Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Konu: I am That...

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    I am That...

    Merhaba!

    Bölüm: 78

    Soru:

    "Gerçeğe varışınıza bir tarih veriyorsunuz.
    Bu demektir ki o tarihte size bir şey olmuş.
    Ne oldu?"

    Maharaj:

    "Zihin olaylar üretmeyi durdurdu.
    O çok eskilerden gelme, kesintisiz arayış durdu.
    Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey beklemiyordum,
    hiçbir şeyi kendime ait saymıyordum. uğrunda
    uğraş verecek bir "BEN" kalmamıştı. Hatta yalın
    "BEN-İM/VAR OLAN-IM" bile solup, kaybolmaya
    yüz tuttu.

    Farkına vardığım bir diğer şey de alışılmış kesin
    kanılarımı kaybedişim idi. Daha önceleri birçok
    şeyden emindim. Şimdi ise hiçbir şeyden emin
    değilim. Fakat hissediyordum ki bilmemek ile
    hiçbir şey kaybetmiş olmadım, çünkü tüm bilgim
    yanlıştı. Bu bilmeyişim, aslında, tüm bilgilerimin
    cahillik olduğu, "Bilmiyorum" beyanının zihnin
    yapabileceği tek gerçek beyan olduğu bilgisiydi.
    Şu "Ben doğdum" fikrini ele alalım.
    Siz onu doğru kabul edebilirsiniz, doğru değildir!
    Siz asla doğmadınız ve asla ölmeyeceksiniz!
    Doğmuş olan ve ölecek olan o fikirdir, siz değil.
    Kendinizi onunla özdeşleştirmeniz yüzünden siz
    ölümlü oldunuz.
    Bir sinemada nasıl her şey ışık ise, öylece bilinç
    de uçsuz bucaksız dünya haline gelir.

    Yakından bakın, göreceksiniz ki bütün isimler ve
    şekiller-sıfatlar bilinç okyanusu içinde gelip geçici
    dalgalardan başka şey değildirler; sadece bilincin
    varlığından söz etmek mümkündür, yoksa ona ait
    değişimlerden değil..

    Sri Maharaj-Ben O’yum/Akasa yayinevi

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Konuşmak benim hobim değildir.
    Benim konuşup konuşmamam, içinde bulunulan
    durumun bir kısmıdır ve bu bana bağlı değildir.
    Konuşmamı gerektiren bir durum ortaya çıktığında,
    konuştuğumu işitirim.
    Benim için hepsi birdir.

    Konuşsam da konuşmasam da oluş halinin ışığı ve
    sevgisi bundan etkilenmez, onlar benim kontrolum
    altında değildirler.
    Onlar vardır ve onların varlığını bilirim.

    Bir sevinçli farkındalık hali vardır ama bir sevinçli
    kimse yoktur.
    Elbette bir kimlik duygusu vardır, fakat o anıların
    bıraktığı izlerden oluşmuş bir kimliktir.
    Aynen, sabit duran perde üzerinde ard arda gelen
    görüntülerin kimliği gibi.

    Işık ve perde olmazsa, film de olamaz.
    Filmin perde üzerinde bir ışık oyunu olduğunu bilmek,
    filmin gerçek olduğu fikrinden kurtuluşu sağlar.
    Bütün yapmanız gereken, sizin öz varlığınızı sevdiğinizi
    ve öz varlığınızın da sizi sevdiğini anlamanızdır.

    "Ben-im/Iam That/Var olanım" duygusu da her ikiniz
    arasındaki bağlantı halkası ve görünüşteki farklılığa
    rağmen aynılık/denklik/representative işaretidir.
    "Ben-im" duygusuna, iç-dış, gerçek-görüntü arasındaki
    sevgi işareti olarak bakın.

    Nasıl ki rüyada size "Ben rüya gördüm" diyebilmenize
    olanak veren "Ben" duygusu dışında her şey farklı ise,
    "Ben-im" duygusu da sizin "Ben yeniden kendimim"
    diyebilmenize olanak verir.

    Ben bir şey yapmam ve bana bir şey yapılmaz.
    Ben neysem o'yum ve beni hiçbir şey etkileyemez.
    Ben her şeye bağlı, tabi gibi görünürüm, ama aslında
    her şey bana tabi, bana bağlıdır.

    Söyleşiler
    77. Bölüm
    Sri Nisargadatta MAHARAJI

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    Sözcük bir köprüdür.

    Onu hatırlayın, onu düşünün, onu gözden geçirin,
    onun çevresinde dolaşın, ona her yönden bakın.
    İçtenlikle, sebatla onun içine dalın; bütün gecikme
    ve düş kırıklıklarına katlanın, ta ki zihin aksi yöne
    dönsün ve sözcükten uzaklaşıp, sözcüğün ötesinde
    olana yönelsin.

    Bu, sadece adını bildiğiniz bir kimseyi aramaya benzer.
    Bir gün gelir, araştırmalarınız sizi ona ulaştırır ve isim/
    esma' yaşanan gerçek haline gelir.

    Sözcük ile anlamı/manâ/fehva'sı arasındaki bağlantı
    nedeniyle, sözcükler değerlidirler.

    Eğer insan, sözcüğü çok büyük bir dikkatle incelerse,
    kavramın ötesine geçerek, onun kökeninde gizli olan
    deneyim/tecrube'ye ulaşır.

    Aslında, sözcüklerin ötesine ulaşmak için tekrarlanan
    girişimlere meditasyon/meditation/yakin/tefekkür/
    tezekkür denir.

    Sa'dhana/Başarıyı getiren uygulamalar da zaten sözlü
    olandan sözsüz olana geçmek için sebatla sürdürülen
    girişimlerdir.

    Bu iş umutsuz gibi görünse de bir an gelir, her şey
    birdenbire apaçık ve sade ve harikulâde kolay olarak
    gerçekleşir.

    Fakat siz şimdiki yaşam biçiminize ilgi duydukça,
    bilinmeyene dalmak için son adımı atmaktan hep
    ürküp-çekineceksiniz.

    Söyleşiler
    85. Bölüm
    Sri Nisargadatta MAHARAJI

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Soru:
    Bilinmeyen niçin beni ilgilendirsin?
    Bilinmeyenin yararı nedir?

    Cevap:
    Herhangi bir yararı yoktur.
    Ama, sizi bilinenin dar çerçevesi içinde tutanın ne
    olduğunu bilmek yararlıdır. Bilinenin tam ve doğru
    bilgisi, sizi bilinmeyene götürecek olandır.
    Siz, onu avantajla, yararla ve çıkar ile ilgili olarak
    düşünemezsiniz.

    Sükunet içinde ve bağımlılıktan kurtulmuş olmak,
    her türlü kişisel çıkarların ve endişelerin, her türlü
    bencilce hesapların ulaşamadığı noktada durmak
    özgürlüğe varmanın kaçınılmaz şartıdır.
    Siz buna ölüm diyebilirsiniz
    Bana göre ise bu, en anlamlı/significant kayıtları
    taşıyan ve hem en yoğun/compact biçimde/way
    yaşamak olmaktadır.

    Çünkü ben, tüm bütünlüğü içinde hayatla bir' im.
    Yoğunluluk, anlamlılık, uyum; daha ne istersiniz?

    Soru:
    Daha başka şey istenmez kuşkusuz.
    Ama şimdi siz bilinebilir/tanınır/knowable olan
    hakkında konuşuyorsunuz.

    Cevap:
    Bilinmez/Anlaşılmaz/Tanınmaz/Anirvachaniya olan
    hakkında ancak sessizlik konuşur
    Zihin ancak bildiği hakkında konuşabilir.
    Eğer bilinebilir olanı gayretle incelerseniz, o eriyip
    gider, geriye bilinmez olan kalır.
    Ama ilk imgelem, ilgi ve merak pırıltısı ile beraber
    bilinmez olan örtülür ve bilinen ortaya çıkar.
    Bilinen ve değişken/variable olan,
    işte siz onunla birlikte yaşarsınız -
    değişmez olan ise sizin işinize yaramaz.
    Ancak değişken olana iyice doyup, değişmez olanı
    özlediğiniz zaman, zihnin düzeyinden bakıldığında
    karanlık - boşluk olarak tanımlanacak /discription
    olana yönelip, onun içerisine /muhtevaya dalmak
    için hazır olursunuz.
    Zira, zihin içerik ve değişiklik arzusu ile durmadan
    kıvranmaktadır.
    Ona göre gerçek, içeriksiz ve değişimsizdir.

    Söyleşiler
    85. Bölüm
    Sri Nisargadatta MAHARAJ

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    Soru: Sıradan bir insan öldüğünde ona ne olur?

    Cevap: Ona olan, onun inancına göredir.
    Hayat ölümden önce nasıl imgelemeden ibaretse,
    ölümden sonraki hayat da öyledir.
    Rüya devam eder.

    Soru: Yine de ölen insanın ne durumda olduğunu
    hiç olmazsa kendi geçmiş hayatlarınızdan bilirsiniz.

    Cevap: Gurum ile karşılaşıncaya kadar, birçok
    şey biliyordum. Şimdi ise hiçbir şey bilmiyorum,
    çünkü bütün bilgi rüya içindedir ve geçerli değildir.
    Ben kendimi biliyorum ve içimde ne hayat, ne ölüm,
    sadece varoluş buluyorum-şu veya bu olmak değil,
    yalnızca olmak.
    Fakat zihin kendi anılar birikimine bürünerek hayal
    kurmaya başladığı anda, uzayı nesnelerle, zamanı da
    olaylarla doldurmaya başlar.
    Ben bu doğumu dahi bilmezken, geçmiş doğumları
    nasıl bilebilirim?
    Aslında, kendisi devinim halinde olduğu için her şeyi
    devinir gören ve zamanı yarattığı için de geçmiş ve
    gelecek için tasa çeken zihindir.
    Tüm evren bilincin beşiğinde büyür ki orada mükemmel
    düzen ve uyum hüküm sürer.
    Nasıl bütün dalgalar okyanusun içinde ise, fiziksel ve
    zihinsel her şey de farkındalığın içinde (salt bilinç)
    yer alır.
    Demek oluyor ki önemli olan yalnızca farkındalıktır,
    onun içerdikleri değil.
    Kendi hakkınızdaki farkındalığınızı derinleştirin ve
    genişletin, o zaman bütün hayırlar ve lütuflar
    akacaktır.
    Bir şeyler arama zorunda değilsiniz, her şey size
    en doğal biçimde, zorlamasız ve kolayca gelecek.
    Zihnin beş duyusu ve dört fonksiyonu-bellek,
    düşünce, anlayış, benlik;
    beş unsur-toprak, su, ateş, eter(esir);
    yaradılışın iki yüzü-madde ve ruh,
    hepsi farkındalık içinde yer alır.

    Soru: Ama siz daha önce yaşadığnıza inanıyor
    olmalısınız.

    Cevap: Kutsal metinler öyle söylüyorlar, fakat
    bunun hakkında hiç bir şey bilmiyorum.
    Ben kendimi ben olarak biliyorum, nasıl görünmüş
    olduğum ya da görüneceğim benim deneyim
    alanıma girmiyor.
    Hatırlamıyor değilim.
    Gerçekte hatırlanacak bir şey yok.
    Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür.
    Böyle bir şey yoktur.

    "Ben" denilen, bir anılar ve umutlar tomarı, kendisini
    ebediyen mevcud gibi imgeleyerek, kendi sahte
    ebediliğine yer yapmak için zamanı yaratmakta.
    Var olmak için geçmişe ve geleceğe ihtiyacım yoktur.
    Tüm deneyim imgelemeden doğmuştur;
    ben imgelemem, böylece de bana doğum ya da ölüm
    vaki olmaz.
    Ancak doğmuş olduklarına inananlar
    tekrar doğacaklarını düşünürler.
    Siz beni doğmuş olmakla suçluyorsunuz-ben ise
    suçsuz olduğumu savunuyorum!.

    Her şey farkındalıkta mevcuttur. Ve farkındalık
    ne ölür, ne yeniden doğar. O değişmez gerçeğin ta
    kendisidir.

    Tüm deneyim evreni bedenle doğar ve bedenle ölür;
    o farkındalık içinde başlar ve son bulur, ama farkındalık
    ne başlangıç bilir ne de son.
    Eğer bunu dikkatle düşünür ve üzerinde uzun zaman
    kuluçkaya yatarsanız, o zaman farkındalığın ışığını
    bütün berraklığı ile göreceksiniz ve dünya gözlerinizin
    önünden silinip gidecektir.
    Bu yanmakta olan bir tütsü çubuğuna bakmaya benzer;
    önce çubuğu ve dumanı görürsünüz; çubuğun ucundaki
    ateş noktasını fark ettiğinizde ise, onun dağlar gibi
    çubuk yığınlarını yakıp yok edecek ve evreni dumanla
    dolduracak güce sahip olduğunu anlarsınız.
    Öz varlık, zaman tanımaksızın ve sonsuz olanaklarını
    tüketmeksizin kendini gerçekleştirir.
    Tütsü çubuğu benzetmesinde çubuk; bedendir ve
    duman zihindir.
    Zihin kendi çarpıtmalarıyla meşgul olduğu sürece,
    kendi kaynağını idrak etmez.
    Guru gelir ve dikkatinizi içinizdeki kıvılcıma çeker.
    Doğası gereği zihin dışa dönüktür, o daima şeylerin
    kaynağını yine şeyler arasında, şeylerin kendinde
    arama eğilimindedir; kaynak için içe bakması
    söylendiğinde bu, bir anlamda yeni bir hayatın
    başlangıcını oluşturur.
    Farkındalık bilincin yerini alır; bilinçte bilinçli olan "ben"
    vardır.
    Buna karşın, farkındalık bölünmemiştir; farkındalık
    kendinin farkındadır.
    "ben-im" (var olanım) bir düşüncedir, halbuki farkındalık
    düşünce değildir; farkındalıkta "ben farkındayım"
    yoktur.
    Bilinç bir niteliktir ama farkındalık nitelik değildir;
    insan bilinçli olduğunun farkında olabilir, fakat
    farkındalığın bilincinde olmaz.
    Tanrı bilincin bütünlüğüdür (külli bilinçtir), fakat
    farkındalık her şeyin ötesidir-hem varlığın hem yokluğun.

    I am That
    sri nisargadatta maharaj

Yukarı Çık