Bu cümleyi bir yerlerde duydunuz, belki bir kitap ismi olduğunu biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz. Eğer bunun bir kitap ismi olduğunu biliyor ve bu kitabı okuduysanız ne mutlu size. Eğer okumadıysanız, size biraz tanıtmak istedik ki, okumak için daha fazla beklemeyin.

“Beynine bir kez hava değmeye görsün” , Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinden, beyin cerrahı Dr. Frank Vertosick ‘ın anılarını anlattığı son derece sürükleyici ve ilgi çekici bir kitap(burada parantez içinde, bu sürükleyiciliği ve ilgi çekiciliğin tıp camiası için olabileceğini belirtmek isterim).

Kitabı genel anlamda özetlemek gerekirse, bir tıp öğrencisinin, öğrencilikten beyin cerrahisi uzmanlığına giden, ilgi çekici öyküsünü anlatmakta. Bu öykü içerisinde yer yer kaderci, yer yer esprili olaylar mevcut.Kitabı okuyalı yaklaşık 5 sene oluyor, ama şu zamana kadar bir inceleme yazacak imkanı bulamamıştım. Klasik bir inceleme yerine, bir tıp öğrencisi olarak okurken hissettiklerimi sizlere aktarmak istiyorum…


Tıp fakültesinin ilk sınıfının ikinci yarısı olması lazım. Arkadaşlarımdan biri sınıfta birkaç gün boyunca elinde sarı bir kitapla dolaşıyordu. Ben de ister istemez merak etmiştim, fakat o sıralar çok okuma alışkanlığım olmadığından, kitabı okumamıştım. Üstüne üstlük beyin cerrahisi gibi, ilerisi için “Acaba?” Dediğim bir uzmanlık branşı hakkında olmasına rağmen. Kitabı okumam ise bu zamandan bir ay sonrasına rastlamakta, çok yakın bir arkadaşımın heyecanla kitabı elime tutuşturup, içindeki bazı olayları bana ballandırarak anlatması sonrasına.

Tıp fakültesi öğrencisi, fakülteye girdiği andan itibaren müthiş bir bilgi açlığı içerisindedir. Hastalıkların patolojisi hakkında hiçbir bilgisi olmasa da, konuşmaları ilgiyle takip eder. her şeyi bir anda öğrenmek ister. Tıp hayatı ile ilgili anılar, söyleşilere bayılır. Televizyondaki tıp konulu dizileri izlerken, bilebileceği ayrıntılar yakalamaya çalışır. Kitap da tüm bu ihtiyaçlarıma cevap vermişti. Fakat sadece tıp öğrencileri için değil, tüm okuyucular için konu akışı ile çok keyifli bir kitap.

Kitap Frank isimli bir tıp öğrencisinin, nasıl biraz kaza, biraz istek ile beyin cerrahisi yoluna girdiğini anlatıyor. Kitabı okuduğum zamanlarda, kitap içerisinde “Yaşargil testeresi” isimli aleti duyduğumda ayrıca heyecanlandığımı ve gururlandığımı hatırlıyorum. Daha sonraları Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i detaylıca araştırmış ve belki de daha sonra yazmak için kaynaklar biriktirmiştim(belki de bir sonraki yazımın konusu olabilir). Bunun yanında AIDS’in ilk ortaya çıkışı ile ilgili olaylar çok güzel bir şekilde anlatılmıştı.

Beyin cerrahlığına giden yolun, daha ilk başlangıç aşamasında (tıp öğrenciliği), ve daha sonrasındaki yolun nasıl emek, çalışma ve istek istediğini görmüştüm. Bu yolda yaşanan kimi zaman komik olaylar silsilesi de beni ayrıca cezp etmişti. Kitabı bitirdikten sonra, ben kesin beyin cerrahı olmalıyım dediğimi hatırlıyorum. Açıkçası o zamandan gelen istek zaman içerisinde biraz değişse de, belki de kitabın etkisi ile bu düşünce hala kafamda var.

Son söz olarak, özellikle tıp hayatının başlangıcındaki öğrenciler başta olmak üzere, tüm tıp camiasına ve tıp hayatına ilgi duyan herkese önerebileceğim harika bir kitap. Tübitak yayınlarından çıkmış olması fiyat olarak da kitabı kolayca alınabilecek bir seviyeye getiriyor.

kaynak