Merhaba!

Sunuş

I. MİSYONU

1. Beethoven'ın Günümüzdeki Önemi

2. Müziğin İçsel Gücü

3. Müzik Nereden Gelmiştir?

II. KİŞİLİĞİ

4. Eroica'dan Önce

5. Hayata ve Aşka İlişkin

6. Bir Yay Olarak Beethoven

7. Beethoven'ın Dini

8. Beethoven ve Ruhsal Yol

9. Gelin ve Damat

10. Son Yıllar

III. MÜZİĞİ

11. Beethoven'ın Müziğinden Nasıl Yararlanabiliriz?

12. 1802 Öncesi: Birinci Dönem

13. 1802 - 1815: İkinci Dönem

14. Hammerclavier, Missa Solemnis, Diabelli

Varyasyonları ve Koral

15. Geç Dönem Kuartetleri

16. Geç Dönem Yaylı Kuartetleri

17. Geç Dönem Yaylı Kuartetleri ve Gizli Işınlar

18. Beethoven'la İlişkili Olarak Geleceğin Müziği

EK 1

EK 2

Dipnotlar

SUNUŞ

Sanat, her türüyle, insanlığın evriminde ve gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle endüstri öncesi uygarlıklarda sanat, yaratıcı ruhsallığın bir ifade biçimi olarak çok büyük saygı görmüş ve toplumların kültürel ve sosyal dönüşümlerinde önemli işlevler üstlenmiştir.

Her sanat dalının kendine özgü etkileri olmakla birlikte müzik sanat dalları içerisinde en soyut, dolayısıyla ruhsallığa en yakın etki gücüne sahip olanıdır. Nitekim bu gerçeği bilen eski toplumlar müziği -ve sanatın daha pek çok dalını- daha derin bilinç hallerini deneyimleyebilmek ve bilinci yüksek düzeyli ruhsal etkileri alabilecek bir düzeye yükseltebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. Tabii, hepimizin bildiği gibi, genel yozlaşma ve inici evrim sürecine tabi olarak müzik öz kaynağından uzaklaştıkça yalnızca bir eğlence aracı haline dönüşmüştür.

Ancak son zamanlarda her alanda gelişen araştırmalar sonucunda sanatın ve müziğin gerçek işlevi ve anlamı daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.

Beethoven hem müziği hem de fikirleriyle yalnızca müzik alanında değil pek çok alanda önemli değişimlerin oluşmasına yol açmış büyük bir insandır. David Tame bu eserinde Beethoven’ın yaşamını ve eserlerini ruhsal ve ezoterik açıdan incelemektedir. Bu kitap Beethoven’ın yaşamı ve çalışmalarında yer alan ruhsal temaları ele alan ilk kitaptır. Bestecinin ilginç yaşam öyküsüne ek olarak yirmi yedi eserinin müzikal, psikolojik ve metafizik açıdan detaylı analizleri ve yorumları da sunulmuştur.

Beethoven pek çok büyük sanatçılar gibi ruhsal yolun yolcusuydu. Onun yaşamı, insan ruhunun Tanrı’ya giden yolda dış zorlukları ve iç kusurları yenmek için verdiği arşetipik mücadeleyi yansıtmakta tüm büyük öncüler gibi hepimize yol göstermektedir.

Bu kitabı alan okurlarımıza bir hatırlatma olarak, daha önceki yıllarda yayınlamış olduğumuz Rosemary Brown’un Bitmemiş Senfoniler adlı kitabını da okumalarını öneririz. Adı geçen eser ilginç içeriğiyle müzik ve ruhsal alem arasındaki bağlantıları gözler önüne sermektedir.

BEETHOVEN'IN GÜNÜMÜZDEKİ ÖNEMİ

“Müzik, insandan ateş çıkartmalı.” demiştir Beethoven. Bu, bizden ateş çıkaran bir müziğin ve onu dünyaya armağan eden adamın hayat öyküsüdür.

Geleneksel biyografiler hiçbir zaman Beethoven’ın hayatının temel ruhsal doğasını yeteri kadar vurgulayamamıştır. Ve geleneksel akademik müzikolojik yorumlar da hiçbir zaman Beethoven’ın müziğinin kökten biçimde metafizik doğasına yeterli dikkati çekememişlerdir. Beethoven Ruhsal Yol’un bir öğrencisiydi. Hayatı ve müziği ancak bu perspektiften bakıldığında doğru olarak anlaşılabilir ve takdir edilebilir.

Beethoven’ın hayat hikayesi, insan ruhunun Tanrı’yla bütünleşme peşindeki kutsal serüveni sırasında, tüm dış muhalefete ve içsel eksikliklere galip gelmek için gösterilmesi gerekli örnek bir çabayı tanımlar. Hayata çok yeterli bir başlangıç yapmamasına rağmen hepimizi esinleyebilen bir biçimde zafere giden bir yol haritası çıkarmayı başarmıştır. Bireysel hayatında felaketin orta yerinde olmasına rağmen, dünya döndüğü sürece tüm ulusların halklarını heyecanlandıracak ve manevi olarak yükseltecek büyüleyici eserler yaratmıştır. Hayat hikayesi bu kitabın ikinci bölümünün konusudur.

Beethoven’ın müziği kendi içinde, ruhsallık yolcularının Yolunun öyküsünü anlatır ve her bir büyük kompozisyonu bu Yol’daki belli bir evrenin tanımıdır. Eserleri mevcut meditasyon müzikleri içinde en büyükleri arasındadır. Dolayısıyla bu kitabın üçüncü bölümü, Beethoven’ın müziğinin kendi kendini dönüştürmeyi hedef alan bireyle ilişkisini anlamaya ve kullanmaya yarayacak, her parçayı tek tek ele alan bir rehber olarak tasarlanmıştır.

Ernest Newman’ın yazdığı gibi, “Beethoven’ın imajinasyonunun özelliği onun bizi, yalnızca tüm müziği değil, tüm hayatı, tüm duyguları ve tüm düşünceleri tekrar tekrar yeniden değerlendirdiğimiz bir yüksekliğe çıkartmasıdır.”

Buradaki can alıcı nokta, Beethoven’ın müziğinin bizi değiştirebilmesidir. Yani bilincimizde devrim yaratma potansiyeline sahiptir.

Beethoven devrimci bir çağda yaşayan gerçek bir devrimciydi. Ancak onun kişisel devrimi, öncelikle psikolojik ve ruhsaldı. İşe bakın ki bir başka devrimci, Napolyon Bonapart’ın topları Viyana’yı bombaladığı sırada Beethoven da bu şehirdeydi. Bir arkadaşının bodrum katına sığınmıştı ve Beşinci Piyano Konçertosu İmparator’u besteliyordu. Et ve kemik imparatoru Napolyon her yeri silip süpürecek ve Avrupa’nın büyük bölümünü mağlup edecekti, fakat daha ileride Waterloo’su ile karşılaşacaktı. Sonunda çok daha somut bir etkinlik ve kalıcılığa sahip olduğunu kanıtlayan ise Beethoven’ın devrimi ve “soyut” müziği olmuştur.

Çünkü Beethoven müziğin, kişinin ruhuyla temasa geçme gücünü biliyordu. Ve bu temas kişiyi dönüştürüyordu. Napolyon topla tüfekle fethetmeyi seçerken Beethoven, dünyanın değişimi için silah yerine bestelerini yazdığı kalemi seçmişti. O kendi zamanında kalpleri fethetmişti ve hala da fethetmektedir.

Çağlar boyunca, üstat bilge ve filozoflar müziğin -hangi cinste olduğuna bağlı olarak daha iyiye veya kötüye götürecek şekilde- insan bilincini değiştirme yollarının en güçlülerinden birisi olduğunu biliyorlardı. Bir uygarlık, kendi müziğinin ruhsal ve moral seviyesinin büyük olasılıkla daha üstüne yükselemezdi. Yazar ve hatip Andrew Fletcher’in 1704’te İskoç Parlamentosundaki konuşmasında söylediği gibi, “Çok akıllı bir kişi tanımıştım. Ona göre; eğer bir adam bütün o baladları yaratma olanağını bulmuşsa, o ulusun yasalarını kimin yapacağı hakkında kaygılanması gerekmez, inancındaydı.”

Beethoven bu prensibi bütünüyle anlıyordu. Gençliğinde Schiller’in tüm sanatçılara yaptığı çağrısını okumuştu: “İnsanoğlunun itibarı size emanet edilmiştir, buna özen gösterin! Çünkü o sizinle alçalır ya da sizinle yükselir!” Beethoven, beşeri zihinleri Tanrı’nın Zihni’yle temasa geçirerek insanlığı halihazırdaki durumunun üstüne yükseltme gücüne sahip bir müziği bilinçli olarak yaratmaya çabalıyordu. Müzik aracılığıyla Ruh’un matrikslerini Madde’ye getirmek, Mesih bilincinin tohumlarını O’nun gibi, sevdiği insanlığın içine ekmek için çabalıyordu. Hangi derecede başarılı olduğunu ölçmek için, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bestecisi olarak değerlendirilmesini hatırlamak yeterli olacaktır.

Daha çocuk yaşlardayken Beethoven, müziğin içsel gücünün, bilinci dönüştürebilen kuvvetinin farkındaydı. İlk mektupları, o zamanlarda bile kendisi için değil başkaları için besteleyen ve insanlığın hizmetindeki genç bir adamı anlatır. Beethoven çocukluğunda erken dönem müzik öğretmeni Rahip Willibald Koch’a bir seferinde kuşkuyla şöyle sormuştu: “Niçin, bir müzisyen olarak bu kadar iyiyken, böyle bir kenara çekiliyorsun?”

Eserlerini dinleyerek Beethoven’ın müzikal/ruhsal ilerleyişinin yolundan devam edebiliriz (Özde, müzikal ve ruhsal ilerleme bir ve aynı şeydir). Bu vasıtayla onun amaçladığı gibi bizim ruhsal farkındalığımız da giderek daha çok genişler. Beethoven’ın müziği Tibetli bir rahibin dua tekerleğine uzanan eli gibi, şakralarımızı döndürür ve hızlandırır, ruh haletimizi yüceltir ve hatta bir ölçüde kişiliğimizi kalıcı biçimde değiştirir. Notalarda mevcut Tanrı Bilinci’nin unsurları içimize çekilir ve bünyemize katılır.

Bunun ötesinde, birey birey bilincin dönüştürülmesi sayesinde Beethoven, yirminci ve yirmibirinci yüzyılların düşünce tarzlarına doğru bir köprü kurmuş genel olarak toplumsal bilincin değişmesinde de önemli ve gerekli bir rol oynamıştır. Bunu müzik aracılığıyla uygulamasına rağmen, etkisi sanatın tüm dallarına ve toplumun tüm kesimlerine süptil bir şekilde yayılmıştır.

Beethoven’ın sanatçı anlayışı zamanının o kadar ilerisindeydi ki, en büyük eserlerini bestelerken bunu gelecek nesiller için yaptığınında yeteri kadar bilincindeydi. Hammerclavier piyano sonatı hakkında müzik yayımcısına, “İşte sana piyanisti uğraştıracak ve ancak bundan elli yıl sonra dinlenebilecek bir sonat.” diye yazmıştı. Özellikle daha ileri dönemdeki eserleriyle ilgili olarak Beethoven, onları bestelediği sırada çağdaşlarının büyük çoğunluğu tarafından takdir edilmeyeceğini ve hatta anlaşılmayacağını biliyordu. Son büyük yaylı çalgılar kuartetlerinin bazıları, o yaşadığı sürece bir kere bile çalınmamıştı ve yirminci yüzyılın başına kadar bu kuartetlerin Beethoven’ın çalışmasının finali ve en güzel meyveleri olduğu yeteri kadar kavranılamamıştı.

1800’lerde Beethoven’ın geç dönem kompozisyonlarını dinleyen kişilerin sayısı birkaçı geçmiyordu. Bunların arasındaki Hammerclavier sonatı, Missa Solemnis gibi eserler ve son beş kuartet, günümüzde bile büyük çoğunluk tarafından hiç dinlenilmemiştir. Sokaktaki kişinin bunların adını bile duymamamış olması insanı şaşırtmaz. Dolayısıyla Beethoven’ın eserlerinin bir çoğunun, geçmişten veya günümüzden çok geleceğe ait olduklarını söylemek mümkündür.

Egemeta