Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9

OBLAMOV_İvan Gonçarov

Kültür, Sanat Kategorisinde ve Kitap Forumunda Bulunan OBLAMOV_İvan Gonçarov Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> ÖNSÖZ ‘’Bu kitapta önemli olan Oblomov değil Oblomovluktur. - Dobrolyubov- Rus Edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne de ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530

    OBLAMOV_İvan Gonçarov

    ÖNSÖZ

    ‘’Bu kitapta önemli olan
    Oblomov değil Oblomovluktur.
    - Dobrolyubov-


    Rus Edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne de prens Andrey, eski Rus insanını, hatta bütün Doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır.

    Oblomov klasik kahramanlar gibi genel bir tip, Don Quichotte gibi,Tartuffe gibi insanlığın bir halini göstermekle birlikte, zamanına, çevresine sıkı sıkıya bağlı bir insandır.

    Oblomov, yıkılmakta olan bir toplum düzeninin, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur.Çiftliği vardır, köleleri vardır; ama kendisi bütün köklerinden kopmuş, derebeyleri gibi, onları bir kahyaya bırakıp büyük şehre, devlet kapısına sığınmıştır.

    Oblomovka, yaşayışı, gelenekleri, inançları, aile kuruluşu, çalışma düzeniyle eski Rusya’dır.Oblomov’ un rüyasında gördüğü bu çiftliği anlatırken, Gonçarov,eski Rusya’ nın yeni bir görüşle, destanını yazmıştır.Ama 1850’de Oblomovka o kadar sönmüş, o kadar cılızlaşmıştır ki ,Oblomov bile orada barınamamış,Rus şehirlerinde yeni başlayan, fakat Onlomovka’ da yetişen bir adamın kavrayamayacağı, benimseyemeyeceği bir hayata doğru sürüklenmiştir.İşte, bu iki dünya arasında açıkta kalan bir insan, Rusya’ da o tarihte yaşayan sayısız insanların temsilcisidir.Oblomovka’ da köylülerin hazırlayacağı ekmeği yemek için büyütülmüş Oblomov, ekmeğini kendi kazanan insanlar arasında ne yapacağını şaşırır;böyle bir hayat için ta küçükken hazırlanmamış olan iradesi yavaş yavaş söner, hayatla arası her gün biraz daha açılarak sonunda toplumdışı bir insan, kendini taşıyamayan bir yük olur.

    Toplumsal bir kaderin Oblomov’ u içine düşürdüğü bu kaçınılmaz uyuşmayı rastgele bir tembellikle karıştırmamak gerekir.Tembel, işten kaçan ve işsizlikte mutluluğu bulan adamdır.Oblomov’ sa hiçbir zaman işsizlikten de zevk alamayan bir adamdır.Zaman zaman kendi durumunu açıkça gören Oblomov, üstüne çöken, hayatını bir bataklığa çeviren bu durgunluğa, acı acı isyan bile eder: ‘’ Yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmekten kaldığını, hayatına bir ağarlığın çöktüğünü düşündükçe içi parçalanıyordu. Başkalarının zengin ve hareketli hayatını kıskanıyor; kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir patika gibi görüyordu.İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiç biri sonuna kadar işlenmemiş bir çok imkanlar olduğunu acı acı seziyordu…’’

    Çok eskiden atalarının kazandığı mülke ve isme hiçbir şey eklemeden rahatça yaşamak imkanını bulan derebeyleri için mutluluk çalışmakta değil, işsizlikte; değer, çalışanda değil, çalışmayanda idi.Toplumun yeni gelişmesinde hiçbir rolü kalmayan derebeyleri, çocuklarının yeni hayata , Rusya’ ya yeni giren endüstrinin yarattığı çalışma yollarına, sokamıyorlardır.Avrupa’ dan gelen bilgilerin, yeni hayatta gittikçe artan gereğini duyuyor, hatta çocuklarını Alman öğretmenlere göndermeye razı oluyorlardı.Ama gene de bunun için eski rahatlıklarından bir şey feda edemiyorlardı.

    Oblomov işte bu değişen hayat koşullarının ve bu kararsız aile eğitiminin kurbanıdır; annesinin rüyalarına büyük bir devlet adamı olarak giren Oblomov küçük bir memur bile olamamıştır.

    Oblomovka ve eski Rusya’ nın yıkıntıları üzerine kurulmaya başlayan yeni hayatın mümessili Ştoltz, derebeyi, hatta Rus bile değildir.Yeni hayata çocukluğundan bu yana hazırlanmış olduğu için , doğmaya başlayan yeni bir hayat görüşünün, Rusya’ yı Avrupalaşma yoluna götürecek insanların temsilcisi olduğu içindir ki ,Oblomov ölüme benzeyen uyuşukluğa gömüldükçe, Ştoltz ‘ un yıldızı her gün biraz daha fazla parlıyor.

    Oblomov’ un ruhu Ştoltz’ unkinden daha zengin, daha derindir,.Gonçarov bunu bilmiyor değil; fakat Gonçarov şimdilik bu derinlikten, bu ruh soyluluğundan vazgeçmeye hazırdır.Rusya’nın Ştoltz gibi biraz bayağı, ama güçlü, çalışkan insanlara ihtiyacı var.


    Büyük Petro’dan beri Rusya’ da devam eden büyük Rusya-Avrupa kavgasında, Gonçarov hiç gözünü kırpmadan Avrupa’ nın tarafını tutuyor.Diğer büyük Rus romancıları o kadar ileriye gidemiyorlar.Gogol, Dostoyevski, Tolstoy Avrupa’ dan çekiniyorlar, Rusya’ nın manevi büyüklüğünü kuran değerleri korumaya çalışıyorlar.Zenginleşen, büyük bir işadamı olan Ştoltz, Dostoyevski’nin, hele Tolstoy’ un nefret ettiği insanlardan biridir.

    Gonçarov, Ştoltz-Oblomov karşıtlığında eski ve yeni Rusya’ yı Doğuyla Batıyı karşı karşıya koymuştur.Kardeş gibi sevişen bu iki çocukluk arkadaşı hiçbir zaman birbirini anlamayacak, Ştoltz Oblomov’ a, Oblomov Ştoltz’ a her zaman şaşarak bakacaktır.

    İşte bütün durgunluğuna rağmen Oblomov’ un romanını bir dram haline getiren bu iki ayrı insan, iki ayrı dünya karşılaşmasıdır.Gonçarov kendinin ve ülkesinin yaşadığı bu dramı anlatırken bir iç dökme acılığına, bir kötüleme ya da öğüt verme tatsızlığına düşebilirdi; fakat gözlemci olduğu kadar da sanatçı olduğu için, romanın en acı yerlerinde bile sakin, hatta babacan bir hikayeci gülümsemesini yitirmiyor.Ancak Cervantes, Rabelais,Gogol gibi büyük romancılar da görülen bu dram karşısında gülümseme, bu humor olmasaydı, Oblomov bütün önemine rağmen okunamayacak kadar sıkıcı bir kitap olabilirdi.Gonçarov sık sık konusunu, kahramanını unutarak, bir sahneyi, bir konuşmayı hatırda tutulamayacak kadar ince, önemsiz ayrıntılarıyla anlatmak zevkine kapılıyor.Bu yüzden düştüğü tekrarlar, uzunluklar, Fransız çevirmeninin amansız sansürüne uğramış olmakla birlikte kanımızca romanın en değerli tarafları arasındadır.Özellikle ‘’ Oblomov’ un Rüyası’’nda marazi denenebilecek bir incelemeye varan bu ikinci plan tasvirlerinde realist edebiyatın her zaman veremediği doyulmaz tablolar vardır.Geçmiş zamanı, adeta beş duyunun birden yardımıyla dirilten bu ‘’Rüya’’ yı Marcel Proust okumuş olsaydı Gonçarov’u kendine en yakın Romacılardan sayabilirdi.Prous da onun gibi anlattığı alemden hiçbir şeyin kaybolmasına razı olmuyor, ilk bakışta tekrar gibi görünen belisiz renkleri biriktirerek canlı bir bütün yaratıyor.

    Tıpkı Ştoltz gibi Avrupalı okuyucu da Oblomov’ un hikayesini hiçbir zaman anlayamayacaktır.Gerçi Oblomov’u ancak Avrupalı bir kafa ,Gonçarov’ un Avrupalaşmış kafası edebiyata sokabilmişti.Ama Avrupa edebiyatında bu tipin benzerine bile rastlamak imkansızdır.Ona benzese benzese Don Quichotte, Hamlet, Werther, Adolphe, Rene gibi hasta kahramanlar, işsiz beyzadeler benzeyebilirdi.Ama onlar işsizlikten bile iş çıkaranın , hayallerini şu ya da bu şekilde yaşamanın, hatta hayalleri uğrunda ölmenin yolunu buluyorlar. Avrupa, hayallerini gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesidir.Orada gerçekleşemeyen hayal bir acı kaynağı, bir targedya konusudur.Doğuda ise hayal bir keyif, bir gerçekten kaçma vesilesidir.Doğulu, geviş getirir gibi, kendi içinde başlayıp kendi içinde biten, hedefsiz, başıboş hayaller kurar.Oblomov’ da gerçeğin yerini tutan hayal, Ştoltz’ da bir teşebbüsün hazırlığı, ilk adımıdır.

    Rusya’ da en çok okunmuş, anlaşılmış, günlük konuşmalara karışmış bu romanın ,Avrupa’ da en aydın okuyucular tarafından bile anlayışsızlıkla karşılaması mukadderdi. Biz de ise Biz de ise Oblomov’ un büyük bir anlayış bulması beklenebilir; çünkü Oblomov’ u yaratmış olan koşullar bizde de pek yakın zamanlara kadar vardır.Hatta Türk okuyucusu tanıdıkları arasında Oblomov’ a benzeyen insanlar görebilecektir.Konya’ daki çiftliğinin geliriyle Beyoğlu’nda bir türlü gerçekleşmeyen hayaller içinde yaşayan işsiz , yarı aydınlar ve memurlar az değildir.Kaldı ki hepimizde, iş hayatına karışanlarımızda bile, Oblomovluk vardır.Avrupalılaşma yolunu tutan her Doğu milletinde Oblomovluk kolay kolay ruhlardan çıkmayacaktır.Oblomovluktan kurtulmak için onun tam zıddını örnek tutmuş,olan,dünya görüşünü iş üzerine kurmuş olan yeni Rusya’ da bile Oblomov’lar kuşağının büsbütün kuruduğu iddia edilemez.Nitekim Lenin diyor ki:’’ Rusya üç devrim geçirdi,ama yine de Oblomov’lar kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler,köylüler,aydınlar arasında değil, işçiler, koministler arasında da vardır.Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız , eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz.Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.’’

    Bu çeviriyi Rusça, İngilizce ve Fransızca metinleri karıştırarak yaptık.Asıl metinden başka en çok başvurduğumuz metin İngilizce çevirisi oldu.Fransızca çevirisi Oblomov’ un Fransa’ da ne kadar az anlaşıldığını gösteren bir laubalilikle yapılmıştır.Eserin yarısından fazlası ve belki de en renkli parçaları atılmıştır.

    Bu çeviride metinden hiçbir parça çıkarılmış değildir.Rusça metinden uzaklaşmış görünecek cümleler genel olarak rahat okunmak kaygısından doğmuştur

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Kitap Adı:Oblomov
    Yazarı:İvan Gonçarov
    Çevirenler:Sabahattin Eyuboğlu-Erol Güney
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


    ARKA KAPAK:

    Rus Edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov (Suç ve Ceza), ne Mişkin (Budala), ne de prens Andrey (Savaş ve Barış), eski Rus insanını, hatta bütün Doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov’un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı’dan farkını anlamaya başlamıştır. Oblomov, çiftliği, köleleri olan bir derebeyidir. Köylülerin hazırlayacağı ekmeği yemek üzere büyütülmüştür. Bu yüzden ekmeğini kendi kazanan insanlar arasında ne yapacağını şaşırır, böyle bir hayata hazır olmayan iradesi söner, ölüme benzeyen uyuşukluğa gömülür. Ancak Gonçarov, büyük romancılıklarda görülen “dram karşısında gülümseme”sini hiç eksik etmez; okurunu da gülümsetmeyi başarır. Gonçarov’un bu dev yapıtını okuduktan sonra “Oblomovluk”un bize hiç de yabancı olmadığını farkedecek, iş hayatına karışmış olanlar arasında bile, pek çok Oblomov’un bulunduğunu göreceksiniz

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Kitabi bitirmek te zordur.Sebeb;
    Oblomov:100. sayfaya kadar yatağından kalkamamistir; kitap 550 sayfadir.

    Ayrica,Rus devrimi icin de ornek olmustur.

    V. I. Lenin diyor ki;
    Rusya üç devrim geçirdi, ama yine de oblomovlar kaldı; çünkü oblomovlar
    Yalnızca derebeylerin, köylülerin, aydınların arasından değil aynı zamanda işçilerin ve
    Komunistlerin arasından da çıkarlar. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız,
    Eski oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek ve içinde bir yerlerde
    Bir duygunun uyanmasını sağlamak için daha uzun zaman onu baştan aşağıya yıkamak,
    Temizlemek, sarsmak, kırbaçlamak gerekecektir.
    The International and Domestic Situation
    Of The Soviet Republic

    TADIMLIK.........
    Oblomov;
    Kendi eğitimsizliğini ruh güclerının hapsedildiğini yapmayı planladığı herseyi
    Onleyen ağırlık duygusunu düsünmek bile onu üzüyor ve kederlendiriyordu...
    Doğasının uyanmayan bircok yonunu kesfedilmemis kimi niteliklerini,gelismesi
    Tamamlanmamıs yanlarını yavas yavas aciyla fark ediyordu.güzel bir seylerin mezara
    Gömülmüs bir ölü gibi icinde durduğunu acıyla hissediyordu...
    Irade yardımıyla karsı koymayı yada mantığının gücüyle üstesinden gelmeyi basaramıyordu.
    Bunu kendi kendine kabul etmek bile aci vericiydi.
    Gecmise duydugu nafile pişmanlık bilincinin acı yakarısları onu iğneliyordu.
    Bu yakarısların yükünü fırlatıp atmak,suçlayacak birini bulmak ve olayları
    Onun aleyhine cevirmek ıcın haylı cabaladı.
    Fakat kim olacaktı bu!
    Hepsi zaharın sucu diye fısıldadı....
    İvan Gonçarov

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    “Herşey; durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, bilhassa açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler... İnsanlık ufak paralar haline gelmiş... Bütün bu salon adamları benden çok daha uyuşuk, benden çok daha ölü. Hayattaki gayeleri ne? Benim gibi yatakta uzanmıyorlar, ama bütün gün sinekler gibi aşağı yukarı inip çıkıyorlar. Günleri boş bir coşkunluk içinde geçiyor. Aralarındaki ne karşılıklı hoşgörü ne de karşılıklı sevgi. Bütün maksatları birbirinin ayağını kaydırmaktır... Bir temiz gülüş candan bir sevgi yok... Her duydukları şeye inceden inceye fikir yürütürler, ama aslında hiçbir şeyle içten ilgilendikleri yoktur. Ha böyle gürültü patırtı etmişler ha uyumuşlar hepsi bir!”

    "sabahleyin yataktan kalkıp, kahvaltı edip divanına uzanınca başını ellerine alıp, gücünü kuvvetini esirgemeden düşünceye dalardı. sonunda, kafası bu sıkı çalışmadan yorulur ve rahat bir vicdanla kendi kendine: eh, bugün insanlık için yeterince çalıştım, derdi. o zaman oblomov biraz dinlenmeye karar verir, çalışma yatışını değiştirerek daha rahat, hülyalara daha elverişli bir yatışla uzanırdı. ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı hayal dünyasında yaşamak oblomov'un en büyük zevkiydi".

    devam edecek.........

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Calışan, koşturan insanları hiç anlamıyordu, oblomov. 'ne zaman yaşayacaklar bunlar?, diye düşünüyordu. yaşamak dediği, hiçbirşey yapmadan uyumak, yemek yemek, tekrar uyumak ve rahatça, kayıtsızca hayal kurabilmekten ibarettir. ancak bazen farklı bir halet-i ruhiye onu sarar, başka bir bilinçle düşünmeye başlardı. "yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmekten geri kaldığını, hayatına bir ağırlığın çöktüğünü düşündükçe içi parçalanıyordu. başkalarının zengin, hareketli hayatını kıskanıyor, kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir keçiyolu gibi görüyordu.

    Içinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş bir çok yetenekler olduğunu acı acı seziyordu. içi yanarak anlıyordu ki, onda gömülü kalmış iyi ve güzel birşeyler vardı. belki çoktan ölmüş, ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıydı. ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki…

    Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekasını alabildiğince açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. sanki gizli bir düşman, daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı…"

    devam edecek.........

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Kendini başkaları gibi yaşamaktan alıkoyan kötü kuvvetin
    Ne olduğunu boşuna aradıktan sonra içini çekerek,
    "kaderim böyle imiş, ne yapabilirim?" diyor,
    Sonra derin bir uykuya dalıyordu.

    stoltz'a şöyle der
    "Demin bana yüzümün pörsümüş ve tazeliğini yitirmiş olduğunu söyledin.
    Doğru; ben yıpranmış bir elbise gibiyim, nedeni de ne iklim ne de iş yorgunluğu.
    Oniki yıldır içimdeki ateşi yakacak hiçbirşey bulamayınca kapalı kaldı,
    Kendi zindanını yaktı ve söndü.
    Oniki yıl geçti ve artık bu uykudan uyanmak istediğimi bile duymaz oldum."
    OBLAMOV/İvan Gonçarov

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    "... oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. insanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. herşeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek son tahlilde “sorumsuzluğun” ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. yanlızlık, “sigara külü kadar yanlızlık”tır, oblomov. içe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. “gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir”. ölümü, “yaşayan ölü” haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır.
    -ahmet özcan-

    böyle demiş ahmet özcan...

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı. Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. Hayır, benim hayatım sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim.

    Sönüşüm dairede, evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanmayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz, toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum. Mina ile de hayatımı, kuvvetlerimi harcadım: onu sevdiğimi sanarak gelirimin yarısından fazlasını israf ettim. Nevski bulvarında kürklü mantolar arasında bir aşağı bir yukarı dolaştığım zamanlar; evlenecek iyi bir kısmet olduğum için akşam toplantılarına çağrıldığım zamanlar; şehirden sayfiyeye, sayfiyeden Gorohova sokağına taşındığım zamanlar, hayatımı, kafamı boşu boşuna harcıyordum. İlkbahar benim için ıstakoz ve istiridye mevsimiydi; sonbahar ve kış kabul günleriyle doluydu; yaz gezintilerle geçerdi...

    Bütün hayat, tembel ve rahat bir uyku idi. Gururumu da nelerde kullandım? Ünlü bir terziye elbise ısmarlamakta; tanımış aileler içine kabul edilmekte; Prens P.'nin elini sıkmakta... Gurur hayatın tuzudur derler; gururum nereye gitti? Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım, ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini de bulamadım, göremedim, kimse göstermedi. Sen bir gelip, bir kayboluyordun, kuyruklu yıldız gibi; bense her şeyi unutuyordu, ağır ağır, sönüyordum.

    ...

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı diojen´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    "... oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. insanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. herşeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek son tahlilde “sorumsuzluğun” ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. yanlızlık, “sigara külü kadar yanlızlık”tır, oblomov. içe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. “gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir”. ölümü, “yaşayan ölü” haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır.
    -ahmet özcan-

    böyle demiş ahmet özcan...


    Merhaba

    Bir yazar neyi ve nasil anlatirsa anlatsin, nihayetinde kendi cografi ve edebi topografyasinin belirlenimi altindadir(Borges).
    Oblomov, Ahmet Özcan'in da üzerinde durdugu gibi uyusukluguyla, tembelligiyle, askinin yüceligiyle, erdemiyle,
    istekleriyle dogu insaninin bir imgesini olusturur iken, en yakin arkadasi alman "stolz" bati insaninin bir simgesir.

    Dogu-Bati karsitliginda cikan sonuc, okura birakilmis gibi dursa da Olga'ya duydugu askin yüceligi ,
    kendi eylemlerinin bilincinde olmasi ve uyusuklugunun altina serpistirdigi modern insan elestirisi ile
    yazarin oblomovluk nezdinde bati insanina bir elestiri getirdigi de gözden kacmiyor.

    Hasil olan, en azindan her insanin üzerinde birlestigi "ask" olgusundan
    Oblomov'a bir bakis cok daha anlasilir olacaktir.

Yukarı Çık