Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Mutlu olmak sanati

    Merhaba!

    İSKENDER'İN ATI / ALAIN

    Küçük bir yavru ağladığı, bir türlü susmak bilmediği
    zaman, dadısı çok kere bu çocuğun huyları üzerinde
    ve nelerin hoşuna gidip, nelerin gitmediği hakkında
    inceden inceye tahminlerde bulunur; hatta ırsiyetin
    yardımına bile başvurarak: "ne olacak ki, babasının
    oğlu"der; yapmakta olduğu psikolojik yorumlamalar,
    huysuzluğun gerçek sebebi, kundaktaki, batan gizli
    iğneyi bulup çıkarıncaya kadar da devam eder.

    Boukefal adında meşhur at, henüz küçük bir çocuk
    olan İskender'e (Büyük İskender) getirildiği zaman,
    tehlikeli olan hayvanın üzerinde duracak tek binici
    çıkmamıştı. Sıradan bir adam bu duruma bakarak:
    "hayvan huysuz" deyip, öylece işin içinden çıkardı.
    Ama, İskender iğneyi aradı ve çok çabuk da buldu:
    Boukefal'in kendi gölgesinden çok fena korktuğuna
    dikkat etmişti; bu korku gölgesini de şahlandırdığı
    için, bu yüzden huzursuzluğunun sonu gelmiyordu.
    İskender, Boukefal'in başını güneşe doğru çevirdi,
    hep bu doğrultuya sürerek hayvanı yatıştırmayı ve
    yormayı başardı.

    Böylece Aristo'nun öğrencisi, biliyordu ki:

    "Gerçek sebeblerini bilmedikçe, huylarımıza asla
    hükmümüz geçmez.."

    Pek çok kimseler korkunun aleyhinde bulunmuşlardır,
    hem de çok haklı olarak; ama korkan bir insan mantık
    dinlemez; O sadece kalbinin vuruşlarıyla birlikte akan
    kanının ataklarını duyumsar.

    Bilgiç adam, tehlikeden korkuya giden bir muhakeme
    yürütür; Hislerine tutsak bir insanın muhakemesi ise,
    korkudan tehlikeye doğrudur; İkisi de mantıklı olmak
    isterler ve ikisi de yanılırlar; Ama bilgiç iki kat yanılır;
    Gerçek sebeblerden habersizdir ve ötekinin hatasını
    anlamaz.

    Korkan adam iyice farkında olduğu bu gerçek korkuyu
    açıklayabilmek için tehlikeler icad eder. Hiç tehlikesiz
    bile olsa, ani ve habersiz oluşan her şey onda korkuyu
    uyandırır. Örneğin, yakınından gelen ve beklenmeyen
    tabanca sesi, ya da hiç beklemediği birinin birdenbire
    karşısına çıkıvermesi; Maraşal Massena, yarı karanlık
    koridorda karşısına çıkan heykelden korkarak tabana
    kuvvet kaçmıştı.

    Bir insanın sabırsızlığı ve huysuzluğu bazen, uzun süre
    ayakta kalmış olmasından ileri gelir; Sebebler üzerinde
    muhakemeler yürütecek yerde, ona bir iskemle verin.

    Talleyrand, "huylar her işin başıdır" derken tahmininden
    çok daha büyük bir gerçeği ifade ediyordu. Başkalarını
    rahatsız etmemek kaygısıyla iğneyi arıyor, araya araya
    da buluyordu. Bugün tüm bu diplomatların kundağında
    fena yerleştirilmiş birer iğneleri vardır ve Avrupa siyasi
    hayatındaki ortaya çıkan güçlükler de bu yüzdendir..

    Herkes şunu bilir, bir çocuk bağırdı mı başka çocuklar
    bağırmaya başlar ve daha beteri, bağırmaktan bağırırlar.
    Dadılar, âdetleri olan bir hareketle, çocuğu yüzükoyun
    yatırır, hemen hareketler ve rejimler değiştirilir; İşte bu
    hayli beceriksiz bir ikna etme sanatı..

    1914'ün felâketleri bana kalırsa, yüksek mevkide bulunan
    bütün insanların, şaşkınlığa kapılmalarından doğmuştur;
    o yüzden korktular.

    Korkudan öfkeye bir adım vardır; heyecanların arkasından
    kızgınlıklar ortaya çıkar. İnsanda rahat ve huzurun ansızın
    bozulması hayra alâmet değildir; Böyle bir insan, çok kere
    değişiverir ve çok değişir, birdenbire uyandırılan bir insan
    gibi fazla uyanır. O kişiye hemen, huysuz demeyin, tabiatı
    şöyledir böyledir demeyin; iğneyi arayın!

    Alain
    Mutlu Olma San'atı

    BİR MOORTİP VERSİYONU..

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    BÜYÜK ÇAYIRDA

    -Eflatun çocuk masalları anlatmıştır. Bunlar da
    bütün masallar gibidir, ama arada küçücük bir
    hikâyesi bizde yankılar yaratır, içimizde bilmediğimiz
    köşe-bucağı birdenbire aydınlatır.
    -Er'in hikâyesi de böyledir:

    -Er, bir savaştan sonra ölü sanılarak ahirete
    götürülmüş, sonra orada yanlışlık anlaşılarak geri
    dönmüş ve orada gördüklerini anlatmıştır..
    -İşin korkunç yanı bakın neydi:

    -Ruhlar, büyük bir çayıra götürülüyorlar, orada
    önlerine, içinde seçecekleri kaderler bulunan
    çuvallar atılıyor. Bu ruhlar hâlâ eski hayatlarını
    hatırlamaktadırlar, arzu ve pişmanlıklarına göre
    kader seçerler.
    -Her şeyden çok, parayı arzulamış olanlar, para
    ile dolu bir kader çuvalı seçerler.
    -Vaktiyle çok para kazanmış olanlar, daha fazlasını
    isterler.
    -Zevkine düşkün olanlar, zevklerle dolu çuvalları
    ararlar.
    -Haris adamlar, kral kaderini beğenirler..

    -Kısacası herkes kendi istediğini bulur, yeni
    kaderlerini sırtlarına vurup, Lethe, yani Unutuş
    ırmağının suyunu içmeye giderler ve kendi
    seçtikleri kaderleri yaşamak için tekrar insanların
    dünyasına dönerler..
    -Ne acaip imtihan ve ne garip bir ceza.

    -Göründüğünden çok daha ağır bir ceza. Çünkü
    ak baht ile kara baht'ın gerçek sebeblerini düşünen
    pek az insan vardır. Bu sebebleri düşünenler
    kaynağa kadar, yani aklı yolundan saptıran zorba
    arzulara kadar çıkarlar.
    -Bunlar zenginlikten sakınırlar, çünkü bilirlerki
    servet, insanı dalkavuklara karşı hassas,
    umutsuzlara karşı sağır yapar; kudretten sakınırlar,
    çünkü iktidar insanları azçok adaletsizliğe iter;
    zevklerden sakınırlar, çünkü zevkler zekânın ışığını
    karartır ve söndürürler.
    -Bu bilgeler, dengelerini kaybetmek ve parlak bir
    kader içinde, binbir güçlükle edinip saklamış
    oldukları bir parça sağduyuyu elden çıkarmak
    korkusuyla birçok gözalıcı kader çuvallarını evirip
    çevirdikten sonra bırakır giderler.
    -Bunlar sırtlarına kimsenin almaya yanaşmayacağı
    mütevazi bir kaderi yükleneceklerdir..

    -Ama bütün ömürlerince arzular peşinde koşmuş,
    hoşlarına giden her şeyin, alt tarafını karıştırmadan
    safasını sürmüş olanlar ne seçebilirler?
    -Daha çok gaflet, daha çok ayyaşlık, daha çok
    yalan ve adaletsizlikten başka..
    -Böylece onlar kendilerine, hiç bir hâkimin
    veremiyeceği cezayı vermiş olurlar.

    -O milyoner şimdi belki Büyük Çadır'dadır.
    -Neyi seçecek?

    -Ama bu hayâl oyunlarını bir yana bırakalım:
    Eflâtun, sandığımızdan çok daha yakınımızdadır
    bizim. Ölümden sonraki yeni bir hayat hakkında
    benim hiç bir tecrübem yok; ona inanmadığımı
    söylemek yetmez; onun hakkında hiçbir şey
    düşünemem. Yalnız şunu söyliyeceğim:
    -Kendi seçmemizle ve hattâ kendi yasamızla
    cezaya çarpıldığımız gelecek hayat, durmadan
    ona doğru koştuğumuz istikbalimizden başka birşey
    değildir; herkes seçtiği hayatı yaşamaktadır.

    -Tanrılara ve kadere lânetler savurarak Unutuş
    ırmağından durmadan içtiğimiz de bir gerçektir.
    Yükselme hırsını seçmiş olan; âdi dalkavukluğu,
    hasedi, haksızlığı seçmiş olduğundan habersizdi;
    ama bütün bunlar da çuvalın içindeydi..

    Alain
    Mutlu Olma San'atı

Benzer Konular

  1. Mutlu olmak
    Apollonius Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-01-2010, 02:46 PM
  2. Mutlu Olmak Elinizde
    Ayş@n Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 18-01-2009, 04:02 AM
  3. Haklı Olmak / Mutlu Olmak
    sebahat35 Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-10-2008, 02:49 AM
  4. Mutlu Olmak
    YukseLL Tarafından Kadın Erkek İlişkileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-02-2008, 01:46 AM
  5. Mutlu Olmak İçin
    Go[rk]eM Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-01-2008, 01:10 AM
Yukarı Çık