu dünyada, böyle söylemek ayıp olur. Ama onun imkânsız olarak bilerek isteme cesareti göstermeyi, “ İmkansız olduğunu biliyorum ama yine de istiyorum, olması için her türlü özveriyi göstermeye hazırım” demeyi kastediyorum. Bu cesarettir. Ama kendinde her şeyi başarabilecek bir güç olduğuna inanmak ise, kendini bilmezliktir.


    Peki, ne yapalım? “Reçete yok” dediniz ama bir yol tarifi vardır elbette…

    Elimde ne var? Ben ne yapıyorum? Şu anda neyim? Bu sorulara yanıt verebilmeliyiz. Hani mezar taşına yazıyorlar; “elindekinin kıymetini bilmedi” diye. Ya da sevdiği bir insan var ama sevdiği bir insanın değerini bilmiyor... Hep daha fazlasının, daha iyisinin peşinde olmak, kendini geliştirmenin bir yolu değil. İştahlılıkla oburluk arasındaki fark gibi bir fark. Hayatın ağırlığından kurtulmanın yolu devamlı yeni istekler peşinde koşmaktan ziyade, sorumlulukların farkına varmak, odaklanmaktır. Kendi sorumluluklarını yerine getirmeyen birçok insanın yeni sorumluluklara aday olmasını, heves etmesini nasıl açıklarız? Yavaş olmak, biraz ağırdan almak daha iyi olmaz mı? Acelemiz ne? Bunu düşünmeliyiz. Ağır olmak, cansızlık değil, tam tersi canlılık. Düşünerek, taşınarak bekleyerek yaşamak canlılıktır. Nereye yetişiyoruz?


    Stres hakkında neler söylersiniz? Her geçen gün etkisi artıyor ve mutsuzluk yaratıyor.


    İnsanlar depresyona; yalnızca, terkedildiklerinde, işten atıldıklarında, terfileri verilmediklerinde girer diye düşünülür. Ama klinik depresyona girenlerin üçte biri, başkalarının gözünden, hayatlarında iyi şeyler olmuş insanlardır. Yeni evlenmiş, yeni iş sahibi olmuş, mesleğinde yükselmiş, zengin olmuş gibi hayallere uygun iyi şeyler.. Toplumsal norm sayılan bir çok durum gibi, bir şeyin daha fazlasını elde etmek, insanın ruhsal açıdan mutlu ve doyumlu yapacağı fikri bir yanılgıdır. O noktaya nasıl geldiğiniz, hak edip etmediğinize inancınız, sizi “başarı”dan ızdırap düzeyinizi belirleyebilir. İnsanların dert ettiği şeylere bir bakalım. Uçakta soruyorlar; “Salata mı sandviç mi? Birçok insan için bu tercihi yapmak bir dert oluyor. “salatanın yanında ne var? Ne içsem?” Sanki hayatımızın son yemeğini yiyoruz veya oradaki tercihten ötürü üstümüze bir şey kalacak gibi. Duygular bizi hayatın sadece o andan ibaret olduğu hissine sürüklüyor. İnanmıyorsanız, bir sonraki seyahatinizde bir bakın bakalım; insanların sorularını dinleyin, telaşlarını izleyin. Hepimiz yaparız bunu.



    Ortada bir ekonomik kriz var. En azından aklımızı meşgul edecek bizi konuşturacak boyutta. Bundan etkilenmeden işimize nasıl odaklanalım, hayatımıza nasıl devam edelim?



    Ortada, istememizden bağımsız olarak kendiliğinden gelen bir sıkıntı var. Diğer yandan bizim kendimizin nasıl etkileneceği, krizin tesirini değiştirebilir. acele etmeyin, dedim ama hızlı ile acele hareket etmek arasından bir fark var. Hazırlıklı olmak ayrı bir şey ve hazırlanmak için artık çok geç. Bu nedenle ülke yöneticilerinin, ya da ülkenin yönetiminde sözü olanların, olacakların bir sonraki krize şimdiden hazırlanmalarını tavsiye edebilirim. Bireyler açısından ele alacak olursak, bireyler toplumlardan daha şanslı. Bireylere, başlarına gelen kötü olayın, hayatta olabilecek en kötü olay olmadığını hatırlamaları iyi olur. Yakınlarla ilişkileri sıkılaştırmak yakınlaşmak bir ilaç yerine geçebilir. Olacağın olabileceklerin derdine takıldığımızda, çıkış yollarını görmek zor olabilir. İki gün sonra olması beklenen “A” olayı bugün olmuşçasına hareket edersem, iki gün boyunca beni o “A” noktasına götürmeyecek seçenekleri de gözden kaçırırım. Olacaklarla ilgili dertlenmek, olacaklarla başa çıkma becerimizi törpüler. Bir önceki uçak örneğinde sadece an’a odaklanırken, bu örnekte, sadece geleceğe, ve tek bir gelecek varmışçasına bir geleceğe odaklanıyorsunuz. Her iki durum da, yersiz bir korkuyu hayatımıza egemen kılar.

    kaynak

Benzer Konular

  1. Hem Gül,Hem Düşün !
    SEBLA Tarafından Dini Videolar Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 12-11-2011, 04:40 PM
  2. Bir düşün içinde bir düş
    SAHARAY Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-12-2008, 09:30 AM
  3. Dur...Düşün!
    RABİA Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 05-04-2008, 07:03 PM
  4. Genç Adam, Düşün!
    RABİA Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-03-2008, 06:26 PM
  5. bak ve düşün-
    karaca10 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-11-2006, 12:25 PM
Yukarı Çık